Işın Eliçin ile Dünyanın Gidişi (84): ABD’nin Hamas tepkisi ve yol ayrımındaki Türkiye

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Biri ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından, diğeri Avrupa Birliği dönem başkanı Almanya’nın Dışişleri Bakanı tarafından yapılmış, birbiriyle örtüşen iki önemli açıklama: ABD’den “Hamas ile ilişki uluslararası tecrit getirir”, Almanya’dan, “AB ile ilişkilerde yol ayrımındasın.”

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı salı günü çok sert bir açıklama yayımladı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üç gün öncesinde, 22 Ağustos’ta Hamas liderleriyle bir araya gelmesini kınadı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ve Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri ile beraberindeki heyeti İstanbul’da Vahdettin Köşkü’nde kabul etmişti. Görüşmede, MİT Başkanı Hakan Fidan, İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da hazır bulunmuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında, Hamas’ın ABD ve AB tarafından terör örgütü sayıldığı, Erdoğan tarafından kabul edilen heyetteki iki kişinin de ABD’nin “Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Teröristler” listesinde yer aldığı vurgulanıyor. Bu iki kişi, 2018’de listeye dahil edilen İsmail Heniyye ile 2015’ten beri listede yer alan Salih El Aruri.

Salih el Aruri, ABD’nin Ödül için Adalet Programı’nda yakalanmasına yardım edenlere 5 milyon dolara kadar ödül vaat ettiği bir terör zanlısı olarak yer alıyor.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, Hamas’ın askeri kanadı İzzedin el-Kassam Tugayı’nın kurucularından olan Aruri’nin ismini vermeden birden fazla terör eylemiyle ilişkili olarak arandığını ve bu çerçevede yakalanmasını sağlayacak bilgiyi getirenlere 5 milyon dolara kadar ödül vaat etmiş olduğunu da hatırlatıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasının en önemli en vurucu kısmını da tam çevirisi ile aktarmak istiyorum:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu terör örgütüyle süregiden ilişkisi sadece Türkiye’yi uluslararası toplumdan tecrit etmeye hizmet eder, Filistin halkının çıkarlarına zarar verir ve Gazze’den düzenlenen terör saldırılarını önlemeye dönük küresel çabaları baltalar.

Buradaki, “uluslararası toplumdan tecrit” yahut dışlanma ifadesi, Ankara’nın tam da dış politika tercih ve edimleri nedeniyle bölgesinde yalnızlaştığı, karşısına aldığı aktörlerin –kendi aralarındaki sorunları da çözerek bir blok, bir cephe oluşturmakta olduğu dönemde özellikle seçilmiş, şüphesiz.

Açıklamanın zamanlamasına yakından bakalım. İlk bakışta meselenin İsrail bağlantısı açık. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Ortadoğu turu çerçevesinde İsrail ziyaretinin hemen ertesinde yayımlandı. Pompeo Sudan’daydı, oradan da Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne geçiyor. İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki normalleşme, Başkan Trump’ın yaklaşan seçimlerde oya tahvil etmeyi umduğu ve çok da ihtiyaç duyduğu bir başarı hikayesi. Seçimden önce birkaç Arap Birliği üyesi ülke daha Birleşik Arap Emirlikleri’ni izlemeye ikna edebilirlerse önemli kazanım olur. Pompeo’nun Ortadoğu gezisinin amacı bu. Pompeo’nunkini, İsrail’i Filistin konusunda taviz vermeden Arap ülkeleriyle barıştırma planının uygulayıcısı, Trump’ın danışmanı ve damadı Jared Kushner’in yine aynı amaçla yapacağı bölge ziyaretleri izleyecek.

Hamas ise Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Sudan’ın ve İsrail’le ilişkileri normalleştirmeye sıcak bakan tüm bölge ülkelerinin liderlerini -keza gelişmeyi tebrik eden Mısır’ı da- Filistin davasına ihanetle suçlayarak, kamuoylarını üzerlerinde baskı oluşturmaya, tabiri caizse “kışkırtmaya” çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın böyle bir dönemde Hamas liderleriyle bir araya gelip fotoğraflarını kamuoyuyla paylaşması ABD açısından suları çok fena bulandırıyor.

Üstelik tam da Trump, Türkiye’yi kampanyasına malzeme etmiş, Rahip Brunson’ın serbest bırakılması örneği üzerinden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sözünü nasıl da dinletebildiği mesajını kamuoyuna iletme ihtiyacı duymuşken.

ABD’nin tepkisindeki tecrit vurgusu için başka gelişmelere de bakmalıyız: Cuma günü Cumhurbaşkanı Erdoğan Karadeniz’de bulunan doğalgazın müjdesini verirken, Hazine Bakanı Berat Albayrak da yorumcuların bu keşifle ilişkisini kurmakta zorlandığı “Artık ne Doğu ne Batı, yeni eksen Türkiye söylemiyle yeni bir sürece gidiyoruz” değerlendirmesini yapmıştı. Aynı gün aslında gerçekten de eksen dışı kalmış olabileceğimizin işareti gelmişti. Libya’da hem Doğuyu hem Batıyı karşımıza almak pahasına yanında saf tuttuğumuz Ulusal Mutabakat Hükümeti, tüm yabancı güçlerin ülkeden çıkarılmasını da kabul ederek ateşkese evet dedi. Oysa Ankara ülkedeki askeri varlığını kalıcı kılacak koşullar oluşmadan, örneğin el Vatiyye’deki hava üssü ile Misrata’daki donanma üssü için garantiler elde etmeden ateşkese yanaşmıyordu. Bu garantileri aldı mı şüpheli. Dahası deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşmasının akıbeti de müphem. Normal koşullarda “Trablus nasıl oldu da ateşkesi kabul etti, Türkiye için ne anlama geliyor bu durum” tartışılması gerekirken, Karadeniz gazı gündem çaldı, Ankara’nın ateşkese dair sükûneti arada kaynadı.

O ateşkesin mimarları AB adına dönem başkanı Almanya ile birlikte ABD. Dün Almanya’nın dışişleri bakanı, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ile yaşadığımız anlaşmazlık için de Ankara’daydı. Maas’ın “Türkiye-AB ilişkilerinin bir yol ayrımında olduğu“ve “aynı yolda mı ilerlenecek yollar ayrılacak mı, Almanya’nın dönem başkanlığı sonuna kadar“, yani yıl sonuna kadar netleşeceğine dair sözleri de kanımca bir başka önemli ihtar…

ABD ve Almanya’dan yapılan bu iki önemli uyarının arka planına Türkiye’nin Suriye’deki mevcut koşulllarını da ekleyelim: Türkiye Suriye’nin kuzeyinde askeri operasyonlarla küçük de olsa yer tuttu ve sınır güvenliğini sağladı. Ama ABD, YPG ile ilişkisini kesmediği gibi, yeni petrol anlaşması da gösteriyor ki bu ilişki şimdi askeri alandan ekonomik alana doğru genişliyor. Ankara bu gelişmeye Rusya ile birlikte Suriye’nin toprak bütünlüğüne kastedildiği gerekçesiyle tepki gösterdi fakat bir yandan da İdlib’e askeri yığınak yapmayı sürdürüyor. Bölgeden gelen haberler İdlib’de çatışma dinamiklerinin yeniden tetiklendiği yönünde. Rusya’nın da talep ettiği gibi Türkiye burada terör örgütü sayılan cihatçı grupları temizleyecek ve İdlib, Suriye’nin toprak bütünlüğü içindeki yerine mi dönecek, yoksa Suriye ordusu ile Rusya’yı karşısına alacağı yeni bir savaş mı kapıda?

Hamas’a dönersek… Amerikan Dışişleri açıklamasında Hamas liderlerinin şubatta da Türkiye’de ağırlandıklarını not ediyor. Haniye 2017’de Hamas’ın lideri seçildikten sonra Mısır dışında bir ülkeye ilk seyahatini geçen aralıkta yapabilmiş, yine Türkiye’ye gelmişti. O görüşme hatırlatılmamış. Gazze’ye Mısır üzerinden giriş çıkışlar İsrail’in zımni Mısır’ın açık iznine tabi. Heniyye’nin çıkmasına izin verildi ama geri dönüşüne izin verilmiyor. Halid Meşal gibi onun da Katar’da sürgünde yaşaması isteniyor olmalı. Katar Gazze’ye, Hamas’ın maaşları ödeyebilmesi için her ay 30 milyon dolar para gönderiyor ve bunun için İsrail’le koordinasyon halinde. Kontrol edebildiği sürece -ki bunu parası ile yapabiliyor- Katar’ın Hamas’ı himaye etmesine ses çıkarılmıyor. Türkiye’de ikametleri ise, İsraille geçmişten beri hem ihtilaf hem de pazarlık konusu. İlişkilerin normalleşmesi için İsrail açısından önemli bir önkoşul hatta. İki hafta önce İngiliz Telegraph gazetesinin yayımladığı Türkiye’nin üst düzey Hamas mensuplarına vatandaşlık verdiğine dair ve bu kişilerin Türk pasaportları ile bazı üçüncü ülkelere vizesiz seyahat edebilecek olmalarına dikkat çekilen habere, biraz da bu açıdan bakmalı.  

Ankara’nın Hamas liderleri ile yaptığı görüşmenin şu zamanda tepki çekeceğini bilmemesi mümkün değil. Peki o fotoğrafı neden paylaştı? Şimşekleri neden üzerine çekmek istedi? Hamas’a tecrit edilmeyi göze alarak mı sahip çıkılıyor yoksa dümen kırmadan önce tribünlere mi oynanıyor? Bu sorulara da bir başka yayında yanıt arayalım.

İzlediğiniz için teşekkürler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus