Işın Eliçin’le Dünyanın Gidişi (66): Kovid-19’la küresel savaş – Hastalıktan kim, nasıl iyileşiyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yeni tip koronavirüsün yol açtığı hastalık olan Kovid-19’la ilgili vaka ve ölüm sayılarını izlerken, iyileşenlerin sayısının da hızla artmakta olduğunu gözden kaçırıyoruz. Bu hastalığın henüz bilinen bir tedavisi yok. Peki iyileşenler nasıl iyileşiyor? Neden hastalık belirtilerinin kaybolması iyileşmiş sayılmak için yeterli görülmüyor? Araştırdım.

Yayın metni:

Merhaba, bugün 9 Nisan Perşembe.Hemen hepimiz günlerdir hem dünyada hem de Türkiye’de doğrulanmış Kovid-19 vaka sayılarındaki artışı, dehşetle izliyoruz. Ben bu yayına hazırlanırken dünya geneli için bu sayı bir buçuk milyonu bulmuştu; Türkiye’de ise 40 bine yaklaşıyordu. Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı da her gün artıyor.

Ama ben bugün bu yayında bardağın dolu tarafına, Kovid-19’dan iyileşenlere odaklanmak istiyorum.

Doğru, bu yeni tip koronavirüsle enfekte olan kişilerin sayısı katlanarak artmaya devam ediyor. Henüz bu trend değişmedi. Ama Kovid-19’dan iyileşenlerin sayısı da hızla artıyor. Dünya genelinde resmi istatistiklere geçen Kovid-19 tanısı konmuş bir buçuk milyon insanın yüzde 20’sinden fazlası, 300 binden fazla kişi iyileşti bu hastalıktan şu ana kadar. Üstelik bu hastalığı orta ya da hafif şiddette geçiren, test yapılmadığı için de istatistiklere yansımayan en az bir o kadar insan daha var.

Henüz aşısı ve ilacı olmayan bu hastalıktan nasıl iyileşiyorlar?

Yanıtı kolay, bağışıklık sistemimiz sayesinde. Koronavirüs bulaşınca, virüsün üzerindeki antijen adı verilen proteinler bağışıklık sistemini uyarıyor; bağışıklık sistemiz de virüsün çoğalıp yayılması engellemek üzere bu antijenleri etkisiz hale getirecek antikor adı verilen proteinleri üretmeye başlıyor.

Hastalık belirtileri, virüsün kendini çoğaltarak yerleştiği bölgeye zarar vermeye başlaması üzerine ortaya çıkıyor.

Hastalık belirtilerinden önceki sürece ise kuluçka dönemi deniyor. Yeni tip koronavirüs kuluçka döneminde hayli bulaşıcı ve semptomların ortaya çıkması için geçen süre kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Sağlık Bakanlığı 2 ile 14 gün arasında değişebildiğini not etmiş ama bulaşma zinciri açısından 14 günmüş gibi kabul ediyor. 

Bu arada antikorlar da sayıca çoğalmaya ve kan yoluyla gidip buldukları antijenleri alt etmeye, virüsün hastalık yapıcı etkisini ortadan kaldırmaya başlıyorlar.

Kovid-19 için belirtilerin ortaya çıkmasından itibaren hastalık süresi ortalama yedi gün kabul ediliyor. Hastalığın şiddetine göre iki haftaya kadar da uzayabiliyor. İşler yolunda gider antikorlar antijenleri alt etmeyi başarırlarsa, belirtiler gerileyip kayboluyor.

Nihayetinde bağışıklık sistemi Kovid-19’u yeniyor; yeniyor yenmesine ama bu durum hastanın resmen iyileşmiş kabul edilmesine yetmiyor. Çünkü belirtiler sona erdikten sonra bir miktar virüs, bir müddet daha vücutta kalabiliyor. Ve yine bu dönemde de virüsü başkalarına bulaştırma ihtimali var. O nedenle hastaların kendilerini bir süre daha izole etmesi isteniyor.

İzolasyon süresi ülkelere göre farklılık gösterebiliyor. Örneğin ABD’de test yaptırmadan resmen “iyileşen vaka” sayılabilmek için şu üç kriterin karşılanması gerekiyor:

  • Üst üste üç gün, yani 72 saat boyunca ateş düşürücü kullanmadan ateşin çıkmaması,
  • Öksürük, nefes darlığı gibi diğer belirtilerde iyileşme olması,
  • Ve ilk belirtinin üzerinden en az 7 gün geçmiş olması.

Test yaptırayım, virüsten tamamen temizlendiğimden emin olayım derseniz o zaman ilk iki zorunlu koşula, 24 saat ara ile yapılacak iki testin sonuçlarının ikisinin de negatif çıkması ekleniyor.

Hastalık yeni, hastalığa dair bilgi, bulgu ve veriler de yenilenip değiştiği için sağlık otoriteleri hastanelere yolladıkları protokolleri, rehber bilgileri sık sık güncelliyorlar.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın 2 Nisan 2020 itibariyle belirlediği taburcu olma ya da iyileşme kriterleri şöyle:  

Hastanede yatan bir hasta, belirtiler ortadan kalktıktan sonraki 48 ila 72 saat içinde ateşlenmediyse, oksijen desteğine de ihtiyacı yoksa, doktorunun da onayıyla taburcu edilip evine gönderiliyor. Ama taburcu olduktan sonra iki hafta daha evinde kendini izole etmeye devam etmesi gerekiyor. Aynı şekilde tanı konup hastaneye yatırılmadan evine geri gönderilenlerden de, semptomların düzelmesinden sonra 14 gün daha izolasyon tedbirlerine uyması isteniyor.

Buna mukabil, eğer Kovid-19 tanısı konmuş kişi sağlık çalışanı ise, ABD’dekine kısmen benzer şekilde, belirtilerin görülmesinin üzerinden en az 7 gün geçtikten sonra, ilki en erken semptom görülmeyen üçüncü günün sonunda yapılmak kaydıyla, 24 saat arayla alınacak iki test sonucunun ikisinin de negatif çıkması, iyileşmiş sayılmak için gerekli koşullar olarak sıralanıyor. 

Bağışıklık sistemi, bir kez hastalanıp iyileştikten sonra Kovid-19’a karşı ömür boyu koruma sağlar mı? Büyük olasılıkla “hayır” diyor bilim insanları. Kesin kanıta dayalı olmamakla birlikte, Kovid-19’tan iyileşmiş birinin bir süre boyunca yeniden hastalanmayacağı düşünülüyor. Ama ne kadar süre boyunca, birkaç hafta mı birkaç ay mı, birkaç yıl mı ona da kesin bir yanıt verilebilmiş değil. Çalışmalar var; örneğin mart başında araştırmacılar dört makak maymununu 28 gün arayla iki kez yeni tip koronavirüsle enfekte etmişler. Maymunlar yeniden hasta olmadıkları gibi virüse yanıt olarak ürettikleri antikorlarla, Kovid-19 hastası insanlarınki arasında benzerlikler de bulmuşlar. Ama hepsi bu. Çok haberleştirilen bu çalışmadan, şu aşamada, insanların da ilk enfeksiyondan hiç değilse 28 gün sonra yeniden enfekte olmayacaklarına dair bir kanıt çıkmıyor, umut veriyor diyelim.

Antikorlar hastalık belirtileri geçtikten, hasta iyileştikten sonra azalmaya başlıyor, bağışıklık sistemi ise ilgili hastalığı nasıl bir defansla yendiğini hafızaya atıyor. İhtiyaç halinde, gereken antikor üretimi ile virüs sonraki saldırısında daha doğru dürüst çoğalamadan yok ediliyor.

Aşılar da bağışıklık sistemine, zayıflatılmış bir düşmana karşı tatbikat yaptırarak, nasıl yendiğine dair bilgiyi hafızasına kaydettirme yöntemi.

Bağışıklık sistemimiz suçiçeği virüsünün aşısıyla, bu hastalığı yenmenin bilgisini ömür boyu hatırlıyor. Ama bir başka hastalık için bu süre daha kısa olabiliyor, birden fazla aşılanmak gerekebiliyor ya da grip aşılarında olduğu gibi influenza virüsü mutasyona uğradıkça aşının formülünü yenilemek, her sene yeni bir versiyonunu üretmek gerekebiliyor.

Kovid-19 için aşı bulma yarışı ocak ayı başında start aldı. Türkiye de dahil birçok ülkede bilim insanları zamana karşı yarışıyor ama daha en az bir yılı var bu çalışmaların meyve vermesi için.

Bu arada Kovid-19’la savaşta deneyim kazanmış antikorlar, kan plazması yoluyla iyileşen kişiden alınıp hasta kişiye bağışıklık sistemini takviye etmek üzere transfer edilebiliyor. 1890’lardan beri çeşitli hastalıklar için denenmiş kullanılmakta olan bir yöntem bu. Türkiye’de de Kovid-19 hastaları için uygulanmaya başladı. Immün plazma ya da antikor tedavisi olarak bilinen bu yöntemde, donörün bağışıklık sisteminin direncii plazma transferi yaptı diye zayıflamıyor. Ama böyle bir transfer, hasta kişinin bağışıklık sistemini aşıda olduğu gibi antikor üretmek için uyarmıyor. Transfer edilen antikorların sayısı da giderek azalıyor, dolayısıyla bunun hastalığa karşı en zayıf durumdaki hastaların yararlandırıldığı geçici bir önlem olduğunu bilmekte fayda var. 

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca geçen haftaki basın toplantılarından birinde “Koronavirüse karşı en büyük kozumuz, ona yakalanmamak” demişti. Fakat yakalanmamak için bireysel çaba yetmez, devletin de alması gereken önlemler var. Alındı mı hepsi, yahut alınan yeterli mi? Pek çok uzman olumsuz yanıt veriyor. O zaman bu koza güvenip elimizi açamayız. Kişisel olarak hastalığa karşı varsa bir büyük kozumuz, o da bağışıklık sistemimiz gibi duruyor. Bugün buna dikkat çekmek istedim. İzlediğiniz için teşekkürler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus