Yaşamın İzleri (74): Nejat Taştan ile “İnsan Haklarıyla İnsandır”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yaşamın İzleri’nin 74. bölümünde İrem Afşin, konuğu Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (ESHİD) Genel Koordinatörü, hak savunucusu Nejat Taştan ile hak savunuculuğunun önemini, insan haklarındaki ayrımcılığı ve eşit haklar mücadelesini mercek altına alıyor.  


1964’e Adıyaman’da doğan altı kardeşli Nejat Taştan‘ın çocukluğunun bir bölümü, bacağındaki engel ile ilgili tedavi süreci nedeniyle İstanbul’da geçiyor. Dört yıl sonra babasını tam hatırlamadığı bir dönemde, okula başlayacağı için babası Taştan’ı alıp yeniden Adıyaman’a götürdüğünde yaşadığı uyumsuzluğu programda paylaşan Taştan, üniversiteyle birlikte yeniden Adıyaman’dan İstanbul’a geliyor. 1980 öncesi ve sonrası lise ve üniversite dönemine denk gelen Nejat Taştan, okuduğu iktisat fakültesini terk ediyor, çünkü onun için insan hakları mücadelesi, “siyasi bir mücadele.” İnsan Hakları Derneği (İHD) kurucu üyesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) Kurucular Kurulu üyesi olan ve halen Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (ESHİD) Genel Koordinatörü olarak çalışan Nejat Taştan için İHD, “insan hakları okulu”. “Orada öğrendiklerimle insan hakları mücadelesinde yer almak istedim”diyen Taştan, yıllar sonra ESHİD kurulurken, herkesin tüm insan haklarına ayrımcılık olmadan ulaşmasını sağlamak için çalışmayı hedeflediklerini aktarıyor. 

Nejat Taştan 1986’dan beri insan hakları alanında aktivist olarak çalışıyor ve yıllar içinde uzmanlık alanlarını genişletmiş; “Tabii ki her alanı her dönemde çalışmadım” diyen Taştan’ın uzmanlık alanları arasında ırk, etnik köken, din ve inanç ayrımcılığı, engelli hakları, barışçıl gösteri ve toplanma hakkı ile adil yargılanma, adalete erişim bulunuyor. Tüm bu alanlar içinde en “sevmeyerek” çalıştığı alanın kendi engelinden dolayı üzerine kalması nedeniyle “engelli hakları” olduğunu açıklayan Taştan, “Oysa insan kendi başına gelmese bile hak engellemelerine ve ayrımcılığa karşı çıkmalı” diyor. 

“Anayasanın 34. maddesi yok hükmünde”  

Ülkenin insan hakları karnesinin hiçbir zaman düzgün olmadığından bahseden Taştan, içinden geçilen dönem için “Şu anda insan haklarında bizdeki sistem çalışmıyor denebilir. Örneğin toplanma ve gösteri hakkı fiilen yasak. Gösteri yapma özgürlüğünden bahsetmek artık mümkün değil, en son Suruç ve kadınların protestolarında da gördük. Artık anayasanın 34. maddesi yok hükmünde” diyor. 

İnsan hakları açısından salgın döneminde yaşananları ise şöyle değerlendiriyor Taştan: “Pandemi döneminde dünya ülkelerine nazaran bizde yaşlılar, gençler, kadınlar ve çocuklar daha çok mağdur oldu. 65+ yaş üstüne getirilen yasaklar, maske tedarikinin aksaması, maske satışının yasaklanması, sonra da getirilen maske takma zorunluluğu dahil, bunların önemli kısmının kanuni dayanağı yok. İtiraz etsen, bağımsız denetim organı da kalmadığı için bir işe yaramıyor.”  

ESHİD’in ırk ve etnik kökene dayalı ayrımcılık, engellilerin adalete erişiminde ayrımcılık veya bağımsız seçim gözlem raporları için çok sayıda farklı rapor, uluslararası çalışma, proje ve seminerlere imza attığını aktaran Nejat Taştan, son dönemde çalışmalarının giderek zorlaştığını belirtiyor: “Herhangi bir raporumuza bir yerde atıfta bulunulmuşsa, iyi bir şey yapmışız diyoruz. Yoksa herhangi bir konuda düzelme sağlamak giderek zorlaştığı için, en ufak değişiklikte mutlu oluyoruz.” 

“Demokrasinin olmazsa olması insan haklarıdır”

Nejat Taştan, demokrasi ve insan hakları arasındaki doğrudan bağı açıklarken, “Demokrasinin olmazsa olması insan haklarıdır, insan haklarının olmazsa olması demokratik bir toplumdur. Hukukun üstünlüğü, adalet ve demokratik toplum varsa insan hakları vücut bulur” diyor. Taştan açısından, Türkiye’nin 18 yıldır süren tekel iktidarda yaşadığı durum, “bütünüyle denetimsiz kalan iktidarın insan haklarını törpüleme isteğinin de güçlenmesi” anlamına geliyor.

Taştan ülkenin farklı dönemlerinin her birinde ciddi sorunlar yaşandığını, ancak insan hakları açısından bu dönemin özellikle adaletsizlik açısından çok daha farklı olduğunu vurguluyor: “80 öncesini yaşadım, 90’larda insan hakları konusunda yöneticilik de yaptım. Şu andaki dönemin 90’lardan kötü olduğunu ve meselenin hukukta kilitlendiğini düşünüyorum. Özel güvenlik mahkemelerinde hatta DGM’lerde bile mahkeme heyeti yasaya bakar, savunmayı dinlerdi. Şimdi ise ne söylersem, ne yaparsam suç, bunu kimse tahmin edemiyor, hatta alacağınız cezayı da tahmin edemiyorsunuz, çünkü kararlar yasalara göre verilmiyor. Sadece biz hak savunucularının altımızdan değil, bence toplumun altından hukuk zeminini çekip aldılar. Bizi yasa korur mu, ben şu anda artık bilmiyorum.”

Kadına yönelik erkek şiddetinin artması ve son günlerin gündem konusu “İstanbul Sözleşmesi”ni değerlendirirken “Ben erkeğim, bana sormasaydın” diyen Nejat Taştan şöyle devam ediyor: “İstanbul Sözleşmesi’nin tartışılıyor olması akıl alır gibi değil. Neyi tartışıyoruz? İstanbul Sözleşmesi, öncelikli olarak kadının, çocuğun hayatının korunmasını hedefleyen bir sözleşmedir, tartışılamaz.”

“Eskiden bu ülkenin çocukları çok kıymetliydi” diyen Taştan, çocukları için adalet arayan ailelerin çoğalmasına da dikkat çekerek, engellilerden kadınlara kimsenin yargıya güveninin kalmadığını söylüyor: “Çocuklar için bile gerçekleşmeyen bir adaletle karşı karşıyayız. Eskiden bu ülkenin çocukları çok kıymetliydi. Berkin Elvan, Çorlu tren kazası, Rabia Naz, Uğur Kaymaz… İnsanlar çocukları için adalet arıyor.”

Vatandaşların hak bilincine sahip olmamasına, vatandaşlık haklarını bilmiyor olmasına vurgu yapan Nejat Taştan, “Başkasının yaşayacağını düşündüğümüz şeyleri artık her an her birimiz yaşayabiliriz. İnsan haklarına ve adalete böyle bakmamız lazım. Genel olarak, umudumu hiç yitirmedim, ama daha ümitvar olmak isterdim” diyor. 

“Büyükada hiç açılmaması geereken bir dava, absürt bir iddianameydi”

Nejat Taştan, sanıklarından biri olarak üç yıl boyunca yargılandığı, 5 Temmuz 2017’de Büyükada’da “İnsan hakları savunucularının korunması ve dijital güvenliği” başlıklı toplantı sırasında gözaltına alınmaları ile başlayan “Büyükada Davası” sürecinden kendisine kalan hisleri aktarırken, hukuksuzluk vurgusuyla en çok etkilendiği noktayı anlatıyor: “Hiç açılmaması gereken bir davada, absürt iddianameye karşı, üç yıl hukuku işletmek için uğraştık, olmadı. Ülkede kendi yasalarına saygı gösteren mahkeme kalmadı. Bizim davada delil yok, arkadaşlara hapis cezası verildi. İşi o kadar ileri götürdüler ki darbe planlamaktan casusluğa kadar her şey söylendi hakkımızda, ama delil? Yok!” 

“Büyükada Davası”nda 3 Temmuz 2020’de karar açıklanmış, mahkeme heyeti hak savunucuları Taner Kılıç’a 6 yıl 3 ay, Günal Kurşun, İdil Eser ve Özlem Dalkıran’a 1 yıl 13 ay hapis cezası verirken, aralarında Nejat Taştan’ın da bulunduğu yedi hak savunucusu beraat etmişti. Davanın istinaf ve gerekçeli karar süreci devam ediyor. Taştan, verilen hapis cezalarının tıpkı Osman Kavala’nın AİHM kararına rağmen halen 1000 güne yakın süredir hapiste tutulması gibi, “hak savunucularına gözdağı vermek, topluma mesaj iletmek” anlamına geldiğini vurguluyor. 

“Kişisel motivasyonum şu; yanılmış olmak istemiyorum”

Programın son bölümünde hak savunuculuğuna devam etmek için motivasyonu nereden bulduğu sorusuna, “Bunca kötülük ve haksızlık üzerine pes etmemek için kişisel motivasyonum şu; yanılmış olmak istemiyorum. Hayatımın hiçbir döneminde düşüncesi, etnik kökeni, inancı, cinsel kimliği ne olursa olsun hiç kimsenin şiddetle ilgili bir olayın mağduru olmasını istemedim” karşılığını veriyor. Taştan programı “insanın kıymeti” tanımıyla bitiriyor: “İnsan, kıymetlidir. Hakları olmadan insanın kıymeti yok. Özgürce düşünüp, düşündüğünü söyleyemiyorsa eğer insanın kıymeti yok….”

#İnsanHaklarıylaİnsandır

#KadınCinayetleriPolitiktir

#DayanışmaYaşatır 

Reji: Büşra Uygun & Şemsi Can Albayrak 

Kurgu: İrem Afşin 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus