Fehim Taştekin & Işın Eliçin ile Puslu Kıtalar (10): Altıncı yılında Ezidi Soykırımı’ndan hayatta kalanların evlerine dönüş ve adalet mücadelesi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Puslu Kıtalar programı, Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) Derneği Türkiye Temsilciliği’nin katkıları ile hazırlanmıştır.

(Video kurgu ve transkripsiyon: Akanda Taştekin)

PUSLU KITALAR ONUNCU BÖLÜM

Soykırım sonrası Ezidilerin yaşam savaşı

IŞIN ELİÇİN: Merhaba. Puslu Kıtalar’ın bu bölümünde IŞİD soykırımından hayatta kalan, Mezopotamya’nın kadim halklarından Ezidilerin evlerine geri dönüş mücadelesini ve adalet arayışını konu edineceğiz. Fehim Taştekin, Ezidi acısının bizzat tanıklarından. Haziran ve Eylül 2014’te ve daha sonra yine 2015’te Şengal’e gitti. Bölgede bulundu uzunca bir süre. Kamplardaki Ezidilerle bir araya geldi, onların durumunu gördü ve Fehim Taştekin bu tanıklıklarının bir bölümünü “Rojava: Kürtlerin Zamanı” adlı kitabında anlattı. Bir bölümü de “IŞİD: Karanlık Çöktüğünde” kitabında yer alıyor. O yüzden Fehim sana 2014’te Şengal’de ne oldu ve bu katliam, bu soykırım nasıl geldi diye sorarak başlamak istiyorum.

FEHİM TAŞTEKİN: IŞİD Musul’u düşürdükten sonra Haziran 2014’te hızlı bir şekilde genişledi ve 3 Ağustos 2014’te Şengal’e saldırmaya başladı. Şengal’e saldırı bu kadar hızlı beklenmiyordu fakat o dönem şöyle bir beklenti sözkonusuydu: Belki Rojava tarafına geçmek için Şengal üzerinden bir saldırı başlatabilirdi çünkü Suriye tarafında Kürtler IŞİD’in önündeki en önemli bariyer haline gelmişti. Rmelan, Suriye’nin kuzeydoğu bölgesinde Şengal’e de çok yakın bir noktada yer alıyor ve burası petrol havzasının olduğu yer. IŞİD’in hedefi Şengal üzerinden Rmelan’a gitmek ve oradan Rojava tarafında hâkimiyetini genişletmekti. Ancak Şengal’de kaldı ve orada büyük bir katliam gerçekleştirdi. Ne oldu? İlk olarak yaklaşık bir hafta süren saldırılar sözkonusuydu. En az 3 bin insanın öldüğü bir saldırı silsilesinden bahsediyoruz. İnsanlar bütün tarihteki katliamlar sırasında olduğu gibi Şengal dağlarına çekilip kendilerini kurtarmaya çalıştılar. Bu dönemde bu katliamın ve IŞİD’in bu kadar hızlı bir şekilde ilerlemesinde birkaç önemli husus var. Bunu tekrar hatırlatmak lazım. Kürtler arasında derin bir travma bıraktığı için de önemli. Öncesinde o bölgenin güvenliğinden sorumlu olan Peşmerge güçleri çekildiler ve çekilirken silahlarıyla birlikte çekildiler. Silahlarını Ezidilere vermediler. Bu, Ezidileri ciddi olarak korumasız bıraktı. O dönemde HPG güçleri, yani PKK’nin silahlı kanadı az bir sayıda gerilla ile Şengal dağında bulunuyorlardı ve onlar IŞİD’in o koridoru kullanarak Şengal’e çıkmasını engellediler. Ve bunlar bir efsane olarak Ezidiler arasında anlatılageliyor. Bunun ötesinde Rojava tarafından YPG-YPJ güçleri de bir baskı oluşturdu ve daha sonra bir koridor açtılar. Bu koridor sayesinde o bölgede sıkışan insanlar tahliye edildiler ve Suriye tarafına geçtiler. Sonra Suriye’de bir kamp kuruldu, Newroz Kampı. Bir kısmı tekrar Irak tarafına, Irak Kürdistan’ına geçtiler. Doğu taraflarında kamplar kuruldu. IŞİD buraya geldiğinde ne oldu? IŞİD, kendi temel savaş stratejisi ve insanlara yaklaşımına uygun bir ayrıştırma yoluna gitti. 12 yaş üzerindeki yetişkin erkekleri ayırdı. Onlara İslam’a geçmelerini söyledi, aksi halde öldüreceklerini belirtti. İnsanlar canlarını kurtarmak için bunu kabul ettiler. Kabul etmeyenler de oracıkta öldürüldü. Bunun dışında evli kadınları ve çocuklu kadınları ayırdılar. Dokuz yaş üzeri kız çocuklarını da ayrı bir kategoriye tabi tutup onları savaş ganimeti olarak savaşçılara dağıttılar. Köle pazarları dediğimiz bu meşhur kadınların satıldığı süreç bundan sonra bir mekanizma olarak işletilmeye başlatıldı. Kayıtlı olarak 6800 insan IŞİD’in bu şekilde esiri haline geldi. Başlarına gelenleri dünya yakından izledi. Canını kurtaranların anlattıkları dehşet olayları… Bunun dışında bu insanlar çocuk yaşta zorla evlendirilmek, satılmak, tecavüze uğramak, cinsel ve diğer her türlü şiddete maruz kalmak gibi korkunç deneyimler yaşadılar. IŞİD dağılırken bu insanların bir kısmı kaçtı, kurtuldu. Bir kısmı aracılar vasıtasıyla fidye ödenerek kurtarıldı. Bunları ayrıca bugün konuşacağız. Ancak onlara geçmeden önce diğerlerinin başına ne geldi, İslam’ı seçen erkekler çalışma kamplarında zorla çalıştırıldılar. IŞİD daha sonra bu kişilerin aslında takiye yaptığına, Müslüman olmadığına kanaat getirip bir kısmını yeniden öldürdü ve onlar üzerinde şiddetli bir baskı politikası güttü. Erkek çocukları ayırdılar ve onlar Rakka’ya götürüldü. Rakka’da dini eğitimden geçirildiler. Arapça ve Kuran eğitimi aldı bu çocuklar yaklaşık bir yıl. Fiziken güçlü olanlar ise Tabka bölgesindeki üste askeri eğitime alındılar. Savaşçı olarak kullanıldılar, yaralananlar ve ölenler oldu. IŞİD’in yaydığı dehşet Ezidiler nezdinde korkunç bir pratik buldu. Niye Ezidileri seçtiler? IŞİD’in anlayışına göre “Şiiler, Aleviler dinden dönmüşlerdir. Mürteddir. Katli vaciptir.” Haliyle bu kişiler ganimet olarak değerlendirilmez. Köle yapılmaz, cariye yapılmaz, savaş sırasında öldürülür. Ama Ezidileri dinden dönme olarak görmüyorlar, kâfir olarak görüyorlar. Şeytana tapan olarak görüyorlar. O yüzden Ezidiler onların kapsamında kâfir muamelesi yapılması gereken insanlar. Uzlaşmayı kabul etmezlerse öldürülürler. Kadınları cariye, erkekleri de köle olarak alınır ve kullanılır. Bunu köle olarak alan kişi satma hakkına da sahiptir. Ciddi, karanlık bir piyasa oluştu. Bu insanlar 5 bin ile 20 bin dolar arasında, bazen daha az miktarlarda, satıldılar. Genç bir kadının 7-8 kez satıldığına dair tanıklıklar var.

IŞIN ELİÇİN: Evet bugün de devam ediyor bu korkunç insan ticareti. Bunu konuşacağız. Ezidiler yaşayışları, inanışları nedeniyle binlerce yıldır katliamlara, kırımlara, kendi deyimleriyle “fermanlara” maruz kalıyorlar. IŞİD’inki için de “73. Ferman” diyorlar Ezidiler. Yaşar Kemal, “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana” adlı romanında Ezidiler’in uğradıkları kıyımlara değinmiş, şöyle anlatıyor, alıntılıyorum: “Bak bana yavrum, iyi dinle. Biliyorsun, ben Sünni Müslümanım. Ben bir tek insanım. Bir tek insan acı çekiyorsa, bütün insanlar acı çekiyordur. Bu Ezidiler yüzlerce yıldır acı çekiyorlar, öldürülüyorlar, soylarını tüketiyorlar. Dünyada bir tek Ezidi kalmadı, diye düğünler, bayramlar ediyorlar… Sen de gördün herhalde, yıllardır, önüne gelen Ezidi öldürüyor. Çocuk demiyor, bebek, genç kız, delikanlı, yaşlı, hasta demiyor, dağları çölleri, mağaraları, delikleri bir bir arayarak Ezidi bularak öldürüyorlar. Gene de tükenmiyor, yılmıyor direniyorlar. Ve bütün insanlar, haberleri olsa da olmasa da onlarla birlikte öldürülüyor, acı çekiyor, aşağılanıyor, tükeniyor ya, onlar tükenmiyor. Öldürenler de onlar kadar, onlar gibi onlarla birlikte ölüyorlar ya, öldüklerinin, çürüdüklerinin farkına varmıyorlar.” Evet Fehim, bunu da alıntılamak istedim. Tarih bilgimiz zayıf, Ezidiler konusunda, Mezopotamya’nın kadim halkları konusunda bilgilerimiz zayıf. Ayrımcılık bugün de devam ediyor. Şunu sorayım sana: Peşmerge Ezidiler için neden savaşmadı o dönemde? Biraz bahsettin Ezidiler neden hedef seçildiler diye ama bu kadınların, çocukların başına gelenleri bugüne de bakarak biraz daha detaylı anlatmak ister misin?

FEHİM TAŞTEKİN: “73. Ferman” meselesinde bir metafor var. Neredeyse herkes Ezidileri katletti, “72 milletten katliam gördük” dercesine, böyle bir sayı telaffuz ediliyor. 73 sayısı bu metaforla alâkalı. Çünkü Ezidilere yapılan katliamların sayısı bundan çok fazla. Yüzden fazla katliama maruz kaldılar. Bir şekilde komşuların da bunda suçu var. Müslüman Kürtler de bu anlamda sorumlular tarihten bahsederken. Şengal dağlarını anlatırken ve anlamı vurgulanırken hep buna atıf yapılıyor: Şengal onlar için katliamda sığındıkları ve korundukları bir yer. Ben bununla ilgili çok sayıda soru sordum. En çarpıcı olan oydu, Newroz Kampı’nda olay çok daha yeniydi ve insanlar konuşmuyorlardı. Korkunç bir sessizlik vardı. Yüzlerindeki ifadeler yıkıcıydı. Siz de konuşamıyordunuz, siz de soru soramıyordunuz. Bir kadın benimle konuşmayı kabul etti ve ona “Neden Peşmerge sizi korumadı?” diye soru sordum. “Neden korusunlar ki?” dedi, niye diye sordum: “Benim pişirdiğim ekmeği yemeyen, benim kestiğim tavuğu yemeyen, yaptığım yemeyi ‘necistir, pistir’ diye yemeyen neden benim için canını feda etsin?” dedi. Şimdi bu çok çarpıcı bir şey. Sonuç itibarıyla Ezidilerin bulunduğu coğrafyada karşı karşıya oldukları bakış açısını, dışlanmışlığı, ötekileşmeyi ve şeytanlaştırmayı çok net şekilde ortaya koyan bir şey. Tabii fiilen olan ise bununla doğrudan ilintili mi, bunu bilmiyoruz. Ben Ezidi algısı içerisindeki yanıtı anlatmaya çalışıyorum. Sahada olan nedir sorusu ise hâlâ yanıtlanmış değil. Anlatılan bazı şeyler var, IŞİD’in geleneksel taktikleri, şiddet stratejisi: Şiddeti olabildiğince hissettirmek ve insanları daha silahları ve çatışmayı görmeden yenilgiye uğratmak. Birkaç Peşmerge’nin öldürülüp kafasının kesildiği, yollara-direklere kafalarının dikildiği, ve bu korku ile Peşmerge’nin çekilme kararı aldığı yönünde bir izahat var. Ezidiler hep güvensizlik içinde olageldiler. Bu güvensizlik yeni değil. Ezidiler nerede olacaklarını her zaman bir soru ile tartıştılar. “Bizi kim koruyabilir ve biz nasıl korunabiliriz” diye. 2003’te Amerikan işgali sonrasında Saddam yıkıldı ve Peşmerge o bölgede fiili olarak kontrolü sağlamaya başladı ama burası Kürdistan’ın anayasaya göre idari sınırları içerisinde değil. Ancak Peşmerge’nin fiili bir kontrolü sözkonusuydu. Bu insanlardan bir kısmı Irak içerisinde özerk bir yapı olarak kalmayı tercih etti. Bir korunma içgüdüsüyle bunu tartıştılar. 2005’lerde bu tartışmalar çok yapıldı. O zamanlar tartışmalar düzenlendi. Ezidiler bir araya geldiler. Ancak bir özsavunma gücü oluşturma ya da özerklik statüsü elde etme gibi çabalar karşılık bulmadı. Şu anda da burada rekâbet söz konusu. Bir tarafta PKK var, PKK’nin yardımıyla Şengal Savunma Güçleri organize oldu, onlar var. Bir tarafta ise hâlâ Peşmerge var. Bir de, bağımsızlık referandumu sonrasında, Irak güçleri ve Haşdi Şabi yeniden Kerkük’e nasıl geldiyse Şengal’e de geldi ve onlarla şu anda Haşdi Şabi’nin ağırlıkta olduğu bir güvenlik mekanizması ve düzeninden söz edilebilir. Ama Ezidiler kendi çözüm arayışlarını hâlâ sürdürüyorlar.

IŞIN ELİÇİN: Evet onu da soracağım. Bir hatırlatma da yapayım. Birleşmiş Milletler, IŞİD’in Ezidilere uyguladığı zulmü soykırım olarak kabul etti. 2018 yılında da Nobel Barış Ödülü, tecavüzün savaşlarda bir silah olarak kullanılmasını engellemek amacıyla yürüttükleri çalışmalardan ötürü Kongo’da cinsel şiddete maruz kalanlara yardım eden hekim Denis Mukwege ile birlikte Ezidi insan hakları savunucusu ve Birleşmiş Milletler İyi Niyet Elçisi Nadia Murad’a verildi. Nadia Murad, 27 yaşında bir Kürt, bir Ezidi. IŞİD tarafından o da kaçırılmıştı ve esir kaldığı süre boyunca cinsel ve fiziksel şiddete maruz kaldı. Ailesini kaybetti, erkek kardeşlerinin altısı IŞİD tarafından öldürüldü. Kişisel olarak da bu acıyı yaşamış, soykırıma maruz kalmış biri. Ezidi Soykırımı’nın suçluları hesap verene kadar ve hâlâ esir tutulan kadınlar kendi hayatlarına dönene kadar mücadeleye devam edeceğini söylüyor. Bunun için gerçekten de zorlu bir mücadele sürdürüyor. Sana da bu noktada esir alınmış ve tutulan, köleleştirilmek istenmiş, hâlâ karanlık dehlizlerde satılmaya devam edilen kadınları sormak istiyorum. Onların geri dönüş çabaları, onların kurtarılma çabalarını biraz anlatır mısın?

FEHİM TAŞTEKİN: Özellikle akrabalar kaçırılan insanları bulmak için seferber oldular. Ezidiler dağılmış bir halk. Almanya’dan Avustralya’ya kadar her tarafta Ezidiler var ve bu insanlar seferber oldular. İzlerini bulanlar bir şekilde iletişim kurdular, yerel bağlantılar sayesinde bu insanlara ya da bu insanları kaçıran kişilere ulaşmayı başardılar. Bir çeşit insan kaçakçıları mekanizması oluştu. Bu mekanizma para karşılığında insanların bulunması ve kurtarılması yönünde işledi. Bunun dışında internet üzerinden köle satışlarının yapıldığı bir çeşit borsa oluştu. İnternet üzerinden insanlar fotoğrafları görerek o kişilere ulaşma çabaları içinde akrabalarını kurtardılar, kurtarmaya çalıştılar. IŞİD dağıldıktan sonra o kaos içerisinde kaçanlar kaçabildi. Bugün çok enteresan, çarpıcı, insanı parçalayan bir süreç hâlâ devam ediyor. Bu insanların bir kısmı özellikle Suriye’deki bu kamplarda kalmaya devam ediyor. Kendi kimliklerini saklayarak devam ediyorlar. Bu kişilerin IŞİD üyelerinden çocukları var. Bu çocuklar temel bir problem. Bu kişilerin o karanlık çukurdan çıkarılması konusundaki en önemli engellerden biri haline geldi. Ailelerine dönüp dönmeme konusunda ciddi bir sorun yaşıyorlar ve bazıları bu kamplarda kalmayı mecburen tercih ediyor. Bir kısmı Türkiye’ye getirildi. Bunları da konuşacağız, Türkiye’ye getirilenlerin hali nedir diye. Bu anlamda baktığımız zaman bu kamplarda Suriye Demokratik Güçleri’nin yürüttüğü çatışmalar, özerk idareye bağlı Kadın Komitesi’nin yürüttüğü çalışmalar sayesinde çok sayıda Ezidi kadın ve çocuk kamplardan kurtarıldı ve ailelerine teslim edildi. Bazıları kamplardan çıkıp Şengal’e dönemediler. Başka ülkelere gidenler oldu. Bazıları hâlâ IŞİD’in dağılmış hücrelerinde, evlerinde tutulmaya devam ediyor Irak ve Suriye’de.

IŞIN ELİÇİN: Türkiye’de de. Biraz sonra konuşacağız, Türkiye’de maalesef inanılmaz bir olaydan haberimiz oldu. Peki kamplardakiler neden Şengal’e dönemiyor. Okuyoruz, çocuklarından ayrılmak istemedikleri için zorluk çekiyor kadınlar. Hem o toplum karşısında yeniden kabulleri çok güç hem de yaşadıkları travmalar dolayısıyla zaten kendilerinin hayatta kalmaya devam etmesi gerçekten güç. Uluslararası yardım kuruluşlarının desteği bu anlamda çok önemli.

FEHİM TAŞTEKİN: Ezidi inancına göre Ezidi olmayanlarla evlenenler ya da bir şekilde bu ilişkiye mecbur bırakılanlar Ezidilikten çıkıyor ve bu kişiler toplumdan dışlanıyorlar. Burada inanılmaz bir durum oluştu. Bu insanlar IŞİD’in dünyasında yaşadıkları bu dehşet olaylardan sonra kamplarda kaldılar ya da bir şekilde kendi evlerine dönemediler. Bunu aşmak için Ezidi Ruhani Yüksek Konseyi, 24 Nisan 2019’da IŞİD’e maruz kalan insanların tekrar toplumda kabul göreceğini belirten bir kararı kabul etti. Bu sayede insanlar biraz dönüş ümidi beslediler. Fakat ciddi tepkiler oluşunca bu karar revize edildi ve bu çocukların kabul edilmeyeceğine dair yeni bir karar ortaya çıktı. Şimdi, tabii ki anneler bu çocukları sahipleniyorlar ve onlardan ayrılmak istemiyorlar. Fakat toplum bu çocukları kabul etmiyor. O yüzden de çok travmatik şeyler yaşandı. El Hol Kampı’ndan, Suriye’deki diğer kamplardan alınan kadınların IŞİD üyelerinden olma çocuklarını – yaklaşık 50’ye yakın çocuktan bahsediyoruz – Rmelan’da ayrı bir yetimhaneye benzer bir çocuk koruma merkezine bıraktılar. Bu insanlar bir şekilde çocuklarını oraya bırakmaya ikna edildiler. Bırakmayanlar kamplarda kalmaya devam ediyorlar. Kamplardan kurtulanlar ise çocuklarıyla birlikte başka yerlere göç ediyor ve hayat kurmaya çalışıyorlar. Başka bir mesele ise Irak yasalarından kaynaklanıyor. Irak yasalarında babası belli olmayan çocukları Müslüman olarak kaydetme gibi bir hüküm var. Bu da istenmeyen bir durum. Bu insanlar çocuklarını bu şekilde kaydettirmek de istemiyorlar. Bu travmayı şimdiye kadar aşamadılar. Bu meselenin birinci boyutu. Ayrıca çok büyük travmalar yaşamış bu insanlar bir şekilde yardım almak durumundalar. Kamplar, uluslararası toplumun da desteği ile bu insanlara hizmet sunuyor ve onlarla ilgilenmeye devam ediyorlar. Bazı çocuklar alındı ve Basra gibi yerlere götürüldü, yetimhanelere bırakıldı. Bu mesele kadınların sorunlarını çözmedi. Çocukların da hakeza yaşadıkları var, sadece IŞİD üyelerinden olma çocuklar değil, oraya çocuk olarak çok küçük yaşlarda gitmiş insanlar şimdi genç oldular. Bu kişilerin de ciddi sorunları var. Özellikle küçükler Kürtçeyi unuttular ya da bilmiyorlar. Döndüklerinde Arapça konuşuyorlardı. Anneleri ve babaları şok içindeydi. Bu çocukların önemli ölçüde beyinleri yıkandığı için anne-babalarına bakışları da çok farklıydı. Kâfir olarak görüyorlar çocuklar ailelerini. Onların bu sorunları aşması için çok ciddi, uzun vadeli programlara ihtiyaç var. Profesyonel destek gerekiyor. Bunlar yeterli olmadı. İnsanlar bu travmalarla yaşıyorlar. Ezidilerin soykırımı içeriden ve çevreden baskılarla ayrı bir zulüm içerisinde devam ediyor. Bu soykırımın devamlılığı açısından üzerinde durmamız gereken bir şey. Güvenlik mevzusu var neden dönemediler sorusuyla ilgili olarak. Bir kere bu insanların hayatları tarumar oldu. Bir çoğu yaşam destek kanallarını yitirdiler. Güvenlik hâlâ ciddi bir sorun. O bölgede güvenlik alanında ayrıca Peşmerge ile Şengal direniş komitelerinin ya da PKK ile ilintili yapıların aralarında sorunlar var. Biri birinin feshini istiyor, diğeri ise karşıdakinin çekilmesini. Bir tarafta Haşdi Şabi var. Bu güvenlik krizi bu dönüşleri de etkiliyor. Hayatlar kurulamadı bu açıdan baktığımız zaman. Bu insanlara cesaret verecek, onları kucaklayacak bir geri dönüş süreci oluşturulamadı.

IŞIN ELİÇİN: Onların cesaretlenebilmesi ve travmayla başa çıkabilmeleri için bir başka boyut da faillerin cezalandırılması. Bir soykırımdan bahsediyoruz. BM, bu işlenen suçları belgelemek ve araştırmak üzere bir heyet kurdu ama bir dava sürecine, soykırım yargılama sürecine dönmedi. IŞİD mensupları Irak’ta terör suçlaması gibi başka nedenlerle yargılanıyorlar ama bizzat hem Ezidiler hem de diğer azınlıklara karşı işlemiş oldukları suçlarla ilgili olarak ayrı bir şekilde yargılanmıyorlar. Açılmış tek bir soykırım davası var bir IŞİD mensubuna karşı, Almanya’da Frankfurt’ta görülüyor bu dava. Almanya mahkemesi evrensel yetki kurallarına dayanarak 37 yaşındaki Irak vatandaşını soykırımın yanı sıra insan kaçakçılığı, öldürme ve işkenceden yargılıyor.

Şimdi artık Türkiye’ye de bakabiliriz. Gazete Duvar’dan Hale Gönültaş’ın özel haberiydi, tebrik ederim onu da. Böyle bir haber olmasa gerçekten bihaber olacağız. Türkiye’de, başkent Ankara’nın Sincan semtinde öğreniyoruz ki bir Ezidi kadın 10 ay boyunca bir IŞİD’linin evinde tutuluyor. Biz nasıl haberdar olabiliyoruz? Yine senin de bahsettiğin gibi ailesinin olağanüstü çabaları ile kadının yerini tespit etmesi, sonuçta da bir fidye karşılığında bu kadını kurtarmalarıyla haberdar oluyoruz. Hale Gönültaş’ı bir kez daha anayım burada. Fakat inanılmaz bir şey. Bir Türkmen IŞİD’liden bahsediliyor. Türkiye’den bir kadının esir tutulmasından bahsediliyor. Ezidi bir kadından, soykırım mağdurundan bahsediliyor. Sonuçta Ezidilere yönelik soykırım tanındı. Türkiye’de yetkililerden tek bir ses yok. Olağanüstü bir durum yani.

FEHİM TAŞTEKİN: Bu, Türkiye açısından utanç verici bir sicil. Aslında IŞİD dosyası başından itibaren ama Ezidiler mevzusunda daha da iç karartan bir tabloya gidiyor. Ezidi kamplarla Türkiye’de HDP’li belediyeler ilgileniyordu, sonra kayyım atandı. Bu kamplar büyük bir belirsizliğe ve ilgisizliğe sürüklendi. Sonrasında insanlar bu belirsizlik ve kötü koşullar yüzünden buralarda barınamaz hale geldiler, kendilerinden ayrıldılar ve kamplar da kapandı. Bu işin bir boyutu. İkincisi Ankara’daki IŞİD üyesi Türkmen meselesi. Korkunç bir şey. Bu yeni de değil. ben 2015 ve 2016’da birkaç kez bununla ilgili çok güvendiğim bir Türkmen arkadaşımın bana anlattıklarını biliyorum. Bir seferinde beni aradı ve bana Ankara’da Tel Afer’den gelmiş IŞİD üyelerinin kendi aralarında iğrenç ifadelerle Ezidi kadınlara yaptıklarını nasıl anlattıklarını söyledi. Bunlar anlatılabilecek şeyler değil, insanlık dışı şeyler ve bununla ilgili. Burada IŞİD üyelerinin rahatlıkla barınabildiğiyle ilgili bilgiler net bir şekilde ortada olmasına rağmen devletin buna gösterdiği tolerans dehşet verici. Daha da önemlisi insanlar, akrabaları, o sözünü ettiğim gibi internette 5 bin dolar ile 20 bin dolar arası fidyelerle kızları, kadınları kurtarıyorlar. Bunlar haber birkaç kez oldu. 2019’da bir olay bu şekilde ortaya çıkarıldı. O daha çok takip sonucu polise haber vererek, avukatlar aracılığıyla bir baskın sonucunda kurtarıldı. Önemli nokta şu: Ezidi kadını çocuk yaşta kaçıran, zorla onunla evlenen, cinsel şiddette, tacizde, tecavüzde bulunan bu IŞİD üyesi hakkında dava açılmadı. Kamu davası açılmadı. Bu olay bize IŞİD’in Türkiye’de ne kadar rahat barındığını, dolaştığını ve devlet aygıtlarının mecbur kalmadıkça, basın ya da kamu baskısı oluşmadığı sürece hiçbir şey yapmadıklarını ve göstermelik önlemler aldıklarını yeniden hatırlattı. Bunun çok farklı nedenleri var. Ezidileri de aşan nedenleri var. IŞİD’i kayıran fikri bir altyapı var, bu bürokraside de devletin farklı kademelerinde de karşılık buluyor. IŞİD’e sempati besleyen, IŞİD tezlerini savunan akademisyenler var bu ülkede. bu insanlar toplumda da dışlanmıyorlar. Bu bir boyutu. Devlet güvenlik aygıtlarının tutumlarında IŞİD’i kayıran bir anlayış sözkonusu. Bunlar farklı vesilelerle hep tartışma konusu olageldi. Musul’un düşmesinden başlayan bir süreçtir. IŞİD’i savunan, IŞİD’le bir şekilde dirsek temasında olan bir heyetin Ankara’da Dışişleri Bakanlığı’nda nasıl ağırlandığını biliyorum. Bu karanlık süreç hiçbir zaman doğru düzgün sorgulanmadı. Bugün de Ezidilerin yaşadığı bu sıkıntı böylesi bir atmosfer içerisinde normalmiş gibi algılanıyor ama IŞİD’in yaşattığı dehşet maalesef bunlarla yan yana gelince çok daha can yakıcı hal alıyor.

IŞIN ELİÇİN: Son olarak TSK, Şengal’i de içine alan bombardımanlar yürütüyor. Belki çok kısaca onlardan bahsederiz. Nadia Murad da bu operasyonların oradaki var olma şanslarının ortadan kaldırdığıyla ilgili sosyal medyada paylaşımlarda bulunmuştu: Geri dönmeye çalışanların – Sincar Dağı’na çok az aile geri gidebildi mesela bildiğim kadarıyla – evleri orası, yurtları. Belki son olarak bunlarla ilgili birkaç şey söyleyip programı kapatabiliriz.

FEHİM TAŞTEKİN: Şengal’e Türkiye güvenlik meselesi olarak bakıyor daha çok. İnsanların yaşadığı soykırım ve soykırımı nasıl atlatmaları gerektiği ya da hayatlarına nasıl dönmeleri gerektiği konusundaki dosya ile ilgilenmiyor. Burası Irak Kürdistan’ı ile Rojava arasında bir geçiş noktası. Türkiye’nin tezine göre burası ikinci bir Kandil olacak. O yüzden buna müsaade etmeyiz diyor. Şimdiye kadar, 2017’den itibaren yaklaşık 10 saldırı gerçekleştirildi buraya. Elbette burada farklı sorunlar var ve en kritik, ölümcül zamanda yanlarında yürüdükleri insanlara alan açtılar. Bu büyük bir terör tehdidi olarak algılanıyor. Orada sorun yeni değil elbette. KDP ile PKK arasında bir nüfuz meselesi var. Bu tek boyutlu bir mesele olarak görülemez. Ama burada üzerinde durulması gereken şey Ezidi halkının yaşadıkları ve hayatlarının nasıl normale döneceğine dair sorudur. Bu, güvenliği aşan bir meseledir ve abartılı, köpürtülmüş algılarla bu insanların yaşadığı cehennemi sürekli kılacak bir güvenlik konsepti ve stratejisi olamaz. O yüzden bakış açısının burada ciddi olarak değişmesi gerekiyor.

IŞIN ELİÇİN: Fehim teşekkür ederim. Ben de seyircilerimize veda ederken bir kere daha hatırlatayım. Bir çalışma daha var Ezidilerle ilgili, Nurcan Baysal yazmıştı. “Ezidiler: 73. Ferman – Katliam ve Kurtuluş” adlı bir kitabı var daha fazla bilgi edinmek isteyenler için. Yine Fehim’in “IŞİD: Karanlık Çöktüğünde” adlı bir kitabı var. O kitapta da tanıklıkları var. Bir kez daha belki bir roman üzerinden tarihsel bellek edinmek isteyenler olabilir diye Yaşar Kemal’in “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana” adlı kitabını da anımsatalım. Ama tabii çok daha fazla çalışma var. Bu kitaplar benim bu program konusunda yararlandığım kitaplar olduğu için sizlerle paylaştım. Ben veda ediyorum Fehim.

FEHİM TAŞTEKİN: Çok teşekkür ediyorum. Görüşmek üzere. Hoşça kalın. 

IŞIN ELİÇİN: Hoşça kalın.

Ezidi Soykırımı konusunda çalışan avukat Güley Bor ile 3 Mayıs 2019 tarihli söyleşimizde IŞİD soykırımından hayatta kalan kadınlar ve çocukların adalet mücadelesini konuşmuştuk. Uluslararası Af Örgütü’nün konuya ilişkin güncel raporu için https://www.amnesty.org/download/Documents/MDE1427592020ENGLISH.PDF

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus