Fehim Taştekin & Işın Eliçin ile Puslu Kıtalar (16): Yeni dönemde Libya’da Türkiye’yi ne bekliyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bu yayında Libya’yı aralık ayında yapılması planlanan seçimlere hazırlamak üzere mart ayında işbaşı yapan geçici Milli Birlik Hükümeti’nin Başbakanı Abdül Hamid Dibeybe’nin, beraberinde kalabalık bir bakan heyetiyle yaptığı Türkiye ziyaretini konuştuk. Ayrıca Türkiye-Mısır ilişkilerine ve Ukrayna krizi üzerinden Rusya-Türkiye ilişkilerine de baktık.

Puslu Kıtalar programı, Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) Derneği Türkiye Temsilciliği’nin katkıları ile hazırlanmıştır.

PUSLU KITALAR ON ALTINCI BÖLÜM

Yeni dönemde Libya’da Türkiye’yi ne bekliyor?

IŞIN ELİÇİN: Sevgili seyirciler merhaba, Fehim Taştekin ile beraber hazırlayıp sunduğumuz Puslu Kıtalar’ın bu bölümünde Libya’yı konuşacağız. Libya’dan kalabalık bir heyet Ankara’ya ziyarete gelmişti. Libya’nın 15 Mart’ta göreve başlayan, 9 aylık bir görev süresi olan, Libya’yı seçimlere hazırlaması beklenen hükümetin başbakanı Abdulhamid Dibeybe ve beraberinde de kalabalık bir bakan kadrosuyla geldiler. Yanlış hatırlamıyorsam Merkez Bankası başkanı da vardı. Ankara’ya dün geldiler. Sana sorayım sebebi ziyaretlerini… Açıklanan ortak bildiriye baktığında öne çıkan neler var?

FEHİM TAŞTEKİN: Kuşkusuz Libya şu anda pek çok aktörün odaklandığı yer. Çok sayıda ziyaret gerçekleşiyor. Hem Trablus’a ziyaretler yapılıyor hem de yeni hükümet farklı yerlere gidiyor. Dibeybe buraya gelmeden önce Körfez’deydi ve Türkiye’nin hasım olarak gördüğü -ya da tam tersi olarak onların Türkiye’yi hasım olarak gördüğü- ülkeleri ziyaret etti; Suudi Arabistan ve Emirlikler dahil, Kuveyt’e de gitti. Tabii onlardan farklı olarak senin de söylediğin gibi 14 tane bakan, genelkurmay başkanı ve bürokratların olduğu bir ziyaret, yüksek düzeyli stratejik bir toplantı yapıldı. Genelde bu toplantılar kabine üyeleriyle yapılıyor ama geçiş dönemini yönetmek üzere hem muvakkat hem de misyon itibarıyla ülkeyi seçime götürme misyonuyla sınırlı bir hükümet için son derece sıra dışı bir tablo oluştu. Bu sanırım her yerde tartışılacak. Hem anlaşmalar var hem de ortak bildiri var. bildiride daha çok ekonomik işbirliği, Libya’nın yeniden inşasında Türkiye’nin rol almasına yönelik vurgular var. Bunun ötesinde enerji konusunda işbirliği söz konusu. Ateşkes, Libya’nın egemenliği ve toprak bütünlüğünün temini gibi genel geçer şeyler de var. Burada eksikliğini gördüğümüz, öne çıkmayanlar askeri işbirliği meselesi ve milisler dahil yabancı güçlerin çekilmesi konusundaki ateşkes mutabakatı var 23 Ekim’de, buna göre çağrılar yapılıyor, bu konular bildiriye yansımadı. Ama bildiri dışı mesajlarda bu konular var. Bildiriye giren mevzu deniz yetki alanları anlaşmasının teyidi. Ortak bildiride de bu anlaşma “Mutabakat iki ülkenin ortak çıkarları ve bölgesel istikrar için önem taşıdığını vurgular diyor” taraflar, “İçerdiği ilkelerin geçerliliğini teyit eder,” bu da önemli. Üçüncüsü ise “Bu anlaşmanın ilerletilmesi için niyet beyan eder.” Bunu tartışmak lazım, bu anlaşmanın ilerletilmesi ne demek? En çok tartışılan konular bunlar. Bunlar aynı zamanda Libya üzerinden Türkiye’yle farklı cephelerde yer alan ülkelerin de şartı olarak karşımıza çıkıyor. Mesela Yunanistan’ın deniz yetki alanları anlaşmasının iptal edilmesi yönündeki baskısını, Miçotakis’in 6 Nisan’daki Trablus ziyaretinde gördük, orada bu dillendirildi.

IŞIN ELİÇİN: Evet, hattâ birazdan değiniriz, Yunanistan medyasında da Ankara’ya yapılan Dibeybe’nin ziyaretinde bu vurgunun öne çıkması eleştiriliyor bugün itibarıyla. Aynı gün Yunanistan’ın dışişleri bakanı da Bingazi’ye gitmişti. Orada hem Miçotakis hem dışişleri bakanı Türkiye ile deniz yetki alanlarının sınırlandırma anlaşmasının iptalini istemişti ama aksine Türkiye’de anlaşmanın teyidini uluslararası topluma duyurdular diye, Yunanistan için hezimet olarak eleştiriliyor.

FEHİM TAŞTEKİN: Bu ortak bildiriyi herkes bir tarafından değerlendiriyor. Bunun yanı sıra yapılan anlaşmalar var, geçici bir hükümet için çok bulunan, Türkiye’nin pastadan ilk payı alan şeklinde yorumlanan kısmıyla ilgili… Orada Aksu’yla elektrik santrali anlaşması, bunun dışında Rönesans’la üç tane elektrik santrali anlaşması, Trablus Uluslararası Havalimanı’na bir yolcu terminalinin yapılması, Rönesans’ın yapacağı alışveriş merkezi, ayrıca medya-iletişim alanında bu formatta yürütülen bütün hükümetler arası toplantılarda hep bu tekrarlanıyor, bu anlaşma hepsinde var, iletişim alanında yapılan anlaşmalar. O çok da önemli değil ama herkes Türkiye’nin Libya’da bıraktığı 18 milyar dolarlık projeleri böylesi anlaşmalarla telafi eden bir durum şeklinde yorumluyorlar bunu. Bu konuda konuşuldu, iş insanlarıyla özellikle konuşuldu, hem yarım kalan projelere dönülmesi hem de yeni inşa projelerinde Türkiye’nin rol alması yönünde şeyler var. Ortak bir mekanizma kurulması isteniyor ve bunun için çalışmalar yürütülecek.

IŞIN ELİÇİN: Bir şey sorabilir miyim? 9 ay için göreve gelmiş geçici bir hükümet bu aslında değil mi? Planlanan Aralık’ta seçim yapılması. Asıl hükümet halkın oylarıyla o seçimden sonra belirlenecek. Eğer plan kağıtta durduğu gibi yürürse böyle olacak. Ama 9 ay için iktidara gelmiş hükümetin ilk icraatlarından biri böyle büyük projeleri dağıtmak olması tuhaf değil mi? Neden öncelik bu?

FEHİM TAŞTEKİN: Sanırım Türkiye’yi biraz rahatlatmak istiyorlar. Türkiye’nin orada askeri varlığı var ve askeri varlığını sürdürüyor. Hulusi Akar’la savunma bakanının toplantısında da Akar Libya ordusunu eğitip donatma konusundaki anlaşmalar ve programlara devam edeceğini belirtti. Türkiye’nin ayrıca götürdüğü milisler var. Türkiye’ye ateşkes koşullarına uyması yönünde çok taraflı çağrılar her yerden geliyor. Amerika bu çağrıyı yaptı, Mısır’da hemen hemen her görüşmede bu çağrılar yapılıyor. Bu alanda bir gelişme beklemiyor kimse. Türkiye de diyor ki Rusların Wagner’i var, Çad’dan gelen milisler var, Sudan’dan Cancavit milisleri var, bunlar da Hafter tarafında, onlar da çekilmedi. Hiç kimse çekilmesini beklemiyor. Aslında bu bir retorik olarak seçime kadar devam edecek ve kanaatim o ki seçimden önce herhangi bir taraf adım atmayacak, buna yanaşmayacak. O zaman işbirliği alanlarına bakalım. Dibeybe bir iş insanı ve böylesi bir şeyle Türkiye’ye bu anlamda bazı alanlar açıyorlar ama burada sorun şu: Hükümet sadece geçici değil. Hükümet son derece hassas dengeler üzerine kurulu. Bu hükümet dönecek ve anlaşmalarla meclise gidecek, bunu bütçelendirmesi lazım, onun meclisten geçmesi lazım ki şu anda Dibeybe’nin hazırladığı bir bütçe var, bu bütçeyle ilgili oranın Sayıştay’ı şerhler koydu, bir sürü maddeler çıkardı.

IŞIN ELİÇİN: Çok yüksek geldi bana, 22 milyar dolar diye okudum yanlış okumadıysam… Kısa süre için çok büyük bir bütçe.

FEHİM TAŞTEKİN: Bu bütçenin şişirildiğini, bazı anlaşılmayan hizmetler olduğunu, sırf bütçe çıkarmak için ilave birtakım eklemeler olduğunu söylüyor oranın denetim merkezi. Bu şerhlerle birlikte meclis başkanına gönderdiler, meclis başkanı da Akile Salih. Bu onaylanırken bir sürü şey tartışılacak. Bütçeleme çok önemli çünkü sadece meclis değil, bir tarafta merkez bankası, bir tarafta Libya petrol şirketi, bir tarafta da Libya yabancı bankası; bunlar arasında bir tarafta da hükümet var. Müthiş bir kontrol mücadelesi var. Merkez Bankası başkanı başlı başına bir hükümet ve uluslararası toplumla çalıştığı, Amerika’nın desteği olduğu için hiçkimse de onun çok fazla önüne geçemiyor. Bu bütçeleme ve yetkilendirme nasıl olacak, bu projeler gerçekten de hayata geçirilebilecek mi, cevabını bilmiyoruz. Şöyle bir tecrübemiz var; Irak’la, geçmişte Suriye’yle, birçok ülkeyle yüksek düzeyli stratejik görüşmeler, anlaşmalar yapılıyor hükümetler arasında. Çok sayıda rakamlar telaffuz ediliyor, 20 anlaşma birden imzalanıyor, sonuç yok. Normal ülkelerde sonuç yokken burada nasıl sonuç olacak, bu ciddi bir mevzu.

IŞIN ELİÇİN: Dibeybe hükümeti hassas dengeler üzerine kurulmuş bir hükümet. Çok kısa bir süre öncesine kadar savaşan iki tarafını dengede tutuyor; doğusunda çıkar çevreleri var, batısında çıkar çevreleri var, geleceklerini oralarda kurulmuş iktidarlara bağlamış gruplar var… Bunlar şimdi bir araya geldiler. Bu hükümetin 30 küsur kişilik bir kabinesi var. Bu kabinenin bu kadar kalabalık olması boşuna değil diyorlar. Bir sürü farklı çıkar grubunu temsilen birileri o kabinede yer alıyor. Parlamentoda ona göre bir düzen var. Üstelik her ayrı çıkar grubunun arkasında ülke var. Libya’dan beklentisi olan ülke çok. Ekonomik, askeri, güvenlik anlamında… Şimdi bunu yönetebilecek bir lider mi Dibeybe? Bugün yayında Yörük Işık “light Kaddafi” ifadesini kullanmıştı, ben de “seyreltilmiş Kaddafi” dedim… Kaddafi’nin farklı aşiretleri, farklı çıkar gruplarını bir koalisyon olarak yönetme gücüne atfen, Dibeybe de böyle birisi midir? Kırılganlıkları başka nelerdir bu yeni hükümetin?

FEHİM TAŞTEKİN: Dibeybe herkese uzanmaya çalışan bir esnekliğe sahip, bunu görmek lazım. Mesela Abu Dabi’ye gitti, Muhammed bin Zayed’le görüştü. Sonra Türkiye’ye geldi, Erdoğan’la bu anlaşmaları yaptı. Paris’le, İtalyanlarla görüşüyor, herkesle görüşüyor… İç dengelere baktığımız zaman bu olaylar olurken yardımcısı da Bingazi’de Yunan dışişleri bakanını karşıladı. Böylesi bir denge var. Bu dengenin sürdürülebilmesindeki bütün espri Dibeybe’nin bütçeyi ne kadar pay edebileceğiyle alakalı, herkes ona bakacak.

IŞIN ELİÇİN: Herkes cebine bakıyor yani aslında.

FEHİM TAŞTEKİN: Hafter’e ne kadar para gidecek? Hafter’le müttefik olan Akile Salih’in tarafına, aşiretlere ne kadar para gidecek? Herkes bu bütçeye odaklanmış durumda. Bu anlamda pay etme mekanizması Dibeybe tarafından yürütülürse seçime kadar bir şekilde bu böyle devam eder. Dibeybe’den beklenen büyük adımlar, büyük projeler değil. Yapması gereken şey, büyük bir hayati başarı olacak olan, bölünmüş orduyu birleştirmek. Bunun için BM mekanizması var, 5+5 Askeri Komite toplantıları oluyor, bu toplantıların kararları var, Türkiye’yi çok yakından ilgilendiriyor bu kararlar. Buna göre adım atılması gerekiyor ama kilit. Adım atamıyorlar. Şimdi hükümetin başarısını ölçecek olan budur. Bölünmüş kurumlar var, bir sürü kurum bölündü; bir tarafta Derne, Tobruk, Bingazi, diğer tarafta Trablus, Mısrata’da çok sayıda kurum… Bu kurumlardan en önemlisi Merkez Bankası. Bunların birleştirilmesi ve uzlaşmayla bu koltukların ülkeyi yeniden parçalanmaya sürüklemeden dağıtılması… Bu kadar hayati bir misyonu var. Libya anca böyle birlik haline gelebilecek ve birleşebilecek. Bunun için Dibeybe’nin çok dikkatli ve akıllı gitmesi lazım. Mısır’la müzakere ederek anlaşmalar yapmak başarılı olarak görülebilir ama bu başarı bir noktadan sonra riskli bir oyuna da dönüşecektir. Burada kazanmak, pastadan pay almak gibi sonuçlar çıkarmak…

IŞIN ELİÇİN: Bir şey sorabilir miyim… Ordu konusuna girmek istiyorum, Hafter’in de adı geçti, uzun zamandır duymuyorduk… Ama ondan önce şunu sorayım, eğer bir seçim yapılabilir ve yeni hükümet kurulursa Dibeybe’nin yaptıkları geçerliliğini koruyacak mı yoksa altüst olma söz konusu olabilir mi?

FEHİM TAŞTEKİN: Bir, Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren uluslararası anlaşmalar vardı, bunlar 2019 Kasım ayında yapıldığında o zaman Serrac hükümeti vardı ve bunu zorla imzaladı. Mecbur kaldı. Serrac, Mısır ve Emirlik kanadının adamıydı ama  iş değişti, sonra Türkiye’ye yaklaştı. O ayrı bir tartışma… Şimdi bu anlaşmanın geçerli olabilmesi için parlamentodan onaylanması gerekiyor. Bu yetki şu anda Akile Salih’in başkanlığını yaptığı Temsilciler Meclisi’nde. Bu meclis, BM Güvenlik Konseyi’nin Ulusal Mutabakat Hükümeti ve aynı zamanda Temsilciler Meclisi’ni, aslında Süheyrat Anlaşması’nı destekleyen kararı gereğince de Libya’nın meşru parlamentosu. Bu parlamento imzalamadı. Demek ki bu anlaşmanın tam da ortak bildiriye yansıdığı gibi henüz ilerletilmesi gerekiyor. Yani geçerli olabilmesi için parlamentodan onay almalı. Bunun sözünü Dibeybe veremez. Verse bile seçilecek bir parlamentoda bu sözün değeri olmayacak. Oradan tamamen yeni müzakereler çıkacak, yeni bir tablo oluşacak. Türkiye’nin aceleyle anlaşmalar yapmasının nedeni de o. Seçimden sonra her şey tufan.

IŞIN ELİÇİN: Askeri bölüme geleyim o zaman hemen. Gelecek belli değil ama askeri bölüm önemli. Bir yandan BM dahil olmak üzere uluslararası toplumun da talep etmesine rağmen Türkiye’nin yabancı savaşçıları çekmiyor oluşu; kendi askeri varlığı yardım olarak anlaşılabilir, bu birinci sorun değil gibi şu anda, değil mi? İlk tartışılan yabancı savaşçılar. Onları tutması bir pazarlık gücü mü? Ordu kurulacaksa birbiriyle savaşmış parça parça güçlerden bahsediyoruz, nasıl birleşecekler? Onların her biri kendi yaşadıkları bölgelerde savaş ağası gibiler de… Kimisi Avrupa’nın talep ettiği gibi mültecilerin tutulmasından sorumlu, kimisi başka kayıt dışı işler içerisinde diye haberler alıyoruz. Bir kısmı da profesyonel savaşçı. Ordu olurlar mı, düzenli hayata geçerler mi?

FEHİM TAŞTEKİN: İlk kısımla ilgili söyleyeyim, görünürde herkes milisleri zikrediyor ama asıl mesele, milislerin ötesinde Türkiye’nin orada askeri olarak kalıcı hale gelmesi. Bu Mısır için büyük bir problem. Eninde sonunda bu milisler çeker gider, sonuçta milislere para ödeniyor, aktif bir savaş yokken onları orada tutmanın anlamı yok. Zaten Türkiye de bu baskıları savuşturmak için bazı haberler uçurdu çekiliyorlar diye. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi 360 kişi çekildi çekiliyor, dedi, bunların Suriye’ye dönmediği, Türkiye’ye geldiği ve sonra Libya’ya geri gönderildiği söyleniyor. Bunlar teyitli değil ama burada ufak bir oyun oynandı. Çekiliyor havası verildi ama gerçek anlamda çekilmedi. Bir süre sonra bunlar konuşulmayacak çünkü yük artık. Türkiye için de Türkiye’nin manevra alanını baltalayacak bir yük. Orada asıl mesele üs; Vatiyye Üssü ve Mısrata’da bir deniz üssü konuşuluyor. Bunu Libya’da büyük bir toprak parçasına tekabül ediyor, önemli siyasi aktörler bunu istemeyecekler. Beri tarafta Hafter ve Hafter’i destekleyen güçler varken Türkiye çekildiğinde bunlar kendilerinin çok zayıf olacağını düşünüyorlar, bu yüzden bunu dillendirmiyorlar. Herkes de bunu anlıyor. Seçime kadar bunu çok fazla politize eden bir çaba görmüyoruz. Lavrov Kahire’deydi. Mısır dışişleri bakanıyla görüştü. Oradaki açıklamada da ateşkesin koşullarının yerine getirilmesi vardı, adres belli, mesaj Türkiye’ye. Ama beri tarafta Wagner ne olacak diye sorulduğunda ya yanıt yok ya da onlar resmi güç değil şirket yanıtı geliyor. Herkes kaçıyor. Bu konuyu şimdi konuşmayacaklar.

Gelelim ordu mevzusuna. Hafter şu anda elbette önemli ölçüde pozisyon kaybetti ama bir yere gitmedi, orada duruyor. Onun da etki edebildiği destek hatları var. Dündü galiba, Zintan bölgesinden aşiretler geldi bir birlik gösterisi gibi. Buna benzer olaylar tekrarlanıyor. Bütün mevzu Libya’nın geleceğinde. Kim ne alacak onu şimdiden sağlamlaştırmak için kimse elindeki mevziyi terk etmek istemiyor. Şöyle bir tarafta bir ordu, diğer tarafta bir ordu gibi bir manzara da yok. Bunların içerisinde de her an birbiriyle kavgaya hazır alt ordular, gruplar var, sözünü ettiğin çeteleşmiş savaş ağları var. Trablus’ta farklı bölgeleri kontrol ediyorlar, sözde hepsi hükümete bağlı. Çünkü korkunç bir ekonomik rantı kontrol ediyorlar ve bu ranttan vazgeçmiyorlar. Vazgeçmemek için de 5+5 Askeri Komitesi toplantısı çerçevesinde bu süreç başlayalı aylar geçti ama hiçbir ilerleme olmadı.

IŞIN ELİÇİN: Her şey biraz ertelendi, seçim taraflar savaşmadan ve gergin atmosfer olmadan olabilsin diye ötelendi. Sonrasında bakarız deniyor. Bakalım seçim yapılacak mı… Ülkede bir yandan temel ihtiyaçlar karşılanamıyor. Protestolar olmuştu. COVID-19 salgını almış başını gidiyor. Türkiye sembolik olarak 150 bin aşı gönderdi, bu da tepki çekmişti burada. Mısır tıbbi yardım gönderiyor. Ama temel ihtiyaçlardansa bir rant kavgası var anlayabildiğim kadarıyla. Bir savaşın rant kavgası vardı, şimdi de ateşkes ve sulhun rant kavgası var. Kırılgan bir şekilde sürecek bu. Peki bu süreçte bu kadar aktör var, Mısır’dan bahsettin, Türkiye Mısır’la da ilişkilerini düzeltmek istiyor. Mısır’ın şartlarından biri olan Türkiye’deki yayın yapan Müslüman Kardeşler gruplarının Mısır aleyhine yayın yapmalarının engellenmesi talebi yerine gelmiş deniyor. Ama asıl dillendirdiği talep yüksek sesle konuşulmasa da Türkiye’nin askerlerini çekmesi. Bunlar birbirlerini zincirleme etkileyecek şeyler… Sen ufukta bir şey görüyor musun, Libya’da durum böyleyken Mısır’la Türkiye’nin arasının düzelmesi mümkün mü?

FEHİM TAŞTEKİN: Türkiye pek çok uluslararası ilişkiler ağında sıkıntılar yaşarken pozisyonu epey zayıfladı. Öyle bir noktaya geldi ki Mısır’la ilişkileri düzeltecekse kendisini yeniden hizalaması gereken taraf Türkiye durumuna düştü. Şart dayatan Mısır, Türkiye şart dayatacak durumda değil. Bu şartları medya üzerinden listelediler ama elbette yetkililer bunu resmi olarak bu şekilde konuşmayacaklar. Zor tarafını biz Birleşik Arap Emirlikleri ya da Suudi medyası üzerinden okuyoruz, burada çıtanın yükseldiğini görüyoruz. Önemli ölçüde mesele Mısır-Türkiye ilişkilerinde Libya bir bariyere dönüşüyor. Asıl önkoşulun şekillendiği yer burası. Kahire Erdoğan’ın kendi çıkarları için Müslüman Kardeşleri bir kalemde silebileceğini gördü. Libya konusu Mısır için çok önemli. Müslüman Kardeşler’le bağlantılı güvenlik kaygıları var çünkü Libya’dan yönelen saldırılar az değil ve yönelecek başka saldırı potansiyeli de var. Mısır hem Türkiye’nin oradan bir şekilde askeri olarak varlık göstermesini istemiyor hem de Müslüman Kardeşler’in ya da bu düzlemdeki siyasal İslamcı yapıların orduya entegre edilmesini istemiyor. Mısır güçlü bir şekilde devreye girdiğinde, Trablus’ta elçiliğini açıp BM’nin yürüttüğü müzakerelere ev sahipliği yaptığında ve önemli ölçüde inisiyatif aldığında oradaki Müslüman Kardeşler pragmatik davranıp Mısır’la sorunlarının olmadığı bir kıvama geldiler. Ama Mısır bunu olumlu bir gelişme olarak not etse de Müslüman Kardeşler’in olası iktidarının Mısır’daki Müslüman Kardeşler’i tetikleyeceğini düşündüğü için Türkiye’nin attığı her adımı dikkatle izleyip Libya konusunu önşarta dönüştürüyor. Yunanistan önşart olarak deniz yetki alanları anlaşmasının iptalini masaya koyabiliyor ama Mısır bunu bu kadar net söylemiyor, diğer bölge ülkeleriyle yönetilen Doğu Akdeniz enerji formu çerçevesindeki siyasete bağlı olduğunu söylüyor. Burada şunu görüyoruz: Mısır’ın tepkisi aslında bir konsept tepki. Bu tepkinin ulaştığı yerler var. Mısır 2013’ten beri Körfez ülkeleriyle birlikte hareket etti ve ediyor. Mısır’la ilişkilerin yeniden normalleşme bandına girebilmesi için Türkiye’nin Riyad’la, Abu Dabi’yle olan sorunlarında da açılım olması lazım. Mısırlıların yorumlarına bakıyoruz, önemli ölçüde Kahire’nin Türkiye ile normalleşme sürecini Atina’yla, Riyad’la ve Abu Dabi’yle ilişkilerinden bağımsız değerlendiremediklerini söylüyorlar. Demek ki bir yerdeki olumlu gelişmenin ilerleyebilmesi bu saydığımız alanlardaki gelişmelerle de paralellik arz etmeli ki sonuç alabilsin. Bu Libya mevzusunda bir düğümlenme var.

Mısır da aslında esnek bir politika izlemeye başladı çünkü şunu gördü: Sirte’yi kırmızı çizgiye dönüştürdüler ve Türkiye’nin yürüttüğü askeri operasyonun önünü kestiler. Daha sonra ateşkes mümkün olabildi. Türkiye önce dengeyi bozdu, sonra Mısır yeni bir denge kurdu. Karşılıklı yenişememe durumu olunca bu ateşkes mümkün olabildi. Eğer hedef Libya’nın bölünmemesiyse o zaman Türkiye’nin de rolünü teslim eden bir Kahire bir tepkisi gelişti. Türkiye’yi tamamen göz ardı ederek Trablus’ta oyun kurucu olamayacağını ve Libya’nın geleceğinde söz sahibi olamayacağını bilerek yeni bir stratejiyle oyunu değiştirdi. Yeni oyunda işbirliği alanlarını olabildiğince arttırmak ama şartları da biraz daha geleceğe yayarak yine masada tutmak, yaptıkları bu. Türkiye’nin korkusu da bu. Mısır’la birlikte hareketler şunu hissediyorlar, demokratik bir seçim olursa Türkiye’nin desteklediği çizgi iktidara gelemez.

IŞIN ELİÇİN: Anladım. Burada Libya’ya noktayı koyalım. Yayınımızın da sonuna geldik ama seni yakalamışken sormak zorundayım… Ukrayna işi bir alevleniyor bir sönüyor, tekrar alevleniyor. Bir süre daha böyle yüksek tansiyon kalacak herhalde. Biden bir çağrı yaptı Putin’e üçüncü bir ülkede görüşelim, sorunlarımızı konuşalım diye. Belki o görüşmeye kadar da yüksek tansiyon sürecek. Ne diyorsun? Üst düzey bir ziyaret de Ukrayna’dan Türkiye’ye yapıldı. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi adında… Sonrasında Rusya’dan gelen açıklama ilginçti, “Türkiye Ukrayna’nın askeri heveslerini cesaretlendirmemeli” dendi. Bu uyarılarla eşzamanlı olarak uçuşların durdurulması da -zaten COVID-19’dan dolayı yapılacaktı deniyor ama- turizm açısından Türkiye’nin canını sıktı. Rusya’nın da zaman zaman domateslere sorun çıkarmak gibi huyları olduğunu bildiğimiz için acaba arkasında politik bir mesaj var mı demeden edemedik. Rusya’nın pozisyonuna Türkiye’yle olan ilişkisi de açısından ne diyorsun?

FEHİM TAŞTEKİN: Tamamen Ukrayna bağlantılı politik bir tepki olarak görüyorum. Rus medyası da böyle görmeyi tercih etti. Klasik bir Türk dış politikası var Ukrayna’dan yana Kırım’ı sahiplenen bir çerçevede. Bu 2014’ten beri hep söylenegeldi. Ama bir şey var burada, Rusya’nın arka bahçesinde Rusya’yı sinir etme politikası. Bunun değerli hale gelmesi biraz Biden’la birlikte oldu. Erdoğan Amerika’yla iyi bir başlangıç yapmak için NATO’da Türkiye’nin rolünü askeri zeminde öne çıkardı ve şu anda NATO içinde oluşturulan Rusya karşıtı ‘Mızrak Ucu’ diye de tanımlanan özel gücün komutasını üstlenmiş durumda. Ruslar bunu izliyorlar ve Erdoğan’ın Biden’a rüşvet verir gibi Ukrayna’yı öne sürmesi Ruslar açısından çok da geçiştirilecek bir şey değil. Bunun üstüne bir de NATO o bölgede askeri tatbikata hazırlanıyor, varlığını arttırmak istiyor. Erdoğan’ın zaten “Karadeniz Rus gölü olacak, gelin varlık gösterin” diye önceki yıllara dayanan çağrısı var. Tam bu arada Montrö’yü tartışmaya açmak olacak iş değildi. Ruslar da bunu geçiştirmedi, geçiştirmezler de… Türkiye’de biz de geçiştiremedik doğrusu. Bu kadar önemli bir meselede bir gecede bir kararnameyle Montrö gidecek mi noktasına gelindi… İş çok ciddi. Ruslar bir kas gösterisinde bulundular. “Kırım’ı unutun” diyorlar, bunu “Kırım artık bir Rus toprağı ve oraya ilişkin herhangi bir operasyon doğrudan Rus toprağına saldırıdır” şeklinde net bir çizgi olarak koymuş durumdalar. Ama Türkiye Kırım’ı geri almak üzere kurgulanan Kırım platformunu gönüllü bir şekilde destekliyor. Ağustos’ta bunun ilk zirvesi olacak. Ruslar nasıl okuyor buna baktığımızda bunu bu platformu doğrudan Rusya’nın toprak bütünlüğüne saldırı olarak değerlendirdiklerini görüyoruz. Böylesi bir durumda bir de iki Amerikan savaş gemisi Boğazlar’dan geçecek. Zaten geçiyor da normal koşullarda…

IŞIN ELİÇİN: Evet bu altıncı ya da yedinci aslında, gidip geliyorlar…

FEHİM TAŞTEKİN: Koşulları var, Montrö’nün sınırlamaları var. Tonaj sınırlaması var, kalış süreleri belli, 21 gün sonra çıkmak zorundalar, toplamı 15 bin tonu geçemez, gibi. Boğazlar’da 15 bin, Karadeniz’de 30 bin yanılmıyorsam… Böylesi bir durumda Kanal İstanbul, Montrö’yü Türkiye’nin egemenliğini teyit edecek bir yer olarak görülüyor, bununla Montrö’yü deliyoruz aslında, Erdoğan da böyle söyledi birkaç kez. Şimdi Ruslar da yanıt verdiler. Gelelim Putin-Biden görüşmesine. Bu iki nükleer güç sonuçta karşı karşıya gelecek değil. Soğuk Savaş’ta bile gelmediler. Aslında birbirlerinin uçaklarını düşürdüler, gemilerini batırdılar ama hiçbir zaman çıkıp biz batırdık demedi, hiçbir zaman birisi çıkıp “Benim gemim batırıldı, uçağım düşürüldü” demedi. Dediğin zaman savaş nedeni çünkü. Şimdiye kadar ilişkiler böyle sürdü, şimdi Ukrayna için mi savaşacaklar? Savaşmayacaklar ama bir yerde bu gerilimi bir yere bağlayacaklar.

IŞIN ELİÇİN: Trump’la Putin güzel bir araya gelmişti, neden olmasın… Biden’la da yeni bir sayfa…

FEHİM TAŞTEKİN: Şunu gördüler, Rusya’ya her müdahale edildiğinde Rusya genişliyor. Şu anda Donbass’a bir saldırı olursa Rusya’nın diyeceği ilk şey “Burada benim vatandaşlarım var” olacak çünkü pasaport dağıttılar. Foreign Policy’e göre, aylar önce yazmıştı bunu, hedef 2020 sonunda bir milyon civarında pasaporttu. Benim vatandaşlarıma saldırı oldu diyerek, bunu Güney Osetya’da yapmıştı 2008’de, müdahale edebilir. Bu ne anlama geliyor…

IŞIN ELİÇİN: Sonra Abhazya’yı da aldı, Donbass’ta iki bölgeyi birden de alabilir…

FEHİM TAŞTEKİN: Güney Osetya’yı ve Abhazya’yı almadı ama bağımsızlığını tanıdı. Ama Kırım farklı. Kırım’ı Ruslar Sovyetler zamanında tuttular Sovyet Cumhuriyeti içerisinde özerk bir yapı olarak Ukrayna’ya bağladılar, bir de Karadeniz filosu, oradaki oyunun pivot alanı… Oranın gitmesi Ruslar için yakıcı oldu. Donbass’a yeni Rusya diyorlar zaten. Rus milliyetçileri bunu söylüyor. Zamana bırakırlar ama Ukrayna’nın hakimiyeti biter, bir daha Ukrayna oraya dönemez.

IŞIN ELİÇİN: Zaten reform yaparlarsa bir zamanların Kırım’ı gibi özerk bir statüye kavuşup sonra belki orada yapılacak bir referandumla oranın da uzak bir gelecekte Rusya’ya bağlanması söz konusu olabilir. Strateji olarak böyle bir benzerlik var. Son bir soru ama çok kısa cevap… Türkiye’nin de Suriye’nin kuzeyinde Kırım’da olan gibi -nüfuz bölgeleri var ya okullar yapıyor, iç düzeni dizayn ediyor- ileride bir referandumla Türkiye’ye bağlanması gibi bir planı olabilir mi?

FEHİM TAŞTEKİN: Ben böyle bir alt niyetle hareket edildiğine inanıyorum. Şimdilik değil ama ola ki Suriye yeniden toparlanamaz ve işler yürümez, burada kalırsak neden olmasın, beş yıl değil on yıl değil belki yirmi yıl sonra, gibi. Genişleme, Osmanlı topraklarına dönme çok büyük bir özlem. Libya’dan gelmiş 14 bakan… Daha önce de çok ülkeden bu anlamda toplu olarak bakanlar geldi. Bu ortak kabine toplantılarının mantığı o zaten. AK Parti’ye yakın isimlerden bir gazetecinin tweetinde gördüm bunu “Sancak teslimi” olarak yorumlamış ve sıradakileri de Kudüs, Şam diyerek sayıyor, onlar da sancakları teslim edecekler… Bu bir alt metindir. Bunu bir iddia olarak söylemiyorum da geçmiş yıllardan da bu çevrelerde konuşmalara çok tanık olmuş birisi olarak söylüyorum, böyle bir özlemdir zaten dönmek. Musul mesela, neden Musul üzerinde bu kadar duruyorlar? Ovaköy’den sınır kapısı açmak neden? Zaten sınır kapısı var, modernize edebilir yeni yollar yapabilirsin, neden Ovaköy’den sınır kapısı? Çünkü oradan Tel Afer’e, ardından Musul’a… Çünkü Musul tarihsel olarak kaybedilen ve özlemi duyulan bir yer olarak görülüyor. Halep öyle görülüyor. Bu mantalitedir. Rusların Donbass’a özlemi gibi. Bu özlemin sınırları geniş… Ama unutmamalı bu emsali ilk kullanan Ruslar oldu. Kosova’nın tek taraflı bağımsızlığını ilk tanıyan Amerika ve Türkiye idi. Amerikan ve Türk elçileri birbirlerini gözetleyerek tanıma mektubunu sundular. Rusya o zaman yanlış yapıldığını söyledi ve kötü bir emsal teşkili olduğunu söyledi. Sonra Osetya ve Abhazya’yı tanırken dedi ki sizin Kosova kararınız, çünkü BM uluslararası mahkemesi Kosova’nın bağımsızlığını hukuki buldu. Rusya şimdi “Kırım referandumla geldi, bu BM uluslararası mahkemesi kararına uygundur çünkü siz Kosova’da bunu yaptınız” diyor. Aynı mantığı güdüyor. Tabii bunu Türkiye yapabilir mi? Türkiye biraz da camekân içinde bir ülke. Kendi sakındıkları ve çekindikleri de var. Siz bu kadar büyük oynarsanız Kürt Kürt dosyasına başka aktörler de girebilir.

IŞIN ELİÇİN: Evet… Onu da başka bir programda konuşalım Fehim Taştekin. Çok teşekkürler. Sevgili izleyiciler Puslu Kıtalar’ı bu akşam burada tamamlıyoruz.  

FEHİM TAŞTEKİN: Teşekkür ediyoruz, çok sağ olun. Bir sonraki yayında görüşelim.

IŞIN ELİÇİN: Hoşça kalın.

FEHİM TAŞTEKİN: Hoşça kalın.

(Transkripsiyon: Akanda Taştekin)

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus