Işın Eliçin ile Dünyanın Gidişi (79): Kovid-19’la küresel savaş – Hastalıktan iyileşmek aylar alabiliyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayın metni:

Merhaba. Ben bu yayına hazırlanırken dünya genelinde doğrulanmış Kovid-19 vakalarının sayısı 8 buçuk milyona, bu hastalık nedeniyle ölenlerin sayısı da yarım milyona dayanmıştı. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı ise PCR testi ile doğrulanmış vaka sayısını dün akşam itibariyle 182 bin 727, hayatını kaybedenlerin sayısını da 4 bin 861 olarak açıkladı.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, yeni tip koronavirüs bulaştığı her beş kişiden birinde ölümcül olabilecek kadar ağır belirtiler eşliğinde seyrediyor. Virüsle enfekte olanların yaklaşık yüzde 80’i ise hastalığı, Kovid-19’u özel bir tedavi görmeden, hafif ya da orta seyreden belirtilerle veya hiç belirtisiz atlatıyor. Atlatıyorlar ama gerçekten iyileşiyorlar mı? Hastalık kalıcı hasarlara, kronik sağlık sorunlarına yol açıyor mu?

Virüsün ve hastalığın adı konalı altı ay oldu, hâlâ bilinenler bilinmeyenlerden az. Yine de bu altı ay içinde en azından yoğun bakım tedavisi gören Kovid-19 hastaları için bu sorulara verilen yanıtlar netleşmeye başladı. Ben de daha önceki yayınlarımda anlatmıştım, yeni tip koronavirüsün, SARS-CoV-2’nin sadece solunum yollarını etkilemediği, bu virüsün sindirim sisteminden sinir ve dolaşım sistemine vücuttaki pek çok organa tutunup hasar verebildiği artık biliniyor. Ve belirtilerin ağır seyrettiği hastalarda virüsün akciğer dışındaki bazı organlarda, örneğin böbreklerde kalıcı hasar da verebildiğine dair çalışmalar yayımlanıyor.

Nitekim Çinli yetkililer, mayıs ortasından itibaren virüsün bazı iç organlarla, sinir ve kas sisteminde yol açabileceği hasarlara ilişkin uzun vadeli bakım ve tedavileri de Kovid-19 kapsamına dahil ettiler. Buna göre, Kovid-19 tanısıyla yatırıldığı hastaneden taburcu olan bir kişide görülebilecek kalp yetmezliği ya da ritim bozukluğu gibi sorunlar da Kovid-19’a bağlı kronik hastalıklar olarak değerlendirilecek. Bu bazı kronik hastalıkların ulusal sağlık sigortası düzenlemelerine dahil edilmesi, hastaların bakım, tedavi ve ilaç masraflarının devlet tarafından yüzde yüz karşılanması anlamına geliyor.

Türkiye’de şu anda salgınla mücadele kapsamında Kovid-19’a bağlı tanı amaçlı tetkikler, ve akut belirtilerin giderilmesine yönelik tedavilerle ilaçlar SGK tarafından karşılanıyor, özel hastaneler de dahil olmak üzere ücretsiz. Ama sonrasında Kovid-19’a bağlı olmasına rağmen karşılaşabileceğiniz bazı sorunlar kronik sayılacağı için SGK’da sembolik de olsa katkı payı karşılığında bakım göreceksiniz. Yahut özel sağlık sigortanız varsa, bir aşamada ya kapsam dışı kalacak ya da çok yüksek prim ödemeniz halinde karşılanacak. Bu arada Kovid-19 tanısı konan hastalar için Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz kullandırılan ilaçlardan sıtma ilacı olarak da bilinen hidroksiklorokinin olası yan etkilerinden birinin kalpte ritim bozukluğu olduğunu da hatırlatayım.

Koronavirüsün vücudumuzda yol açtığı hasara ilişkin çalışmalar hastanede yatarak tedavi gören ağır vakalara odaklı büyük ölçüde. Geri kalan yüzde 80’in, hastalığı tedavi görmeden hafif veya orta şiddette belirtilerle atlatanların akut dönem sonrası yaşadıklarına ilişkin ise yeni yeni araştırmalar yapılmaya başlandı. Henüz çok fazla veri toplanabilmiş değil ama giderek artan sayıda kişi deneyimlerini paylaşıyor. Bu paylaşımlardan, doktorların ve bilim insanlarının gözlemlerinden de Kovid-19 belirtilerinin pek çok kişide şiddeti azalarak da olsa aylarca devam ettiği sonucu çıkıyor.

Belirtiler haftalarca hatta aylarca devam ediyorsa, yalnız değilsiniz

Medyascope’ta beraber Puslu Kıtalar adlı programı yaptığım meslektaşım Fehim Taştekin, boğaz yanması, yüksek ateş ve akabinde kuru öksürükle Paris’te hasta düştüğünde, mart ayına yeni girmiştik. 4 ya da 5 Mart’tı diyor Fehim, ilk arazların ortaya çıkışı için. Ardından bu hastalık tablosuna nefes alma güçlüğü, tat ve koku kaybı, eklem ağrıları, halsizlik ve iki hafta sırtüstü yatmasını engelleyecek kadar acıtan deride su toplaması belirtileri de eklenmiş. Fehim’e Kovid-19 tanısı hastalığın en ağır seyrettiği ilk haftanın sonunda, 12 Mart’ta Fransa Sağlık Bakanlığı’nın ilgili birimiyle telefonda yaptığı görüşme sonucunda kondu. (Fehim hastalığın akut dönemindeki deneyimlerini Gazete Duvar için kaleme de almıştı.) Yani PCR testi yapılmadı, dolayısıyla Fransa’nın resmi vaka istatistiklerinde yer almıyor. Fehim’e tanı konduğu günlerde, bir başka arkadaşım, Femfikir programına sık konuk ettiğim avukat Tüten Ateş de İstanbul’da, boğaz ağrısı, yüksek ateş ve kuru öksürük şikayetiyle doktora gitti. Ona da test yapılmadan klinik bulgularla Kovid-19 tanısı kondu. Yani o da Fehim gibi, tırnak içinde, kayıt dışı vaka. Aradan üç-üç buçuk ay geçti artık, hem Fehim hem Tüten hastalığı atlattılar atlatmasına ama her ikisinde de bazı şikayetler devam ediyor. Yani tam olarak iyileştikleri, yahut koronavirüse yakalanmadan önceki sağlıklarına kavuştukları söylenemez. Dediğim gibi Fehim ve Tüten’in münferit vakalar olmadığı anlaşılıyor artık. İlgili haberleri yayın metni ile birlikte paylaşacağım.

Yeni tip koronavirüsün yol açtığı hastalıktan beklenmedik derecede uzun süren iyileşme sürecinde hastalar yukarıdaki gibi destek gruplarında birbirleriyle deneyimlerini paylaşarak güç buluyor.

Tüten’in bir ay sürmüş öksürük, yorgunluk şikayetleri. Özellikle yattığı zaman şiddetlenen aralıksız kulak çınlaması ise hâlâ, iki aydır devam ediyor… Hastalığın ilk iki haftasını Tüten’den daha ağır geçiren Fehim’in ise, iki buçuk aydır devam eden birden fazla şikayeti var –ki bu şikayetlerin çoğu yabancı kaynaklarda da karşıma çıkan Tüten’inkinden daha yaygın arazlar. Eklem ve kas ağrıları, çok çabuk yorulmak en yaygın olanlar. Aşırı yorgunluk hissi Fehim’de iki aya yakın devam etmiş. Kovid öncesi haftada 4-5 gün 7-8 kilometre yürüdüğünü, birinci ayın sonunda yeniden başladığı yürüyüşlerde nihayet 4 kilometreyi ikinci ayın sonunda çıkarabildiğini, hâlâ da eski gücüne kavuşamadığını anlattı. “Kovid öncesi kapasitemin yüzde 20 altındayım” diyor. Fehim hastalığın ilk günlerinde koku ve tat alma duyularını da yitirmiş. Tat alma geri dönmüş ama koku alma duyusu gelip gidiyor. Örneğin geçen hafta gittikleri gül bahçesindeki güllerin kokusunu alamamış. Ancak birkaç saat sonra eve döndüğünde, beraberinde getirdiği gülleri yeniden kokladığında alabilmiş. “Evde” diyor, “yemek yaparken de mesela soğanın kokusunu bazen alıyorum bazen alamıyorum.” Yıllar önce ameliyatla çözülen sinüzit sorunu da yeniden nüksetmiş. Ne kadar sürecek, kalıcı mı olacak, geçecek mi bilmiyor. “Bu sorunların Kovid-19’la ilgili olup olmadığında emin değilim” diyor. Nitekim çevresinden hastalığın bu kadar uzun seyredebileceği düşünülmediği için stres, endişe kaynaklı olabileceği yorumları aldığını anlatıyor.

Amerikan Atlantic dergisinin bilim muhabiri Ed Young’un aynı konuda mülakat yaptığı, Vaşington’da yaşayan ve ilk belirtilerden 78 gün sonra hâlâ tam olarak iyileşememiş olan Chloe Kaplan da çok benzer arazlar yaşamışa ve benzer tepkilerle karşılaşmışa benziyor. Kaplan, “Kimse bu hastalıkta ölmediğini ama iki haftanın sonunda iyileşmediğini, haftalarca etkisi süren bir başka seyir durumu olduğunu anlamıyor” diye yakınıyor. Aynı haberde Kovid-19’u atlatmış ama bu örneklerde olduğu gibi iki ay- üç ay sonra hâlâ iyileşememiş hissedenlerin sosyal medya üzerinden kendi aralarında kurdukları destek gruplarından da bahsedilmiş. Young’un konuştuğu, 66 gün sonra hâlâ duş yaparken bile çok yorulduğundan yakınan genç gazeteci de, ne kadar zamanda iyileşeceğini ve süregiden belirtilerden hangisini ciddiye almak gerektiğini bilememenin yarattığı endişe halinden böyle bir destek grubu sayesinde kurtulduğunu söylüyor. Bu yayını biraz böyle hissedenler için yaptım.  

Kovid-19 da bulaşıcı kronik hastalıklar listesine eklenir mi?

Bugün bahsettiklerim, Kovid-19’un bir süre sonra bazı kanser türleri ve AIDS gibi bulaşıcı kronik hastalıklar kategorisinde değerlendirilebileceğine de işaret ediyor sanki. Nitekim Kuzey Carolina Üniversitesi’nden epidemiyolog Chapel Hill verdiği mülakatta, ilgili kronik sağlık sorunları yelpazesinin genişliğine ve bunlardan ne kadar çok hastanın etkileneceğine bağlı olarak, Kovid-19’un sağlık ve sosyal güvenlik sistemleri üzerinde muazzam bir etkisi olacağını vurgulamış. Bu amaçla uzun süreli hasta takibi ve bu konuda geniş çaplı araştırma yapmak gerektiğinin de altını çizmiş.

Kovid-19’a yakalandığında İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın tedavisini üstlenen doktor Nicholas Hart ise, birçok hastada kendine özgü bir iz bırakacağını ve küresel sağlık sitemini şekillendireceğini düşündüğü için Kovid-19’u “yeni kuşağın çiçek hastalığı” olarak nitelendiriyor; çok sayıda hastanın uzun vadeli bakım gerektiren, fiziksel, bilişsel ve psikolojik sorunlar yaşayacağını öngörüyor.

Yani bırakın normalleşmeyi, yeni normalin tanımını yapmak için bile daha çok erken.

Şimdilik hoşça kalın.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus