Işın Eliçin’le Dünyanın Gidişi (72): Kovid-19’la küresel savaş – Hastalık kalp, damarlar, böbrekler ve beyinde ne gibi hasarlara yol açıyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayın metni:

Merhaba, bugün 5 Mayıs 2020. Dünya genelinde doğrulanmış Kovid-19 vakalarının sayısı üç buçuk milyonu geçti, 250 bin civarında kişi de hayatını kaybetti. Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı 11 Mart’tan bu yana Kovid-19 oldukları PCR testi ile doğrulanmış kişilerin sayısını dün 127 bin 569 olarak açıkladı. Ülkemize kayıtlara ölüm nedeni Kovid-19 olarak geçenlerin sayısı ise 3461.

Bugünlerde, dünyanın pek çok diğer ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de Kovid-19 pandemisi nedeniyle uygulanan tedbirlerin gevşetilmesi konuşuluyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan dün aşamalı bir planı kamuoyuna açıkladı. Ancak bilim insanları bu hastalığın daha çok uzun bir süre kitlesel olarak sağlığımızı tehdit etmeye devam edeceğini, bu gerçekle yüzleşilmesi gerektiğini söylüyorlar, planların buna göre yapılması gerektiğine dikkat çekiyorlar. Yani sağlık sistemini, çalışma koşullarını, eğitim sistemini bu gerçeğe uygun düzenlemeden, çarkları eskisi gibi döndürmeye çalışmak riskli.

Bu yayında bir yandan bu hastalığın vücudumuzda yol açtığı hasara ilişkin klinik gözlem ve bulgulara dayalı ürkütücü bilgileri aktarırken, bir yandan da hastalık hakkında henüz ne kadar az şey bilebildiğimizi göstererek, göz korkutmayı hedefliyorum. Gözümüz korksun ki, yöneticilerimizi, devleti birincil ve asli görevi olan hayatımızı korumayı esas alan önlemler için teşvik edelim, zorlayalım…  

Anlatacaklarım, biri 17 Nisan’da Science dergisinde, diğeri 29 Nisan’da New Yorker’da yayımlanan iki makaleyi temel alıyor. Kaynaklarımın tamamını, her zaman olduğu gibi, yayın metni ile birlikte Medyascope’un internet sitesinde bulabileceksiniz.

Başlarken önce bir kez daha altını çizmek gerek: Kovid-19’u gribe benzetmeye, hafife almaya çalışanlar yanılıyor. Ciddiye almayın. İkinci olarak, Kovid-19’un sadece solunum sistemini etkilemediği, kalp, damarlar, böbrekler, mide, bağırsaklar ve beyin dahil olmak üzere bir çok organın bu hastalığa tutulduğu artık çok net. Yale Üniversitesi New Haven Hastanesi’nden kardiyolog Harlan Krumholz’un ifadesiyle, “Bu hastalık insan vücudundaki neredeyse hemen her şeye yıkıcı sonuçlarla saldırabiliyor.”

14 Nisan’daki yayınımda virüsün sindirim sisteminde yol açtığı tahribatı detaylı olarak anlatmıştım. Aynı yayında virüsün hücrelerimize nasıl girip, nasıl çoğaldığından da bahsetmiştim, bu yayında tekrar etmeyeceğim. Hastalığın solunum sistemine yönelik etkileri de görece iyi biliniyor, bolca yazıldı, ben de bahsetmiştim geçmiş yayınlarda. Dolayısıyla onu da es geçiyorum ve direkt kan dolaşımı sistemine etkisinden, damarlardan başlıyorum:

Yeni tip koronavirüs, ya da adıyla söylersek SARSCov-2 kılcal damarladaki karbondioksidi alıp oksijen veren minik hava keseciklerinin, yani alveolların çeperlerindeki hücreleri ele geçirip işlevlerini yapmasını önlüyor. Dolayısıyla kanın oksijen taşıma kapasitesinde önemli ölçüde düşüşe neden oluyor. Doktorlar, kanda oksijen taşıyan hemoglobin moleküllerinin yüzdesine bakarak, kandaki oksijen konsantrasyonunu/doygunluğunu ölçerler. Yüzde 90’ın altındaki oksijen seviyesi düşük kabul ediliyor ve derhal müdahale edilmesi gerekiyor, zira kalp ve beyin gibi hayati organların işlevlerini yerine getirebilecekleri oksijenden mahrum kalmaya başladığı yani ölüm riskinin yüksek olduğu anlamına geliyor.

Nefes darlığı çekmedikleri halde, kandaki oksijen konsantrasyonları çok düşük olan Kovid-19 hastalarının varlığı doktorlar için büyük bir soru işareti: Acaba virüs hemoglobini de mi etkiliyor? Yoksa SARSCov2 beynin oksijen ihtiyacımız olduğuna dair sinyal yollayan bölgelerini mi ele geçiriyor? Bilinmiyor ama kanda düşük hemoglobin seviyesi olup nefes darlığı çekmeyen hastaların varlığı, hangi hastanın entübe edilmesi gerektiği kararı alınırken, genel duruma bakmanın yeterli olmadığına işaret ediyor.

Vücudun bir bölümünde oluşan ve kan dolaşımı ile vücudun başka bir bölümüne taşınan kan pıhtısına emboli adı veriliyor. Emboli damar tıkanıklığına ve eğer pıhtı kalbe, akciğerlere ya da beyine ulaşırsa ölüme yol açabilen bir durum. (Hatırlatma için: Uzun süre yatakta kalmak zorunda olan kişilerde, cerrahi tedavilerin öncesinde ve sonrasında pıhtı oluşumunun önüne geçmek için varis çorabı giydirilir. Bunlara emboli, ameliyat ya da basınçlı çorap da deniyor.) Doktorlar, kandaki D-Dimer adı verilen bir proteinin ölçümünü yaparak, kandaki pıhtılaşmanın takibini yapabiliyorlar. Birçok enfeksiyon kanın yoğunlaşıp pıhtılaşmasına neden olabiliyor. Fakat, benim okuduğum kaynaklarda, bazı Kovid-19 hastalarının D-dimer düzeyleri dudak uçuklatacak cinsten. Normalde uzun süre yatarak tedavi görecek hastalara kanın pıhtılaşma yeteneğini azaltan kan sulandırıcı ilaçlar veriliyor zaten. Ama doktorlar ölçümlere bakarak, bu tip tedavinin Kovid-19 hastalarına daha agresif uygulanması gerekebileceğine dikkat çekiyorlar.

Enfeksiyon damarların daralmasına da yol açabiliyor. Bu bir organ ya da dokuya yeterince kan gelmemesi, yani doku anemisi ya da işemi ile sonuçlanabilen bir durum. Bazı Kovid-19 hastalarında ayak ve el parmaklarında morarma görüldüğüne dair paylaşımlar var sağlık kuruluşlarından gelen.

Oksijen yetmezliği kalp krizinin başlıca sebebi. Troponin, kalp kasına özgü bir protein olan ve kalp kası hasarlandığında veya kalp hücresi öldüğünde kastan kana karışan troponin ölçümü de, doktorların özellikle kalp krizinin tespitinde kullandıkları bir yöntem. Kaynaklarımda bazı Kovid-19 hastalarında yüksek troponin düzeyinden bahsediliyor. Bu kalplerinin hasar gördüğü anlamına geliyor. Kovid-19 tanısı konmuş -testle ya da klinik bulgularla- olup kalp krizinden ölen çok sayıda hasta olduğu da biliniyor. Kalp krizinin ya da kalpte hasarın başlıca nedeni oksijensizlik. Yeni tip koronavirüsün damarları pıhtı ile tıkayarak yahut kasılmasına neden olarak ya da kan basıncını düzenleyen hormonların hassas dengesini bozarak kalbin veya hayati organların oksijenden mahrum kalmasına yol açabildiği konuşuluyor. Çin kaynaklı bazı raporlarda ise koronavirüsün doğrudan kalp kasına tutunabildiğini, miyokardit ya da kalp yetmezliği olarak bilinen sendroma neden olabildiğini düşündüren bulgulara rastlanmış ve bu virüs nedeniyle oluşabilecek bir kalp yetmezliğinin tam olarak nasıl tedavi edilebileceği henüz bilinmiyor.

Kanı temizleyen böbrekler de hayati öneme sahip organlarımız ve maalesef ağır Kovid-19 hastaları için diyaliz cihazlarına da tıpkı ventilatörler gibi büyük ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Ancak bu virüs böbrek yetmezliğine nasıl yol açıyor, kalp yetmezliğinde olduğu gibi henüz tam anlaşılabilmiş değil. Oksijensizlik bir neden olabileceği gibi, virüsün doğrudan böbrek hücrelerine tutunduğuna dair de bulgular paylaşılmakta.

Beyin iltihabı ve inme de koronavirüs hastalarında görülen olgular. 3 Nisan’da Uluslararası Enfeksiyon Hastalıkları dergisinde yayımlanan Japonya’daki bir vaka incelemesinde, hastanın beyin-omurilik sıvısında SARSCov2 izine rastlanmış olması, virüsün merkezi sinir sistemine de sızabileceğine işaret ediyor. Bilim insanları virüsün beyne nasıl zarar verdiğine dair başka faktörleri de dikkate alıyorlar. Pittsburgh Üniversitesi Tıp Merkezi, mart ayında Kovid-19 hastalarıyla ilgili nörolojik datanın toplanıp incelenmesi için bir çalışma başlatmış. Kısa vadede hastanede yatan hastalardaki nörolojik komplikasyonların dökümünü yapmak, uzun vadede de virüsün beyin dahil, sinir sistemi üzerine etkisini daha iyi anlayabilmeyi umuyorlar.

Şu aşamada hastalıkla ilgili randomize klinik deneyler henüz yapılamadığı, yani bilimsel kesinliğe giden yolda ihtiyaç duyurlan süreçler tamamlanmadığı için aktarılan bu gözlemleri, klinik bulguları dikkate almak gerekiyor. Sadece vaka sayılarındaki azalmaya bakmak kafi değil. Kovid-19 yeni dalgalarla hayatlarımızı tehdit etmeye devam edecek.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus