Fehim Taştekin & Işın Eliçin ile Puslu Kıtalar (3): Suriye’de derinleşen ekonomik kriz ve yeni Amerikan yaptırımları

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Puslu Kıtalar’ın bu bölümünde Fehim Taştekin ve Işın Eliçin, dokuz yılı aşkın süredir savaşın devam ettiği Suriye’deki ekonomik durumu ve ABD’nin ülkedeki yeniden inşa sürecini hedef alan yaptırımlarını konuşuyor.

Puslu Kıtalar, Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) Derneği Türkiye Temsilciliği’nin katkıları ile hazırlanmıştır.

Yayın metni:

(Video kurgu ve transkripsiyon: Akanda Taştekin)

PUSLU KITALAR ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

AMERİKAN YAPTIRIMLARI VE SURİYE’NİN SEÇENEKLERİ

IŞIN ELİÇİN: Merhaba sevgili seyirciler, Puslu Kıtalar’ın üçüncü bölümüyle beraberiz. Bu hafta konumuz Suriye. Suriye’de savaş dokuzuncu yılını doldurdu. 10. yılını doldurmaya doğru ilerliyor. Suriye Devlet Başkanı Beşşar el Esad da hatırlarsınız babasının ölümünün ardından iktidara gelmişti ve gelecek ay iktidardaki 20. yılını dolduracak. Aslında gelecek ay ülkede parlamento seçimi yapılması planlanıyor. Öncesinde ise ülkede belki de tarihinin en büyük ekonomik krizi yaşanıyor. Biz de o nedenle özellikle Suriye’deki ekonomik duruma odaklanmaya karar verdik.

FEHİM TAŞTEKİN: Tekrar merhaba. Suriye yeni bir dönemece giriyor. Bunun çok bariz nedenleri var. Amerikan yönetiminin politikaları Suriye’de ekonomi üzerindeki baskıyı artırarak Şam yönetimini yola getirmek üzere kurgulandı. İki yıldır bu böyle. Fakat şimdi Sezar Yasası çerçevesinde, çok yıkıcı bir yaptırım dalgası geliyor. Öncesinde Suriye ekonomisi ciddi bir şekilde türbülansa girdi. Lübnan’daki banka krizi de bunu çok fazlasıyla tetikliyor. Bugün bu anlamda Suriye’yi ekonomik olarak çökertme stratejisinin boyutlarını konuşacağız.

IŞIN ELİÇİN: Evet, Fehim’in bahsettiği yaptırımlar Amerikan Kongresi’nde aralık ayında yeni savunma bütçesi ile beraber geçti. Fehim de söyledi adını, Sezar Sivil Koruma Yasası. Özünde aslında hem Amerikalıları hem yabancıları, yani herhangi bir ülkenin şahıs ve şirketlerini, Suriye’nin özellikle de yeniden inşa süresine katılmamaları konusunda tehdit eden, caydırma amacı güden bir proje. Dört ana sektör var hedef alınan ve bunlar da bir devletin ayakta kalabilmesi için temel sektörler. Petrol ve doğalgaz sektörü, diğeri inşaat sektörü, bir başkası mühendislik sektörü. Bir de askeri uçak yapımı deniyor. Yani askeri anlamda da darbe vurmayı amaçlayan bir yaptırımlar dizisi. Fehim daha detaylı da anlatacak. Ben bir de şunu eklemek isterim: Önceden beri Suriye yaptırımlara maruz kalıyordu ama bu kez Suriye devleti ya da birincil derecede ilişkili kişi ve kurumlar değil artık Birleşik Arap Emirlikleri de dahil Amerika’nın müttefiki olsa bile o ülke yaptırım tehdidi ile karşı karşıya. Sana şunu sorayım hemen o zaman: Hem bir ülkenin bu dokuz yıllık savaşın da getirdiği ve içinde bulunduğu ekonomik durumu lütfen anlat Fehim. Bir de bu yeni yaptırımlar nasıl etkileyecek ülkeyi?

FEHİM TAŞTEKİN: Kuşkusuz Suriye bu savaşı geride bırakıp yeniden inşa sürecine girmek istiyor. Buna şiddetle ihtiyacı var. Rusya da bunu fazlasıyla gündemleştiriyor. Ancak burada yeniden inşa için ihtiyaç duyulan rakam 560-580 milyar dolar civarında… Böylesi bir rakamın artık telaffuzu bile zorken Suriye kendi içerisinde ciddi bir darboğaza giriyor. Bir kere insani tablo son derece ağır. Birleşmiş Milletler’in verdiği rakamlara göre Suriye’de 11,7 milyon insan, insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Suriye’nin nüfusu savaş öncesi rakamlarıyla 23-24 milyon civarındaydı. Zaten 5,6 milyon insan dışarıya mülteci olarak çıktı. İçeride 6,2 milyon hatta yerel kaynaklara göre 7 milyon civarında iç göçmen sözkonusu. Böylesi bir ağır tabloda Suriyeliler’in yüzde 83’ü yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu BM’nin rakamı. Zaten savaştan kaynaklı aşırı yıkım, iç göç, ekonominin çökmesi, sanayi tesislerinin çökertilmesi vesaire Suriye ekonomisini önemli ölçüde darboğaza getirmişti. Şimdi bu yaptırımlarla birlikte bu olay çok yıkıcı bir boyut kazanacak. Yaptırımlar derken buradaki farklılığı vurgulamak lazım. Sen de sözünü ettin, 2011’de bir yaptırım dalgası geldi. Sonra 2013 ve 2014’te bunlar genişletildi. En son 2018’de petrol ve enerji sektörünü yaptırım kapsamına alan Trump yönetimi, işi ekonomik olarak çökertme stratejisine çevirdi. Ancak bu yeni yaptırımlar Beşşar el Esad’dan başlayarak bakanları, 14 istihbarat servisinin başkanını, ordu komutanlarını, belli başlı birliklerin komutanlarını yaptırım kapsamına alıyor. Tüm bakanlar, hükümetin üst düzey yetkilileri ve hükümetle birlikte hareket eden siyasiler – o da ilginç bir tanım – yaptırım kapsamına alınıyor. Şimdi farklılığı senin de vurguladığın gibi sadece Amerikalıları değil bütün dünya insanlarını ve şirketleri ilgilendiriyor. Burada çok temel bir hedef var: Suriye’yle ilişkilerini normalleştirmek isteyen tüm devletlerin önünü kesiyor. Suriye ile ekonomik olarak yeniden bağ kurmak isteyen ülkelerin de – mesela Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt gibi ülkeler ufak ufak girişimlerde bulundu – tamamen önünü kesecek ve yeniden inşayı imkânsız hale getirecek bir boyut kazanıyor. Burada doğrudan inşaat ve mühendislik projeleri yaptırım kapsamına alınıyor. Son derece sivil bir alan aslında. Buradaki amaç Suriye’ye dayatılan siyasi çözümü kabul edilinceye kadar bu yaptırımları sürdürmek (Talepler karşılanırsa yaptırımlar biter deniliyor). Ancak bu tartışmalı. Amerikan yaptırım tarihi açısından baktığımız zaman öyle olmadığını söyleyebiliriz. Irak’ı işgal edip Saddam’ı idam ettiklerinde hâlâ yaptırımlar devredeydi ve yedi yıl daha sürdü. O yüzden bu bir oyun. Ben buna açlık oyunları diyorum.

IŞIN ELİÇİN: Peki, şöyle bir ek yapabilir miyim, gördüğüm yasada ilginç olan şu… Deniyor ki yardım örgütleri yaptırım kapsamında değil. Gerçekten de Suriye halkı yardım örgütlerinin gıda yardımlarına da muhtaç durumda şu anda. Bir sürü yardım götürülüyor. Bu yardım örgütleri dahil değil, diyorlar yasada. Fakat ya o örgütlere para veren bankalar, onları sigorta edenler, o ürünleri taşıyacak şirketler? Orada da görüntüde ‘sivil yardımlara bir şey yapmıyoruz’ deseler de dolaylı olarak onları bile engellemeyi içeriyor bu yasa.

FEHİM TAŞTEKİN: Hükümetle çalışan herkesi yaptırım kapsamına alıyorlar. İnsani yardım kuruluşları burada fazlasıyla seçeneksiz bırakılıyor. Teknik olarak ya da kağıt üzerinde diyorlar ki ‘insani yardım yaptırım kapsamında değil’ ama bu işi yürütürken hiçbir şekilde temas olmadan, bankacılık sektörlerini kullanmadan, para transfer kanallarını kullanmadan insanlar nasıl bu yardımı organize edecekler ya da bu örgütler nasıl o bölgelere gidecek, bu belli değil. Ama zaten Amerikan yönetimi hükümetin bölgelerine insani yardımla hiç ilgilenmedi. Buradan kastettikleri hükümetin kontrolü dışındaki bölgelere insani yardımlar giderken herhangi bir sorun çıkmayacak. Zaten bunu konuşacağız. O bölgeleri ayrıca değerlendiriyor çünkü yaptırım yasası.

IŞIN ELİÇİN: Şunu sorayım sana, sen başta da vurguladın, Lübnan’ın zaten içine düşmüş olduğu bir kriz vardı fakat Lübnan’la Suriye’nin ilişkisini daha iyi anlamamız gerekiyor herhalde – sen de çok iyi biliyorsun bunu – çünkü birbirlerini tetikleyen bir yanı da var, yani tabii ki savaştan etkileniyor Lübnan ama Lübnan’da olan her şey Suriye’yi de etkiliyor. Biraz anlatır mısın?

FEHİM TAŞTEKİN: Lübnan neden etkiliyor? Şu nedenle, yaptırımları atlatmak için Lübnan Suriye ekonomisinin dış çarkında önemli bir yere sahip. Suriyeli tüccarlar paralarını Lübnan bankalarında tutuyorlar. Ticareti Lübnan üzerinden yürütüyorlar. Hakeza Rami Mahluf ya da devlet adına hareket eden başkaları veya temel ihtiyaç maddelerini temin edip Suriye’ye taşıyanlar hep Lübnan üzerinden bu operasyonları yürüttüler. Şimdi Lübnan’da ekonomik kriz patlak verince Suriyeliler’in parası orada bloke oldu ve bu parayı tahsil edemiyorlar. Tahsil etmek teknik olarak da parayı çöpe atmak anlamına geliyor. Şöyle ki dolar değil de Lübnan parası – yerel para – üzerinden ödeme yapılıyor. Siz bunu dolara çevireceksiniz, farklı bir kur. Çünkü Merkez Bankası kuruyla serbest piyasa kuru arasında fark var. Siz kaybediyorsunuz, sonra Suriye’ye geliyorsunuz, Suriye’de de kur farkı inanılmaz büyük. Orada da tekrar Suriye Lirası’na çevirirken yeniden kaybediyorsunuz. Şimdi bu Lübnan’daki krizin ve yaptırımların psikolojik etkisiyle Suriye Lirası ya da Suriye Poundu inanılmaz bir değer kaybı yaşadı. Nasıl bir değer kaybından bahsediyoruz? Mesela yıl başında 940 Suriye Lirası’na tekabül ediyordu bir dolar, 8 Haziran’da 3 bini aştı (2011’de 1 dolar 47-48 Suriye Lirası’ydı). Şimdi tekrar geriledi. Ancak ciddi bir sıkıntıya yol açtığını görüyoruz. Piyasadaki doların çekilmesi de krizi derinleştirdi. Lübnan ayağı bu yüzden çok önemli. Lübnan çökerken Suriye’yi de çökerten bir yan etkiye sahip. Bu açıdan son derece önemli.

IŞIN ELİÇİN: Bir yandan da Beşşar Esad ülkedeki bu ekonomik durumla başa çıkmak için birtakım önlemler alıyor. Dışarıda belki yatırımcılar arıyorlardı projelerle ilgili, Rusya özellikle, bildiğim kadarıyla, petrol işlerinde birtakım şirketlere katkıda bulunuyordu… Ama şimdi bunlar riske girdi. Bir de içeride yaptıkları var. Herhalde Esad’ın kuzeni olan, ki ülke ekonomisinin önemli bir bölümünü onun şirketleri götürüyordu ve o bir tekeldi Suriye’de deniyor, Rami Mahluf’tan bahsediyorum, onun varlıklarına el koyma hamlesi var. Bu onunla mı ilişkili? İkinci olarak da geçen hafta başbakanı birden bire görevden aldı. Şurada seçime bir şey kalmamışken görevden almış olması da ilginç. Bu da ekonomideki gidişatla ilişkilendirilebilir mi?

FEHİM TAŞTEKİN: Bunlar doğrudan ekonomik krizle ilgili. Esad yönetimi baskı altında kalmıştı. Bir süreden beri Rusya’nın yolsuzluklarla mücadele edilmesi ve ekonomiye yeni girdilerin sağlanması konusunda bir baskısı vardı. Gelir kaynağı bulması gerekiyor. Kasımdan itibaren belli şirketler, büyük holdingler, mali denetim altına alındı. Bunların sayıları 27-28 civarında. Sadece Rami Mahluf konuşuluyor ama onun kadar büyük başka şirketler de var. Hatta Esma el Esad’ın, yani ‘first lady’nin ailesine ait şirketler de hakeza mali denetim altına alındı. Diğer şirketler önemli ölçüde öngörülen cezaları kabul ettiler. Hükümetle pazarlık yaptılar ve anlaştılar. Bir tek Mahluf anlaşmaya yanaşmadı. Bunun nedeni de şu: Diyor ki “Ben zaten gelirlerimin önemli bir kısmı savaş sırasında gazilere, gazilerin ailelerine, ölen askerlerin ailelerine harcadım.” Büyük bir vakıf kurmuştu bunları yönetmek için. “Büyük bir fedakârlık yaptım ve devletin ihtiyacı olanı temin ettim” diyor. O yüzden böyle bir anlaşmaya yanaşmadı. Ancak bu operasyonun iki nedeni vardı dediğim gibi. Birincisi mali boyutu, bütçeyi bir şekilde desteklemek. İkincisi yolsuzlukla mücadele etmek ve bazı şirketleri kontrol altına almak. Suriye’de bir savaş ekonomisi dönüyor, bu dokuz yıl içinde olağanüstü koşullarda olağanüstü çözümler üreten devletin kendi eliyle yarattığı oligarklar oluştu. Bu oligarklar bir noktadan sonra kontrol dışı hareket edebiliyor ve baş ağrısı olabiliyorlar. Bu da ayrı bir mesele. Başbakanın görevden alınmasıyla ilgili olarak da “Acaba Rusların etkisi nedir?” diye sormak gerekiyor. Çünkü özellikle Rus oligarklar Suriye’de belirli projeleri almak için çabalıyorlardı. Bazıları aldı, bazıları alamadı. Rus medyasında çıkan bazı eleştiriler ya da yorumlarda Esad’dan çok doğrudan Başbakan Hamis’i hedef alan bir boyut kazanmıştı. Bu da “Ruslar başbakandan memnun değil mi” sorusunu gündeme getirmişti. Bu söylediğim son 2-3 ay içinde yaşanan tartışmalarla ilgili. Ancak Suriye’deki ekonomik baskı her halükârda bir değişikliği zorunlu kılıyor ve nefes almak için de bu değişikliği yapma ihtiyacı duydular sanırım. Tabii Suriye’de biliyorsunuz başbakan çok çok ağırlığı olan bir koltukta oturmuyor. Belirleyici olan başbakan değil. Bir de bu önlemlerle ilgili bir şey daha söyleyeceğim. Dolar ticareti yasaklandı. Takside, alışverişte dolar kullanamazsınız. Dolarla ilgili getirilen düzenlemeler ihlal edildiğinde yedi yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Fiiliyatta cezalar bir yılı aşmadı şu ana kadar ama böylesi bir yasal tedbir de sözkonusu.

IŞIN ELİÇİN: Birazdan soracağım, yakında Türk Lirası’na da getirirler belki diyeceğim sana ama… Onu sormadan önce daha sıcak olayları anlamak için şunu sorayım istiyorum: Dürzilerin daha çok yaşadığını bildiğimiz Süveyde vilayetinde geçen haftadan itibaren birkaç gün üst üste protestolar olduğu haberlerini aldık. Özellikle ekonomik baskılardan bunalan halk mı diyelim… Dürzilerin bütün bu savaş sürecinde azınlık oldukları için dengeli bir politika gütmeye çalıştıklarına dair bir bilgim var. Sana bırakacağım… Nedir arka planı, nasıl değerlendiriyorsun?

FEHİM TAŞTEKİN: Dürzi bölgesi 2011’den itibaren çeşitli gösterilere sahne oldu. Aslında gösteriler birçok yerde bittiği halde burada bitmedi. Bunun birkaç nedeni var. Bir kere Dürziler Suriye’deki isyan sırasında hâkim olan genel mantalitede tehlike altına giren bir azınlıktı. Onları sapkın bir mezhep olarak gören bir anlayış Suriye’de isyan sürecini domine etti. O yüzden Süveyde’deki Dürziler’in bu isyan sürecine katılmaları çok olası değildi. Kendi sorunları çerçevesinde yerel yöneticilere karşı, güvenlik birimlerine karşı gösteriler düzenlediler. El Kaide ya da benzeri örgütler tarafından kaçırılan aile fertlerine için gösteriler oldu. Bu tür nedenlerle öfke kendini gösterdi. Hükümet de buraya farklı yaklaştı. Onların pozisyonunu biliyordu. Zaten azınlıkta olan bir halk. Tarihsel olarak da farklı bir yerde duruyorlar. O yüzden orada tabiri caizse tank paletleri çalışmadı. Onun verdiği bir güvence ile insanlar hâlâ gösteri yapmaya devam ediyorlar. Ancak benim konuştuğum Suriyeliler şunu söylüyorlar: Süveyde, Suriye’nin bir aynası değildir. Orada başlayan gösteriler Şam veya Halep gibi ana arterlere taşınmadığı sürece bu mesele lokal olarak kalır. Şu ana kadar da diğer bölgelerde böyle bir isyan dalgası başlamadı. Çünkü 2011’den sonra yaşanan mesele son derece yakıcı dersler içeriyor. O yüzden hükümete karşı ekonomik olarak çok öfke ve kızgınlık olsa da bu 2011’in bir tekerrürüne dönüşmesi potansiyelini çok fazla taşımıyor.

IŞIN ELİÇİN: O zaman gelelim demin Türk Lirası’na referansta bulunduğum o konuya. Şimdi Türkiye’nin kuzeyde denetim altında tuttuğuüç bölgede Türk Lirası’nın dolaşıma sokulduğunu biliyoruz. Fakat şimdi bir de yeni haber… Hem Türkiye’nin terör örgütü ilan ettiği hem de uluslararası alanda terör örgütü ilan edilen Heyet Tahrir el Şam’ın İdlib’deki siyasi kanadı “Bundan sonra biz bu bölgede maaşları Türk Lirası’yla ödeyeceğiz” dedi. Fotoğraflarda balya balya paralar gördük. Doğru mu bilmiyorum tabii. Paralar bir yerden geliyor artık. O yüzden bu mesele ilginç ve önemli. Başka etkileri de olabilir gibi geliyor. Sen yeni de bir yazı yazdın hafta başında. O yüzden bize biraz bu konuyu anlatmanı istiyorum.

FEHİM TAŞTEKİN: Para birimi değiştirmek mali olarak kopuş demektir. O yüzden çok vurucu bir hamle olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin buna aracılık etmesi de çok enteresan. Türkiye askeri olarak kontrol ettiği bölgeleri mali olarak da koparmış oluyor. Altını çizdiğin nokta da çok önemli: Şimdi muhalif kaynaklar, “Heyet Tahrir el Şam’ın merkez bankasında Türk Lirası tedavüle girdi” diye haber veriyorlar. Bir merkez bankasından bahsediliyor. Ben de bunu tırnak içinde söylüyorum: Bir terör örgütünün ‘merkez bankası’, Türkiye’nin balya balya gönderdiği paraları tedavüle sokuyor. Şimdi bu sadece Suriye Lirası’nın değer kaybetmesinin önüne geçmede bir çözüm olarak ele alınamaz. Bu son derece siyasi bir karardır ve bunun etkilerini göreceğiz. Ve buna karşı aslında yerelde de farklı tepkiler gelişebilir. Sonuçta siz ülkeyi koparıyorsunuz, ekonomik olarak da koparıyorsunuz. Bunun sürdürülebilir olup olmadığını da tartışabiliriz. Sonuçta halen İdlib ve oralarda üretilen özellikle tarımsal ürünlerin yüzde 90’ı özellikle Suriye’nin diğer bölgelerine satılıyor ve gidiyor. İhtiyaçların, yani ithalatın yüzde 95’ini Türkiye’den karşılıyorlar ama Türkiye’ye sattıkları ürün çok az. Suriye’nin diğer bölgelerine satarken Suriye Poundu ile ticaret yapıyorlar. Şimdi siz Türk Lirası’nı devreye soktuğunuz zaman öteki taraftaki alışverişin nasıl olacağına da yanıt vermelisiniz.

IŞIN ELİÇİN: Bir şey sorabilir miyim bu konuda, sadece farklılığın altını çizmek için bir detay. Tamam, İdlib ayrı bir kutu, orada tarım yapılıyor, ticaret boyutu var, para oradan girip çıkıyor diye düşünelim. Ama kuzeyde mesela AA da duyurmuş PTT şubeleri varmış,  geçici hükümet de oradan para çekip dağıtıyor ve alışveriş falan orada. Peki orada üretim olarak ne var? Kuzey dediğimiz Tel Abyad, Afrin ve Cerablus olmak üzere üç bölge değil mi? Burada onların ticari üretimi olarak ne var? Tamamen Türkiye’den gelen bir tür devlet memurluğu mu ekonomiyi döndürüyor o üç yerde?

FEHİM TAŞTEKİN: Tarım oralarda da var tabii. Kuzeyde tarımın olmadığı yer yok. Ancak PTT’nin 11-12 tane şubesi var, bu şubeler üzerinden Türk Lirası’yla işlem kolaylaştırılıyor, teşvik ediliyor. Oradaki yerel konseyler, ki bunlar önemli ölçüde Türkiye ile koordineli hareket ediyorlar, kararlar aldılar ve halkı teşvik ediyorlar. Buna tepkiler de gelişti. Mesela El Bab’da gösteri oldu “Biz Türk Lirası’yla işlem yapmak istemiyoruz” diye. İnsanlar buna tepki gösteriyorlar. Önemli ölçüde burada dediğim gibi tarım var. Şimdi burada yaptırım yasasının çerçevesiyle de biraz alakalı çünkü yaptırım yasası Suriye hükümeti, Rusya hükümeti ve İran hükümetinin kontrolündeki alanları ilgilendiriyor. Yasada böyle bir tanım var. Bunun dışında kalan yerler, İdlib’in dışında TSK’nin dört askeri hareketle kontrol ettiği yerler, El Bab, Cerablus, Azez,  Rasulayn, bütün bu bölgeler kapsam dışında. Bir de Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrol ettiği alan kapsam dışında. Eldar Halil, PYD’nin eşbaşkanlık konseyi üyesi, ilginç bir açıklama yaptı, diyor ki “Yaptırım yasası bizim Türk Lirası, Irak Dinarı ya da dinara geçmemizi gerektiriyor.” Yasada açıkça bu belirtilmiyor ama yasa bir şekilde bunu dayatıyor. “Biz Irak Dinarı’na ya da Türk Lirası’na geçemeyiz. Dolara geçmek için de yeterli bir altyapımız yok” diyor. Finansal bir altyapı olması ve yeterince dolar olması lazım. Bu mümkün değil. “Biz Suriye’ye bağlıyız, Suriye’den kopmadık, kopamayız. Hâlâ ekonomik olarak da siyasi olarak da Suriye’nin içerisindeyiz.” Anladığımız kadarıyla, ya da benim anladığım kadarıyla, Amerikalılar bir yol gösteriyorlar. Türkiye bunu hemen havada kaptı. Amerika’nın planlarıyla son derece uyumlu bir hamle yapıyor Türkiye ama Kürtler Amerika’yla ortak hareket ediyor olmalarına rağmen kendi realitelerine göre bir karar aldılar. Realite şudur: Siz Suriye’desiniz ve Suriye’de kalacaksınız. Yukarıda Türkiye varken, sizin tüm projenizi çökertmeye kararlı bir duruş sergilenirken Suriye’yle oturup konuşacaksınız. Para birimini değiştirdiğiniz zaman bütün yolları, köprüleri yakmış oluyorsunuz. O yüzden Kürtler bu ekonomik realiteyi dikkate alarak bu kararı aldılar. Ekonomik olarak da neden bu mesele yürümeyecek onu da vurgulayalım. Elbette Suriye’nin petrol bölgeleri diyebileceğimiz yerler Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrolünde. Amerika’nın dolaylı olarak kontrolünde. Buradaki petrolün satıldığı yerlerin başında Suriye devleti geliyor ve onlarla hâlâ poundla, lirayla iş yapıyorlar. Fırat’ın doğusu Suriye’nin tahıl ambarı. Yüzde 70 civarında ürün buradan kalkıyor. Buradaki ticareti siz Türk Lirası’yla, Irak Dinarı’yla ya da tamamen dolarla yapamazsınız. Suriye’nin diğer bölgelerine satacaksınız çünkü. Bugünlerde satışı durdurdular ama sonuçta satacaklar, satmak zorunda kalacaklar. Pamuk hakeza öyle. Bunlar stratejik ürünler. Bu ürünlerin satışında Suriye’nin geri kalanıyla bağları koparmak ekonomik olarak da çok mümkün olan bir şey değil.

IŞIN ELİÇİN: Şimdi, geldik aslında meselenin biraz daha uluslararası dengeler açısından analizine Fehim. Yardımına ihtiyacım var. Vaşington merkezli Ortadoğu Enstitüsü’nden Charles Lister – kendisi Suriye konusunda çok bilinen biri olduğu için ismini veriyorum, hatta Medyascope’ta onun şimdi alıntı yapacağım makalesini de yayınladık biz – Sezar Yasası’nın yürürlüğe girecek olması vesilesiyle Amerika’ya bir öneride bulunuyor: Bu yasayı sokacağız, tamam. Tavizler alalım. Nedir onun istediği tavizler, nasıl bir model var? Bir kere siz Rusya ile zaten perde arkasından diplomasiyi sürdürüyorsunuz, onu anlıyorum söylediklerinden. Ama bir türlü anlaşamıyorlar anladığım kadarıyla. “Şimdi ama Rusya’dan ve Suriye’den iktidar paylaşımına dayalı ve ademi merkeziyetçi bir yönetim modeli için bastırın ve koparın, bunun tam zamanı” diyor. O yüzden analizi de akılda tutarak – çünkü bunun ademimerkeziyetçilik ve iktidarı paylaşma referansları ilginç – Rusya ve ABD’nin şu andaki tutumlarının analizini yapar mısın bize?

FEHİM TAŞTEKİN: Amerika’nın oyun planı temelde İsrail odaklı. Suriye’de İsrail’in güvenliğini mutlak surette teminat altına alacak bir siyasal tutum değişikliğini hedefliyor. Bu da İran’ın, İran’la ortaklığın, Hizbullah’la bağların kesilmesi ve koparılması demek. Bu aslında Vaşington ile Şam arasındaki çok eski bir pazarlık konusu. Beşşar el Esad’a verilen ilk kredide de bu beklenti vardı 2000 ve sonrasında. O zaman Şam Baharı diye başlayan bir değişim dalgasını Amerikan yönetimi çok önemsemişti. Bu pazarlıklar bir dönem Türkiye üzerinden yürütüldü. Hatırlarsan Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkiler balayını yaşarken dönüp dolaşıp mesele buraya gelmişti. Yani ‘Artık Türkiye’yle yakınlaş, İran’la uzaklaş, Türkiye üzerinden Batı’ya bağlan’, oyun buydu. Bu da tutmadı. 2011’deki müdahalenin temel nedenlerinden biri de buydu. Şimdi ekonomik yaptırımların ana gerekçelerinden birisi de bu. Burada tutum değişikliği epey zamandan beri tartışılıyor ve Rusya’nın rolünü artık Amerika ve müttefikleri kabullenmiş durumdalar. Rusya’nın varlığını herhangi bir şekilde gayri meşru görme alışkanlıklarını terk ettiler, Amerikan Özel Temsilcisi James Jeffrey’in açıklamalarına bakarsak bu böyle. Ancak Rusya şu an savaş devam ederken burada İran’ın mutlak surette geriletilmesi gibi bir stratejiyi yürütemez. Hakeza Suriye’nin de İran’la ilgili olarak köprüleri atan ya da bağları koparan bir yola girmesi zor çünkü Amerikan varlığı ve Türkiye’nin askeri varlığı orada devam ediyor. İran şimdiye kadar 35 milyar dolar yardım etmiş bir ülke. Savaşa omuz vermiş bir ülke. Rusya da hakeza öyle. Ama Rusya’nın ağırlığının artması esasen Suriye’nin tercihi de olabilir. İran’ın siyasal gündemi Şam’la her ne kadar belirli bir yere kadar örtüşse de bir noktadan sonra İran’ın etkisi Şam’da da alarm nedeni olabilir. O yüzden (İran yerine) BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı olan bir ülke ile ilişkileri geliştirmek Şam’ın tercihi olabilir. Ama sahadaki realite taşları çok fazlasıyla yerinden oynatmayı mümkün kılmıyor. O yüzden bu yaptırımların bu sonucu otomatik olarak getirmesi kolay değil. Şimdi ben bazı kişilerle konuştuğumda, ki bu isimler yaptırım mevzusuna ve Amerikan-Rus pazarlığına vakıf olan isimler – şunu görüyorum: Rusya bir darboğazda. Zorlanıyor daha doğrusu. Bir çıkış yolu bulması gerekiyor. Amerikan varlığının bitmesi, Türkiye’nin bölgeden çekilmesi birazcık da bir formül bulmaya bağlı. Bu formül ne olabilir? Bir dönem Suriye liderine karşı Rus basınında çıkan haberlerden hareketle acaba Esad’ı gözden çıkardılar mı, yeni bir formül aranıyor mu soruları çok tartışıldı. Bu tamamen temelsiz bir şey değil. Rusya şunu hemen açıkça söylemez, biz Esad’ı gözden çıkardık, şimdi bir formül bulalım. Bunu söyleyemez. Esad aradan çekildiği zaman sistemi, yapıyı tutacak kolonlar bir arada olamayabilir ve bu düzeni sürdüremeyebilirler. Bu yüzden bu Rusya açısından son derece riskli. Bir de Rusya’nın ortaklarıyla geliştirdiği ilişki biçimini de çok fazla yansıtmıyor bu yaklaşım. Fakat benim konuştuğum bir kaynak şunu söylüyor: Ruslar en azından Esad’ın kendi rızasıyla kenara çekilmesi, yeniden seçimlere girmemesi ve bir süreliğine bir askeri konsey oluşturulması konusunda esnek. Bu onun iddiası. Bu sözünü ettiğim kişi Suriyeli önemli birisi ve muhalif değil, onu da söyleyeyim. Rusya’nın böyle bir seçeneğe göz kırpabileceğini ve bunun da çok uzun sürmeden formüle edilebileceğini söylüyor. Amerikan tarafı ise şu anda yaptırımların daha başında ve bunun yıkıcı sonuçlarını görmeden Rusya’yla somut bir pazarlığa girmek istemiyor. Ama eninde sonunda Amerikalıların bir siyasi geçiş formüle edilirse İran’ın nispi bir varlığına göz yumulabileceği öngörülüyor. Amerikan yönetimi İran’ın tamamen bu bölgeden silinmesinin mümkün olmadığını anlamış durumda. Irak’ta karşılıklı saldırı ve suikastlarla iş çok ciddi boyuta vardığı halde orada da İran’ın etkisini Amerikan yönetimi kabullenmek zorunda kaldı ve Kazımi’nin seçilmesi bir Amerikan-İran uzlaşısının neticesinde oldu. Yaptırımlara karşılık bir siyasi pazarlık masası da perde arkasında dönmeye başlayacak.

IŞIN ELİÇİN: Ben aslında bununla ilgili soracaktım. Belki çok detayına girmeden… Sonuçta Türkiye, Rusya ve Suriye’deki durum; Türkiye, Rusya ve Libya’daki durum; aynı şekilde ABD’den yana Türkiye’nin hem Libya’da hem Suriye’de dengeyi kaydırması… Zaten Rusya ile ilişkiler zor ve gerilimli, kamuoyuna iyi yansıtıldığı zamanlarda da bu böyle. Daha geniş perspektiften baktığımızda ne bekliyor bizi önümüzdeki günlerde? Bu soruyla bitirelim.

FEHİM TAŞTEKİN: AKP yönetimi Amerikan siyasetinden çok bağımsız olmadı. Olması da zor. Bu bölgede farklılıklara rağmen, Kürtler konusunda yaşananlara rağmen, Suriye siyaseti, Libya siyaseti Amerika’yla tamamen bağımsız kurgulanmış siyasetler değil. Libya’da Rusya’nın önünü kesmeye dönük bir Türk müdahalesi Amerikan yönetimi tarafından destekleniyor. Burada karşılıklı çıkarların yeniden formüle edildiği ve Türkiye’nin artan oranda Amerikan yönetiminin desteğini kazanmayı hedeflediği bir çaba sözkonusu. Türkiye’nin elbette kendi ajandası var. Suriye’de de bu böyle. Hep söylüyoruz, Türkiye’nin çok temel birkaç beklentisi var. Bunlar gerçekleşinceye dek Türkiye baskı mekanizmasını sürdürecek. Bu son dönemlerde Rusya ile girdiği ortaklık, Türkiye’nin elini Rusya’nın çok da istemediği oranda güçlendirdi. Pazarlık masasında daha fazla yer edinmesini sağladı. Burada Suriye’de olduğu gibi Libya’da da Türkiye’yle Rusya’nın mecburen koordinasyon içinde olduğu nüfuz paylaşım düzeni ortaya çıkıyor. Amerika bunun bir tarafında ama Türkiye, Rusya’yı göz ardı ederek, Rusya da Türkiye’yi göz ardı ederek bu alanlarda çok fazla adım atamayacağını görmüş oldu. Mecburi yakınlaşma Batı kampında birazcık kaşların çatılmasına yol açıyor. Ama dediğim gibi bu zoraki bir koordinasyondur. Nüfuz savaşları Ortadoğu’da bu şekilde şekillenmeye devam edecek.

IŞIN ELİÇİN: Fehim, ben mutlu ayrılıyorum bu yayından. Umarım sevgili izleyicilerimiz de öyledir. Bizi izlediğiniz için çok teşekkür ederiz. Haftaya yine görüşeceğiz.

FEHİM TAŞTEKİN: Hoşça kalın. Görüşmek üzere.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus