Fehim Taştekin ve Işın Eliçin ile Puslu Kıtalar (8): Türkiye ve Mısır orduları Libya’da karşı karşıya gelir mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Puslu Kıtalar’ın sekizinci bölümünde Fehim Taştekin ve Işın Eliçin bir kez daha Libya’daki gelişmelere odaklanıyor: Mısır’ın Libya’ya asker gönderme planı, Trablus güçlerinin Sirte’ye başlattığı sevkıyat, Libya ve Malta temsilcilerinin Ankara’ya yaptığı ziyaret…

Puslu Kıtalar programı, Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) Derneği Türkiye Temsilciliği’nin katkıları ile hazırlanmıştır.

(Video kurgu ve transkripsiyon: Akanda Taştekin)

Yayın metni:

PUSLU KITALAR SEKİZİNCİ BÖLÜM

Türkiye ve Mısır orduları Libya’da karşı karşıya gelir mi?

IŞIN ELİÇİN: Merhaba sevgili izleyiciler, Puslu Kıtalar’ın sekizinci bölümüyle karşınızdayız. Bu programda Libya’daki gelişmelere odaklanacağız. Fehim, ben izninle hızlıca son gelişmeleri sıralayayım, sen de hemen analize başla: Mısır parlamentosu dün bu ülkeye asker gönderilmesine olanak tanıyan tezkereyi onayladı. Ankara’da ise Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Türkiye’nin desteklediği Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin İçişleri Bakanı Fethi Başağa’yı, önce Malta İçişleri Bakanı, ardından da Katar Savunma Bakanı ile beraber ağırladı. Fransa’nın Türkiye’nin Trablus’a desteğini engellemeye dönük girişimleri devam ediyor. Cuma günü Fransa, Almanya ve İtalya liderleri Libya’ya silah ambargosunu ihlal edenlere yaptırım uygulama kararı aldıklarını duyurmuşlardı. Başından beri bu programda Libya konuşuyoruz, sıcak ve yeni gelişmeler de “Libya, Libya, Libya” diye devam edeceğimize işaret ediyor. Ne dersin?

FEHİM TAŞTEKİN: Bütün saatler yeniden Sirte ve Cufra hattına, petrol bölgesine ayarlandı. Çok sıcak gelişmeler bizi bekliyor. Ufak bir hatırlatma yapalım, Türkiye’nin desteği ile Trablus güçleri Trablus ve çevresini kontrol altına aldıktan sonra, özellikle Vatiyye Üssü gibi güneyde çok önemli bir üs bu dengeleri tamamen değiştirmişti. Ondan sonra Sirte ve Cufra için bir hareket başlatacaklarını duyurdular Özgürlük Yolları hareketiyle. Buna karşı Mısır kırmızı çizgi ilan etti, dedi ki “eğer Sirte’ye girerlerse bir bunu kendi güvenliğimiz için tehdit sayar ve müdahale ederiz.” Benzer şekilde Ruslar bu şekilde açıktan deklare etmeden Mısır’la aynı çizgide bir tutum sergilediler ve iş orada düğümlendi. Ondan beri de taraflar uluslararası toplumu kendi çizgisinde toplamaya çalışıyor ve aynı zamanda da sahada yeni askeri hazırlıklar tüm hızıyla devam ediyor. Haziran’dan beri hem perde arkasında hem sahada bir hazırlığın olduğunu söyleyebiliriz. Bu arada kim ne yaptı: Türkiye, Katar ve Malta ile birlikte paralel gitti. Malta, çok küçük bir ülke. (Nüfusu 500 bin kadar.) Coğrafya olarak da çok daha küçük, galiba Türkiye’nin yetmiş ya da yetmiş yedide biri kadar bir ülke. Ancak AB içerisinde Türkiye lehine bir fren mekanizması oluşturması açısından önemsedikleri bir durum. Bunun dışında Mısır, Temsilciler Meclisi’nin Başkanı Akile Salih’i, aşiret liderlerini, kabile liderlerini ağırladı. Sisi bu kişilerle görüşmeler yaptı. Bir ateşkes de bu arada ilan ettiler ve onlar artık kendi oyunlarını bu ateşkes üzerinden kurguluyorlar. Bu ateşkesi temin etmek üzere nasıl uluslararası toplumu seferber edebiliriz, bu çerçevede hazırlık yürütüyorlar. Nihayetinde Temsilciler Meclisi, Mısır’dan müdahale istedi. Mısır parlamentosu görüşme yaptı. 510 milletvekili oy birliğiyle, isim belirtmeden, teröre karşı ve yabancı paralı askerlere karşı önlem çerçevesinde dış müdahaleye ve sınır ötesi harekete izin verdi. Burada Türkiye’nin adı geçmiyor. Doğrudan Libya da zikredilmiyor. Tabii Mısır’ın bu manevrası Türkiye’nin hali hazırda sahada Trablus güçlerini organize eden girişimleri, silah sevkiyatı, Vatiyye Üssü’ne doğrudan Türkiye’den kargo uçaklarının inmeye başlaması, Mısrata’ya uçuşların devam etmesi, bunlar savaş hazırlığı. Suriye’de kullanılan Sakarya tipi füzelerin Sirte civarında konuşlandırılmak üzere Sirte’ye gönderilmesi, tüm bunların karşısında Mısır ve Libya’yı karşı karşıya getirecek bir senaryo daha gerçek hale gelirken bunun çok kötü sonuçları olacağına dair kaygılar da öne çıkıyor. Burada ABD devreye girdi. Trump, önce Erdoğan’la, ardından Sisi’yle, Macron’la görüşmeler yaptı. Amerikan tutumu şu ana kadar belli ölçülerde Türkiye’nin pozisyonunu destekleyen bir tutum arz etse de belirli belirsizlikleri de içerisinde barındırmaya devam ediyor. Ancak gelinen noktada Trump’ın vurguladığı şey: Bir, ateşkese uyulsun ve yabancı güçler – daha çok Rusları kastediyorlar, Türkiye’yi değil – bu ülkede olmasın. Bir de silah ambargosuna uyulsun şeklinde. Sisi’ye Trump’ın “Bir savaş başlatmayın, ateşkese uyulsun” dediği söyleniyor. Tabii ateşkese uyulması Mısır’ın pozisyonuna dönülmesi demektir. Çünkü Mısır ateşkes çağrısı yaptı tek taraflı olarak, müzakere istedi ve Akile Salih’le birlikte Hafter’i yanına çağırdı. Trablus güçleri bunu reddettiler. Trablus güçleri diyor ki “Biz Sirte’yi, Cufra’yı ve petrol üçgenini ele geçirdikten sonra müzakereye geçebiliriz.”

IŞIN ELİÇİN: Şimdi şunu sormak isterim bu noktada; eğer ABD, Türkiye ve Mısır’ı dizginlemek istiyorsa -Türkiye ve Mısır ABD’nin iki önemli müttefiki sonuçta- ama Mısır’ı arayıp dur diyorsa, o zaman bu Türkiye açısından açık çek olarak algılanabilir mi? Çünkü Sirte’yi ele geçirmek çok önemli. Türkiye’nin desteği dengeleri bu ana kadar Ulusal Mutabakat Hükümeti lehine değiştirmişti, şimdi Sirte’nin ayrı bir önemi var. Artık orayı da bir şekilde kazanabilirlerse rahat rahat ateşkese de oturabilirler diye düşünemez miyiz? Türkiye açısından bu bir açık çek, onay değil mi?

FEHİM TAŞTEKİN: Doğrusu ben Erdoğan’ın Trump’tan herhangi bir şekilde net bir onay ya da destek almadan bu tehlikeli manevraya gireceğini zannetmiyorum. Ancak bütün baskı mekanizmalarını ve çelişkileri kullanarak burada müttefiklerini razı edebileceği ya da yanına çekebileceği seçeneklere oynuyor. Bunun için de kartları var ve bunları kullanıyor. Sirte, Cufra dediğimiz yerler önemli. Bunun hemen doğusunda petrol boru hatlarının geçtiği –yaklaşık binin üzerinde bir hattan bahsediyoruz – bir bölge var. Hakeza rezervler de bu bölgelerde. Şimdi bu neyi değiştiriyor? Libya petrolünün %60’ı bu bölgeden çıkıyor. Bu bölge ele geçirildiği zaman bir tetikleme ile dengeleri değiştirecek güce sahip. Bu dengeler sadece askeri ya da parasal gelirle alakalı değil tabii ki. Diğer tarafta geri kalan bölgelerde de yine aşiretlerin, kabilelerin ya da grupların tutum değiştirmesini de sağlayabilir. Çünkü güç neredeyse saflar orada tutuluyor. Genelde Libya’da olan bu. O yüzden de burayı tutmak Hafter ve müttefikleri için ne kadar önemliyse diğer taraflar için de burayı ele geçirmek dengeleri değiştirmek için o kadar önemli. Doğu güçleri, yani Hafter güçleri burayı koruyarak bir ateşkese ve sonra müzakereye geçmeyi öngörüyor. Vatiyye Üssü, Trablus, Trablus’un güney ve batı bölgelerini kaybettikten sonra bu çizgiye geri geldiler. Diğer taraf da bu rüzgarı arkasına aldıktan sonra burayı da eğer ele geçirirse her açıdan dengeyi değiştirecek. Elbette Libya’nın geleceği burayla çok doğrudan alakalı. Eğer burası doğu güçlerinde kalır ve siyasi çözüm üretilemezse Libya kesin olarak bölünür. Şimdi Libya’nın bölünmesi ülkenin Akdeniz’le bağlantılı hamlelerini de geçersiz hale getiriyor. Çünkü Türkiye biliyorsun bir harita kıvırma metoduyla deniz yetki alanlarında Türkiye’nin sınırlarıyla Libya’nın doğu sınırını buluşturarak BM’ye gitti ve “Biz deniz yetki alanlarını bu şekilde belirledik” dedi. Şimdi Libya bölünür de doğu tarafı diğer güçlerde kalırsa Türkiye’nin Akdeniz hamlesinin de hiçbir anlamı kalmayacak. O yüzden burayı çok önemsiyorlar. Bu ısrar doğrudan ülkeleri karşı karşıya getirebilir mi? Getirebilir. Şu anda herkesin ayağı bir şekilde frende. Hem gaza hem frene zaman zaman bastıkları ikili bir oyun oynuyorlar. Mısır’da da öyle. Mısır, 1960’da İsrail’le yaşadığı savaşlarda ve Yemen’e müdahil oldukları bir savaşta hezimete uğramıştı. İçeride de bir tartışma var. Her ne kadar Sisi’ye itiraz etmek çok mümkün olmasa da en azından temkinli gidilmesi gerektiğini söylüyorlar. Mısır, sınırlarından bahsediyor ama Sirte Mısır sınırlarının yaklaşık bin kilometre uzakta. Ancak Sisi kamuoyunu hazırlıyor, caydırıcılık inşa etmeye çalışıyor. Yapmaya çalıştıkları en önemli şey bu: Türkiye’nin Sirte’ye girmemesi konusunda caydırıcılık inşa etmeye çalışıyorlar. Doğrudan iki ülkenin karşı karşıya gelmesi şu anda zayıf bir senaryo. En azından Amerika, Türkiye’nin müttefikleri ve Libya’nın komşuları bunu istemiyor. Ancak ne yapabilirler? Burada Türkiye’nin işini zorlaştıracak şekilde hava desteği sağlayabilir. Mısır’dan kalkan uçaklar ya da Birleşik Arap Emirlikleri’ne bağlı uçaklar hava operasyonları yürütebilirler. Sisi buradaki aşiretleri, kabileleri silahlandırmaktan bahsetti. Ancak bu da tartışmalı. Halihazırda zaten Libya ordusu var. Orduya aşiretler de destek veriyorlar. Yeniden kurulacak bir başka ordu bununla ilgili potansiyel var mı, kimileri böyle bir potansiyelin olmadığını söylüyor. Geriye ne kalıyor? Silah yardımı ve hava operasyonu. Vatiyye Üssü’ne Türkiye’nin gönderdiği hava savunma sistemleri gibi caydırıcı operasyonlar yapabilirler. Fransa da işin içerisinde, bunu da vurgulamak lazım. Görünen o ki herkes limitlerini zorluyor. Her şey olabilir fakat doğrudan Amerika’nın iki müttefikinin karşı karşıya gelmemesi için de bir girişim başlatıldığını, Trump’ın en azından görüşmelerinde bunun ortaya koyulduğunu görüyoruz.

IŞIN ELİÇİN: Burada belki küçük bir parantez açarak Malta-Türkiye ve Malta-Libya ilişkilerine dair birkaç not düşülebilir. Senin de söylediğin gibi Malta, AB üyesi küçücük bir ada ülkesi. Gemicilik ve limanları da en kıymetli varlıkları. İki önemli limanı var ve ikisi de Türk şirketi tarafından işletiliyor. Aynı Türk şirketi serbest ticaret bölgesi olarak da kullanılan limanlardan birinin %50’sinin de sahibi aynı zamanda. Malta içinde bayağı nüfuzlu bu şirket. Aynı zamanda 500’ü aşkın Türk şirketi Malta’da faaliyet gösteriyor. Bunlardan bir tanesi banka. Son yıllarda da, özellikle 2017’den başlayarak, yol yapımı gibi büyük kamu ihaleleri de Türk iştirakli şirketlere veriliyor. Sadece Türk şirketi olmasa bile iştirakin bir tanesi muhakkak Türk oluyor. Bu anlamda Türkiye ve Malta’nın yakın ilişkileri ve ekonomik açıdan sıkı bağları var. Tabii Libya’ya, özellikle Trablus’a çok yakın Malta. Bir taş atma mesafesinde derler ya, o misal. Göçmenler, mülteciler meselesi nedeniyle çok yakından ilgileniyor Malta Libya ile. En azından görünür sebep bu. Mayıs ayında Malta hükümeti Türkiye’nin desteklediği Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti ile -İtalya’nın da 2017’de imzalayıp 2020’de uzattığına benzer- bir mutabakat zaptı imzaladı 3 yıllığına. Buna göre, Trablus hükümeti insan kaçakçılığı şebekelerini – ki bunlar genellikle milis gruplarıyla ilişkili oluyor – zapturapt altına alacak ve böylece Malta’ya mülteci ya da göçmen geçişi olmayacak. Bunun karşılığında Malta hükümeti birtakım ekonomik yardımlardan da bahsediyor ama ondan daha önemli bir şeyin yapılması konusunda karşılıklı olarak anlaşmış durumdalar: AB içinde Trablus lehine baskı uygulamak ve Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin mülteciler meselesini Libya içinde çözmesini sağlamaya çalışarak muhatap alınmasını sağlamak. Çünkü biliyorsunuz daha önce AB, “Sofya” adını verdiği operasyonlarla denizde mültecileri tutmaya çalışıyordu. Birtakım geri gönderme anlaşmalarıyla da üçüncü ülkelere transfer ediyordu. Malta diyor ki “Böyle yapmayalım, bu işe yaramıyor. Zaten bunu bıraktınız, iş Irini’ye döndü.” Irini, Libya ambargosunu denetlemek için oluşturulan deniz gücü ki, Malta bundan da çekilerek çok önemli bir mesaj vermiş oldu AB’ye. AB’nin misyonunu baltalıyor bu anlamda. Malta-Libya ilişkilerinde önemli aktör, köprü görevini gören ülke Türkiye. Başka birtakım faaliyetleri de var Malta’nın Türkiye ve Trablus lehine ama çok uzamasın. Bir de tabii gelen haberler Türkiye’nin bir şekilde Malta’yı da Türk uçaklarının da dahil olabileceği olası bir çatışma durumunda lojistik üs olarak kullanmak istediği yönünde.

FEHİM TAŞTEKİN: Malta Türkiye’nin Libya’da ortağı haline geliyor. Küçük bir ülke ama AB’deki işleyiş açısından önemli. Fakat burada bir şey daha dikkat çekiyor, İtalya normalde Trablus hükümetiyle çalışıyor, Türkiye’yle ortak hareket ediyor ama son dönemlerde Fransa ve Almanya’yla birlikte Türkiye’ye yaptırım uyarısında bulundular. Birlikte hareket eden bir görüntü verdiler. Burada elbette tek bir çizgi yok. AB içerisinde bölünmüşlük var. Erdoğan bu bölünmüşlüğü çok iyi bir şekilde kullandı. Yani İtalya’nın Hem Fransa ve Almanya ile ortak hareket etmesi hem de ENI şirketi üzerinden Trablus’la anlaşmalar yürütmesi anlaşılır bir durum. Türkiye’nin burada tek başına oyun kurucu olması AB içinde Türkiye çizgisinde olan İtalya gibi bir ülkeyi de bir noktadan sonra elbette kaygılandırabilir. Bunun da ipuçlarını görüyoruz. Burada önemli mesele Amerika’nın tutumu. Amerikan tarafından bir belirsizlik hep olageldi ama son zamanlarda da Pentagon tarafı ısrarla Rus varlığının görülmesini istiyor Beyaz Saray tarafı buna vurgu yapıyor. Diğer taraftan Fransa’yı NATO içinde küstürmemek gerektiğini düşünen bir ulusal güvenlik danışmanı görüyoruz. Onun NATO’da Fransa’yı kayıran bir açıklaması oldu. Diğer taraftan bir dışişleri bakan yardımcısı da ambargo uygulanmalı diyor. Bu sadece Türkiye’yi önleyen bir boyutta ilerlememeli. Diğer taraftan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır tarafından da hakeza bu ambargo uygulanmalı, diyor. Nihai olarak Amerika’nın genel siyasi çizgisinde Türkiye’nin pozisyonunu destekleyen bir unsur hep öne çıktı. Türkiye’nin bu müdahalesini bir şekilde faydalı bulan ama Türkiye’nin tamamen bir oyun kurucu hale gelmesini istemeyen başka aktörler de var. Bu noktada komşulara bakmak lazım. İlginç bir şekilde Cezayir öne çıkıyor. Cezayir başından itibaren temkinliydi. Libyalıların Libyalılarla bu meseleyi çözmesini isteyegeldi. Şimdi onların arabuluculuğu söz konusu. Şimdi onların araya girmelerini veya aşiretleri silahlandırmalarını istemiyorlar. Cezayir devlet başkanı bir Somali senaryosunun devreye gireceğini söylüyor aşiretlerin silahlandırılması durumunda. Bu önemli bir uyarı. Türkiye’nin tek başına Cezayir’in komşusunda bu kadar etkin ve ağırlıklı olması başka korkuları beraberinde getiriyor. Türkiye ile ilgili korkuları İslamcılarla alakalı. İslamcı kesimlerin Libya’da hakim olması halinde Cezayir’deki İslamcı kesimin yeniden alevlenmesinden korkuyorlar. 90’larda iç savaş yaşandı Cezayir’de. O yüzden Cezayir meseleye çok dikkatli ve titiz yaklaşıyor. Onlar da bir ateşkes zemini üzerinden müzakere masası kurarak şartlarını denemek istiyorlar. Tunus, Libya yüzünden fena halde karıştı. Tunus’ta Müslüman Kardeşler’in uzantısı Nahta iktidar ortağı. Nahda Trablus tarafını desteklemek istiyor ama Cumhurbaşkanı Kays’ın Paris ziyareti sırasında Nahda tarafından tepkiyle karşılanan bir açıklaması oldu. Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin meşruiyetini bir şekilde sorgulayan bir açıklamaydı. “Meşru bir hükümettir fakat bu meşruiyet artık tartışmalı hale gelmiştir, yeni bir hükümet kurulmalıdır” gibi. Orada tutum farklılığı var ama onlar da genel çerçevede Türkiye ile ilişkileri koparmak istemiyorlar. Cezayir de Türkiye ile ilişkileri bozmak istemiyor ama dışarıdan müdahaleyi kendi iç siyasetleri açısından da yakıcı bir etkilere sahip bir kötü seçenek olarak düşünüyorlar. O yüzden çok boyutlu bir diploması var. Mesela Ürdün’ü biz konuşmuyoruz, Mısır da Ürdün’ü yanına almaya çalışıyor. Hava kuvvetlerinin kapasitesi ve yetenekleri ön Arap dünyasında öne çıkmıştır hep. Kralın kendisi de bir pilot. Siyaseten Körfez’de Suudi Arabistan’ın Kuzey Afrika’da Mısır’la yakınlığı var ancak Türkiye’yle de karşı karşıya gelecekleri bir şekilde koalisyon içerisinde de gözükmek istemiyorlar. Onların da Mısır ve Türkiye arasında öncülük yapmak istediği söyleniyor. Bütün bunlar baktığımız zaman inanılmaz bir karmaşa ve devinime hitap ediyor. Bir savaş çıkacak mı? Çıkarsa bu devletler arası bir savaşa dönüşür mü? Bütün bunlar olursa ne olur, olmazsa ne olur? Mesela Fransa ısrarla Amerikan tutumunu kendi lehine çevirmek için uğraşıyor. Macron’un tweeti çok enteresandı. Trump’la telefonda Libya üzerine çok büyük bir toplantı yaptıklarını söyleyen bir tweetti. Amerikan tarafının yanında olduğunu hissettirme çabası bu. Amerika ne kadar işin içerisine girecek, bu önemli. Şu ana dek “Biz savaştan uzak duralım, Türkiye bizim adımıza bir şeyler yapsın” şeklinde özetlenebilecek bir Trump tutumu vardı, ama Türkiye’nin pozisyonu bölgede daha büyük bir savaşı kışkırtırsa bu sefer bu Amerika’nın da istediği bir şey olmayacak. Onlar da en azından diplomasi alanında etkili olmaya başladılar. Bakacağız ve göreceğiz hakikaten sıcak bir yaz olacak, öyle anlaşılıyor.

IŞIN ELİÇİN: Fehim Taştekin, teşekkürler. Sevgili izleyiciler sizlere de teşekkürler. Puslu Kıtalar’ı böyle kapatalım o zaman bu hafta, ne dersin?

FEHİM TAŞTEKİN: Hoşça kalın diyelim, tekrar görüşmek dileğiyle haftaya.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus