Fehim Taştekin & Işın Eliçin ile Puslu Kıtalar (15): Myanmar’da cuntaya direniş ve iç savaş korkusu

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Myanmar’da (eski adıyla Burma ya da Birmanya) halk, 1 Şubat’ta yönetime el koyan askeri cuntaya karşı muazzam bir sivil itaatsizlik kampanyası ile iki aydır direniyor. Ordu şu ana kadar barışçı yöntemlerle düzenlenen protesto eylemlerini bastırmak için giderek daha fazla şiddet kullanıyor. İki ayda 530’dan fazla kişi hayatını kaybetti. Resmi olarak 135 etnik grubun yaşadığı ülkede, bu gruplardan üçünün silahlı temsilcileri, ordu yönetimi bırakmazsa halka destek vermek için sokağa çıkacaklarını duyurdu. Ordu da bu grupların üslendiği bölgelere hava saldırıları düzenlemeye başladı. Çin ve Hindistan arasında Hint Okyanusu’na açılan Bengal Körfezi’ne kıyısı bulunan, 54 milyon nüfuslu bu ülkedeki gelişmeleri, tarihsel arka planıyla beraber konuştuk.

Puslu Kıtalar programı, Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) Derneği Türkiye Temsilciliği’nin katkıları ile hazırlanmıştır.

PUSLU KITALAR ON BEŞİNCİ BÖLÜM*

Myanmar’da cuntaya direniş ve iç savaş korkusu

FEHİM TAŞTEKİN: İyi akşamlar. Puslu Kıtalar’a hoş geldiniz. Bu akşam Işın Eliçin’le birlikte Birmanya, Myanmar ya da Burma diye herkesin farklı şekilde andığı ülkedeki gelişmeleri konuşacağız. Kasım’da bir seçim olmuştu. Seçim sonrasında yeni hükümet kurulacakken asker darbe yaptı ve uluslararası kamuoyunda fazlasıyla tanınan Aung San Suu Kyi tutuklandı. Buna karşı Myanmar’da büyük bir isyan başladı. Biz bu akşam bu isyanı etraflıca konuşmak ve tartışmak istiyoruz. Işın sen geçenlerde Karar Gazetesi’nde bununla ilgili genişçe bir toparlama ve değerlendirme yazısı yazmıştın. Biz Myanmar’ı bir süreden beri Rohingya’daki Müslüman nüfusa yönelik soykırım ve katliamlar bağlamında tartışıyorduk, uluslararası toplum buna ilgi gösterdi ve Türkiye’de çok konuşuldu. Ne oldu tam olarak sen bize biraz toparlarsan, böyle gidelim.

IŞIN ELİÇİN: “Rohinca” dedin sen, ben “Rohinya” demeye alıştığım için -yazıldığı gibi okuyorum- ara sıra öyle çıkabilir ağzımdan… Onları ayrıca konuşmamız gerekecek. Oradaki Müslüman nüfusu da konuşmamız gerekecek ama sen Kasım’daki seçim ertesinde, 1 Şubat’taki darbeden bahsettin. Hemen onun arka planını anlatayım istersen. 2016’dan bu yana ülkeyi de facto yöneten – aslında ordu ile bir iktidar paylaşımı söz konusu, anayasa uyarınca- Nobelli Aung San Suu Kyi ve partisi Ulusal Demokrasi Ligi (NLD), Kasım’daki seçimden oyların yüzde 60’tan fazlasını alarak zaferle çıkmıştı. Ve kampanyalarında bir sonraki hedefin ordunun gücünü sınırlayacak anayasa değişikliği olduğunu söylüyordu. Ülke anayasasını değiştirmek şu açıdan önemli: Askerler o anayasa yoluyla sivillerle yönetimi paylaşıyorlar. Parlamentoda %25 sandalyeye sahipler ki bu da birtakım yasal hükümleri geçirmek açısından zorluk çıkarıyor. Seçim ertesi ordunun kurduğu rakip parti, Sendikal Dayanışma ve Kalkınma partisi, hile yapıldığını iddia etti. Aslında içlerinde Bangladeş’e sığınmış bulunanlar da dahil bir milyonu aşkın Müslüman Rohingyaların oy hakkı bulunmadığı ve etnik azınlıkların yaşadığı birçok seçim bölgesinde sandıklar iptal edildiği dikkate alınırsa özgür ve adil bir seçim düzenlendi denemez, ama iddia edildiği çapta bir hile bulgusuna da bağımsız gözlemciler rastlamamıştı. Genel Kurmay Başkanı ve darbeyi yapan kişi (Thein Sein) bağımsız bir soruşturma ve parlamentoda da özel oturum yapılsın istedi iddialarla ilgili olarak, fakat Aung San Suu Kyi ve partisi bunu reddettiler. General buna sinirlendi, gerçekten böyle kişiselleştirilmiş olaylar var ülkede… Bunun üzerine 1 Şubat’ta darbe yaptılar. Cunta lideri büyük ihtimalle darbeyi yapar yapmaz kendisinin destek bulabilmesini sağlar umuduyla bir yıl içinde yönetimi sivillere devretmeyi ve seçimlerin yenilenmesini vadetti, iş insanlarını çağırdı, geçici bir durum gibi ifade edildi… Fakat beklenmedik bir şey oldu, hemen ertesinde, 2 Şubat’ta Mandalay’da, ardından başkentte 4 Şubat’ta gösteriler yapılmaya başlandı. Kitlesel olarak halk sokaklara çıktı.

Başlangıçta biz sokaklarda Aung San Suu Kyi posterlerini görüyorduk ama giderek onlar da azaldı çünkü giderek katılım her cenahtan ve etnik kesimlerden gelmeye başladı. 22 Şubat önemli bir tarih: 22 Şubat’ta ülke genelinde grev yapıldı ve bütün hayat felç oldu. Kamu çalışanları darbenin hemen ertesinde bir sivil itaatsizlik hareketi başlattılar. Onun arkasından da bütün işyerleri, ulaşım, inşaat neredeyse tüm sektörlerde çalışanlar greve başladılar. Bu tabii çok etkileyici oldu ve giderek darbecilerin de şiddet kullanımı artmaya başladı. Bugün itibarıyla beş yüzü aşkın insan gösterilerde hayatını kaybetmiş durumda. Geçen Cumartesi günü (27 Mart) silahlı kuvvetler günüydü ve sayısal olarak en çok bu günde ölüm oldu. Bütün bu olağanüstü hale rağmen gösteri yaptılar. Ordu askeri geçit töreni düzenledi ama halk da sokaktaydı ve tepkilerini dile getirmeye devam ettiler. Yani 2500 kadar kişi gözaltında, Aung San Suu Kyi zaten ilk günden gözaltına alınmıştı… Sokağa çıkanların çok büyük bölümü, sivil itaatsizlik hareketinin başındakiler 30 yaş altı gençler. Ölümlere baktığımızda %70’e varanını 25 yaş altındaki gençler oluşturuyor. Son dönemde çocuklar da hayatını kaybetti. İnanılmaz yaratıcı eylemler yapıyorlar. Şu anda ekrana gelen genç kız üzerinde eylem sırasında “Her şey çok güzel olacak” yazan bir tişörtleydi, “melek” diyorlar artık, 19 yaşındaydı ve 27 Şubat’ta hayatını kaybetti.

Her şey iyi olacak” tişörtüyle Mandalay’daki dartbe karşıtı eyleme katılan ve başından vurulan 19 yaşındaki Angel’ın eylemler sırasındaki fotoğrafı

Gösterilerde 3 parmak işareti öne çıkıyor. O da “Açlık Oyunları” dizinin selamlarından biriymiş, dostluk ve dayanışmanın işareti olarak kullanılıyormuş. Gençlerin başı çektiğini söylemek istedim çünkü orduya şöyle bir şey söyleniyor: “Siz bu sefer yanlış kuşağa çattınız, biz bu hareketi sonuna kadar devam ettireceğiz.” Hem askerler sertleşiyor hem de halk pes etmiyor, olaylar geri dönüşsüz bir noktaya doğru geliyor. Ülkede çok fazla sayıda etnik grup var, her birinin kendi milis gücü var, bunlardan büyük olanlar var, üç tanesi cuntaya ültimatom çekti. Zaten yıllardır orduyla da savaşıyorlar. Şu ana kadar halk gösterileri barışçıldı ve sadece polis-asker şiddet kullanıyordu, bundan sonrasında silahlı çatışmaya dönüşmesi riski var.

FEHİM TAŞTEKİN: Biraz daha bu konuyu açmak açısından hem askerlerin gerekçeleri hem de buna yönelik reddiyeler üzerinde de biraz durmak lazım sanırım. Aung San Suu Kyi ve partisi son beş yılda askerlerle uyumlu gitti. Bu biraz da şaşırtıcıydı çünkü Nobel Barış Ödülü almış birisi olarak katliama ve soykırıma karşı da askerlere kalkan oldu. Lahey’deki yargılama sırasında da askerleri savundu ve şimdi cunta darbe yaparak yönetimi tekrar ele geçirdi. Myanmar’da kuşkusuz senin de bahsettiğin gibi parlamentoda askerlerin kotaları var, hükümette kritik bakanlıklarda kotaları var, bir yandan da çok ağır bir askeri vesayet sistemi devam ediyor. Buna rağmen Suu Kyi’ye bu şekilde darbe yapmaları herhalde bu vesayet sistemine dokunma çabasından kaynaklandı. Biraz da uluslararası ortam değişti görebildiğimiz kadarıyla. Amerikan faktörü artık var. Asya’da kendini çok güçlü bir şekilde hissettirmek isteyen bir güç var. Askerler bunu muhtemelen oradaki iç dengeler açısından da tehlikeli buluyorlar, bilmiyoruz. Şimdi resmi suçlamalar var, ben birkaçını aktarmak istiyorum… Önce seçim hileleriyle başladı, daha sonrasında iş döndü. 18 Mart’taki askeri mahkemede rüşvet suçlaması getirilmiş. 2018’de bir inşaat firması yöneticisinden beş yüz elli bin dolar rüşvet aldığı iddia edilmiş. Sonra ülkenin ithalat ve ihracat yasalarını ihlal etmekle suçlanmış. Suçlamalar böyle devam ediyor. Karşı tarafta birkaç önemli nokta var; bu vesayet sistemini geriletme ya da reform taahhüdünün öncesinde de genel idare dairesi önemli bir birim. Buranın İçişleri Bakanlığı’ndan alınması yönünde bir girişim var. İçişleri askerlerin kontrolünde. Hakeza Maliye ve Planlama Bakanlığı askeri bütçeyi kontrol etmeye başlamış. Askerler ekonomide de çok önemli bir ağırlığa sahip. Böyle bir tablo var, senin buna ilave edeceğin şeyler var mı? Bu darbenin, askeri vesayetin arka planını, iktidar-muhalefet ilişkilerini de merak ediyoruz.

IŞIN ELİÇİN: Çok güzel söyledin, bir şeyi vurgulamak isterim, askerlerin Amerika’dan rahatsız olabileceğini söyledin ama henüz Amerika’nın orada çok bir etkisi yok. Bundan sonra olması olası çünkü Hindistan’la Çin arasında çok önemli bir bölge Myanmar. Ekonomiden sorumlu olan sivil hükümetti, senin de söylediğin gibi güvenlikle ilgili olanlar askerin denetimindeydi. Aung San Suu Kyi, son dönemde Rohingyalar meselesi nedeniyle gözden çok düştü çünkü orduyu ve oradaki etnik temizliği savundu; eski Batı’nın sevdiği kadın olmaktan çıkıverdi. Tabii ülkenin içini çok iyi bilmedikleri için, çoğu zaman siyah beyaz görmeyi tercih ettikleri için, aslında Rohingyalar nedeniyel VBatı yaptırımları başlayınca Çin’in yatırımlarının çok artmasını sağlayan, ekonomiden sorumlu olan sivil hükümet. Aung San Suu Kyi Çin’le de gayet iyi geçiniyordu. Çin’in de özel bir yeri var, etnik topluluklardan bazıları Çin’in müdahalesinden çok hoşlanmıyor ama şu anda ülkedeki doğrudan yabancı bir numaralı yatırım Çin’den. Amerika’nın (doğrudan yatırımları) çok düşük bir yerde.

FEHİM TAŞTEKİN: Onu belki uluslararası tepkileri konuşurken ele alabiliriz.

IŞIN ELİÇİN: Myanmar’la uluslararası medya olarak 2011’de ilgilenmeye başladık.  O dönemki askeri yönetim siyasi tutukluları salıvermiş, ülkeye internet girişini onaylamış ve sivilklerle yönetimi paylaşacağının sinyalini vermişti. 2012 yazında Rohingyalara etnik Bamarlardan rahipler saldırı yapmıştı ve 167 kişi hayatını kaybetmişti. Türkiye de Ramazan ayında, 4 Ağustos’ta dönemin başbakanı Erdoğan bir başbakanlık genelgesi yayınlamıştı. AFAD üzerinden valilikleri, belediyeleri, tüm kamu kuruluşlarını ve kurumlarını Arakanlı Müslümanlar için yardım kampanyası başlatmaya çağırmıştı. Hâlâ AFAD’ın sayfasında duruyor. O dönem Ziraat Bankası, Halkbank ve VakıfBank olmak üzere üç bankanın hesapları kullanılıyordu. Ben de işte o zaman incelemek istedim, kimdir Rohingyalar, Arakanlı Müslümanlar dediğimizde kimleri kastediyoruz diye. Myanmar’da ve bugün Rakhine eyaleti olarak bilinen Arakan bölgesinde tek Müslüman nüfus Rohingyalar değil. Hint asıllı, Çin asıllı, Malay asıllı Müslümanlar da var.  

Eski bir İngiliz sömürgesinden bahsediyoruz biz aslında. Burma adı da o dönemden kalma bir isim. Burası İngilizler tarafından 1800’lerde sömürgeleştirilmeden önce bir sürü krallık vardı ve Arakan da o krallıklardan biriydi. Ama o krallığa 1430’lardan itibaren Müslümanlar gelmeye başlıyorlar. Afganlar, Hintler ve daha birçoğu. İngiliz sömürgesi oluyor sonrasında, İngilizler vahşice sömürüyorlar buranın doğal kaynaklarını… Bir yandan da müthiş göç alan bir yere dönüşüyor Myanmar. İngilizler burayı yönetmek için Müslüman Hintlileri kullanıyorlar daha çok. Irksal hiyerarşiye dayalı bir sistem kuruyorlar. O dönem 135 tane etnisiteye ayırıyorlar ülkeyi. En tepede İngilizler var, daha sonra Hint Müslümanlar, vesaire. Asıl orada çoğunluk olan Burmalı yerli Budist olanlar en altta, sebebi ise İngilizlerin bu hiyerarşiyi kurgularken askere alıp alamayacaklarına da bakmaları. Askere alınabilir olanlar Hintliler oluyor, onlarla zaten sömürge ilişkisi devam ettiği için daha önceden. Ama Budistler alınamaz, o yüzden en alttalar hiyerarşide. Arakan dediğimiz bölge bugün Rakhine eyaleti olarak bilinen eyalet. Rohingyalar hem Müslüman hem etnik olarak farklı bir grup, Rohingya olmaları sebebiyle bugün bu hiyerarşinin en altındalar. 1948’de bağımsızlık öncesinde milliyetçi ayaklanmalar var. Aung San Suu Kyi’nin babası aslında orduyu da kuran kişi olarak biliniyor çünkü o ayaklanmanın da önemli insanlarından biri. 1948’de bağımsızlıktan sonra ordunun kuruluşunda rol oynamış birisi. 1938’lerde başlayan Müslüman nüfusa karşı başlayan ayaklanmalar var. Hintli Müslümanlar sömürge döneminden kalma ayrıcalıklılara sahipler çünkü. Ülke kurulduktan sonra, 1962 darbesi çok önemli. 1962 darbesinde o ırksal hiyerarşiyi tersine çeviriyorlar ve bir tür ulus-devlet yaratmaya çalışıyorlar. Orada en ayrıcalıklı olanlar nüfusun şu an %60’lık çoğunluğunu oluşturan etnik Burmalı ya da Bamar Budist nüfus.  Müslümanlar şu anda nüfusun %4,3’ünü oluşturuyorlar ve onun içinde Çin asıllılar var, Hint asıllılar var. Sömürgeden bağımsızlığa geçiş döneminde Müslümanların bir bölümü ayrılıyor Myanmar’dan. Hindistan’la Pakistan din temelli bir ayrım yaşadılar ama burada daha ırkçı, etnik kökene dayalı ayrımlar öne çıkıyor. %4’lük Müslüman nüfusun yarısını oluşturanlar, Müslüman Hint erkekleriyle Bamarlı kadınların evliliklerinden dünyaya gelenler. Ülkede yaratılan öyle bir hiyerarşi ki, üç kategoriye ayırmışlar nüfusu ayrıca. Sömürge döneminden önce oralarda yaşayanları gerçek vatandaş sayıyorlar, makbul vatandaş onlar. Ondan sonra gelen herkes ikinci sınıf vatandaş. Rohingyaları ise tamamen sonradan gelmiş, Bangladeşli, yasadışı göçmenler olarak kabul ediyorlar. Vatandaşlık verilmemiş, oy hakları yok, üniversiteye gidemiyorlar, çok zor bir durumdalar. %4,3’lük nüfusun dışında sadece 1-2 milyon civarında Rohingya’dan bahsediyoruz. Rakhine eyaleti dediğimiz Arakan Müslümanları dediğimiz zaman Rohingyaları otomatik olarak anlamıyoruz. Eyaletin kuzeyinde, Bangladeş sınırına yakın olan yerlerde yaşıyor Rohingyalar. Onlara yönelik tabii ki katliamlar var. Ama sadece onlara değil, bazen başka bölgelerdeki insanlarla da dönem dönem sorunlar yaşanmış, mesela Çin asıllı Müslümanlarla yaşanmış. 1962’de gelen darbeci general o dönemde “Burma Sosyalizmi” diye bir şey icat ediyor, ülkeyi tamamen dışarıya kapatıyor ve o dönemde ekonominin %60’ı Hintli Müslümanların elindeymiş, devletleşmeye gidiyor ve bu şekilde de sermaye transferi yapmış oluyor. Budist Burmalılar bağımsızlıktan sonra hiyerarşide en tepeye yükseldiği için, bugün onlar etkinler ve Aung San Suu Kyi de onlardan biri. Babası da aslında bu milliyetçiliğin mimarlarından. Aslında orduyla çok kapışmamaları şaşırtıcı değil.

FEHİM TAŞTEKİN: Babası kuruluş sürecinde biraz daha makul gözüküyor, etnik gruplarla en azından bir birlik oluşturma konusunda. Fakat erkenden veda ediyor hayata, öldürülüyor sanırım. Rohingya Müslümanlarına karşıtlıkta Müslüman olmalarının ötesinde Bangladeş bağlantısı önemli. Pakistan’ın bağımsızlık sürecinde de o zaman Doğu Pakistan’a bağlanmak istemelerini de izah ediyor. Bir de İngilizlerle birlikte hareket etmiş olmaları sanırım bugünkü hıncı besleyen önemli ikinci faktör olarak söylenebilir. Şu anki isyan sürecinde bu etnik grupların ki bunların birçoğunda silahlı milis yapıları da var, yaklaşık 14-15 grup var yanılmıyorsam, bu grupların yeri önemli bu isyan sürecinde. Burada devrilen partinin milletvekilleri ve senatörleri alternatif bir hükümet kurmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de iki ayaklı bir şey var burada, birincisi sivil hükümet, Ulusal Meclisi Temsil Komitesi adı altında örgütlendiler. Sivil hükümet kurmak istiyorlar ve 31 Mart itibarıyla da bunu deklare etmeyi amaçlıyorlar çünkü 31 Mart normalde seçim sonrası 4 ayda kurulması gereken hükümet için son gün. İkincisi ise yine son derece önemli, başlıkta da buna dikkat çektik, şu anki cuntaya karşı halkı koruyacak federal bir ordu kurmak istiyorlar. Son zamanda Suriye’den iyi bildiğimiz Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gibi “Özgür Myanmar ordusu” mu doğuyor şeklinde bir soru benim aklımda şimşek çaktı. Şimdi bu orduyu milis gruplarla, etnik gruplarla, ki bunları ordunun ayrılıkçıları ya da terörist diye suçlamaları söz konusu, kurmak istiyorlar, müzakere ediyorlar. Şimdiye kadar Kaçin Bağımsızlık Ordusu ile Karen Ulusal Birliği olumlu yaklaşmış bu federal alternatif orduya destek olma konusunda. Bu karmaşık aslında, Çin’in de geçmişte desteklediği bir milis ordusu vardı. Orada etnik olarak Çinli bir nüfus da var. Bugün Çin de burada önemli bir yerde duruyor cuntayı destekleyen bir ülke olarak. Bu milislerle de alternatif bir ordu çıkıyor. Bu konuda ne diyorsun?

IŞIN ELİÇİN: Orası çok karışık. Üç tanesi benim bildiğim kadarıyla birleşelim diyenlerden. Şöyle diyeyim, ne kadar etnik grup varsa -resmi olarak 135 etnik grup var, o da sömürge döneminden kalma bir hesaptan dolayı- o kadar milis grubu var. Bunlardan bir kısmı orduyla çalışıyor. Hattâ silahlarını ordu temin ediyor. Yerel olarak jandarma gibi çalışanlar var, köyü koruyanlar, vesaire. Ama tabii çok büyük gruplar da var. Böyle söylememin sebebi aslında Myanmar ordusu 1948’den beri savaşı hiç bırakmamış bir ordu. Ana merkez dışında ülkenin çeperlerindeki etnik grupların yoğun yaşadıkları yerlere yarı özerklik vermiş İngilizler zamanında ve oraların kendi milis güçleri o zamandan beri var. Bağımsızlıktan sonra bir şekilde onlarla sorun yaşanmaya başlıyor. 1962’de federasyon istiyorlar diye darbe oluyor, gerekçe bu, “Biz birlik olamıyoruz” diyerek. O dönemde sosyalist olarak komünistlerle savaşıyor ordu ki bu dönemde Çin destekliler de var milis grupları içinde.

1989’da Berlin duvarı yıkıldıktan sonra ordu Sosyalizmden vazgeçiyor, kendilerince kapitalizme doğru ilerliyorlar. O arada etnik çatışmalar başlıyor. Orduya karşı halkı destekleyeceğini söyleyen Arakan Ordusu var büyük bir etnik grup olarak, Arakan bölgesindeki Budistleri temsil eden ama diğer o bölgede eskiden beri yaşayan etnik grupları da koruduğunu ifade eden bir ordu. Bu çatışmalar hiç bitmiyor. Ordu sürekli çatışan bir ordu ve bu yüzden gerilla savaşını da iyi bilen bir ordu. İşler iç savaşa evrilirse, o zaman devreye yabancılar da girmeye başlayabilir.

Çin önemli, bir milyondan fazla etnik Çinli var Myanmar’da ve yatırımları da var, tabii ki istikrar ister. Aung San Suu Kyi döneminde önemli yatırımlar için onay aldı Çin, Çin’e giden petrol ve doğalgaz boru hatları var.  İşin içinde silah olduğu zaman silahı lojistik ve parasal olarak destekleyecek başkaları girecektir devreye… Bengal Körfezi Hint Okyanusu’na açılmak için Batı’nın bir koridorunaa dönüşebilir, bu da Çin’in hiç hoşuna gidecek bir şey olmaz. Myanmar’ın ABD’nin ya da Hindistan’ın bir üssüne dönüşmesini istemez. Dolayısıyla destek vermekle birlikte Çin yine de ihtiyatlı davranıyor.

Bana asıl ilginç gelen geçen Cumartesi 100’den fazla kişinin öldürüldüğü ordu gününde Rusya’nın oraya gitmiş olması. Rusya’nın Savunma Bakanı Yardımcısı gitti ve cunta liderleriyle beraber görüntüleri yayınlandı, “Bu teröristler neler yapıyor” gibi bizim de alışık olduğumuz görüntüler gösterildi. Sanırım Rusya da bu dönemde kendisini göstermek istiyor. Zaten Çin’le de ilişkilerini farklı bir düzeye taşımak istiyordu. Orduya pantsirleri -hava savunma- ve silahsız İHA’ların satışını teklif etti.

ABD de işin içine girebilir çünkü Batı’yı da kınamaya çağırıyorlar.  Batı için Aung San Suu Kyi bir hayâl kırıklığı. Obama’nın büyük bir hatası vardı oraya gittiğinde Aung San Suu Kyi’yu öptü, onun katılabildiği seçimler yapılmasını yeterli gördü, diğer dinamiklere bakmadan. Bence Türkiye de o dönemde o kadar büyük ilgiyi orada olmuş olmak için göstermişti. Ama ne oldu? Bugünkü hiyerarşik, ırkçı, korkunç anayasanın değişmesi için çağrılar vardı ama ABD bunları baskı aracı olarak kullanmadı. Rohingyalar meselesi vardı, üzerine vurgu vardı ancak onunla da ilgilenmedi. Sadece seçim yapılmasını oranın demokratikleşmesi olarak gördü ve oradan yürümek istedi. Ama sistemi ve ordunun gücünü anlamadığı için de Aung San Suu Kyi etnik temizliğini destekledi ve gözden düştü. Böyle bir karmaşa var şu anda.

FEHİM TAŞTEKİN: Aung San Suu Kyi hayâl kırıklığı olabilir fakat şu anda yeni bir dönem var, hâlâ kamuoyunda desteği %70’in üstünde anketlere göre. O yüzden Amerika Çin’i bloke etme stratejisini büyütürken sanırım bu fırsatı kaçırmayacaktır. Ordunun sistem üzerindeki ağırlığı nedeniyle burada çok ciddi bir değişimi hedeflemiyor Amerika belki ama Çin’in başını ağrıtacak bir bölgeye dönüştürmeyi isteyebilir mi diye sorduğumuzda ben öyle bir beklenti beklenti içerisinde girdim. Cuntanın tepkisi de önemli. Onlar da bunu bekliyorlar. Az sayıda dostumuz da geçmişte olduğu gibi biz yolumuza devam ederiz, dediler. Yaptırım başladı çünkü Amerika ve müttefiklerinden. Amerika ayrıca 11 müttefikiyle birlikte, savunma bakanları ortak açıklamasıyla, bir tavır sergiledi. Şimdi burada Rusya-Çin dengesi çok önemli. Rusya Savunma Bakanı da hemen öncesinde Myanmar’daydı ve yeni silah anlaşmaları yaptılar. Epey zamandır hem Rusya hem Çin’le silah anlaşmaları yapan Myanmar ordusunun bu tür ambargolardan çok etkileneceğini söylemek zor. Ekonomi de yine Çin’in çok ağırlık kazandığı bir ekonomi olduğu ve uluslararası sisteme çok entegre olabilmiş bir ekonomi olmadığı için bu yaptırımlardan fazla da etkilenmeyecekler ve muhtemelen çok da umursamayacaklar.

IŞIN ELİÇİN: Bir şey söylemek istiyorum burada, %70 diyorsun ya destek, insanların çok büyük çoğunluğu bu darbeye karşı, bu anlamda o anketler çok doğru olmayabilir. Benim gördüğüm kadarıyla işin içine etnik gruplar da girdiği için, zaten onu destekleyen Budistler bile bir kuşak farkı burada, onu söylemem lazım. Daha genç olanlar ki bugün gösterinin başını çekenler, Aung San Suu Kyi yönetiminden hiç memnun değillerdi. Sebebi sadece etnik temizlik olayındaki katkısı değil, o da son derece tek adam yönetimi yapmış, hiç de demokratik olmayan bir tavrı varmış. Bunu çok açık bir şekilde eleştiriyorlar. Bu kadın 70 yaşında, onun ismi biraz geriye düşebilir, ben Amerika ilgilenmez demiyorum ama başka bir isim çıkabilir. Bunu akılda tutmak lazım.

FEHİM TAŞTEKİN: Demek istediğim Amerika’nın şu anda burada çok fazla sistem değişikliği ya da demokrasiye geçiş olur beklentisinden ziyade Çin ile nasıl uğraşabilirim diye bakıyor. Eğer şu anki mevcut lider hala popüler ise geçmişte yaptıklarını bir kenara koyup yeniden el atabilirler.

IŞIN ELİÇİN: Yani ben şeye dikkat çekmek istedim, yeni bir isim çıkabilir. Bunu demeye çalışıyorum. İkincisi ise sen ekonomik durumla ilgili bir şeyler söyledin, gerçekten söylediğin çok önemli. O kadar uzun süre ambargo uygulandı ki… 2011’den sonra ambargolar kalktı. Sonra 2017’de tekrar ambargolar başladı bu soykırım hikâyesi nedeniyle. Dolayısıyla zaten burada acayip bir ekonomi gelişmiş durumda. 2011’den itibaren Çin sınırının açılmasıyla birlikte sınır boyunca ciddi derecede kaçakçılık var, Çin bunu ne kadar kontrol ediyor bilmiyorum çünkü orada Çin yatırımları var; bir yandan da Çinlilere karşı olan bir nüfus var. Buradaki dengeler çok acayip. Uyuşturucu ticaretleri de çok önemli o sınır boyunca. Aung San Suu Kyi’nin geçen seneki bütçesi kadar yıllık kazancı olan çok ünlü bir Çin asıllı bir uyuşturucu, amfetamin kaçakçısı orasını merkez edinmiş. Oradaki silahlı milis grupları da bu tür işlere giriyorlar. Tarlaları kiralatıyorlar, vesaire, birtakım üretim merkezleri olmuş orada ama bu ekonomiden de sadece onlar değil, tabii ki ordu ve çeşitli diğer güçler de yararlanıyor. Şunu görmek lazım, bu çatışma giderek elitler ile sıradan yoksul halk arasında olmaya başladı. Ne kadar yoksul bir halk olduğunu ve büyük bir kesimin nasıl yoksulluk içinde olduğunu vurgulamak için şunu söyleyeyim: Ekim 2020’de yapılmış bir araştırma var, daha darbe olmamıştı, günde iki doların altında gelirle yaşamak zorunda olan nüfus bir yılda %16’dan %63’e sıçramış durumda. Darbenin öncesinde başlamış aslında. Tabii koronavirüs de etkiliyor bu durumu ama virüs çok yaygın değildi o sırada kapalı bir ülke olduğu için. Fakat turizm açısından çok önemli. Nüfusun üçte biri hiç gelir elde edememiş son 3 aydır. Zaten şimdi grevler, maaşlar vesaire dağıtılamıyor. Tefeciler %50 faiz uyguluyorlarmış. Pirinç, yemeklik yağ fiyatları inanılmaz yüksek. Fotoğraflar vardır sosyal medyada görürsünüz, insanlar pirinç bırakıyor ihtiyacınız varsa alın diye.

FEHİM TAŞTEKİN: Pirinç ihraç eden bir ülke sonuçta, Çin’e bile pirinç satan bir ülke. Madenler açısından çok büyük bir rezerve sahip ve Çinliler buraya devasa projelerle gelip girdiler. Son 7-8 yıl içerisinde Çin’in ekonomik olarak Myanmar’daki yatırımları baş döndürücü bir noktaya vardı. Liman projesi, iki tane enerji hattı çok önemli. Yine bir ekonomi koridoru kuruyorlar. Tabii bu kuşak ve yol projesinin bir ayağını oluşturuyor. Bu açıdan baktığımız zaman Çinin buraya çok da bigâne kalacağını söyleyemeyiz. Bazı iddialar ortaya atıldı, bazı belgeler sızdı. Çin, özellikle petrol ve doğalgaz boru hatlarının güvenliğiyle ilgili bazı önlemler istemiş. Bu da Çin’e karşı gösterilerin Çin’e karşı yönlendirilmesinde önemli bir tetikleyici faktör. Bu Amerika’nın çok da hoşuna gidecek bir şey. Bazı göstericiler Amerikan Elçiliği önünde “Bize yardım edin!” diye pankart açtılar. Yani iş o senin sözünü ettiğin, korkunç fakir kitlelerin taleplerinden yine dönüp Çin ile Amerika arasında bir ön cepheye dönüşme riskini arttıran bir potansiyele dönüşüyor. Bunlar çok önemli ki Hint Okyanusu’ndan transferler, özellikle petrol transferinde, Çin’in işini kolaylaştıran ve Amerikan gemilerini atlatan kestirme bir yol aslında Myanmar. Bu açıdan da son derece önemli. Işın süremizi biraz aştık herhâlde. Benim sözlerim bu kadar. Sen bir şeyler söyleyecek misin?

IŞIN ELİÇİN: Veda ederken sadece şunu diyeyim, benim ulaşabildiğim iletişim kurabildiğim gençler var… Keşke onların istediği bir ülkeyi yaratabilseler. Gerçekten çok etkileyici. Ama senin dediğin gibi artık işin içine büyük güçler girmeye başladığında maalesef halklar eziliyor, biz bunu görüyoruz.

FEHİM TAŞTEKİN: Teşekkür ederiz. Bir sonraki yayında görüşmek üzere. Hoşça kalın.

*Deşifre: Akanda Taştekin

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus