Işın Eliçin ile Dünyanın Gidişi (82): İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri barıştı; Filistin, İran ve Türkiye için kötü haber

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, kuşkusuz çok önemli bir gelişme. BAE, İsrail devletini tanıyan ve resmen diplomatik ilişki kuran ilk Körfez ülkesi ve üçüncü Arap ülkesi olacak. 1967’de Arap ülkelerine karşı yürüttüğü Altı Gün Savaşı sonrasında İsrail, 1979’da Mısır’la, 1994’te de Ürdün’le barış anlaşması yapmıştı. Arap Birliği’nin diğer 19 üyesi İsrail’i tanımıyor. Ama arkası da gelecektir.

Nitekim ilk tebriklerden biri, bir başka İsrail’i tanımayan Körfez ülkesi Bahreyn’den geldi. İlk kutlama mesajı yayımlayan ülkeler ise İngiltere, Fransa, Mısır ve Ürdün idi. Anlaşmaya tepki gösterenler, olumsuz görüş açıklayıp kınayanlar ise Filistin Yönetimi, Hamas, Türkiye ve İran oldu en başta. Çünkü zaten bu anlaşmadan en çok zarar görecek olanlar da onlar.

Bu anlaşma Filistin için kötü haber. Nedeni açık. Yüzyılın Anlaşması diye tek taraflı dayatılan, Fehim Taştekin’in ifadesiyle “Filistin’in tasfiye planı”na direnmeleri çok daha zorlaşacak. Gerçi plan zaten Körfez ülkelerinin, BAE’nin, Suudi Arabistan’ın onayıyla hazırlandı. Minyatür Filistin’in finansmanını da onlar üstlenecek. Sürpriz bir gelişme değil bu açıdan.

Bu anlaşma asıl İran açısından çok kötü haber: Yaklaşan seçimler öncesinde başarı hanesine puan yazdırma ihtiyacındaki ABD Başkanı Donald Trump, BAE ile İsrail’in ilişkilerini normalleştirme kararını, elbette övünerek duyurdu ve bu anlaşmanın Ortadoğu’ya barış getireceğini söyledi ama -hele de yeniden seçilirse- aksine bölgede yeni sıcak çatışmaların, hatta yeni bir savaşın kapısı aralanmış oldu kanımca. Beyaz Saray’ın İran’a yönelik politikası, adını koyalım, bir rejim değişikliği stratejisi. İran zaten yaptırımlar nedeniyle çok zorlanıyor. Yaptırımlar Avrupa’yı aradan çıkardı, İran’a arka çıkma olanakları kalmadı. En son açıklanan Sezar yaptırımları ise Suriye ve Lübnan’ın İran’la bağlarını koparmayı hedefliyor ki, Beyrut limanındaki patlamadan sonra, Lübnan’ın eli kolu iyice bağlandı. Hizbullah’ın da manevra alanı daraldı, öncelikleri konusunda bazı tercihler yapmaya zorlanabilir. Koronavirüs salgını ve ekonomik kriz zaten bütün ülkelerin dengesini bozdu. Ve şimdi İran husumetinde birleşenler safları sıklaştırıyor. Üstelik BAE’nin tam prese geçmek için hem çok parası hem de İsrail’inkine denk motivasyonu da var.

Aynı şekilde Mısır ve Ürdün’le birlikte, yine başta BAE Katar dışındaki Körfez ülkelerinin Müslüman Kardeşler’i terör örgütü olarak niteleyip tehdit saymaları İsrail’le ortaklaştıkları diğer husus. Bu ülkelerin hepsi ile ilişkilerimizin Müslüman Kardeşler’e arka çıktığımız için kötü olduğunu, Libya’da, Suriye’de, Doğu Akdeniz’de, hemen her yerde karşı kamplarda durduğumuzu hatırlatmama gerek yok sanırım.

Bu nedenle de İsrail ve BAE’nin ilişkilerini normalleştirme kararından, mevcut dış politikasını sürdürmesi halinde Türkiye de son derece olumsuz etkilenecek. Mevcut politika derken, Libya’da, Suriye’de, Doğu Akdeniz’de sadece askeri güce dayanarak, güce başvurma tehdidiyle daha fazla alan açmanın imkanı zaten kalmamış gözüküyor. Benden çok önce, epeyden beri bu konuda uyarılarda bulunan diplomatlar, akademisyenler, uzmanlar, askerler var. “Diplomasiye, diyaloğa dönmek gerekiyor” diye bas bas bağırıyorlar. Kaldı ki uluslararası ilişkilerde ne dostluklar ne de düşmanlıklar ebedi olur. Üstelik ekonomik açıdan bu kadar çalkantılı bir dönemde, bu kadar çok ülkeyi karşımızda alarak bu kadar geniş bir coğrafyada hâkimiyet iddiasını ne kadar sürdürebiliriz?

Fehim Taştekin’in bu anlaşma haberinden önce yazdığı, Gazete Duvar’da dün yayımlanan yazısından cephelerdeki durumu da aktarayım: “Libya’da Sirte-Cufra hattında işler ciddiye biniyor. Rusya ve Mısır başta olmak üzere karşı taraf müdahalenin bedelini artıracak adımlar atıyor. Türkiye’nin tam teşekküllü bir savaşa girmeden oradaki dengeleri saplandığı yerden oynatması zor gözüküyor. Tek derdi göçü önlemek olan ada ülkesi Malta’yı yanına alarak ya da Nijer’le askeri eğitim anlaşması imzalayarak karşı ağırlık oluşturma stratejisi durumu değiştiremez.” Taştekin, Suriye İdlib’de ise yeni bir çatışma dinamiği oluştuğuna dikkat çekiyor. Suriye’nin güneyden, Türkiye’nin kuzeyden askeri yığınak yaptığını anlatıyor.  

Doğu Akdeniz’de ise, Fransa’nın bölgede Yunanistan lehine askeri mevcudiyetini artıracağını duyurduktan sonra dün bir de Girit açıklarında Yunanistan’la askeri tatbikat yapması içi boş bir özgüven patlaması gibi görünmüyor. Fransa bu hamlesi ile Almanya’nın bir kez daha devreye girip Yunanistan ile Tükiye’nin arasını bulmasını zorlaştırmış oldu. Fransa AB’nin dümenini kırıp daha agresif bir rotaya sokmak için bastırıyor. Bunu başarabilir de. Üstelik İsrail de, BAE ile ilişkileri normalleştirdiklerini açıklamalarından bir gün önce Akdeniz’de Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan krizde Atina’nın yanında olduğunu açıkladı. Oysa 12 Mayıs’ta Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Fransa ve BAE’nin imza koyduğu Türkiye karşıtı bildiriyi imzaladığında ne sevinmiştik…

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus