Yaşamın İzleri (50): Ünsal Ünlü ile “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz!”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yaşamın İzleri bu hafta 50 bölüme ulaştı. İrem Afşin 53’üncü konuğu “patronsuz” gazeteci Ünsal Ünlü ile dünden geleceğe gazeteciliği, ülke gündemindeki sıcak gelişmeleri, hayatı ve umudu konuşuyor.

“Ankaralıyım ve gazeteciyim”

22 Ocak 1970’de Ankara’da doğan, geçen hafta 50’nci yaşını kutlayan Ünsal Ünlü doğma büyüme “Ankaralı” olmanın anlamını tarif ederken, “Kendimi anlatırken hep ‘Ankaralıyım, gazeteciyim’ derim. Bu şehirde kendimi rahat hissediyorum, her sokağında anılarım var. Bence Ankara’da ilişkiler İstanbul kadar ticari değildir. Tanıdığım birine burada birşey lazım olursa, ‘Ankara benim, rahat olun’ derim” diyor. 

1982 yılında henüz 12 yaşındayken Ankara Radyosu Radyo Çocuk Saati ile yayıncılık hayatına başlayan Ünsal Ünlü, çocukluğundan en çok radyo zamanlarını anımsıyor: “12 yaşında radyoya başladım, 67 çocuktuk, şu anda farklı ülkelerde yaşayan, her meslekten insan var aramızda, doktorlardan sanatçılara kadar… Ben mikrofon kullanmayı, sesimi idare etmeyi, bu işin inceliklerini çok iyi hocalardan öğrendiğim için kendimi şanslı sayarım.” 

Ünlü’nün gazetecilik kariyeri de çok genç yaşta TRT’de başlıyor. 1989’dan itibaren TRT Haber’de “Genç Haber” programının sunuculuğunu üstlenen Ünlü, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) İktisat Bölümü mezunu. Yayınlarında çok sık dile getirdiği gibi, okulundan bahsederken “Benim alanım ekonomi” dese de gazetecilik her zaman ağır basmış: “19 yaşında TRT’de Genç Haber’i sunarak başladım, gazetecilik ateşi içime öyle girdi. Mülkiye sonrası 1997’den beri aralıksız gazetecilik ve televizyonculuk yaptım, genel yayın yönetmenliği haricinde her konumda çalıştım.” 

“Gazeteci muhabirse gazetecidir”

Ünsal Ünlü için gazetecilik kavramı, muhabirlikle eşdeğer. “Gazeteci muhabirse gazetecidir. Muhabir haberi getirmezse hiçbir şey yapamazsınız” diyen Ünlü, dört yıldır sürdürdüğü sabah programlarına da bir muhabir gibi hazırlanıp araştırma yaptığını, tanıdığı kaynaklarla görüşüp notlar alarak yayına çıktığını aktarıyor. 30 yıla ulaşan medya kariyerine TRT’de başlayan Ünsal Ünlü, CTV, NTV, Habertürk gibi farklı mecralarda spikerlik, muhabirlik, editörlük ve Ankara temsilciliği gibi birçok farklı görev üstleniyor. 

“Genel yayın yönetmenliği haricinde her konumda çalıştım” diyen Ünlü, medyadaki cemaat ve iktidar tekelleşmesini reelde yaşayan gazetecilerden biri. Anaakımda geçen uzun yıllardan sonra 2015’te kendi çalışma odasından yaptığı internet medyasındaki sabah programları ile farklılık yaratan Ünsal Ünlü, anaakımdan ayrılma sürecini, “En son TRT Türk’de siyasi bir program yaparken 2010 referandumu döneminde bakanlar ‘ekrana çıkalım’ diye arıyorlar, ‘Soracağım soruyu kabul ederseniz gelin’ diyorum, tabii öyle bir şey olmuyor, ‘Referandumu anlatacağız’ diyorlar, ben de ‘Hayır’ diyorum, tabii kısa zamanda yönetimle ipler kopma noktasına geldi, bu adam artık olmasın dediler” diye aktarıyor.

“Durumsuzlar ile 37 kişilik yayından 100 bin kişiye”

Ünlü, dört yıl önce, Ağustos 2015’te başladığı Scope üzerinden sabah programı yapma fikrinin nasıl doğduğunu da şöyle anlatıyor: “Adı patronsuz ama izleyen herkesin aslında patron olduğu program formatını sekiz ayda oluşturdum. O dönemde Scope yayınlarına yeni başlayan Ruşen Çakır da sürekli ‘Sen de program yapmalısın’ diye ısrar etti. Dört yıl önce 37 kişi başladığımız yayını şimdi ortalama 100 bin kişi izliyor. Altı ayda anaakımı geçeriz demiştim, bilerek tüm TV kanallarında sabah haber-yorum programı yapılan saat 9’u seçtim, dört buçuk ayda hepsini silip geçtik.” 

“İnsanlar artık saf haber izlemek istiyor. Şu anda TV kanallarındaki pespayeliğin yanında, dört yıl sonra artık benim sabah programıma ‘haber programı’ olarak bakılıyor, tam istediğim şey oldu ama bunu izleyicilerimizle beraber yaptık” diyen Ülü, “patronsuz” yayınlarını izleyicilerin oluşturduğu “durumsuzlar” kitlesi ile birlikte interaktif yaptığını vurguluyor: “Her zaman söylüyorum, ekranda tek kişi konuşuyor belki ama biz yayınları hep beraber yapıyoruz.”

“Artık anaakım medya biziz, onlar tercih edilmeyen alternatif”

“Alternatif medya” tanımının doğru olduğunu belirten Ünsal Ünlü, “Bizim muhalif gazeteci olarak görülmemizin tek nedeni, biz gerçek gazetecilik yapıyoruz, anaakımdakiler gazetecilik yapmıyor, soytarılık yapıyor. Şu anda artık anaakım medya biziz, onlar da tercih edilmeyen alternatif. Bizim yayınları 79 ülkeden insan izliyor, AKP’li muhafazakâr kesim dahil izleyicimiz var, o kadar çok insan TV kanallarını izlemiyor ki artık…” tespitinde bulunuyor. DİSK-Basın İş Başkanı gazeteci Faruk Eren’in tespitine katıldığını söyleyen Ünlü, “İlk kez yeni bir medya oluşumunun içinde olduğumuza katılıyorum. Bizler yeniliği savunan ve sürdüren eski gazeteciler olduk. Gelecekte anaakımla biz karışacağız, haber havuzu olacak, sel suyu iyice karışacak, arada kırılan dökülen de olacak tabii, bütün kötüler de ayıklansın zaten” diyor. 

“Askıda bilet ve kitap uygulaması çok güzel gidiyor”

Sabah yayınlarında yeni dönemde başlattığı “askıda bilet / askıda kitap” uygulamasını anlatan Ünsal Ünlü, çok pahalı olduğu için tiyatro bileti alamayan bir üniversite öğrencisi nedeniyle bu uygulamaya başladığını söylüyor. Gelen büyük desteği keyifle anlatıyor: “İlk kız arkadaşıyla özel yemeğe gönderdiğimiz üniversite öğrencisi var. Yazarlardan, tiyatro sanatçılarından çok destek geldi, çok sayıda mail ve mesaj alıyorum, düzenleme yaparken zorlanıyorum, ama çok güzel gidiyor!”

Son yıllarda Türkiye’de giderek yaygınlaşan korku ikliminden etkilenmediğini söyleyen Ünsal Ünlü, “Hiç korkarak yayın yapmadım, benim izleyicim çok dikkatlidir, zaten hemen fark ederler. Bugüne kadar hiç kendime izah edemeyeceğim bir iş yapmadım, hiç korkum yok, bugüne kadar da hiç hissetmedim. Çok sevdiğim, başucu kitaplarımdan birinde eski Fransa cumhurbaşkanlarından François Mitterrand, ‘Cesaret dediğin korkmamak değildir, cesaret korkuya egemen olmaktır’ der. Biz dört yılda sözün söylenmesinden korkulmayacağını zaten gösterdik diye düşünüyorum, o yüzden bir tedirginliğim yok” diyor. 

“Tek adam rejiminin en büyük zararı Erdoğan’a verdiğini düşünüyorum”

18 yıllık AKP iktidarını değerlendiren Ünsal Ünlü, kuruluşu öncesinden beri takip ettiği partinin çok değiştiğini düşünüyor: “AKP iktidarında beni en rahatsız eden şey, gelip tıkandıkları yer: Bir yanda Tayyip Erdoğan var, diğer yanda ülke var gibi davranıyorlar. İyi yapılan ne varsa Erdoğan yapıyor, kötü bir şey varsa ya muhalif yapmıştır ya da o hata için içlerinden bir kurban bulunuyor. Geçen yıldan beri yayınlarımda da hep söylüyorum, para bitti, örtbas etmeye çalışsalar da iki yıldır ağır bir ekonomik kriz yaşıyoruz. Erdoğan’ın İstanbul konusunda bu kadar ısrar etmesinin nedeni, İstanbul AKP’nin para kaynağıydı, para kaynağı kesildiği andan itibaren Erdoğan, seçmen kaybetmeye başladı. Bu insanlara hizmet olarak götürüldüğü söylenen, ama sadece partililere dağıtılan birçok şeyin önü kesildi, bu insanlar artık işe alınamıyor, bir yerlerden aldıkları mal-mülk-eşya, vakıflardan gelen para tükendi, bu doğrudan seçmen kaybı demek. Ben tek adam rejiminin en büyük zararı Erdoğan’a verdiğini düşünüyorum. AKPlilerin yerinde olsam parlamenter sisteme geri dönmenin çarelerine bakardım. İleride ülkenin medya tarihiyle siyasi tarihi dürüstçe yazıldığında bu teşhisi kullanacaklar, adım gibi eminim, Erdoğan’a en büyük zararı bu inatla kendisi verdi, parti milletvekili ve seçmen kaybediyor, bu artık çok net görülüyor.” 

“2020’de seçim bekliyorum”

Yaşanan toplumsal kutuplaşmanın kırılabileceğini düşünen Ünlü, “Sabahattin Ali der ki, peynirin bile ne olduğunu anlamak için tadına bakarken, karşımızdaki insana bir bakışta karar veriyoruz. Toplumsal kutuplaşmayı Gezi’de ve 31 Mart seçimlerinde kırdık” diyor. “AKP’den önce her şey çok iyiydi diye düşünmek hem kolaycılık hem de büyük yanlış. Biz gerçekleri doğru habercilikle insanlara göstereceğiz. Demokrasi ötekinin değil başkasının da olduğunu kabul etme rejimidir ve zordur” diyor. Ünlü, yeni yılda seçim beklentisinin de altını çiziyor: “Siyasi krizleri tetikleyen ekonomik krizlerdir. Türkiye’de yakın tarihi pek okuyan olmadığı için gözden kaçıyor, ekonomik kriz toplumun her kesimini vurmaya başladı. Ben 2020’de yeni bir seçim göreceğimizi düşünüyorum. Erdoğan’ın sonunu tek adam rejimi getirecek, eğer seçime gitmezse mecburen siyasi sistemle oynaması gerekir. Davutoğlu’nu kastetmiyorum ama Babacan gibi oluşumlar sağda yeni bir birlik getirebilir.”

“Türkiye’nin sizce en büyük sorunu nedir?” sorusuna tek kelimeyle “cehalet” karşılığını veren Ünsal Ünlü, programı kapatırken yine de umudu vurguluyor: “Bizim en büyük sorunumuz bence cehalet. Bu cehaletin karşısında çok konuşmak, birbirimizi görmek ve her şeyi paylaşmak zorundayız, cehaleti ancak böyle yeneriz.”


Yaşamın İzleri Ankara çekimleri: 

Kamera: Batu Bozkürk & Nâzım Özgün İpek 

Kurgu: İrem Afşin & Sercan Öztürk 

“Yaşamın İzleri 50 bölüm tanıtım” filmi prodüksiyon: Tamer Durak 
* “Yaşamın İzleri 50 bölüm tanıtım filmi” müziği gosoundtrack.com ‘dan kullanılmıştır. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus