Ekonomi Tıkırında (96): Krizi görüp seçime kaçmak

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 96. programında Sedat Pişirici, ekonomik kriz içinde geçen 33 ay ile koronavirüs salgınında geçen dokuz ayın sonunda Türkiye ekonomisinin geldiği aşamayı ve siyasi iktidarın ne yapabileceğini değerlendirdi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının görüldüğünü 10 Mart 2020 gecesi açıkladı. Bundan bir hafta sonra, 18 Mart 2020’de de AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’nın ardından düzenlediği basın toplantısında, salgına karşı 100 milyar liralık “ekonomik istikrar kalkanı” paketini devreye soktuklarını duyurdu.

O günden bu yana dokuz ay geçti. Koronavirüs salgınına bir ekonomik krizde yakalanan Türkiye’de, ekonomik kriz de derinleşti salgın da. “Faiz sebep enflasyon netice” anlayışının vardığı yer, yine bir Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınması, ardından da Hazine ve Maliye Bakanı’nın, başka yol yokmuş gibi, Instagram üzerinden istifa etmesi oldu. 

Salgın ise aldı başını gitti. Bu arada da anlaşıldı ki başta her gün verileri açıklıyor diye şeffaflığı takdir gören Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, meğerse açıklaması gereken asıl verileri açıklamamış!

Esasen perşembenin geleceği çarşambadan belliydi. Bir yandan “Evde Kal Türkiye” diye kampanya başlatan hükümet, diğer yandan “ekonomik istikrar” uğruna “konaklama vergisini kasım ayına kadar uygulamama” ve “iç havayolu taşımacılığında üç ay süreyle KDV oranını %18’den %1’e indirme” kararı alıp, “evde kal” dediklerine “tatile çık” diyor, uçağa binip otelde konaklayacak olanların sağa sola virüs bulaştırabileceklerini görmezden geliyordu. Sonuç: Türkiye’de koronavirüs salgınında dün itibarı ile 1 milyon 836 bin 728 vaka, 16 bin 417 ölüm ve bu verilere inanmayan milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı!

Türkiye salgına ekonomik krizdeyken yakalandı dedim ya o kriz 2018’de başlamış, işaret fişeğini de 8 Mart 2018’de uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s çakmıştı. Moody’s Türkiye’nin kredi notunu BA1’den BA2’ye düşürüp, not görünümünü de negatiften durağana çevirirken, Erdoğan’ın tepkisi, “Bunların notları bizim karne notumuz değil, bizim notumuzu halkımız verir” olmuştu. Dönemin Maliye Bakanı (şimdinin Merkez Bankası Başkanı) Naci Ağbal da “Moody’s hikaye, Türkiye yoluna devam eder” demişti. Türkiye yoluna devam etti etmesine ama o gün 3 lira 82 kuruş olan dolar kuru bugün 7 lira 90 kuruş, o gün 4 lira 73 kuruş olan avro kuru ise bugün 9 lira 60 kuruş.

Moody’s’in çaktığı işaret fişeğini görmezden gelip ekonomik kriz uyarılarını küçümseyen aynı siyasi anlayış, nedense Moody’s’in açıklamasından 40 gün sonra, aslında Kasım 2019’da yapılması gereken cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimi erkene çekip, 24 Haziran’da yapılacağını ilan etmek zorunda kaldı. 

Siyasi iktidar krizi görüp seçime kaçarken, Erdoğan’ın 13-15 Mayıs tarihlerindeki Londra seyahatinde hem yabancı yatırımcılarla görüşmesinde hem de çıktığı televizyon programında “Faiz sebep enflasyon netice” demesi ve seçimlerin ardından para politikası konusunda daha etkin rol oynayacağını anlatıp Merkez Bankası’nın bağımsızlığını tanımayacağını ima etmesi de ekonomik krizin üzerine tüy dikti.

Ekonomik krizde geçen 33 ayın, koronavirüs salgınında geçen dokuz ayın, iktidarda geçen 18 yılın ardından siyasi iktidar diyor ki “ekonomide ve demokraside yeni bir döneme geçeceğiz”. Bu denildikten sonra büyük ortağıyla küçük ortağıyla siyasi iktidarın yaptığı, TOBB, TÜSİAD ve MÜSİAD ile görüşmek, ana muhalefet partisi CHP’yi itibarsızlaştırmak, Meclis’in üçüncü büyük partisi olan HDP’nin kapatılması için çağrıda bulunmak. İşsizlik, enflasyon, hayat pahalılığı, yoksulluk, geçim sıkıntısı, ekonomik kriz, ölümcül koronavirüs salgınından söz eden yok! 

Türkiye’de krizin başladığını varsaydığım Mart 2018’de %10 olan işsizlik oranı ve 3 milyon 210 bin olan işsiz sayısı, Türkiye İstatistik Kurumu’nun en son açıkladığı Eylül 2020 verilerine göre %12,7 ve 4 milyon 16 bin. Eylül 2020 verilerine “geniş işsizlik” açısından bakarsak, işsiz sayısı 8 milyon 229 bin, işsizlik oranı %20,59.

Türkiye İstatistik Kurumu’na bakılırsa, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının 10 milyon 56 bini ev işleri ile meşgul, 2 milyon 797 bini ücretsiz aile işçisi, 4 milyon 136 bini çalışmaya hazır halde ama iş aramıyor, 1 milyon 402 bini ise artık bir iş bulma ümidini kaybetmiş. Bu son sayı, ağustosta 1 milyon 331 bindi. Memlekette ağustostan eylüle iş bulma ümidini kaybedenlerin sayısı 71 bin kişi artmış.

Bu ortamda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, “Yoksulluk, özellikle aşırı yoksulluk, artık Türkiye için sorun olmaktan kalktı” diyor. Bakan “yoksulluk” deyince ne anlıyor bilmiyorum ama üyesi olduğu hükümetin başı AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu Ajansı’nın haberine göre, 18 Mayıs 2020’de, “5,5 milyon dar gelirli vatandaşımıza biner lira nakit desteği sağladık” diyordu. Bir başka deyiş ile 18 yıldır memleketi yöneten Erdoğan, onun ve partisi ile iktidarının anlata anlata bitiremedikleri başarı öyküleri ile dolu 18 yılın sonunda, övüne övüne “5,5 milyon dar gelirli vatandaşa biner lira nakit desteği sağlamak” ile övünüyordu.

İşsizlikte, yoksullukta manzara bu. Ya hayat pahalılığı? Tüketici fiyatları enflasyonu kasımda %14 çıktı. Gıda fiyatları enflasyonu ise %21. Üretici fiyatları enflasyonu %23 ki bu da imkan olsa daha yapılacak çok zam var demek.

Kimse kimseyi kandırmasın, siyasi iktidarın bütün ekonomik ve politik destekçileri de hatta siyasi iktidarın bizzat bir parçası olanlar da biliyor ki artık bu terazi bu sıkleti çekmiyor. Kapalı kapılar ardında konuşulanları herkes duymaya başladı. Öyleyse ya terazi değişecek ya sıklet azaltılacak ya da ekonomik kriz ile baş edemeyen iktidar bir kez daha seçime kaçacak.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus