Fehim Taştekin & Işın Eliçin ile Puslu Kıtalar (13): ABD Biden ile geri dönüyor. Peki nereye?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Gazeteciler Fehim Taştekin ve Işın Eliçin, altı buçuk aylık aradan sonra Medyascope’ta yeniden buluştular ve ABD’de dört yıllık Trump dönemi ardından göreve gelen Joe Biden yönetiminin dış politika vaatleri ve enstrümanlarını tartıştılar.

Puslu Kıtalar programı, Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) Derneği Türkiye Temsilciliği’nin katkıları ile hazırlanmıştır.

PUSLU KITALAR ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

ABD Biden ile geri dönüyor. Peki nereye?

IŞIN ELİÇİN: İyi akşamlar sevgili seyirciler. Fehim Taştekin’le beraber hazırlayıp sunduğumuz, Akanda Taştekin’den de destek aldığımız Puslu Kıtalar adlı programımız altı buçuk aylık bir aradan sonra Medyascope ekranlarına geri döndü. Sevgili Fehim en son 18 Ağustos’ta bir program yapmışız, başlığımız da “Türkiye ve İran karşısında yeni Arap düzeni”ymiş. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin ilişkileri yeni normalleşmişti, onun üzerine bir programdı. Bu arada asıl önemli hadise ki, bunu başlığa da çıkardık, Donald Trump epey gürültü patırtı kopartarak nihayet Beyaz Saray’dan gitti ve Joe Biden yönetimi geldi. Şimdi sana sormak isterim bu dört yıllık Trump iktidarı sadece ABD’yi değiştirmedi. Dünya da epey değişti, değil mi?

FEHİM TAŞTEKİN: Evet. Trump’ın bıraktığı yer hayli karışık ve belirsizliklerin olduğu bir yerdi. Fakat bir şekilde özellikle Ortadoğu ve Avrupa artık Trump’ı uğurlayan ve Biden’a hazırlayan ön girişimleri de başlatmıştı. Mesela İsrail’le normalleşme, Katar’la komşuları arasındaki ilişkilerin düzelmesi… Türkiye cephesinde de hakeza İsrail’le ilişkileri yoluna koyma arayışı başlamıştı. Bütün bu değişim yeni bir düzenin ya da Amerika’da yeni bir yapının ortaya çıkacağı ve Biden’la birlikte farklı parametrelerin uluslararası alana gireceği öngörüsüyle başlamıştı. Ve bu hızlı bir şekilde Biden’la birlikte farklı alanlarda etkisini göstermeye başladı.

IŞIN ELİÇİN: Trump’ı hatırlayalım, şöyle bir fotoğrafını ekrana getireyim. Putin, Erdoğan ve Trump, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da orada.

Tabii bu programda gelen gideni aratır mı, aratmaz mı onu konuşmayacağız ama Trump döneminden devralınmış epey bir sorun var Türkiye-ABD ilişkilerinde. Her ne kadar Başkan Trump ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki yakın ilişkiden kaynaklı olarak bu sorunların bir kısmı ötelenebildi, yahut bir şekilde geçiştirildiyse de, çözülmedi. Onları konuşacağız. Bölgeye de bakacağız birlikte. Başlıca sorunlardan biri Rusya’dan satın alınan hava savunma sistemi S-400’ler. Önce ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken, arkasından da ABD Savunma Bakanlığı Pentagon çok net bir açıklama yaptılar. Dediler ki “Mevcut S-400’leri elinizden çıkaracaksınız, ilişkileri düzeltmek istiyorsanız, ikincisini de asla almayacaksınız.” Ne diyorsun, böyle bir talep Türkiye’de nasıl yankı buldu?

FEHİM TAŞTEKİN: Görünüşte Türkiye hâlâ o stratejik bağımsızlık diye tanımladıkları çizgide devam ediyor. Fakat tabii ki böyle değil. En azından öne sürdükleri ya da dillendirdikleri seçenekler bu konuda Amerikan yönetimini ikna edecek ya da orta yol bulacak arayışlarını sürdürdüklerini gösteriyor. Hulusi Akar Girit modelini ortaya attı. Bir soruya karşılık böyle bir modelin olabileceğini söyledi. Bu bana göre S-400’lerin %50 itibarıyla depoya kaldırılması anlamına geliyor. Zaten bunlar aktive edilmedi. Edilmemesi de hükümetin bütün iddiasından vazgeçtiği anlamına geliyor. Fakat niye hâlâ direniyor ya da direniyor gözüküyor? Bu meselenin sadece S-400’le ilgili olmadığını, biraz da başka dosyalarla bağlantılı olarak hükümetin Amerika’yı ikna etme çabasının parçası olduğunu gösteriyor. S-400’le ilgili bir tavizde bulunabilir ama buna karşılık mesela Halkbank dosyasıyla ilgili de bir anlayış bekliyor gibi. Trump’ta görmüş olduğu müdahaleyi bekliyor. Bunun için pazarlık başlaması lazım ama bir türlü bu al-ver oluşamadı. İbrahim Kalın’ın “Biz bir öneride bulunduk” diyerek tekrardan bir açıklaması oldu, bu öneri hem S-400’lerin yanına patriotların alınması hem de Amerika’nın güvenlik kaygılarını giderecek ortak bir mekanizmanın kurulmasını içeriyor. Bu bir mektupla iletildi Amerika’ya, bu mektuba hiçbir şekilde yanıt verilmedi. Dışişleri bakanları arasındaki görüşmede, onun öncesinde ulusal güvenlik danışmanları diyebileceğimiz ikili görüşmelerde -İbrahim Kalın da bir ulusal güvenlik kurulunun başkanlığını yapıyor- bu mesajlar gönderildi. Ama yanıt belli: Amerika geri adım atmıyor. Kongre baskısı hâlâ çok güçlü. Biden’ı da sıkıştırıyorlar. Erdoğan o arzu ettiği “Bir el sıkışalım, ardından konuşalım” pazarlığını yakalayamadı.

IŞIN ELİÇİN: (Fotoğrafta Erdoğan ve Biden el sıkışıyor) Şu görüntüyü istiyor Cumhurbaşkanı Erdoğan ama bir şekilde o görüşme de olmadı.

İki lider arasındaki görüşmeyi Türkiye’nin çok talep ettiğini biliyoruz. Üstelik işin ilginç tarafı, iki ülke dışişleri bakanlarının görüşmesi de biraz ertelemeli ve zor oldu. Seyircilerimize hatırlatmış olalım. Antony Blinken’la Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun bir Çarşamba günü telefon görüşmesi yapacağı söylenmişti, tabii biz gazeteciler hep bekliyorduk. Fakat anlaşıldı ki bir şekilde Amerikan tarafı ertelemeyi tercih etmiş. Hemen ertesinde de Amerikan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü aracılığıyla çok ilginç bir yazılı açıklama oldu. Türkiye’de de hemen ertesinde hukuk reformu, insan hakları açılımı geldi. Şu söylendi, “Osman Kavala derhal serbest bırakılsın.” O açıklamanın ertesindeki hafta, nihayet iki bakan telefonda görüştüler ama onun arkasından demin söylediğim S-400’ler çıkışları geldi. Biden yönetimi insan hakları konusunda, hukukun üstünlüğü gibi temel ilkeler, değerler konusunda Trump yönetiminden çok farklı olacağının mesajını kampanyalar boyunca vermişti. Gelir gelmez de biraz öyle başladı değil mi icraata?

FEHİM TAŞTEKİN: Evet, yani Avrupa’da da buna çok heyecanlananlar var, insan hakları ve demokrasi önemli bir vurgu olacak. Fakat işin doğrusu eski Amerika’nın geri dönmesi anlamına da geliyor bu. Bu mevzular Amerikan dış politikasında bir şekilde Amerikan müdahaleciliğin daha süslü, daha albenili hale getirilmesi… Bu bizim yıllarca tanık olduğumuz bir şey. Elbette Türkiye’de Erdoğan’ın Doğu Akdeniz’de, Libya’da, Suriye’de, en son Karabağ’da izlediği politikalar Amerika’da ayrışma, müttefikler arasında bir bozuşma olarak algılandı ve çok net bir şekilde Türkiye’ye de müttefik gibi davranmıyor demeye başladılar. Amerikan yönetimi bu alanlarda yeniden uyum sağlamak istiyor. Sadece Türkiye’yle ilgili değil, diğer müttefikler de hakeza bir şekilde hizalanmak isteniyor. İnsan hakları ve demokrasi vurguları Amerikan dış politikasında önemli bir enstrüman, müdahale aracı olarak karşımıza çıkacak. Burada niye bunu enstrüman olarak görüyorum? Neden böyle niteliyorum? Çünkü tutarsızlıklar çok fazla. Amerika’nın müttefikleri arasında çok fazla diktatör var, monarşi var. İran’la bağlantılı dosyalar sebebiyle Suudiler rahatsız. Yemen’de fazlasıyla ileri gittiler, batırdılar. Amerika bir şeylere çekidüzen vermek istiyor. Trump’la Muhammed bin Selman arasındaki ilişkiler çok sıra dışıydı. Aslında Amerika’nın küresel emperyal vizyonunu da aşındıran boyutlara sahipti, Biden’ın hoşlanmadığı birisi. Şimdi onunla ilgili bir adım attılar. Çelişkiyi de orada görüyoruz. Kaşıkçı cinayetiyle ilgili sansürlenen raporunu açık ettiler, bunu duyurdular ama Selman’ın yardımcıları, bu cinayete karışanların hepsi bir şekilde vize yasağına tabi tutuluyor. Aslında son derece göstermelik bir yaptırım çünkü Amerika’nın başka ülkelere nasıl yaptırım yaptığını biliyoruz. Ama Muhammed bin Selman’a herhangi bir şekilde dokunulmayacak. Bunu da izah ettiler. “Biz onu yaptırım listesini almadan da onlar üzerinde etkili olabileceğimizi düşünüyoruz” açıklaması yaptılar. Sıra Rusya’ya gelince çok daha şahin çıkışlar yapabiliyorlar. Navalni örneğindeki gibi.

IŞIN ELİÇİN: Ama bir şey soracağım, yani gerçekten de bu eski Amerika. Ayrıca bir ülkenin kendi çıkarları doğrultusunda- üstelik dünya gücü olan, her anlamda güçlü, biraz gücü aşınsa bile hâlâ dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücü, büyük nüfus sahibi bir ülkeden bahsediyoruz- azıcık bu enstrümanı kullanmış olması neden o kadar kötü olsun? Herkes çıkarlarına göre, elindeki güce göre enstrüman kullanıyor. Hiç olmazsa direkt kaba kuvvet kullanmıyor. Yahut Trump gibi -daha dürüst mü olsalarmış- hani “hiç umurumda değil, paraya bakarım mı deselerdi?” Onu sormak istiyorum.

FEHİM TAŞTEKİN: İşin doğrusu evet Amerika’nın müdahale ettiği alanlarda, bölgelerde çok feci şeyler oldu. Çok az örnek var Amerikan müdahalesi sonucu işlerin yoluna girdiği. Bir iki tane örnek var, Bosna’yı bunların başında sayıyorlar ama orada da eleştirecek çok şey var. Bu doğru. Amerikan müdahaleciliği, insani müdahaledir, doğrudan müdahaledir, savaştır, rejim değiştirme kalkışmasıdır; bunların felaketler getirdiği de doğru. Önümüzde bir tablo var ve o tablo o kadar ağır bir tablo ki… Şimdi Afganistan’a girdiler fakat Afganistan’ı o haliyle bıraktıkları zaman sittin sene bir daha orada doğru düzgün hiçbir şey olamayacak. Amerika’nın buradan çekilirken üstlenmesi gereken sorumluluklar var. Yemen hakeza öyle. Amerika’nın “muhteşem katkılarıyla” dostlarına desteğini sunduğu Yemen korkunç bir açlık ve sefaletle yüz yüze bırakıldı. Bunu bir vekâlet savaşı olarak çerçevelediler ama bir ülkeyi felaket halde batırdılar. Burada farklı bir vurgu yapmamız lazım. Evet Amerika’nın elini eteğini çekmesi çağrısı haklı olarak her yerde var ama bir şekilde de sorumluluk alması gerekiyor. Libya’yı yakıp yıktılar. Libya uluslararası toplumun olumlu ve sorumlu katkısı olmadan kendi halinde düzelemedi, düzelemeyecek. Burada daha stratejik bir yaklaşım gerekiyor. Bu sonuçları kendi elleriyle yarattıkları için kaçınılmaz bir şekilde Amerika uluslararası bir aktör olarak bu işin içerisinde olmak zorunda, olacak. Ama burada-

IŞIN ELİÇİN: Yani Birleşmiş Milletler’e, (Trump’ın çıktığı ) birtakım uluslararası kurumlara geri dönmüş olması -Amerika’yı savunmak için söylemiyorum burada ama- en azından Trump dönemindeki sorumsuzca, edimlerinin sonuçlarıyla hiç ilgilenmeyen tavırdan daha farklı bir tavır. Bu işine geldiği için bugün böyle. Yarın gene değişebilir ABD. Ama bir fark yok mu yani? Buradan hiçbir ders çıkmayacak mı? Herkes Trump olmaya çalışıyordu dünyada. Bu liderler pıtrak gibi çoğalıyordu, hiç olmazsa şimdi “bir dakika” denecek o liderlere, diye düşünüyorlar hem Avrupa’da hem de dünyada çeşitli çevreler.

FEHİM TAŞTEKİN: Mahallenin asıl sahibi geldi bir kenarda durun der gibi…

IŞIN ELİÇİN: Tabii öyle oldu…

FEHİM TAŞTEKİN: Bu kadar çok yerel diktatör olmasın, iki tane küresel emperyal olsun, dünyayı iki kutuplu şekilde idare etsinler… Yani tabii biz meselelere bu kadar siyah-beyaz çizgilerle bakabilir miyiz? Bakamayız. Bunun neyi ne kadar çözdüğü önemli. Bush yönetimi de mesela müttefikler arası ilişkiye önem verdi ve bu sayede Irak ve Afganistan’ın işgal ederken-

IŞIN ELİÇİN: Irak’ın canına okudu. Hep beraber okudular.

FEHİM TAŞTEKİN: Ne dediler, müttefiklerle ortaklık dediler, bilgilendirdiler ve kırk küsur ülkeyi Afganistan’a ortak ettiler. Irak’a da hakeza ortak ettiler. BM’yi de bu işin içerisine çekmeyi başardılar. Sorumluluğu paylaştırdı. Netice ne? Burada hem Trump hem Biden aynı şeyi söylüyor. İran için bugün diyorlar ki İran’ın davranışlarını değiştirmesi gerekir. Madem ki biz rejimi değiştiremiyoruz, en azından İran yaptırımlarla ya da nükleer anlaşmaya geri dönme şeklinde, bunu da bir havuç olarak değerlendirebiliriz, bununla birlikte İran değişsin. Fakat neden Amerika kendi küresel tutumunu değiştirmiyor? Amerika belli-

IŞIN ELİÇİN: Tamam da biraz demagojik bir yaklaşım değil mi Allah aşkına seninki de yani? Değiştirmiyor çünkü gücü var. Değiştirmek zorunda değil yani. Herkes kendisine bir bakacak. İran’ın halkı müreffeh bir halk olsa, İran’ın halkı kendi istediği tercihleri gerçekten yapabiliyor olsa, bak bu dediğine hiçbir şey demeyeceğim. Ama İran’ın halkı da illallah diyor. Tek sorumlusu ABD mi? Değil. O yüzden söylüyorum yani.

FEHİM TAŞTEKİN: Hayır hayır, ben onu kastetmiyorum. Kesinlikle Türkiye’nin kendi sorunları, İran’ın kendi soruları felaket bir şekilde artmış durumda. Zaten içinde olduğumuz durum ortada. Bunun için ekstra çok yeni şeyler söylememize gerek yok. Ben burada hem Bush dönemini-

IŞIN ELİÇİN: “Çok büyük bir beklentiye de girmemek lazım” diyorsun özetle herhalde. “Biden geldi ve dünya güzelleşti” olmayacak.

FEHİM TAŞTEKİN: Evet, Bush döneminin, sonra Obama döneminin, sonra Trump’ın ve sonra tekrar… Burada kurulu Amerikan yapılarının tercihleri bir şekilde işlemeye devam etti. Sonuç ne, demek istediğim bu. Bir örnek vereyim. 20 yıldır Afganistan’dalar değil mi? Ve Trump yönetimi gitmeden önce Taliban’la anlaştı. Anlaşmak zorunda kaldı, askerlerini çekecek. Mayıs itibarıyla iki bin yedi yüz ya da iki bin sekiz yüz civarında askeri çekmesi gerekiyor. Ne oldu? Ne kazandılar? Taliban uluslararası sisteme kendini olduğu gibi kabul ettiriyor bu anlaşmayla birlikte ve dönüyor. Afganistan’da demokrasi falan olmayacak. İnsan hakları da olmayacak. Bir ülke bu hale geldi. Öncesinde de Amerika vardı zaten. Taliban’ın ortaya çıkması, Afganistan’ın iç savaşa sürüklenmesi, 1979’da başlayan müdahale, hepsi Amerikan politikalarındaki devamlılığın bir sonucu. Şimdi bakıyoruz Biden ne yapacak? Biden’a o kadar fazla anlam yüklendi ki Trump’ın dediği gibi güçlerini çekse bir türlü, çekmese başka türlü… Çektiği zaman Taliban olduğu gibi gelecek ve iktidara çökecek. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Bu müdahaleciliğin farklı formlarda oluyor olması bölge açısından sonuçları değiştirmedi. Bu Taliban’ı iyi yapmadı. İran rejimini de iyi yapmıyor. Bu anlamda kendi iç sorunlarını görmezden gelmemizi sağlamıyor.

IŞIN ELİÇİN: Tamam da bunun bu kadar altını çizmek… Beklentileri karşılayamayacağının. ABD’nin şu anda hâlâ kendi çıkarları, kendi önceden belirlemiş olduğu çıkarlar doğrultusunda -dönem dönem liderler değişse bile, o liderlerin kişisel tutumlarından kaynaklı yön değiştirme gibi adımlar olsa da- evet, uzun vadeli planları var. Çok net. Obama için de Çin’di zaten hedef ama ne oldu Arap isyanları çıktı biraz oyalandılar. Rusya’ya karşı da şu çok net: -Obama da denedi olmadı.- Trump’ın gösterdiği müsamahayı çok net bir şekilde Biden göstermeyecek. Daha önce ne deniyordu Rusya’ya “Sen kendi arka bahçende istediğini yap ama Batı’ya doğru gelme, sınırlarını bil.” E tabii aradaki boşluktan yararlanan Rusya gitti Kırım’ı ilhak etti, Akdeniz ülkesi de oldu bizim de katkılarımızla. Suriye üzerinden Akdeniz’de kıyısı olan bir ülke oldu, kimilerinin yorumuna göre. Şimdi de haddini bil diyecekler muhtemelen, bunu görüyoruz.

FEHİM TAŞTEKİN: Bu fotoğrafın bir tarafı. Diğer tarafında şu var: Rusya’nın arka bahçesinde 2003’te, arkasından 2004’te, yani Gürcistan’da ve Ukrayna’da renkli devrimlerle, daha sonra Kırgızistan’da üçüncüsü gerçekleşti, Batı’nın uzun uğraşlar sonucu yaptığı Rus etkisine karşı müdahaleler var. Ukrayna’da da, Kırım’ın bu halde iltihak edilmesinde de, hemen önceki sahneye baktığımız zaman -hattâ Biden’ın da işin içerisinde olduğu- aşırı sağcıların, Neonazi gruplarının desteklendiği, palazlandırıldığı bir müdahale biçimi var. Bu müdahale biçimine karşılık Rusya da öyleyse ben de böyle davranırım dedi ve kendi arka bahçesinde ileri adımlar-

IŞIN ELİÇİN: O zaman mesela şöyle mi olmalı? Türkiye’nin Suriye’ye, Irak’a yönelik askeri adımlarını haklı mı görmeliyiz o zaman? Çünkü Suriye’de, Irak’ta ABD’den destek alan Kürt oluşumlar var. O zaman Türkiye’nin bu söylediğin anlamda, kendi hinterlandında istediği askeri operasyonu yapması mümkün müdür?

FEHİM TAŞTEKİN: Hayır hayır. Ben-

IŞIN ELİÇİN: Ama biraz öyleye doğru gidiyor böyle kurduğumuz zaman denklemi.

FEHİM TAŞTEKİN: Hayır, ben fotoğrafın diğer tarafını da görmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Şimdi-

IŞIN ELİÇİN: Tek taraflı görmüyoruz zaten. Sadece yiğidin hakkını-

FEHİM TAŞTEKİN: Aynı şeyler değil. Suriye krizine girersek şimdi bunu iki saatte-

IŞIN ELİÇİN: ABD’nin müdahale etmiş olduğu bir ülkeye yapılmış bir başka müdahale, haklı oluyorsa diyorum, o zaman Türkiye’nin Irak’a müdahalesi de haklı olur aynı mantıkla.

FEHİM TAŞTEKİN: Haklı olmuyor. Çok basit bir şey: Rusya Karadeniz’de kuşatılmak isteniyor. Karadeniz’de tatbikatlar var, yeni üstler kuruluyor vesaire. Neden Rusya’yı bloke etme çabası hâlâ devam ediyor? Buna karşı Rusya da kendi oyununu oynadı. Rusya’nın Akdeniz’e gelmesi, az önce Karadeniz’den bahsediyorduk, en önemli fırsatı veren Suriye müdahalesiyle oldu. Rusya’nın soğuk savaş zamanından beri bir müttefikine bir şekilde müdahale edildi ve Rusya bu fırsatı iyi kullandı, 2015’te doğrudan savaşa müdahil olarak başladı. Hem eski üs olan Tartus üssünü hem Hmeymim’de yeni bir hava üssünü açtı. Bu sayede Libya’daki operasyonlara rahat bir şekilde müdahale edebiliyor. Orta Afrika Cumhuriyeti ve başka Afrika ülkelerine de Hmeymim’den inanılmaz bir sıçrama tahtası gibi kullanma avantajı var. Bunu rahatlıkla kullanıyor. Bir şekilde bu müdahaleciliğin yerelde doğurduğu ve aktörlere verdiği fırsatlar var. Bunların altını çizmeye çalışıyorum. Kırım gittiyse Ukrayna’daki o kirli müdahalelerin sonucunda Rusya’nın yakaladığı altın fırsattır. Benzer bir şekilde Karabağ’da aynısı oldu. Karabağ Savaşı patlak verdi. Tarafların duruşlarını, haklılıklarını tartışmıyorum ama bu sayede Rusya Azerbaycan’a barış gücü olarak geri döndü ve oyunun tam ortasına oturdu. Kafkasya’da yeniden oyun kurucu pozisyona geldi. Bu pas vermedir ve Rusya bu pası çok iyi değerlendirdi, değerlendiriyor. Benim vurgulamak istediğim şey bu. Bunun dışında Irak’ın sorunu var, Suriye’nin sorunu var ve bu kendi başına çözülemeyecek. Suriyeliler Suriyelilerle otursun halletsin diyecek kadar basit bir mesele değil. Libya’da Libyalılar otursun kendi aralarında bu meseleyi halletsin kadar basit olmayacak, olmadı zaten. Irak da hakeza bu durumda. Burada farklı bir uluslararası sorumluluk gerekiyor bu sorunları çözmek için. Elbette Türkiye’de Rusya’ya da çağrılar yapılacaktır haklı olarak çünkü burada Rusya da Türkiye de kendi alt emperyal heveslerini inanılmaz derece takip eden programlar geliştirdiler ve bu da sorunun önemli parçasına dönüştü dört bir tarafta. Sorumluluk herkese düşüyor.

IŞIN ELİÇİN: Biraz toplamamız gerekiyor, son iki üç dakikamız.

FEHİM TAŞTEKİN: Pardon, sadece bir konuyu konuşarak kapatmış olduk aslında.

IŞIN ELİÇİN: Bitir bitir çok güzel anlatıyorsun, kapat olsun.

FEHİM TAŞTEKİN: Aslında Halkbank vardı konuşacağımız, hakeza Muhammed bin Selman durumu, Suudi Arabistan’a yapılacaklar, vesaire. Rusya, Avrupa kanadı…

IŞIN ELİÇİN: Bunları konuşacağız zaten. Şimdi biri Amerikancı kanadı diğeri karşı kanatta gibi olduk ama sevgili seyirciler öyle değiliz biz.

FEHİM TAŞTEKİN: Tartışmak ve elbette konuşmak gerekiyor çok taraflı olarak.

IŞIN ELİÇİN: Aslında çok ilginç bir zamana geliyor bir sonraki programımız. Her on beş günde bir biz bu programı yapacağız sevgili seyirciler, 16’sına geliyor. 16’sı ilginç bir zaman olacak. Hem Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin toplantıları olacak hem Avrupa’yla ABD’nin beraber çalışıp çalışmadığını göreceğimiz gelişmeler olacak. Türkiye’de yeni adımlar olacak. Aslında asıl Suriye’de sıcak şeyler olabilir, ne dersin? Beklenebilir mi baharla birlikte?

FEHİM TAŞTEKİN: Bu beklenti hep var ama ne zaman ne olacağını hakikaten bilmiyoruz. Bir kere Türkiye’nin yeni müdahale arayışları hâlâ devam ediyor hem Fırat’ın doğusunda hem de Şengal taraflarında. Ama Amerika’nın tavrı şu anda pazarlığa açık bir tavır değil. O dediğimiz buluşma henüz gerçekleşmediği için ileri adımlar da atılamıyor. Amerika’yla Türkiye arasındaki ilişkinin seyri bir şekilde Rusya’yla Türkiye arasındaki ilişkilerin seyrini de etkileyecek. Bu Suriye’ye de Libya’ya da yansıyacak. Henüz hiçkimse karşı tarafın hamlesini görmeden adım atmak istemiyor. Böyle bir geçiş dönemindeyiz, belirsizlikler dönemindeyiz. Elbette hızlı da gelişebilir bilmiyoruz. Şimdilik bekliyoruz.

IŞIN ELİÇİN: Belki 16’sında yeniden seyircilerle beraber olduğumuzda sıcak gelişmeler olur ve onun üzerine yorumlar yaparsın Fehim Taştekin. Altı buçuk aydan sonraki ilk programımızda Akanda Taştekin’e de teşekkür edelim. Sevgili izleyiciler teşekkürler bizimle beraber olduğunuz için.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus