İnsan Hakları Günü’nde AtlasGlobal çalışanlarıyla bir tuhaf gözaltı hikayesi: “Haber yaparken ‘görevi yaptırmamak için direnme’ suçlamasıyla gözaltına alındım”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

10 Aralık 2020 Perşembe günü, Medyascope’un rutin sabah toplantısında, Boğaziçi Üniversitesi önünde eylem yapan BİMEKS ve Göztepe’deki ETS önünde çadır kuran AtlasGlobal işçilerinin eylemlerini takip etme görevi aldım. 

Öğlen saat 12.00’de Boğaziçi Üniversitesi önünde BİMEKS işçilerini beklemeye başladım. Bu defa biraz gecikmişlerdi ve eylem 13.00’e doğru başladı. Açıklamalarını bitiren işçiler, oturma eylemine geçti ve tam da bu sırada polis eyleme müdahale ederek, işçileri ve onlarla dayanışmaya gelenleri gözaltına aldı. İşçiler alandan uzaklaştırıldıktan sonra telefonumdaki görüntüleri haber merkezine ilettim. İşler planladığım gibi gitseydi AtlasGlobal eyleminden sonra da kameramdaki görüntüleri video haber haline getirecektim. AtlasGlobal işçilerinin çadır kuramadığını ancak alanda beklediğini öğrendikten sonra da onların haberini yapmak için yola koyuldum.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un kardeşi Ali Murat Ersoy’a ait AtlasGlobal çalışanı yaklaşık iki bin işçi, Aralık 2019’dan beri maaş ve tazminatlarını alamıyor. İşçiler, haklarını aramak için Bakan Ersoy’un sahibi olduğu ETS Tur’un İstaanbul Kadıköy’deki genel merkezi önünde, 4 Aralık’ta direniş çadırı kurdu. Altı gün boyunca her gün çadır kuran işçilere, 10 Aralık’ta çadır kurma izni verilmedi. O gün Kadıköy Emniyet Müdürü’nün orada bulunması da müdahale olabileceğini düşündürüyordu.

Bir şirkette çalışan işçilerin maaş ve tazminatını alamaması bir haberdir. Turizm Bakanının kardeşine ait bir havayolu şirketinde çalışan işçilerin maaş ve tazminatlarını alamaması da dünyanın neresinde olursa olsun bir haber değeri taşır. Ancak mesele de o ki benim haber yapmam engellendi.

Polis, müzik dinletisi yapılmasına izin vermedi

10 Aralık gününe geri dönecek olursak, ETS binası önüne geldiğimde işçileri bulmam zor olmadı. Oturdukları yerin etrafında çok sayıda polis vardı. Birkaç genel görüntü çektikten sonra, işçilerle röportajlara başladım. İlk olarak daha önceki açıklamalarda da gördüğüm Ruken Çapan ile görüştüm. Ruken, AtlasGlobal’de beş yıl kabin amiri olarak çalışmış. Yaşadıkları süreci anlattı. AtlasGlobal mağduru Çiğdem Ayata ve son olarak da HAVA-SEN Genel Başkanı Seçkin Koçak ile de röportaj yaptım. AtlasGlobal çalışanları ile dayanışmak için orada bulunan Hak-İş’e bağlı Enerji İş Sendikası Başkanı Mahmud Altunsoy’la da “Müzik dinletisinden sonra röportaj yapalım” diyerek sözleştik. (Daha sonra karakolda kendisiyle karşılaşacaktım ve bu espri kaçmaz, tabii ki röportaj almak için geldiğimi söyleyecektim.)

Çekim yapmaya devam ettiğim sırada polis ile AtlasGlobal çalışanları arasında tartışma çıktı. Polis müzik dinletisi yapılmasına izin vermiyordu.  

Müzik dinletisini, “100 Ülkede 100 Türkü Çığırmak” adını verdiği projesini kırka yakın ülkede beş yıldır aralıksız olarak sürdüren Loudingirra Özdemir yapacaktı. Özdemir, engellemenin gerekçesini polise sorduğunda tam cevap alamadı. Dünyanın her yerinde bağlamasını çaldığını, türkü söylemenin neden yasak olduğunu anlamadığını söyleyen Özdemir, bağlamasını kılıfından çıkararak çalmaya başladı.  

“Türküler ortamı yumuşatır”

İlk parçasını söyleyen Özdemir, kısa bir konuşma yaptı. Türkü söylemenin ortamı yumuşatacağını söyleyen Özdemir, “Türkülerin verdiği mesaj evrenseldir. Türkü söylemenin yasaklanacak bir tarafı kesinlikle yoktur. Burada arkadaşlar hakkını alamıyor. Böyle bir ortamda türkü söylemenin yasaklanmasının insani hiçbir tarafı olamaz” diyerek ikinci parçasına başladı. 

O esnada polis gözaltı hazırlıklarını tamamlıyordu. Çevik kuvvet eylemcilerin etrafını sarmış, gözaltı otobüsü getirilmişti. 

“Bugün 10 Aralık İnsan Hakları Günü”

İkinci türkü henüz başlamışken polis işçilere, haklarında şikâyet olduğunu söyleyerek gözaltı yapacağını bildirdi. Özdemir, “Türkü bitsin öyle geleceğiz” dedi. İşçiler de türkünün bitmesini talep etti. Polis bir anda bağlama çalan Özdemir’e ve işçilere müdahale etti. Enerji İş Sendikası Başkanı Mahmud Altunsoy ve HAVA-SEN Başkanı Seçkin Koçak da polis tarafından kollarına girilerek gözaltına alındı. Polis, gözaltı aracı önünde Mahmud Altunsoy’u darp etmeye başladı ve otobüs içinde de darp etmeye devam etti. 

AtlasGlobal çalışanı Ruken Çapan da polis tarafından darp edilerek gözaltına alındı. Ruken gözaltına alınırken kendisine yapılan kötü muameleye “Bugün, 10 Aralık İnsan Hakları Günü ama biz bu muameleye maruz kalıyoruz” diyerek tepki gösterdi. 

“Bu kim ya!”

Ben o sırada bir elimde monopoda takılı kamera, diğer elimde haberi anlık iletebilmem için telefon, çekim yapıyordum. Aniden bir polis benim kolumu tutmaya çalıştı.  Polisin gruplara müdahale ettiği benzer durumlarda bir gazetecinin işini yapmasını engelleyici fiziksel müdahaleye maruz kalması sözkonusu olabiliyor. Bana fiziksel müdahalede bulunan polise, gazeteci olarak görevimi yerine getirdiğimi belirttim. Kendisinin emniyet amiri olduğunu daha sonra söyleyen polis ve beraberindeki grup, üzerime yöneldi. “Bu kim ya!” diyerek yaklaşan polisler, beni duvara doğru sıkıştırmaya başladı. Kolumu bükmeye çalışan polisler, boynumda kurum kimlik kartı asılı olmasına rağmen beni “Kimsin sen?” diyerek duvara iyice sıkıştırdı. Basın mensubu olduğumu defalarca söylememe rağmen bir yandan boynumdaki kartı çekip, bir yandan kameramı çekiştirdiler. Sonra polisler beni bırakıp tekrar araca yöneldi.  

Araç içindeki müdahale sesleri dışarıya geliyordu

AtlasGlobal işçileri ve onlara desteğe gelenler gözaltı aracına bindirilmişti. Araç içindeki müdahale sesleri dışarıya geliyordu. Ben de aracın yakınında, diğer basın mensuplarının yanında beklerken tekrar bana yönelen polisler kimlik istedi. Bu esnada artık beni de çekiştirmeye başlamışlardı. Kimliği verdim. Amir, beni de almalarını söyledi. Polis, beni gözaltı aracına alırken, emri veren amir başka araca bindirilmemi söyledi. “Gözaltında mıyım?” sorusuna, “Hayır” cevabını verdiler. O halde bırakmalarını söyledim.  Bu sefer amir gelerek, “Seninle görüşeceğiz” dedi ve beni sivil bir araca bindirdiler. 

Beni araca bindiren polisler, araç dışında bekliyordu. Onların da gözaltına alınıp alınmadığım hakkında fikirleri yoktu. Ben de bu sırada telefondan çektiğim görüntüleri haber merkezine gönderebildim. 

Uzun bir süre nereye götürüldüğümü söylemediler

Kısa bir süre sonra polisler araca bindi ve hareket ettik. Nereye götürüldüğümü sorduğumda bir cevap vermediler.  Bir süre sonra Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne geldik. Gözaltına alınan diğer kişiler de hastane önünde araç içinde bekletiliyordu. 

Gözaltı aracı önünden kısa süre bağırma sesleri geldi. Daha sonra öğrendim ki orada bulunan bir gazeteci de çekim yapmak isterken hastane polisi tarafından gözaltına alınmaya çalışılmış. Çevreden gelen tepkiler üzerine gazeteci serbest bırakılmış.

“Sen gazeteci değil misin?”

Artık rutin gözaltı işlemleri başlamıştı. Hastaneye muayene için götürüldüm. Hastane içinde beklerken de gözaltında olan AtlasGlobal çalışanları ile karşılaştım. Çalışanlar beni gördüklerinde şaşırdı. “Sen gazeteci değil misin? Burada ne işin var?” gibi sorular sordular. Ben de haberi takip etmek için geldiğimi söyledim. Birbirimize bakıp gülümsedik. 

Muayene sırası bana geldiğinde, perde ile ayrılmış bölüme geçtim. Perdenin diğer tarafında da polisler vardı. (İstanbul Protokolü gereğince muayenelerin uygun fiziksel koşulların olduğu ve kolluk kuvvetlerinin hiçbir biçimde odada bulunmadığı şartlarda yapılması gerekmektedir.)

Doktor, “Bir şeyin var mı?” diye sordu. Kolumun burkulduğunu söylememe rağmen tişört üstünden bakarak “Bir şey yok” dedi ve tekrar bekleme alanına geçtim. Hastane işlemlerinin ardından yine sivil araca bindirildim. Araç yola çıktı ve nereye götürüldüğüm söylenmedi. Vardığımız yer Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü’ydü.

Beni güvenlik şube memurlarının çalıştığı bir odada bekletmeye başladılar. Yakınlarıma haber verme hakkımı kullanmak istediğimi birkaç kez söyledikten sonra telefonum getirilerek görüşme yapmama izin verildi.  

“Mevcutlu gözaltı”

Aramam biterken içeriye avukatım ve aynı zamanda arkadaşım Ali Coşkun geldi. Ali ile gazeteci olarak sadece görevimi yaptığım gerçeğinden yola çıkarak birkaç saate ifademin alınıp serbest bırakılacağımı hatta belki ifade alınmadan serbest kalacağımı konuşuyorduk ki polis ayakkabı bağcığımı ve kemerimi çıkarmamı istedi. “Neden?” diye sorduğumuzda, savcının “mevcutlu gözaltı” istediğini söyledi. Bu demek oluyordu ki o akşamı nezarette geçirecektim.  

Koronavirüs salgını koşullarının hiçe sayıldığı bu karar, bizde şaşkınlığa yol açtı. Kaba üst araması yapıldıktan sonra, üzerimden çıkan eşyalar kayıt altına alındı. Ali’den ETS önünde gözaltına alınanların aşağıda bekletildiğini öğrendim. Kendimce, en azından aynı karakolda olduğumuz için gece tek başıma kalmayacağımı düşündüm. Başka bir işlem için aşağıya indirildiğimde gözaltına alınan sekiz kişinin küçük bir odada tutulduğuu gördüm. 

İfademin alınacağını söylediler. Avukatım, ifade alacak polise olay tutanağını görmek istediğini söylediğinde, “Şu an yazılıyor fakat suçlamalar üzerinden ifade vereceksiniz” cevabını aldı. Polisler, işlemlerin hızlanması için bunu yaptıklarını belirtti. 

Sendika başkanının gömleğinde ayakkabı izi vardı

İfademi avukatım ile verdikten sonra, koridorda bekletilmeye başladım. Gözaltındaki diğer kişileri de ifade için tek tek yukarıya çıkarmaya başlamışlardı.  İlk karşılaştığım Enerji İş Başkanı Mahmud Altunsoy oldu. Bileklerinde kelepçeden kaynaklı küçük kesikler ve gömleğinin üzerinde ayakkabı izleri vardı. Otobüsün içinde neler yaşandığını anlamak zor olmadı. Altunsoy’la ayaküstü konuştuk. Altunsoy’un genel başkanlığını yaptığı sendika, hükümete yakınlığıyla bilinen Hak-İş Konfederasyonu üyesi. Altınsoy, sendikasının işkolunda olmamasına rağmen havayolu işçilerine destek için gelmişti. O da diğer işçiler gibi darp edilerek gözaltına alınmıştı.

Bir süre sonra da AtlasGlobal mağduru Tamer Ercan ile karşılaştım. Ercan, AtlasGlobal’de uçuş performans müdürü olarak çalışmış.  Ercan ile haziran ayında haber hazırlarken görüşmüştüm. Şimdi de karakol koridorunda kendisiyle karşılaşıyordum. Ercan’ın, gözaltı esnasında tansiyonunun düştüğünü, kısa bir süre müşahede altında kaldığını öğrendim. 

İfade vermeye HAVA-SEN Genel Başkanı Seçkin Koçak getirildi. Kaptan pilot olan Koçak ile gözaltından önce röportaj yapmıştım. Askeriyede de görev yapan Koçak, “Sendika olarak Türkiye’de, havacılıkta nerede problem varsa bunun için çözüm yolu arıyoruz. Çalışanların haklarını aramaya çalışıyoruz” demişti. 

Neden ayrı tutulduğumu açıklamadılar

İfadeler sürerken bir yandan da gözaltındakilerin üst aramaları yapılıyordu. Umut-Sen üyesi Ercan Yenigül üst araması için, bulunduğum kata getirildi. Ercan ile haber yaparken ETS önünde tanışmıştım. Ercan, polise neden benim ayrı tutulduğumu sordu. O da sorusuna bir cevap alamadı.

Göztepe Karakolu’nda bir gece

Yanıma gelen iki polis, benim başka bir karakola götürüleceğimi söyledi. Bir kez daha nedenini sormama rağmen bu karara bir cevap alamadım. Beni Göztepe Karakolu’na götürdüler. 

Göztepe Karakolu’nda gözaltında tutulan tek kişi bendim. Giriş işlemlerim yapıldıktan sonra karakolun zemin katındaki dar bir koridora bağlı iki nezarethaneden birine yerleştirildim. Bir süre sonra tuvaleti kullanmak istedim. Tuvalet, sanki yıllardır temizlenmiyordu. Beyaz zeminler, siyaha dönmüştü. Sabun da yoktu. Kamu binasında normal şartlarda olması gereken sabunun salgın koşullarında olmamasının açıklanabilir bir tarafı da yoktu. Ayrıca başka bir tuvaleti kullanmama da izin verilmedi. 

Nezarethanede yüksek aydınlatma bulunuyordu. Spot ışığının direkt içeriye vurması uyumak için bir engeldi. İlk başta içerinin ısısı yüksekken gittikçe ısı düşmeye başladı. Nezarethanede oturmak ve uyumak için tahtadan bir yükselti bulunuyordu. İçeride üç adet battaniye vardı. Battaniyeleri bırakın kullanmayı, yanından geçerken kokusundan rahatsız oluyordum. Gecenin uzun olacağını iyice anlamıştım.

Zaman algısı bozuluyor

Bir ara koridor kapısının sesini duydum. Görevli memur, avukatımın geldiğini söyledi. Avukat Emre Erdal ziyaretime geldi. Erdal, durumum hakkında bilgi aldı ve yapabileceği bir şey olup olmadığını sordu. Sabah adliyede görüşeceğimizi söyleyerek ayrıldı. Polis tekrar beni nezarete götürdü. Bir süre sonra görevli memur gelerek su, gofret ve bisküvi getirdi. Bunları avukat Erdal almış. Soğuk bir gecede tek başıma kaldığım hücrede, gofret ve bisküvi biraz da olsa ısınmamı sağladı. 

Nezarethanede kalmanın en kötü tarafı, saat olmadığı için zaman algınız bozuluyor. Tuvalet için çağırdığınız görevli memurdan zamanı öğrenebiliyorsunuz. Zeminin sert olması da uyumanız için ayrıca bir sorun yaratıyor. 

Gecenin ilerleyen saatlerinde yeniden koridor kapısı açıldı. Memur, gözaltına alınan başka bir kişiyi yan hücreye getirdi.  Yan hücreme getirilen Ziya, bir gece önce de buradaymış. Sabah ifade vermesine rağmen, hakkındaki yakalama kararı kaldırılmamış. Gece GBT’ye denk gelen Ziya, yeniden karakola getirilmiş. Ziya için gelen memurlardan öğrendiğime göre saat gece 12.00’ydi. Yanıma aldığım yedek maskeyi yüksek ışığı azaltmak için gözüme bant yaparak biraz da olsa uyuyabildim. Sabah ezanını duyduğum anda saatin yediye geldiğini anladım. Bir gün önce, sabah 10.00 gibi adliyede olacağımızı söylemişlerdi. 

Tekrar Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüm

Güvenlik şubeye bağlı polisler 10.00’da beni almak için geldi. Tuhaflıklar hâlâ bitmemişti. Parmak izi ve fotoğraf çekimi için tekrar beni ilçe emniyete götürdüler. Buradaki işlemlerden sonra beni de diğer arkadaşların tutulduğu karakol girişindeki odaya aldılar. Adliyeye götürülmeyi beklemeye başladık. Burada, gözaltına alınan kadınların gece Acıbadem Karakolu’nda tutulduklarını öğrendim. 

Aradan biraz zaman geçtikten sonra diğer arkadaşlara otobüse binmeleri, benimse ayrı bir araçla götürüleceğim söylendi. (Neden ayrı bir arabaya bindirildiğimi hâlâ öğrenmiş değilim.) 

Kartal Adliyesi’ne doğru yolculuk

Ancak birden beni dışarıda bekleyen bir minibüse bindirdiler. Minibüste AtlasGlobal çalışanları Ruken Çapan, Çiğdem Ayata ve Umut-Sen’den Neslihan Acar vardı. İlk defa bir işlem için yalnız gitmiyordum.

Çiğdem ile gözaltı öncesi röportaj yaptım. Bu röportajda üç yıldır AtlasGlobal’de kabin memuru olarak çalıştığını söyleyen Çiğdem, “Haklarımızı alamadığımız için ETS önüne geldik. Başka çaremiz kalmadı” dedi. 

Umut-Sen üyesi Neslihan ile de üç gün önce Sirkeci’de PTT işçilerinin yaptığı basın açıklamasında karşılaşmıştık. Neslihan ile Kartal Adliyesi’ne gidene kadar konuşabildik. Gözaltına alındıktan sonra benden bir süre haber alamamalarının kendilerini kaygılandırdığını belirtti. Daha sonra avukat aracılığıyla nerede olduğumu öğrendiğini söyledi. Belirtmeliyim ki gözaltındayken bile başkalarını düşünen emekçi Neslihan’ın neşesinden bir şey eksilmemişti.  

Polis konvoyu ile önce Kartal’da bulunan hastaneye götürüldük. Gözaltına alınan dokuz kişi, polis kordonunda hastaneye giriş yaptık. Muayenemizin yapılacağı yerin tam karşısı koronavirüs teşhis yeriydi. Yani girdiğimiz salon koronavirüs şüphesiyle gelen vatandaşlar ile doluydu. Burada bir önlemden bahsetmek mümkün değildi. Salgın öncesi prosedür ne ise aynı prosedür salgın yokmuş gibi işlemeye devam ediyordu. 

10 metrekarelik odada dokuz kişi

Doktorun odasına tek tek çağırıldık ve muayenemiz yapıldı. Burada İstanbul Protokolü’ne uygun bir işleyiş vardı. Muayene sonrası aynı araçlara bindirilerek adliyeye götürüldük. Adliyeye ateşimiz ölçülerek alındık. Koronavirüs salgınına karşı alınan tek önlem buydu. 

Bizi bir mahkemenin nezaret kısmında beklettiler. Yaklaşık 10 metrekarelik bir odada dokuz kişiydik. Avukatlarımız ara ara odaya gelerek süreçle ilgili bilgi veriyordu. Avukat Emre Erdal, bize su ve yiyecek getirdi, bu sayede kahvaltı yapabildim. İfade vermek için beklerken sanki nezarethanede değil de bir kafede denk gelmiş de muhabbet ediyor gibiydik, şakalaşmalar eksik olmuyordu. Bir de daha önce mahkemeye getirilen tutukluların duvarlara yazdığı yazıları okumaya çalıştık.

 Görevini yapması engellenen bendim

Teker teker savcının odasına gitmeye başladık. Avukatlarımız savcı odasının girişinde bizleri bekliyordu. Savcı tarafından en son ben çağrıldım. İçeriye avukatım Ali Çoşkun ile beraber girdik. Savcı önce kim olduğumuzu sordu. Coşkun, gözaltına alınan sonuncu kişi olduğumu söyledi. Savcı ise “Sayı sekiz değil miydi?” dedi ve ardından dosyaya sonradan eklendiğimi fark etti.  Bize birkaç fotoğraf gösterdi. Fotoğraftakiler bendim ve bunlar tam da benim anlattığım gibi elimde kamera ile görüntü almaya çalıştığım sırada çekilen fotoğraflardı. Polis tutanağında, işçilere, “huzur ve sükûnu bozma” ve “işyeri güvenliğini tehdit” suçları yöneltilirken bana “görevi yaptırmamak için direnme” iddiası yöneltildi. Polis, dosyaya bu suçlamaya dair en ufak bir delil koyamamıştı. Orada görevini yapması engellenen bendim. Hem fiziksel hem de sözlü şiddete maruz kaldım. Ben de ifade verdikten sonra, savcılıktan çıkacak sonucu beklemeye başladık.   

Seçkin Koçak, Loudingirra Özdemir, Mahmud Altunsoy ve ben serbest bırakıldık. Ruken Çapan, Tamer Ercan, Çiğdem Ayata, Ercan Yenigün ve Neslihan Acar’a iki ay boyunca her pazartesi günü imza vermek üzere adli kontrol şartı ve yurtdışına çıkma yasağı getirildi. Böylece 24 saatlik tutsaklığımız sona erdi. 

Kayıp kimlik

Serbest bırakıldıktan sonra eşyalarımı ve kimliği almak istediğimde kimliğimin kayıp olduğunu öğrendim. Polisin telefon trafiği sonucunda kimliğim Göztepe Karakolu’nda çıktı. Kimliğimi de aldıktan sonra, sürecin sonuna geldim diyebildim.

Bir garip gazetecilik hikayesi de benden olsun.

Gözaltı süresi boyunca benimle ve ailemle ilgilenen Medyascope yönetimine ve özellikle sabah erken saatlerden itibaren Kartal Adliyesi’ne gelen Haber Müdürümüz Kaya Heyse’ye teşekkür ederim. 

Gözaltına alındığım ilk andan itibaren yanımda olan Av. Ali Coşkun’a, sabah saatlerinde adliyede bizi bekleyen Umut-Sen’den Emel Karadeniz’e, adliye önüne gelen ancak kimliğimi almak üzere ayrılmam gerektiği için görüşemediğim, Soma ve Ermenek maden işçilerinin eylemlerinden tanıdığım Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’ya, gofret ve bisküvilerini, desteğini bizden esirgemeyen Av. Emre Erdal’a, adliye önüne gelen, sosyal medyada destek açıklaması yapan tüm meslektaşlarıma ve dostlara teşekkür ederim. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus