Levent Köker ile Hukuk ve Demokrasi (56): “Aslolan demokratik hukuk devletini ödünsüz inşa edebilmektir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bugünlerde çok yakıcı bir biçimde tecrübe ettiğimiz yüksek kur, yüksek enflasyon döngüsü, siyasi iktidarın ani bir politika değişikliğinin sonucu gibi görünüyor. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” gibi ters bir mantıktan hareketle yapılan bu değişiklik, son üç yılda sıkça değiştirilen bakan ve Merkez Bankası başkanları ile birlikte düşünüldüğünde, Türkiye açısından zaten mevcut olan ülke riskini artırdığı açık.

Mahfi Eğilmez, “Faizi düşürünce ne oldu?” başlıklı yazısında, çok açıklayıcı bir şemayı anlatıyor. Buna göre, yüksek risk güven kaybına, güven kaybı olumsuz beklentilere, olumsuz beklentiler kurlarda yükselişe, kurlarda yükseliş ithal girdi maliyetlerinde artırma, ithal girdi maliyetlerinde artış fiyatlarda artışa, fiyatlarda artış enflasyonda artışa ve nihayet enflasyonda artış da faizlerin artışına neden oluyor. Buna göre Türkiye, zincirleme nedenlerin en sondaki sonucu olan yüksek faizi indirerek enflasyonu indirmeyi ve nedenler zincirini buradan geriye doğru iyileştirmeyi hedefliyor. Olacak iş değil, tabii. Aslında başlanılacak olan yer yüksek ülke riskini ve buna bağlı güven kaybını giderip beklentileri olumluya çevirmek. Bunun için de, yine Eğilmez’in de sık sık vurguladığı “yapısal reformlar” önemli. Yapısal reformlar ise, ülke ekonomisinin farklı sektörlerini ilgilendiren teknik reformların yanında, siyaseten demokratik hukuk devletini mümkün olduğu kadar sağlam temeller üzerine inşa edici bir dizi reformu gerektiriyor ve bunların en başında da yeni bir anayasa yapılması yer alıyor.

Hatırlanacağı üzere, AKP 2002’de iktidara geldiğinde, Türkiye’yi AB ve Batı dünyası ile entegre etmeye yönelik yapısal reformları da hayata geçirme yönünde hareket ediyordu. Bu hareket 2011 genel seçimlerinden sonra bocalamaya ve 2014 sonrasında da tersine dönmeye başladı ve bugün 2002’nin tam aksi yönde hareket eden bir AKP ve Erdoğan iktidarı görmekteyiz. Anlaşılıyor ki bugün ekonomik politika alanında görülen ani ve radikal değişim, aslında AKP siyasetinin 20 yıla yaklaşan iktidar çizgisi içinde de mevcut. Somut bir örnek, 2002-2013 arasında parlamenter sisteme uygun bir anayasa isteyen AKP’nin 2012 sonundan itibaren birdenbire “Türk tipi başkanlık” rejimine yönelmesi. Bunun gerisine baktığımızda, aslında yüz yıllık Cumhuriyet tarihi içinde demokratik hukuk devleti ölçülerine uygun reform hareketlerinin bir noktadan itibaren durduğunu ve hatta geriye döndüğünü görebilmekteyiz.

Burada temel sebeplerden biri, Cumhuriyet’in devlet yapısı bakımından, demokratik hukuk devletiyle çatışmasıdır. Bu çatışma, her defasında, hukuk devleti normlarından sapmayla sonuçlanıyor. 2017 anayasa değişikliği ile inşa edilen tek adam rejimi de 2002 ile başlayan demokratikleşme sürecinin 2013 sonrasında içine girdiği ters dalganın zirvesi gibi görünüyor ve ardında devleti muhafaza etme endişesi yatıyor. Bugün içine girdiğimiz ekonomik krizi tetikleyen bu siyasi sarmaldan kurtulmak ve ülke riskini azaltarak güveni yeniden yükseltmek için aslolan demokratik hukuk devletini inşa etmektir, sonrası daha kolay gelecektir.

Levent Köker yorumladı:

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus