Levent Köker ile Hukuk ve Demokrasi (55): Sırada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi mi var?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Dün, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları günüydü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, tam da böyle bir günün arefesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarını tanımadığını ifade etti. Bu ifade, özel olarak AİHM’in tüm uyarılara rağmen yerine getirilmeyen Osman Kavala kararı ile ilgili gibi görünse de, genel bir tavrı da sergilemesi bakımından önem arz etmektedir. Çünkü, AİHM kararlarının yerine getirilmesini gözetmekle ilgili Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AKBK), 30 Kasım-2 Aralık arasında yaptığı toplantıda, başka ülkelerin yanı sıra Türkiye’nin yerine getirmediği AİHM kararlarıyla ilgili bazı kararlar aldı. Anlaşılacağı gibi, yerine getirilmeyen tek karar Osman Kavala kararı değil. Tutuklamanın ve tutuklu yargılamanın, bir türlü bitmek bilmeyen yargılama süreçlerinin somutlaştığı iki örnek olarak Kavala ve Demirtaş kararları burada öne çıkıyor. Ancak, bu kararların değindiği bir diğer nokta var, çok hayati önemde: AİHM’ne göre Türkiye, sadece hukuka aykırı tutuklama ve yargılama yapmakla kalmıyor, buradaki hukuka aykırılık başka bir amaca, AİHS ile getirilmek istenen özgürlükler düzenine darbe vurucu bir amaca yöneliyor. Bu amaç, Kavala örneğinde insan hakları savunucularına gözdağı vermek ve onları sindirmek, Demirtaş örneğinde ise çoğulculuğu ve siyasi tartışma özgürlüğünü baskı altına almak. AİHM, Sözleşme’nin 18. maddesinin ihlali gibi tarihinde çok az müracaat ettiği bir değerlendirmeyi yapmakla, buradaki ihlallerin Avrupa Konseyi için ne kadar hayati olduğunu de belirlemiş oluyor. AKBK de bu konuda çok hassas, Demirtaş konusunu Mart 2022’ye ertelerken, Kavala konusuyla ilgili olarak 2 Şubat 2022’de Türkiye aleyhine ihlal prosedürü başlatacağını kayıt altına almış bulunuyor. Bu iki karardan ayrı olarak, AKBK, Türkiye’deki Alevi sorununu ilgilendiren bir diğer karara da imza atmış durumda, Türkiye’nin, Alevilik de dahil farklı din, mezhep, felsefi inanç veya düşünceye sahip birey ve grupların özgür ve özerk bir biçimde var olmalarına saygı gösterme yükümlülüğünü ihlal edici pratiklerinin, içinde “zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi” derslerinin de yer aldığı bu pratiklerin değiştirilerek AİHS sistemiyle uyumlu kılınması yönünde yeterli çabayı göstermediğini ve bu yöndeki gelişmeleri, sonuçta yeni bir ihlal prosedürüne varabilecek biçimde değerlendirmeye devam edeceğini karara bağlamış bulunuyor. AİHM kararları ve bu kararların infazını gözetmekle yükümlü AKBK’nin son kararları ortadayken, Cumhurbaşkanı’nın “bu kararlar bizi bağlamaz, ne yaparlarsa yapsınlar” yaklaşımı içinde olması, Türkiye’nin insan hakları konusunda hızla bir yol ayrımına doğru sürüklendiğinin işareti. Yol ayrımını, “İstanbul Sözleşmesi’nden sonra AİHS’den ve dolayısıyla Avrupa Konseyi’nden de çıkmak mı, yoksa Cumhuriyet’i yeniden, insan haklarına saygılı demokratik hukuk devleti temellerinde inşa etmek mi?” biçiminde formüle edebiliriz. Umarım ikinci yola girmek ve orada ilerlemek için, toplumca önümüzdeki fırsatı kaçırmayız.

Levent Köker yorumladı:

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus