Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (103): Tavşan kaç tazı tut

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye ekonomik kriz içinde koronavirüs salgını ile uğraşırken, hayat pahalılığı da aldı başını gitti. Zam yağmurunda en görüneni gıda fiyatlarına denk gelenleri. Tuhaf olan ise muhalefetin yanı sıra iktidarın da bundan yakınması. Bu yakınma bir yandan gıda üreticisi ile tüketicisini karşı karşıya getirirken, diğer yandan da iktidarın zamlardaki sorumluluğunu perdeliyor. Sedat Pişirici, Ekonomi Tıkırında’nın 103. programında “tavşan kaç tazı tut politikası” diye nitelediği bu gelişmeyi değerlendirdi.

Tavşan kaç tazı tut

Şu anda beni internet üzerinden izleyenler, kullandıkları internet için, 30 Ocak 2021 Cumartesi günü itibarı ile artık %7,5 değil %10 oranında özel iletişim vergisi ödeyecekler. Yayını birilerine haber vermek için cep telefonuna sarılanlar da öyle. “Madem öyle artık daha az internet daha çok radyo-televizyon” derseniz yanılırsınız, sizin özel iletişim verginiz de zamlandı.

Bu zamma karar veren, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Erdoğan’ın, cep telefonu ile konuşmaktan, uydu ve kablo ile radyo ve televizyon izlemekten, internet kullanmaktan ve diğer her türlü elektronik haberleşme hizmetinden alınan %7,5 oranındaki özel iletişim vergisini %10’a çıkaran kararı, Resmi Gazete’nin 30 Ocak 2021 Cumartesi günkü nüshasında yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Erdoğan’ın Resmi Gazete’de yayınlanan kararı tam olarak ekrandaki gibi. Karar bu hali ile anlaşılır değil! Vatandaşı doğrudan ilgilendiren bu kararların neden böyle satır arasına saklanarak yayınlandığı ise hiç anlaşılır değil! 

Kararda sözü edilen 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun “Özel iletişim vergisi” başlıklı 39. maddesi, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu uyarınca, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile görev veya imtiyaz sözleşmesi imzalamak suretiyle veya 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu uyarınca, bu kuruma bildirim yapılması veya bu kurumca kullanım hakkı verilmesi yoluyla yetkilendirilen veya yetkilendirilmiş sayılan işletmecilerin, her nevi mobil elektronik haberleşme işletmeciliği kapsamındaki (ön ödemeli yani kontörlü hatlara yüklemeler için yapılan satışlar dahil) tesis, devir, nakil ve haberleşme hizmetlerinin, radyo ve televizyon yayınlarının uydu platformu ve kablo ortamından iletilmesine ilişkin hizmetlerinin, kablolu, kablosuz ve mobil internet servis sağlayıcılığı hizmetlerinin ve bunların dışındaki diğer elektronik haberleşme hizmetlerinin, %7,5 oranında özel iletişim vergisine tâbi olduğunu bildiriyor.

İşte bu kanundaki %7,5 özel iletişim vergisi, Erdoğan’ın kararı ile %10 oldu. Koronavirüs salgını nedeni ile başta eğitim ve öğretim olmak üzere pek çok işin ve hizmetin internet üzerinden yapıldığı, cep telefonu ile haberleşmenin hayatın normal olduğu dönemlere oranla daha da arttığı, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe ve cuma günleri gece saat 21.00 ile sabah saat 05.00 arası, cumartesi ve pazar ise tam gün evde kalındığı için, radyo ve televizyonun her zamankinden daha çok izlendiği bu dönemde, özel iletişim vergisine yapılan zam, vatandaşın sırtına vurulan yeni bir yüktür. Pardon, yük yeni değil, eski bir yük. Ama o yükü vatandaşın sırtına dün vurup, bugün de ağırlaştıran, yine Recep Tayyip Erdoğan ile Adalet ve Kalkınma Partisi.

Büyük Marmara depremi ile ardından gelen Düzce depremininin üzerinden 21 yıl geçti. Depremi hatırlamamanız ya da bilmemeniz mümkün değil. İşte o depremlerinin yol açtığı maddi zararı gidermek üzere geçici süreyle ek gelir ve kurumlar vergisi, ek emlak vergisi, ek motorlu taşıtlar vergisi, özel iletişim vergisi, özel işlem vergisi ihdas eden 4481 sayılı kanun, 26 Kasım 1999 tarihinde yürürlüğe girdi. İktidarda, Bülent Ecevit’in başbakanlığındaki DSP-MHP-ANAP koalisyonu vardı. MHP’nin lideri Devlet Bahçeli, ANAP lideri de Mesut Yılmaz’dı.

Kanun başlangıçta “geçici” olsa da ihdas edilen vergilerin bir kısmının tahsilatına, birer yıl süreli uzatmalar ile 2003 yılı sonuna kadar devam edildi. Resmi Gazete’de 2 Ocak 2004’te yayınlanarak yürürlüğe giren 5035 sayılı kanunla da bu vergilerden bir kısmı, diğer vergi kanunlarının kapsamına alındı. Onlardan biri de Gider Vergileri Kanunu kapsamına alınan özel iletişim vergisi oldu. O tarihte AKP hükümeti iktidardaydı, Recep Tayyip Erdoğan başbakan, bugün ona muhalefet eden Abdullah Gül ile Abdüllatif Şener başbakan yardımcısı, Ali Babacan da ekonomiden sorumlu devlet bakanıydı. Verginin kapsamı, daha sonra, Resmi Gazete’nin 31 Temmuz 2004 tarihli nüshasında yayınlanarak yürürlüğe giren 5228 sayılı kanunla daha da genişletildi. İktidardaki kadro yine aynı kadroydu.

Her fırsatta Türkiye’nin kendisinden ve kendilerinden önce adeta bir hiç olduğunu, ne yapıldıysa kendisinin ve kendilerinin iktidarında yapıldığını haykıran Erdoğan ve AKP, nedense kendilerinden önceki iktidarın memleketi deprem hasarından bir an önce kurtarmak için geçici olarak saldığı, halkın da memnuniyetle kabul ettiği özel iletişim vergisini, kalıcı hale getirmekten çekinmedi, kaçınmadı.

Yukarıda hatırlattığım gibi, o tarihte buna imza Abdullah Gül, Abdüllatif Şener ve Ali Babacan bugün Erdoğan’a da AKP’ye de muhalif. Cumhurbaşkanlığı sona erdiğinde yeniden AKP’ye davet edilmediği için siyaseten açıkta kalan Abdullah Gül, “gerek duyduğunda”, sosyal medya hesabından muhalefet ediyor. Abdüllatif Şener, önce parti kurdu olmadı, şimdi CHP’nin Konya Milletvekili olarak siyaset ediyor. Ali Babacan da kurduğu siyasi parti ile iktidara talip.

Erdoğan’ın özel iletişim vergisine zam kararı cumartesi günü yürürlüğe girdi. Bugün pazartesi. Kontrol ettim de ne bağımsız Gül, ne CHP’li Şener, ne de dertlere deva olacağını iddia eden Babacan, kalıcı olması için kanununa imza attıkların özel iletişim vergisine, muhalefet ettikleri Erdoğan’ın yaptığı zam için tek laf etmiş.   

Ama eğriye eğri doğruya doğru, Erdoğan’ın vatandaşın bütçesinde açtığı deliğe en hızlı yama, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tan geldi! Mansur Yavaş, sosyal medya hesabından, internete erişim hakkının, temel bir insan hakkı olduğuna inandıklarını ve bu hakka sonsuz saygı duyduklarını belirterek, Ankara’nın 35 farklı meydanında ücretsiz Wi-Fi hizmeti vereceklerini, yıl sonuna kadar Ankara’da 10 milyon m²’lik alanda ücretsiz internet sağlayacaklarını duyurdu.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan özel iletişim vergisine zam yapmadan bir gün önce, İstanbul’da cuma namazı çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, esnafa yüklendi. Erdoğan, “Bu süreç içinde maalesef özellikle de esnaflarımızın gerek sebzede gerek meyvede hatta bakliyatta çok ciddi fiyat farklarının olduğunu görüyoruz. Bunun için de Ticaret Bakanlığımız yoğun bir çalışmanın içinde. Önümüzdeki bir ay içinde biz bu işi çok daha kontrollü yürüteceğiz. Vatandaşın bu noktada ezilmesine tahammül edemeyiz. Tabii beyaz ette kırmızı ette bu süreci aynı şekilde takipte tutuyoruz. Esnaflarımıza sesleniyorum. Eğer bu süreci böyle devam ettirecek olursanız çok ağır cezalar sizleri bulabilir. Yaptığınız işi hakkıyla yapın ve vatandaşımıza da zulmetmeyin” dedi.

Vurgulamak istiyorum; AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, özel iletişim vergisine zam yapmadan bir gün önce, gıda fiyatlarındaki artışlar üzerine, esnafa seslenerek, “Eğer bu süreci böyle devam ettirecek olursanız çok ağır cezalar sizleri bulabilir. Yaptığınız işi hakkıyla yapın ve vatandaşımıza da zulmetmeyin” dedi.

Sadeleştirirsek, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Zam, zulümdür” dedi. Erdoğan ile hemfikirim, zam zulümdür. Ama hangi zam zulümdür? Sebze, meyve, bakliyat, beyaz et ve kırmızı ete yapılan zam mı? Özel iletişim vergisine yapılan zam mı? Bu sorunun en doğru cevabını, iki hafta önceki 101. programda dikkatinize sunduğum, Metropoll Araştırma’nın Aralık 2020 tarihli Türkiye’nin Nabzı anketinde, %50 oranında memleketin en önemli sorununun ekonomi olduğunu söyleyen, %65 oranında Türkiye’nin kötüye gittiğini düşünen, %50,5 oranında ekonominin 2021’de daha da kötüleşeceğine inanan, ekonomideki kötü gidişattan %28,5 oranında Erdoğan’ı, %27,6 oranında da hükümetini sorumlu tutan, ancak yine de “ülke ekonomisinin Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde iyi yönetilebileceğini (%38)” düşünen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları verecektir.

Değerli izleyiciler,

Türkiye Mart 2018’de bir ekonomik krizin içine yuvarlandı. Koronavirüs salgını da bu krizi derinleştirdi. İktidar bu krizi uzun zaman görmezden geldi, perdelemek için elinden geleni yaptı. Ama krizi aşmak için ya da yükü toplum kesimlerine eşit ölçüde  dağıtmak için hiçbir şey yapmadı. Mart 2018’den Ocak 2021’e bu iktidar, iğneden ipliğe her şeyin üretiminde kullanılan temel girdilerin hepsine defalarca zam yaptı. Elektriğe, suya, doğalgaza, benzine, mazota, petrol ürünlerine, gübreye, çimentoya, köprüye, otoyola, devletin halkına verdiği hizmetin her kalemine zam üstüne zam geldi. Ekonomi yönetimindeki beceriksizlikler nedeni ile Türk parası pul oldu, döviz kurundaki her yükseliş, üretim için gereken ithalatın bedelini artırdı. Elbette bu zamlar, bu fiyat artışları, mal ve hizmet fiyatlarına da raftaki ürünün etiketine de yansıdı.

Türkiye 2020 yılını tüketici fiyatlarında %14,60 oranında bir enflasyon ile kapadı. Bu oran 2019 yılı sonunda %11,84, 2018 yılı sonunda %20,30’du. Bu iktidar döneminde tüketici fiyatları enflasyonu, 2012 yılında %6,16’yı da görmüştü. Ama o köprünün altından çok su aktı.

Enflasyon, fiyatlar genel seviyesinin artışı ya da azalışı demek. Türkiye’de enflasyonu ölçen Türkiye İstatistik Kurumu. Enflasyonu belli bir seviyede tutma, bir başka deyiş ile fiyat istikrarını sağlama görevi ise Merkez Bankası’nın.

Türkiye İstatistik Kurumu, tüketici fiyatları enflasyonunu, 418 maddenin ortalama fiyatı üzerinden ölçüyor. Mesela en son Aralık 2020’de, bu 418 maddeden 98’inin ortalama fiyatı düşmüş, 36’sının ortalama fiyatı değişmemiş, 284’ünün ortalama fiyatı ise yükselmiş.

Bir de gıda ve içecek enflasyonu var ki asıl konumuz da bu. Sözünü ettiğim, enflasyonu ölçmeye yarayan 418 maddenin içinde gıda ürünleri ve alkolsüz içecekler var. Onların enflasyonu da Aralık 2020’de %20,61, Aralık 2019’da %10,89, Aralık 2018’de %25,11’ti.

Gerek tüketici fiyatları gerekse gıda fiyatları enflasyonunun gelecekte ne olabileceğinin habercisi olan ise “yurtiçi üretici fiyatları enflasyonu”. Bu enflasyon, Aralık 2020’de %25,15, Aralık 2019’da %7,36, Aralık 2018’de %33,64’tü. 

2020 yılının ilk sekiz ayında, üretici fiyatları enflasyonu, tüketici fiyatları enflasyonundan gerideydi. Eylül 2020’de bu durum değişti, %11,75’lik TÜFE’ye karşılık, ÜFE %14,33 geldi. Ardından Ekim 2020’de TÜFE %11,89 iken ÜFE %18,20, Kasım 2020’de TÜFE %14,03 iken ÜFE %23,11, Aralık 2020’de de TÜFE %14,60 iken ÜFE %25,15 oldu.

Tüketici fiyatlarından yüksek gelen her üretici fiyatı enflasyonu, zam olarak tüketici fiyatına yansıyacak. Üreticinin fiyatı tüketicinin fiyatından daha yüksek iken üreticinin üstlendiği maliyeti fiyatına yansıtmaması mümkün değil. Siz olsanız, 10 liraya mal ettiğiniz bir ürünü, onu satacak perakendeciye 5 liraya verir misiniz? İşte bu nedenle Nisan 2020’den bu yana gıda fiyatları enflasyonu, tüketici fiyatları enflasyonunun üzerinde geliyor. Gıda fiyatları enflasyonu da elbette gıda fiyatlarına yapılan zamdan kaynaklanıyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının cevap vereceği soru da burada bir kez daha gündeme geliyor: Hangi zam, zulümdür? 

Erdoğan cuma namazı çıkışında, gıda ürünlerine zam yapıyorlar diye esnafa yükleniyor ama hükümeti sanayiciyi hedef alıyor. Son günlerin günah keçisi ise ayçiçeğiyağı. Durum öyle tuhaf ki iktidarı destekleyen medya da iktidara muhalif medya da ayçiçeğiyağı üzerinden hükümete yükleniyor, bunu gören hükümet de toptancı haline, pazara, markete. 

Ticaret Bakanlığı geçen hafta, 81 ilde market, pazar yeri, çarşı ve toptancı hallerinde fiyatların denetlendiğini ve fahiş oranda artırılıp artırılmadıklarının araştırıldığını duyurdu. Denetçiler, 1674 işletmede 22 bin 535 ürünü incelemişler. Denetleme sonuçları “Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu” tarafından değerlendirilecek ve firmaların savunmalarının alınmasının ardından, haksız fiyat artışında bulunduğu tespit edilenler hakkında 10 bin 911 liradan 100 bin 910 liraya, stokçuluk faaliyetinde bulunduğu belirlenenlere ise 54 bin 555 liradan 545 bin 550 liraya varan idari para cezası uygulanacakmış.

Şuraya dikkat buyurunuz: Denetimler, Ticaret Bakanlığı’na iletilen vatandaş başvuruları ve resen yapılan çalışmalar neticesinde, serbest piyasa ekonomisine zarar vermeden, gıda ve temel ihtiyaç ürünlerinde arz-talep dengesiyle uyuşmayan fiyat artışlarının tespiti amacıyla gerçekleştirilmiş. Yani vatandaş ihbar etmiş, bakanlık harekete geçmiş ama işletmeler, serbest piyasa ekonomisine zarar vermeden denetlenmiş. Piyasa serbest ise fiyatı denetlenir mi? Ama şimdiye kadar herhangi bir komünistliğini görmediğimiz ancak kapitalizmi reddettiğini de duymadığımız Erdoğan ve hükümeti yapmış, olmuş. 

Bakanlık duyurusunda sözü edilen Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu, Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda Adalet, Hazine ve Maliye, Sanayi ve Teknoloji ile Tarım ve Orman Bakanlıkları, yanı sıra Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) temsilcileri, bunlarla beraber de üretici ve tüketici örgütleri ile perakende sektörü temsilcilerinden oluşuyor. Bu kurul da yine geçen hafta 120 firmaya 3 milyon 595 bin lira idari para cezası uygulanmasına karar verdi.

Kurul, bugüne kadar 3 bin 386 dosyayı değerlendirip, gıda ve temel ihtiyaç maddelerinde fiyatları fahiş oranda artırdığına kanaat getirdiği 495 firmaya toplam 15 milyon 480 bin lira para cezası vermiş. Denetimlerde de en çok sebze, meyve, ayçiçeğiyağı, tavuk, yumurta ve un fiyatlarının fahiş oranda artırıldığı belirlenmiş. Ticaret Bakanlığı, denetimlerin aralıksız devam edeceğini söylüyor. Söylüyor ama fahiş artış nedir, fahiş artış oranı yüzde kaçtır söylemiyor, biz sıradan vatandaşlar neye bakarsak fiyatın fahiş oranda arttığını anlarız, açıklamıyor. 

Erdoğan “esnaf” diyor, Ticaret Bakanlığı esnaf mı sanayici mi açıkça söylemiyor ama ayçiçeğiyağı ile karışan çarşıda ilk ses çıkaran, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) oldu. Başkan Şemsi Kopuz, geçen hafta bir açıklamada bulunup, gayet açık ve net olarak, “Devlet girdi maliyetlerini düşürmedikçe gıda fiyatları düşemez” dedi.

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu, 27 üye dernekten oluşuyor. Bu dernekler, alkollü ve alkolsüz içki, bira,  şarap, su, meyve suyu, maden suyu, meşrubat, süt ürünü, beyaz et, kırmızı et, bal, baharat, bitkisel yağ, margarin, makarna, hububat, bakliyat, pirinç, nişasta, salça, konserve, susam, helva, reçel, şekerli ürün üreticisi ve sanayicisini temsil ediyor. 

Kendisi de gıda sanayiine hammadde tedarik eden Şemsi Kopuz, Ticaret Bakanlığı’nın market, pazar ve toptancı haline baskın yapmasının çözüm olmadığını savunuyor. Sorunun maliyetlerdeki artış olduğunu belirten Kopuz, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine bakılırsa, tarım ve gıda sektörü girdi maliyetlerinin son aylarda ciddi şekilde arttığının görüleceğini vurgulayıp, buna bir çözüm bulunmadan gıda fiyatlarının düşmesinin beklenemeyeceğini savunuyor.

Kopuz’un söz ettiği verilere göre, Kasım 2020 itibarıyla hayvan yemi, gübre, bina ve araç gereç bakım masrafları gibi kalemlerin fiyatları %15, traktör ve diğer tarım makinelerinin bakım masrafları bedelinin %36, hayvan yemi fiyatları %23, gübre fiyatları %16 oranında artmış. Bunların sadece girdi maliyetindeki artışlar olduğuna dikkat çeken Kopuz, koronavirüs salgını nedeniyle yaşanan satış daralmasının yarattığı finansman maliyeti başta olmak üzere lojistik, depolama, işçilik, enerji, ambalaj, dağıtımda yaşanan artışlarla beraber et, süt, ayçiçeğiyağı gibi temel gıda ürünlerinde toplam maliyet artışının %30’un bile üzerine çıktığını vurgulayıp, “Gıda üretiminin maliyeti bu oranda artarken gıda fiyatlarının sabit kalmasını beklemek yanlış olur” diyor.

Çözüm aranıyorsa, öncelikle tarımsal girdi maliyetlerinin düşürülmesi yönünde adımlar atılması gerektiğine işaret eden Kopuz, “Aksi takdirde baskınlar vatandaşı çiftçisine, esnafına düşman etmekten başka bir sonuç doğurmaz” da demiş. Bunu diyen Şemsi Kopuz, iktidara muhalif değil. Aksine, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile öteden beri arası çok iyi olan biri. Ama üreticide bıçak kemiğe dayanınca, bana göre zamanından önce, hatta baskın erken seçim peşindeki iktidar, seçmene şirin görünmek için dost, arkadaş, yandaş tanımadan üreticiden düşman yaratmaya kalkışınca, kopuzda da tel kopuyor.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizzat atadığı ama görevlerini yapamadılar diye yine bizzat görevden aldığı iki Murat’tan sonra Merkez Bankası Başkanı yaptığı, eski Maliye Bakanlarından ve bir önceki Cumhurbaşkanlığı Strateji Başkanı Naci Ağbal, geçen hafta, Merkez Bankası’nın yılın ilk enflasyon raporunu açıkladı. Ağbal’ın yönettiği Merkez Bankası, 2020 yılını %14,60 oranında tüketici fiyatları enflasyonu ile geride bırakan Türkiye’nin, 2021 yılını, %9,4 oranında tüketici fiyatları enflasyonu ile tamamlayacağını öngörüyor. Bankanın 2021 yılı için gıda fiyatları enflasyonu oranı ise %11,5 ki bu tahmin bir önceki raporda, %10,5’tu. Merkez Bankası’nın tüketici fiyatları  enflasyonunda 2022 yılı sonu beklentisi  %7, 2023 yılı sonu beklentisi ise %5.

Raporda şöyle bir bölüm var: “Döviz kuru gelişmelerinin yanı sıra uluslararası tarımsal emtia fiyatlarındaki artış eğilimi ve mevsim geçişine bağlı arz yönlü unsurlar gıda görünümünü olumsuz etkilemiştir. Gıda enflasyonu alt gruplar genelinde yükselişini sürdürmüştür. Üçüncü çeyrekte bir miktar ivme kaybeden gıda ve alkolsüz içecekler grubu enflasyonunun mevsimsellikten arındırılmış çeyreklik artışı son çeyrekte yüzde 7,21 ile belirgin biçimde yükselmiştir. Gıda yıllık enflasyonundaki yükselişte hem işlenmemiş hem de işlenmiş gıda gruplarının etkisi hissedilirken, işlenmemiş gıda fiyatlarındaki artış daha belirgin olmuştur. Mevsimsellikten arındırılmış veriler, işlenmemiş gıda fiyatlarında hem taze meyve ve sebze hem de diğer gruplarda yüksek bir çeyreklik artışa işaret etmiştir. Bu gelişmede mevsim geçişine bağlı arz yönlü unsurların yanı sıra döviz kurundaki birikimli değer kayıplarının ve uluslararası gıda fiyatları gelişmelerinin etkili olduğu değerlendirilmektedir. Bu dönemde gerek Türk lirasındaki zayıf seyir gerekse soya gibi temel ithal girdilerin uluslararası fiyatlarındaki keskin artışlarla beraber özellikle yumurta ve beyaz et fiyatlarında belirgin yükselişler izlenmiştir. İşlenmiş gıda grubunda ise uluslararası buğday ve yağ fiyatlarındaki yükselişin yanı sıra döviz kuru etkileri öne çıkmıştır.”

Yani ne diyor AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizzat atadığı Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal? “Uluslararası pazarlarda tarım ürünleri fiyatları arttı, bizde de döviz kurları yükseldi, haliyle işlenmiş ya da işlenmemiş gıdaya da zam geldi.” O zaman söyleyin bakalım kabahat kimde şimdi?

Erdoğan cuma namazı çıkışında vatandaşa zulmedenin esnaf olduğunu söylüyor ya o esnafın lideri, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, bir gün sonra Anadolu Ajansı’na demeç verip, mevsimsel etkilerin ve girdi maliyetlerindeki artışların gıda sektöründe fiyatların yükselmesinde etkili olduğunu belirtiyor. Az önce dikkatinize sundum, Merkez Bankası da aynı şeyi söylüyor. O zaman neden gıda fiyatları söz konusu olduğunda esnaf zalim oluyor? Anadolu Ajansı’na her şeyi anlatan Bendevi Palandöken, neden Erdoğan’a “Bizi niye zalim ilan ettiniz” diye sormuyor? 

Komedi bununla kalsa iyi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK), Türk Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (TÜSİAD) ve Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), geçen hafta salı günü (26 Ocak 2021) ortak bir açıklama ile Türkiye’nin önceliğinin fiyat istikrarı olduğunu bildiriyor. Hani Merkez Bankası’nın “temel amacı” olan, web sitesinin açılış sayfasının tepesinde de nal gibi çakılı, fiyat istikrarı.

TOBB, TESK, TÜSİAD, MÜSİAD diyor ki “Fiyat istikrarı sağlanmadan ekonomide başlayan her canlanma, maalesef kısa süreli olmakta ve işinsanlarımızın yatırım ufkunu daraltmaktadır. Bu nedenle ülkemizin hak ettiği refah artışını sağlamak için fiyat istikrarını bir ön koşul olarak görmekteyiz. Fiyat istikrarının sağlanmasıyla Türkiye’de yatırım ortamı iyileşecek, öngörülebilirlik artacak, böylece katma değeri yüksek yeni teknoloji yatırımlarını ülkemize çekmek mümkün olacaktır”. 

İyi güzel de nasıl sağlanacak bu fiyat istikrarı? Muhteremlere göre “Erdoğan liderliğinde başlatılan yeni ekonomik reform gündeminde enflasyonla mücadelenin öncelikli hedef olması” ile. Bu arada kendileri de Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Merkez Bankası koordinasyonunda yürütülen enflasyon ile mücadele çalışmalarının istişare sürecinde yer almak istiyorlarmış. Önceki çeşitli açıklamalardan süreçte yer aldıklarını sanıyorduk, meğer öyle değilmiş!

Yine muhteremlere göre, bu istişare süreci, tüm fiyatların serbest piyasa koşulları içinde oluşmasını gözeterek, küresel ve yerel fiyat dinamiklerinin sektörel bazda yakından izlenmesine ve ürün gruplarında görülen yapısal risklerin, maliyet dinamiklerinin ve arz-talep dengesizliklerinin tespit edilmesine katkıda bulunacak, böylece veriye dayalı politika tasarım sürecini destekleyecekmiş.

Yani demek istiyorlar ki “Memlekette serbest piyasa ekonomisi var, kimi basıyorsun, neden basıyorsun? Yapıyı yerle yeksan eden sensin, suçu neden bize atıyorsun? Bari şimdi bir şey yapmadan önce bize sor da ekonomiyi düze çıkaralım.”

Buraya nereden geldik? Şu salgın günlerinde internetin telefonun, televizyonun vergisine zam yapan hükümetin başından; enflasyonu kontrol etmeyi beceremeyip, bıçak kemiğe dayandığı için zam yapan üreticiyi, kurban olarak tüketicinin, seçmenin önüne atan hükümet üyesinden geldik.

Gıda fiyatları enflasyonu, gıda ürünleri fiyatlarına yapılan zamlar üzerinden koparılan fırtına, her popülist iktidarın, yolun sonunda sığındığı “düşman yaratma, seçmeni kutuplaştırma, bölerek yönetme” politikasının bir parçasıdır. Bu, salgınla sarmalanmış ekonomik krizde, halkın yaşadığı mecburiyetlerden parasal ve siyasal olarak nemalanmaya çalışan siyasi iktidarların, “tavşan kaç tazı tut” politikasıdır.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus