Levent Köker ile Hukuk ve Demokrasi (49): “Egemenlik hukuksuzluk değildir, keyfilik hiç değildir!”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Geçtiğimiz günlerde 10 büyükelçinin Osman Kavala’nın tahliyesiyle ilgili çağrısı çok tartışma yarattı. Kamuoyunda ağır basan görüş, bu çağrının “had bilmezlik” olduğu yönündeydi. Bir diğer görüş ise, eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıcı Rıza Türmen’in ortaya koyduğu üzere, bu çağrının Türkiye’ye dostane bir uyarı niteliği taşıdığıydı. Gerçekten de, AİHM kararlarını uygulamakla yükümlü olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’ye Kavala’nın tahliyesi için 30 Kasım’a kadar süre vermiş, olmadığı takdirde “ihlal prosedürü” başlatacağını bildirmişti. Komite’nin Selahattin Demirtaş ile ilgili olarak da 30 Eylül’e kadar süre tanımış olduğunu bu arada belirteyim. Şimdi: Bu, Türkiye’nin egemenliğine, yargının bağımsızlığına bir saldırı, buna yönelik bir haddini aşma mıdır, gerçekten böyle düşünülebilir mi? Kuşkusuz, “Hiç kimse yargıya emir veya talimat veremez”. Buradaki soru, “yargı”nın hangi yargı olduğudur. Cevap, tabii ki Türkiye Cumhuriyeti yargısıdır. Peki, AİHM, bu yargının içinde midir, dışında mıdır? AİHM kararlarının bağlayıcılığını ve hatta ceza hukuku bağlamında yargılamanın yenilenmesini gerektirdiğini hatırladığımızda, AİHM’nin Türkiye yargısına dahil olduğu sonucuna varmamız gerekmektedir. Bu nedenle de, Türkiye mahkemeleri AİHM kararlarını uygulamakla yükümlüdür. AİHM, hem Kavala hem de Demirtaş davalarında derhal tahliye öngörmekte, Bakanlar Komitesi de bunun gereğinin yerine getirilmesi, getirilmediği takdirde ne gibi bir müeyyide uygulanacağını belirlemeye çalışmaktadır. Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamamakta direnmesi, egemenliğe gösterilen hassasiyetten değil, egemenlik anlayışının çarpıklığından kaynaklanmaktadır. Egemenlik, zannedildiği gibi, sınırsız bir buyurganlık gücü olmayıp, demokratik ilkelerle, temel haklarla ve uluslararası andlaşmalardaki taahhütlerle sınırlandırılmış durumdadır. Hukuki yanı bir tarafa, Anayasa’nın 2. maddesindeki “Atatürk milliyetçiliği” de, “çağdaş uluslarla aynı uyum içinde” olmayı öngörmesi nedeniyle, bu söylediklerimizle sınırlıdır. Bu husus, belli ki bugünkü siyasi iktidarın anlayışına göre, Atatürk milliyetçiliğinde öngörülen bağımsızlığın muhafazası ile gerilimli bir ilişki içindedir. Bu gerilim, hiçbir zaman şunu unutturmamalıdır: Egemenlik hukuksuzluk değildir, keyfilik hiç değildir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus