Yaşamın İzleri (43): Eren Keskin ile “Cesaret insanı korur”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yaşamın İzleri’nin 43. bölümünde İrem Afşin, Türkiye’de hak savunuculuğu denince ilk akla gelen isimlerden avukat Eren Keskin ile mücadelenin ışığındaki hayat akışını güncele değinerek konuşuyor.

24 Mayıs 1959 Bursa doğumlu olan Eren Keskin’in babası Sivaslı, annesi Çerkez. Çok özgür bir çocukluk geçirdiğini anımsayan Keskin, avukat olmaya Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesi nedeniyle ortaokulda karar vermiş: “Ortaokuldaydım, Deniz’ler Bursa’ya kaçtı, annem evden giderken tembihlerdi, ‘Abiler gelirse içeri alın’ diye. Çok istemiştim Deniz’lerin gelip bizde saklanmasını, sonra asıldılar, bizim evde hep konuşuldu. Ben Deniz’ler yüzünden avukat olmaya karar verdim.”

Eren Keskin, bir diğer tutkusu olan tiyatro eğitimini yarıda bırakmasını anlatırken, “Tiyatroyu çok severdim, liseyle birlikte bir süre konservatuvara devam ettim ama oradaki burjuva ortamı hoşuma gitmediği için bıraktım, ama tiyatroyu hâlâ çok severim. Bir yeğenim tiyatro tahsili yaptı” diyor. 

Soykırım coğrafyası”

13 yaşında Kürt olduğunu öğrenen Eren Keskin, ailesinin geçmişini hep merak etmiş: “Bu coğrafya bir soykırım coğrafyası. Ben çok özgür büyüdüm ama düşünün kimliklerini saklamak zorunda olan iki insan tarafından büyütüldüm. Benim gibi çok insan var bu ülkede.”

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 1986’daki kuruluş sürecini de aktaran Keskin, hak savunuculuğu mücadelesinin negatif ve pozitif yönlerini “İnsan hakları mücadelesinin kazandırdığı en önemli şey hak arama bilincinin gelişmiş olması, bunda İHD’nin çok etkisi oldu” diye açıklıyor.

1995’te, bir yazısındaki “Kürdistan” kelimesi yüzünden hapis cezası alan Eren Keskin, programda kendi isteğiyle siyasi tutuklu kadınlarla birlikte hükümlü olarak hapis yattığı Bayrampaşa Cezaevi’nde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Özellikle siyasi tutuklu kadınlarla kalmak istedim. Dışarıda maruz kaldıkları hak ihlalleriyle ilgilendiğimiz Kürt kadınların içerideki şartlarını görmek, onlarla birlikte olmak istedim. Kadınlar maruz kaldığı cinsel işkenceyi aramızda eşit bir ilişki olduğu için paylaştılar.”

Cezaevinden çıktıktan sonra “Cezaevinde ve Gözaltında Cinsel Şiddet ve İstismarla Mücadele Hukuk Birimi’ni kuran Eren Keskin programda, aynı zamanda bir kadın avukat olarak gördüğü psikolojik şiddet ve baskılardan bahsediyor; 2000 yılında Prof. Necla Arat ve Fatih Altaylı ile yaşadığı süreci detaylı olarak anlatıyor.

#ErenKeskininSürmeleriyiz

Sürmeli gözleri, farklı makyajı ve saçlarıyla tanınan Eren Keskin, zamanında aldığı tepkiler nedeniyle tavır koyduğunu belirtiyor: “Bence makyajımda farklı birşey yok aslında, lisede sol bir grubun içinde yüzümde allık var diye sorgulandım, bir tavır olarak ‘Siz bana karışamazsınız’ diyerek makyaj yapmaya devam ettim. İdeolojiler de inançlar da size istediği kadını dayatıyor, ben kendi olmak istediğim kadın olmak istedim.”

“Kadınları kadın mücadelesi kurtaracak”

Kadın hareketinin özgürleşmesinden bahseden Eren Keskin, “Kadınları ne sosyalizm ne başka bir şey kurtaracak, kadınları kadın mücadelesi kurtaracak” diyor.

Tüm tehditlere rağmen hak mücadelesinden hiç vazgeçmeyen Keskin, “Cesaret insanı korur diye düşünüyorum. Korku çok insani bir duygu, biz korkuyla yaşamayı öğrendik, korkunun beni yönetmesine izin vermiyorum” diye konuşuyor. Korkusunu belli etmediğini ifade eden Keskin, kendi yaşamından örnekler veriyor: “Kadın avukat olarak erkeklerin yaşadığı tehditlerden fazlasına, cinsel içerikli saldırılara da maruz kalıyorsunuz. Hepsi birer cinsel taciz olan bir çok haber yapıldı. Korktuğunuzu belli ederseniz daha çok üstünüze geliyorlar.”

Hak savunuculuğunun getirdiği travma ile başa çıkmak için özel birşey yapmadığını aktaran Keskin, “Tabii ki yaşadığımız hiçbir şeyi unutmuyorum, unutmamak da mücadeleye devam etmemi sağlıyor” diyor. 

“Maçlarda barışçıl sloganlar atılsa ne iyi olur?”

Umudunu hiç yitirmeden mücadele ettiğini belirten Eren Keskin, direnişe inanıyor: “Ben hiçbir zaman umutsuz olmaktan yana değilim, dünyayı her zaman direnenler değiştirir, o yüzden mücadeleye devam etmemiz gerekiyor.”

Eren Keskin’in pek bilinmeyen yönlerinden biri futbol tutkusu. Galatasaray ve Amedspor taraftarı olduğunu söyleyen Keskin, futbola düşkünlüğünü anlatırken, barışla futbol arasında bağ kuruyor: “Popüler kültür çok önemli, çok insanın izlediği maçlarda barışçıl sloganlar atılsa ne iyi olur?”

“Biat etmiyoruz, sözümüzü söylüyoruz”

Türkiye’nin en önemli sorununun adalet olduğunun altını çizen Keskin, “Adalet ve ifade özgürlüğü olmadan barış gelmez. Sadece Tayyip Erdoğan üzerinden geliştirilen muhalefet, bize devletin resmi ideolojisini unutturuyor. Kişiler gider, devlet ideolojisi kalır, toplum o ideoloji ile biçimleniyor” diyor.

Eren Keskin programı şu mesajla bitiriyor: “Umudumu hep korumaya çalışıyorum, biz hakikatin peşinde koşarak mücadele ediyoruz. Kimse inanmadığı birşey için kendini riske atmaz. Biat etmemek kişisel konfor sağlıyor. Biat etmiyoruz, sözümüzü söylüyoruz.”

Kamera: Leyla Özkaynak

Kurgu: Sercan Öztürk & İrem Afşin

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus