Yaşamın İzleri (75): Banu Güven ile “Biat etmeyen gazetecilik ruhu”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yaşamın İzleri bugün 75. bölüme ulaştı. İrem Afşin, konuğu gazeteci Banu Güven ile sıcak gündemin konu başlıklarını gerçek gazeteciliğin önemi çerçevesinde konuşuyor. 

1969’da İstanbul’da doğan Banu Güven, 1980 darbesinin etkisinde geçen çocukluğunu ve küçük yaştan itibaren gazeteciliğe nasıl merak sardığını anlatıyor: “Darbe olduğunda önce her şeyin bıçakla kesilmiş gibi bitmesinin iyi bir şey olduğunu sanmıştım ama sonrasında gözaltılar ve tutuklamalar başladı. Annem heykeltıraş ve babam yüksek mimar ama ikisi de devlet memuru. Dolayısıyla olayları takip ederek büyüdüm.” Güven, İstanbul Erkek Lisesi’nden okurken “Babıâli’nin orta yeri” dediği lise döneminde Cumhuriyet gazetesi’nin tam lisesinin karşında olmasını, Hürriyet, Milliyet gibi gazete binalarının önünden geçerek eve gittiğini aktararak, lise eğitimi biter bitmez Almancasının da etkisiyle Çağdaş Yayıncılık’ta işe başladığını aktarıyor. 

“Gazeteci olmasaydım balerin olmak isterdim. Sanata düşkünümdür” diyen Güven, 1988’de liseden mezun olur olmaz gazeteciliğe başlasa da “Ortadoğu’yu daha iyi öğrenmek istedim” dediği İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü de 1991’de bitiriyor. 
Milliyet ve Radikal gazetelerinde devam eden gazetecilik kariyerindeki 14 yıllık NTV bölümünü anlatan Banu Güven, “geleneksel medya” olarak adlandırdığı eski ana akım medya ile ilgili olarak, “Daha otonom, özgürlükçü bir pratiği olan eski NTV’yi diğer ana akımdan ayrı tutarım. Kimsenin hiçbir şeye karışmaya yeltendiğini anımsamıyorum. Ta ki telkinler başlayana kadar. Ancak yine de, başlangıçta müdahalelere direndik. Ne zaman iktidar kendini tamamen muktedir hissetti, iç içe geçen ilişkiler ağı iyice derinleşti, o zaman biat dönemine geldik. Zaten bir dönüştürme başlamıştı. Kademeli bir süreçti. 2010 gibi dananın kuyruğu koptu diyebilirim. Gezi’yle beraber dönüşüm iyice netleşti. El değiştirmeler ile herhalde Doğan’dan Demirören’e satışla beraber de son noktaya gelindi” diyor. NTV sonrasında Artı1 TV ve İMC TV’de de çalışan Güven, KHK ile kapatılan İMC TV sonrasında “ana akımdan” ayrılıyor ve sosyal medya üzerinden ilk yayınları yapan gazetecilerden biri oluyor. 

“Gazeteciliğin de Hipokrat gibi yemini olsa iyi olurdu”

Gazeteciliği “kamu yararına bir meslek” olarak gördüğünü belirten Banu Güven, “Gazeteciliğin de Hipokrat gibi yemini olsa iyi olurdu. Gazetecinin sorumlulukları vardır. Önemli bir meslek ve saygın bir şekilde yapılması gerekiyor. Bunu isteyenler saf dışı bırakıldı ve işsiz kaldı” diyor.  Güven, “muhalif basın” tanımını ise doğru bulmuyor: “Gazeteciliğin doğasında zaten sorgulamak var, dolayısıyla muhalif tavır gazeteciliğin özünde var. Bir gazeteci herkese her soruyu sormalıdır. Eğer bu kadar çok sorulacak soru varsa, demek ki, herkese muhalif olabiliriz.”  

Bazen geleneksel medyayı özlediğini belirten Güven bunu, “Her şeye rağmen hâlâ ana akımda yer talep etmeli ve almalıyız. Hâlâ herkesin evinde o televizyon köşede duruyor. Gündemin gerçekten insan hayatına dokunan yönlerini önceleyen bir haber bülteni kalmadı ve geleneksel medya hâlâ kahvede, evlerde, ulaşımda orada köşede açık. Bir şekilde geleneksel medyayı geri almamız lazım” diyerek açıklıyor.

Banu Güven, ana akımla dijital gazetecilik arasındaki farklardan bahsederken “Sosyal medya derya deniz. Yankı odası tanımı bence doğru. Herkes kendi takip ettiğini görüyor. Acaba yazdıklarımız karşı tarafa ulaşıyor mu? Ulaşıp ulaşmadığını ancak gelen saldırı veya tepkilerden anlayabiliyoruz” diyor. 

Halen Deutsche Welle Türkçe, WDR-Cosmo, Türkei Unzensiert (Sansürsüz Türkiye) için haberler yapan, TAZ Gazete ile Diken’e yazılar yazan Banu Güven, uluslararası mecralar için çalışmanın farkını ise şöyle özetliyor: “Uluslararası kamu yararına yayın yapan kurumlar/mecralar için çalışmak, sanki nefes almak gibi. İşini yapman gerektiği gibi yapıyorsun, özgür. Yayın politikalarında etik var, gayet otonomlar. Keşke Türkiye’de de olabilse.”

“Bizim İMC TV’de yaşadığımız baskıyı şimdi Halk TV ve Tele 1 yaşıyor. Dışarıdan, uydudan yayın yapanların da Türksat dışı uydudan seçilmesi gerekiyor” diyerek izleyicinin seçici olması gerektiğini belirtiyor.

Öte yandan, “Gazeteciliği çarpık hale getirdiler, iyice saflara ayrıldık. İzleyicilerin ne kadar çok gazetecinin işsiz kaldığını, ne denli zor şartlarda çalışıldığını bilmesi gerekiyor. İşsiz kalan gazetecilere bakalım, bir nevi KHK’lıyız” diyen Güven, izleyicinin veya okuyucunun, gazetecilerin hangi şartlarda görev yaptığını da bilmesi gerektiğini söylüyor. 

Demokrasi ve medya arasındaki bağlantı ise Banu Güven açısından son derece net: “Demokrasinin olmadığı yerde özgür medya, özgür medyanın olmadığı yerde demokrasi olmaz.”

Programın “Kelime Oyunu” bölümünde ise Banu Güven, “sansür” kelimesine karşılık “İçinde yaşıyoruz” derken, “Adalet” kelimesinin kendisine “vicdan” kelimesini çağrıştırdığını, “Haber”in kendisi için “Her şey” olduğunu söylerken, “Kadın” kelimesine de bir sloganla cevap veriyor: “Dünya yerinden oynar, kadınlar özgür olsa.” Kadın mücadelesinin ancak safları sıklaştırarak ilerleyebileceğini vurgulayan Banu Güven için İstanbul Sözleşmesi tartışılamaz bir konumda: “İstanbul Sözleşmesi sınır çizgimizdir, vazgeçmeyiz.”

“Sosyal medya yasasıyla her şeyi daha da zorlaştıracaklar”

Güven, iki gün önce sabaha karşı jet hızıyla Meclis’ten neredeyse hiç tartışılmadan 18 saatte geçirilen “Sosyal Medya Yasası” ile ilgili olarak “Sosyal medya yasasıyla her şeyi daha da zorlaştıracaklar. Eğer istedikleri haberler kaldırılmaz ise, erişimi engellemek için bağlantı hızını azaltmak gibi teknik dalavereler ile iletişimi imkansız hale getirmeyi deneyecekler. Hiçbir itibar endişeleri kalmadı. Neoliberalizmin araçlarına güveniyorlar ama insanlar geleceği göremedikleri, güven vermeyen bir memlekete yatırım yapar mı?” diyor. 

“Sosyal medya yasasıyla bazı şeyleri hayata geçirmeyecekler ama içeriğe müdahale edecekler. Öyle şeyler istiyorlar ki, işin doğasına aykırı” diyen Güven’e göre, “Cumartesi Anneleri’nden İstanbul Sözleşmesi tartışmasına karşı çıkan kadınlara, beş yıl önce attığı tweet yüzünden gazetecinin hasta yatağından kaldırılmasına kadar herkesi korkutmaya çalışıyorlar.”  

“Gazetecilik için gereken inat içimde”

Programın sonunda her şeye rağmen umutlu olduğunu söyleyen Banu Güven, gazetecilik yapmaya nasıl devam ettiğini, kişisel motivasyonunu da şöyle açıklıyor: “Gazetecilik için gereken inat içimde. Her şeye rağmen biz devam ediyoruz diyen meslektaşlarımdan güç alıyorum. Biz epey kalabalığız. Bizi izleyen, okuyan herkese teşekkür ediyorum. Mutlaka güzel günler göreceğiz.”

#Yaşamınİzleri75Bölüm

Tüm konuklarımıza ve izleyicilerimize teşekkürler! 

Reji: Özge Elvan 

Kurgu: İrem Afşin 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus