Prof. Dr. Levent Köker ile Hukuk ve Demokrasi (18): 12 Mart Muhtırası’nın 50. yıldönümünde darbeler ve anayasalarımız

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kamu Hukukçusu Prof. Dr. Levent Köker, 12 Mart Muhtırası’nın 50. yılında, 12 Mart sürecinde ve sonrasında yaşananları hatırlatarak, başkanlık sisteminde ısrar edilmesinin en az askeri darbe dönemlerindeki kadar, hatta onları da aratacak kadar baskıcı bir rejime sebep olacağını söyledi.

“12 Mart 1971 askeri müdahalesi, 1961 Anayasası’nda çök önemli değişiklikler yapmıştı. Bu değişiklikler, Türkiye tarihinin belki ilk açık faşizan döneminin ruhuna uygun, devletçi, otoriter değişikliklerdi. Temel hak ve özgürlükler, yargı bağımsızlığı, tabii hakim ilkesi, TRT ve üniversiteler başta olmak üzere özerk kurumlar gibi demokratik içerikte düzenlemeler getiren 1961 Anayasası’nın bu nitelikleri törpülenmiş, ‘devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü’ ve ‘Cumhuriyet’in korunması’ gibi muğlak sebeplerle hak ve özgürlüklerin sınırlandırılacağı kabul edilmiştir. Keza askeri hakimlerin de görev yaptıkları Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kurulması da bu bağlamda kaydedilmelidir. 12 Mart rejiminin anayasa değişiklikleri, 1961 Anayasası’nı, Türk milliyetçiliği, Milli Güvenlik Kurulu ve Cumhuriyet Senatosu gibi demokratik olmayan gerekçelerle getirilen ideolojik ve kurumsal yapılarla hayli tahrip etmiş ama nihai olarak tam bir otoriterleşme sonucunu doğurmamıştır. Otoriterleşmenin zirvesi, bu anlamda 12 Mart 1971’in doğal sonucu gibi görünen 1982 Anayasası olmuştur. Sivil siyasetin, yani TBMM’de sandalyesi bulunan siyasi partilerin uzlaşmalarıyla gerçekleştirilen 1995, 2001 ve 2004 değişiklikleri, 1982’nin ve onun da gerisindeki 12 Eylül ve 12 Mart rejimlerinin tasfiyesine yönelik adımlardır. Bu adımlar, sivil siyaset tarafından 2007 ve sonrasında sürdürülememiş, uzlaşmanın başarılamaması sonucunda 2007, 2010 ve nihayet 2017 değişiklikleriyle Türkiye anayasal olarak otoriter bir başkancı rejim içine düşmüş bulunmaktadır. Buradan çıkış, 12 Mart’ın bize hatırlattığı üzere, Türkiye toplumunun demokratik değerler ve kurumlar üzerinde uzlaşabilen siyaset süreciyle mümkün olacaktır. Bugünkü başkancı rejimde ısrar edilmesi, gelecekteki anayasa değişikliklerinin veya yeni anayasanın en az askeri darbe dönemlerindeki kadar, hatta onları da aratacak bir baskıcı rejimi yerleştirmesi anlamına gelecektir.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus