Transatlantik: Kur destekli mevduat, ABD’de salgında son durum, Biden’ın azalan popülaritesi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Zübeyde Beyaz

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. “Transatlantik”le karşınızdayız. Bu hafta sadece Ömer Taşpınar olacak, Gönül Tol olamıyor Washington’dan. Ömer, merhaba

Ömer Taşpınar: Merhaba Ruşen. 

Ruşen Çakır: Öksürüyorum, ben de soğuk aldım. Şey değilim diye umuyorum. Ama bu koronavirüs meselesi yeni varyantla beraber bayağı bir tekrar gündemde. Ne zaman bitecek derken, bitmek bilmiyor. Ve sizin orası bayağı bir karışmış anladığım kadarıyla. En son ABD Başkanı Biden’ın açıklamalarını da gördük. Yeni varyantla beraber tekrar çok ciddi bir teyakkuz hâli var. Ama biliyoruz ki birçok şey de bayağı gevşemişti. Dünyanın dört bir tarafında olduğu gibi ABD’de de neler oluyor, neler tartışılıyor? İtirazlar illâki vardır, aşı karşıtları vs.. Ne durumda şu anda ABD?

Ömer Taşpınar: Şu anda bu Omicron dediğimiz yeni varyant Delta’dan çok daha çabuk yayılıyor. Özellikle doğu ve batı yakasında hastaneye gitme oranı ciddi bir biçimde artmış durumda. Âcil bölümleri dolmuş durumda ve bir panik havası var Amerika’da, “Acaba tekrar en başına mı dönüyoruz bu işin?” diye. Dün Biden, senin dediğin gibi Ruşen, televizyona çıktı ve halkı bir bakıma paniklememeye yöneltecek bazı açıklamalar yaptı. Dedi ki: “Evet, ciddi bir durumla karşıyayız. Beklediğimizden çok daha çabuk yayılan bir virüsle karşı karşıyayız. Bu yeni bir varyant; Delta’dan çok daha çabuk yayılıyor. Fakat nihâyetinde aşı olanlar bu varyanta karşı zaten korunuyorlar. Dolayısıyla hastaneye düşenler ve ölüm oranı” –ki şu anda Amerika’da bu virüs başladığından bu yana 800.000’e ulaşmış, inanılmaz bir ölüm oranı var, dünyanın en yüksek ölüm oranlarından bir tanesi–, “ölenlerin çoğu son bir yılda aşı olmayanlar. Dolayısıyla aşılama kampanyasına bir şekilde tekrar…” diyerek bunu vurguladı. Tekrar vurguladı aşının önemini. Ve eleştirilere cevap verdi. Şu anda zor bir dönemden geçiyor Biden yönetimi; çünkü Biden’ın güvenilirlik oranı kamuoyu yoklamalarında %40 düşmüş durumda.

Ruşen Çakır: Onu ayrıca bir konuşalım istiyorum. Tabii yine salgın bağlamında değil, ama ona bir ayrı bir başlık açalım.

Ömer Taşpınar: Evet, bahsetmemin nedeni, salgınla bağlantılı oluşundan. Yani şu anda bu moral bozukluğu var. Hem piyasalarda, ekonomide, daha doğrusu yani ekonomi gidip geliyor, borsa gidip geliyor sürekli; fakat bir moral bozukluğu var. Çünkü tekrar kapanıyor muyuz, tekrar kapanma olacak mı tartışması var.

Ruşen Çakır: Olacak mı peki? Var mı böyle bir ihtimal?

Ömer Taşpınar: Şu anda etrafımızda gördüğümüz birçok ilkokulda, lisede kapanma durumu var; üniversite kampüslerinde, Harvard’da mesela, Yale’de, bir sürü yerde kapanma durumu var. Bunları tabii tedbîren yapıyorlar; şu aşamada daha fazla yayılmaması için. Fakat aşılı olmayanlar arasında çok ciddi bir salgın bu. Tabii bir yıl öncesine oranla daha iyi bir durumda Amerika; çünkü halkın %60-65’i aşılandı. Fakat aşı olmayanlar bu hastalığa çok daha çabuk kapılabiliyorlar. Yine özellikle yaşlı kesim aynı durumda ve ekonomiye etkisi var. Tabii şimdi tam da bu yılbaşı zamanına denk geldi. Dolayısıyla insanların seyahat ettiği, bir araya geldiği bir dönem. Yılbaşı sonrası daha da artış bekleniyor. Tabii şunu da hatırlamak gerekiyor: Bu Omicron dediğimiz varyant Güney Afrika’dan çıktı. Ve neden Güney Afrika’dan çıktı? Çünkü Afrika kıtası, Güney Afrika da dâhil olmak üzere, küresel açıdan baktığımızda aşılanma oranının en az olduğu yer. Ve aşılama oranının az olduğu yerlerde bu virüs mutasyona uğruyor, yani güçleniyor. Daha farklı bir şekilde dönüp dolaşıp gene aşılanmış olan bölgeleri vuruyor. Çünkü küreselleşen bir dünyada yaşıyoruz ve Güney Afrika’dan herhangi birinin Avrupa’ya, oradan da birinin Amerika’ya gelmesi bu yeni mutasyon virüsünü, yeni virüsü taşımaya yetiyor. Dolayısıyla bu kadar küreselleşen bir dünyada belirli bölgelerin aşılanmamış olması, Afrika’da veya Asya’da belirli bölgelerin Batı’ya oranla aşılama oranlarının çok düşük olması gösteriyor ki ciddi bir küresel aşılama kampanyası olmadıkça bu virüs mutasyona uğrayacak. Ve sürekli daha güçlenerek yeni varyasyonları çıkacak. Ve bu bahsettiğimiz Delta sonrasında Omicron devam edebilir. Amerika’da da Biden’a getirilen eleştirilerden iki tanesi şöyle: En başında yeterince aşılama olmadı, yani kampanya olmasına rağmen halkın %30-40’ı oranında aşılanmayanlar var. Bunlara neden ulaşılamıyor veya bunlar neden aşılanmıyor? Neden bu konuda devlet daha ciddi yasaklar getirmiyor? Mesela Pentagon görevlilerine getirdi. Bizim okulda aşılanmayan kişiler neredeyse emekli olmak zorunda kalıyorlar, yani bırakıyorlar görevi. Devlet görevlilerine, memurlarına getirildi; fakat özel sektöre yeterince getirilmedi. Aşılanmayanların belirli yerlere alınmaması anlamında önemli regülasyonlar getirilmedi. Bu birinci eleştiri konusu Biden yönetimine. İkinci eleştiri konusu: Şu anda Covid testi yaptırmak isteyenler uzun kuyruklar oluşturuyorlar test merkezlerinde. Ve normalde eczanelerden alınan ve evde yapılabilen çabuk testler bitti. Yani şu anda biz mesela bir eczaneye gittiğimizde bulamıyoruz o testleri. Yani insanlar emin olmak için evlerinde test yapmak istediklerinde, o test kitleri bitti. Ve en çok da eleştiri oradan geliyor. “Neden bunu öngörmediniz? Neden piyasaya çok daha fazla test kiti sunmadınız? Neden daha fazla kitlesel test kapasitesini artırmadınız?” diye bir eleştiri de getiriliyor. Bütün bunlara dün cevap vermek zorunda kaldı Biden. Ve demin dediğim gibi, Biden’ın güvenilirlik oranı neredeyse Trump’ınkine kadar düşmüş durumda.

Ruşen Çakır: Burada tabii ilginç olan bir husus var tam bu Biden meselesinde. Şimdi biz de sayenizde tüm Amerikan seçimlerini adım adım takip ediyoruz. Kampanyalardan sonraki döneme kadar… Hatırlıyorum, ilk seçildiği zaman Biden koronavirüsü büyük kozlarından birisi olarak kullanıyordu, öyle değil mi? Trump doğru dürüst aşılama yapamamıştı. Biden geldi. Aşılar geldi. Şu oldu, bu oldu falan… Bayağı bir o rüzgârla beraber koronayı da çözecek başkan gibi geldi. Aslında sadece koronayı değil birçok şeyi çözecek başkan gibi geldi. Ve sizlerin anlatımından anlıyoruz ki, her geçen hafta, Biden‘dan götürüyor. Ve durduramıyor, çeviremiyor. Yani niye böyle oluyor ve bu çevirebilme ihtimâli nasıl olabilir?

Ömer Taşpınar: Biden bunlara cevap vermeye çalışıyor şu anda. Niye böyle oldu diye. Her şeyden önce şunu söylüyor: “Çok ciddi bir aşılama kampanyası başlattık. Ve yapabildiğimiz kadar yaptık. Fakat insanları zorla aşı merkezlerine götürüp zorla aşılatmak imkânsız” diyor. Yani şu anda New York eyaletinde her aşı olana 100 dolar vermeye başlıyorlar. Yani bir şekilde finansal teşvikler, belirli finansal havuç mekanizmalarıyla insanları çekmeye çalışıyorlar aşılanmaya. Ama onun dışında, tabii Biden’ın ilk geldiği dönemdeki ivme devam etmedi aşılama konusunda ve bugün test bulunamıyor olması affedilmez bir hata. Yani bu kadar ciddi bir varyantla karşı karşıyayız; fakat hâlen testlerin yapılamıyor olması konusunda verecek çok ciddi bir cevabı yok. Şunu şöyle söyledi dün: “Bu Omicron varyantı” dedi, “Delta’dan çok çabuk yayıldı. Bir ay önce ben size deseydim ki ‘Delta’nınkinden on misli daha çabuk yayılacak bir varyant geliyor’, kimse bana inanmazdı. Ve beni halkı paniğe sevk etmekle suçlardınız. Öngöremedik böyle bir şey olacağını” dedi. Fakat bu bence yeterince ikna edici değil halkın gözünde; çünkü aylardan beri zaten Delta varyantıyla uğraşıyor Amerika. Ve bu Delta varyantı tam olarak zapturapt altına alamadı. Ve küresel dinamikler çok önemli. Yani Delta’nın çıktığı yer de Amerika’nın dışında, Omicron’un çıktığı yer de Amerika’nın dışında ve bunlar genelde aşılanmanın olmadığı bölgelerden — o yüzden Afrika çok önemli geliyor. Yani şu açıdan sormak gerekiyor. Aşılanma kampanyasını Amerika’da belirli bir yere kadar getirdiniz, ama dünyada aşılanma konusunda Batı’nın, Amerika’nın yaptığı şeyler nedir? Daha fazla yardım edebilir mi? Dünya Sağlık Örgütü’ne daha fazla aşı verilebilir mi? Neden Afrika’da daha ciddi bir kampanyaya girişilmiyor. Bu konularda da eleştiri alıyor Biden yönetimi. Tabii bütün bunların dışında bir de Biden yönetimi beklentileri çok artırdı — yani Trump’tan sonra geldiği için. Herkes Trump’tan illallah etmişti. Ve Biden yönetimi, “Ben iyi yöneteceğim” deyip, “göreceksiniz kısa zamanda ciddi ilerlemeler kaydedeceğiz” dedi. Ve aşılama kampanyasında gerçekten ilerleme kaydedildi; ama aşı olmak istemeyenler konusunda bir ilerleme olmadı. Ekonomi konusunda bir beklenti yaratıldı; ekonomi çok çabuk toparlanacak diye ekonomi konusunda yaratılan beklenti enflasyon nedeniyle şu anda bir hayal kırıklığına uğramış durumda. Enflasyon oranı Amerika’da 1980’lerden bu yana ilk kez iki haneli bir yere doğru gidiyor. Yani şu an %7-8 civarında. Geçen hafta Amerikan Merkez Bankası bütün normal merkez bankalarının yapması gereken şeyi yaparak, “Enflasyon karşısında fâizleri artırıyoruz” dedi. “Fâizleri artıracağız” dedi. Bunun sinyalini verdi ve önümüzdeki yıl üç fâiz artışı bekleniyor. Bu enflasyon meselesi Amerika’da petrol fiyatlarının zaten yüksek olduğu bir döneme denk geldi. Dolayısıyla benzin fiyatları çok çabuk arttı. Benzin fiyatları artınca Amerika’da her şeyin fiyatı artıyor. Çünkü sonuçta her şey ulaşıma bağlı ve petrol fiyatlarının yarattığı artış, gıda ürünlerinde, tüketim maddelerinde ciddi olarak hissediliyor. Bütün bunlara bir de hep bahsettiğimiz bu arz zinciri, yani bir şekilde malların depolara doğru dürüst girememesi ve dağıtılamamasıyla ilgili yapısal zincir meselesi ortaya çıkıp eklenince, şu anda Biden yönetimi ekonomik açıdan zor durumda. Ekonomi sınavını tam olarak geçemiyor. Hep şunu söylüyor ekonomik olarak, aslında işsizlik son derece düşük bir yerde: “İşsizlikle mücadelede başarılıyız. Ekonomi de toparlandı, yüksek bir hızla kalkınıyoruz” diyor. Fakat bu iki meseleye cevap vermiyor; bir tanesi, insanların alım gücü azalıyor; yani tüketim enflasyona cevap vermiyor. İkincisi, işsizlik neden düştü? İşsizlik düştü çünkü birçok insan artık iş piyasasından çıktı. İş aramıyor bile; yani bir kesim koronavirüs nedeniyle artan sosyal devlet yardımlarıyla geçiniyor. Bir kesim bir şekilde çalışmıyor veya idare etmeye çalışıyor. Dolayısıyla aslında gizli işsizlik oranı yüksek. Yani piyasada işsizlik nasıl hesaplanıyor? Ekonomistler, aktif olarak iş arayanların rakamına bakarak işsizlik belirliyorlar. Ama iş piyasasından çıkmış ve iş aramayan, iki iş arasında kalmış, şu anda karar vermeye çalışan bir kesim var. O kesim çok yüksek oranda bir işsizlik aslında. Gizli işsizlik oranı var. Dolayısıyla ekonomik olarak baktığımızda da insanların bir belirsizlik içinde olduğu, bu virüs nedeniyle de ekonominin henüz tam olarak açılamayacak olması, hâlâ ekonomik gidişatın tam olarak belirlenemiyor olması sonuçta bir kırılganlık yaratıyor. Bir kırılganlık ve endişe yaratıyor. Yani sonuçta insanlar tam olarak önlerini göremiyorlar Amerika’da. Bütün bunlara bir de dış politikadaki başarısızlıklar, Afganistan fiyaskosu eklenince, Biden‘ın ülkeyi çok iyi yönetemediği imajı ortaya çıkıyor.

Ruşen Çakır: Bir de pardon, sözünü kesiyorum ama, yardımcısı Kamala Harris’in de pek bir numarasını görmedik. Hani şöyle Biden kötü; ama Kamala iyi, onun yerini doldurur gibi bir hava da yok sanki, değil mi?

Ömer Taşpınar: Yok, yani Kamala Harris çok tecrübeli bir politikacı diye başkan yardımcısı olmadı. Daha çok kadın oluşu ve siyah oluşu etkili oldu. Yani öyle bir döneme girmişti ki Amerika, hatırlıyorsun, Trump sonrası bir şekilde verilmek istenen mesaj, Amerika’nın çokkültürlü, çoketnik, demokratik yapısını, ilerici mesajları vermek. Ve bir bakıma kadın erkek eşitliği ile bu ırk meselesinde mesajlar vermek için seçilen birisi oldu Kamala Harris. Yani normal şartlarda Kamala Harris zaten kampanya sırasında da hiç başarılı olamamıştı. Ama başkan yardımcısı seçilmesi, bir şekilde Biden’ın kendisini siyasî ortama en uygun isim olarak bulması sonucu gerçekleşti. Ve kendisine verilen dosyalar da zor dosyalar. Yani mesela göçmenlerle ilgili bir dosyaya bakıyor. O göçmenlerle ilgili dosya zaten Amerika’da yapısal bir mesele. Meksika’dan gelen göçmenler meselesinde çok büyük bir başarı söz konusu değil. Dış politikada tecrübeli bir isim değil. Ama nihayetinde Amerika Başkan’a bakar. Hiç kimse başkan yardımcısı iyi değil diye Biden’a kızmıyor. Yani Biden’ın başarısızlığının temel nedeni, iyi yönetemiyor olmasıyla ilgili bir algının oluşması. Ve şöyle bir sorun var: Kendi partisi içinde şikâyetler var. Kendi partisi içinde, mesela 2 trilyonluk bir sosyal harcama paketini Senato’dan geçirememiş olması, Senato’ya hâkim olamayışı, Kongre içinde Demokratların, daha soldaki Demokratlar ve daha merkezdeki Demokratlar olarak bölünmüş olmaları nedeniyle bu sosyal harcama paketlerinin çıkmayışı, partinin tabanında bir rahatsızlık yarattı. Ve kararsızlar, daha doğrusu bağımsızlar burada önemli bir kesim. Bağımsızlar arasında Biden’a destek oranı %20‘lere düşmüş durumda. Dolayısıyla yarın seçim yapılsa Cumhuriyetçiler Virginia eyaletinde olduğu gibi Amerika genelinde kazanacak durumda.

Ruşen Çakır: Tamam Ömer, yine Trump aday olacak ve kazanacak diyeceksin; artık bu konuyu kapatıyorum. Biraz da Türkiye’den bahsedelim. İzliyorsundur; ekonomiden anlayan birisi olarak en son Pazartesi günü açıklanan kur garantili mevduat getirisi meselesi — fâiz değil biliyorsun. Bayağı bir Erdoğan’a nefes aldırmış gibi. Türk Lirası yine değer kazandı. Tabii arayı çok kapatamadı, ama buradan sanki iktidar biraz nefes almış gibi. Oradan nasıl gözüküyor? Sen ne görüyorsun? Dünyanın çok umurunda mı bilmiyorum, ama en azından senin görüşlerini merak ediyorum.

Ömer Taşpınar: Evet, yani tabii ki finans piyasalarının umurunda. Türkiye’deki gelişmelere şaşkınlıkla bakıyorlardı, zira bir para biriminin bu kadar zikzak yapması, bu kadar çabuk değer kaybetmesi sonrasında ilginç bir politikayla değer kazanması şaşkınlıkla izleniyor. Daha doğrusu bir kafa karışıklığı var. Yani: Erdoğan ne yapmaya çalışıyor? Yeni bir ekonomik modelden bahsediyordu. Kimse onu ciddiye almadı. Nitekim kendisinin de çok ciddiye almadığı şu son atılan adımlarla belli oldu. 18’e vurunca bir şekilde panik oluştu ve Türkiye’deki liranın değer kaybedişi, devam edilemez, ettirilemez bir yere geldi Bunun üzerine ben birazcık anlıyorsam, gizli bir fâiz, yani üstü kapalı bir fâiz politikası dediğiniz bir yere getirildi. Biraz mizahla buna “takiye” diyebiliriz. Yani “takiyeli bir fâiz”, bir şekilde yani dinî nedenlerle yapmayacakken, fâiz artırmayacağım derken, “Fâizi artırmıyorum canım, başka bir yöntem bulduk” diyerek, aslında basbayağı de facto/fiilî, hem de çok ciddi bir fâiz artışına neden olabilecek. Ve sonuçta para basılmasına neden olacak, enflasyonu etkileyecek; ama sonuçta sokaktaki vatandaşın alım gücünü de çok etkilemeyecek bir metod uyguladılar. Doları kontrol ediyorlar şu anda. Yani doların 18’lere vurması, 20’ye doğru gidişi bir panik yarattı. Ne oldu? Dolar şimdi 10 seviyelerine çekilmeye çalışılıyor. 10 seviyesine çekilince ne olacaktı? Hani Türkiye’nin ucuzlaması ve her şeyin o ucuzlayan Türkiye üzerinden pazarlanması, sözde dış yatırım, turizm her şey Türkiye’deki para biriminin değer kaybediyor oluşu üzerinden rasyonalize ediliyordu. Demek ki Türkiye’de liranın bu kadar değer kaybetmesinin devam ettirilemeyeceği, böyle bir modelin olmayacağı kabul edilmiş oldu. Dolayısıyla Erdoğan’ın bahsettiği ekonomik model aslında ciddiye alınmayan bir modeldi. Şu son attığı adımla da aslında bir şekilde adını koymasa da ciddi bir fâiz artışına girdiğini görebiliriz. Tabii bu fâiz artışı sonuçta de facto bir fâiz artışı. Piyasaları belli bir derece etkiliyor. Fakat yapısal bir çözüm değil. Yapısal bir çözüm değil… Hâlâ ekonomideki sorunlar, başta öngörülemezlik ve güvensizlik olarak devam ediyor. Buradan bir çıkış var mı? Bana göre seçim ekonomisine girdi Türkiye. Yani Erdoğan’ın bu kadar paniklemesi gösteriyor ki kısa dönemde ciddi adımlar atmak zorunda kalacak. Asgarî ücrete verilen zam, arkasından bu yöntemin uygulanması, fâizlerin üstü kapalı bir şekilde artırılması, bu yaz gelecek turizm geliri, artı, biraz liranın toparlanmasıyla ikinci bir asgarî ücret zammıyla Türkiye’yi seçim ekonomisine götürüp enflasyonist bir politikayla enflasyonun artık %60-70’lere çıktığı, de facto enflasyonun, yani gerçek enflasyonun %60’lara çıktığı bir Türkiye’de seçime gidiyoruz gibi gözüküyor. Benim okuduğum New York Times, Wall Street Journal’da Financial Times’ta da yorumlar, daha çok Erdoğan’ın geri adım attığı ve devam ettirilemeyecek bir para politikasından vazgeçtiği yönünde. Bunu bana göre kurnazca bir şekilde yaptı. Siyaseten kendini bir şekilde hâlâ haklı gösterip, “Ben fâizleri artırmadım” deyip kendini koruyabileceği, kendini haklı çıkarabileceği bir yöntemle yaptı. Ben buna aslında bir bakıma gene Erdoğan’ın pragmatik yönünün ağır basması olarak bakıyorum. Erdoğan genelde bu tür politikalar izliyor. Yani siyasette de dış politikada da brinkmanship (korku ve gerlimi tırmandırma politikası) dediğimiz şeyi yapıyor. Yani uçurumun kenarına kadar getirebiliyor ülkeyi veya politikaları, ama son anda geri adım atıp bir şekilde… 

Ruşen Çakır: Ömer, şöyle bir şey, dünyada bunun örneği herhalde başka yerlerde de yaşanmıştır da. Bir para birkaç saat içerisinde böyle büyük bir hareket yapıyor ve bilmem kaç milyar doların bozdurulduğu söyleniliyor. Birdenbire Türkiye’de piyasalar kapalıyken oluyor bu falan. Bu acayip bir şey; yani bütün bu süreç içerisinde, birkaç saat içerisinde birileri yüksekten dolar satıyorlar. Diyelim ki gece 17-18 liradan dolar satıyor. Sabah kalktığında o parayla 11 liradan 12 liradan dolar alıyor mesela. Yani böyle, tam bir vurgun aslında, değil mi? Bu normal ülkelerde olabilecek bir şey değil herhalde?

Ömer Taşpınar: Teknik açıklaması, para piyasası sığ olduğu için… yani şu anda dış yatırımla ilgili, dış dünyadan kopuk bir deneyim izliyordu Türkiye. Yani içerideki parayla dönen bir durum söz konusu. Sığ olduğu için para, şu anda likidite, fazla likidite de olmadığı için, 2-3 milyar dolarlık alış satışların çok ciddi dalgalanmalar yarattığı bir ortamdayız. Normalde bu kadar büyük dalgalanma yaşanmaz. Çünkü çok daha büyük likidite gerekir dalgalanma yaşanması için. Ama Türkiye’den bir sürü dış yatırımcı çıktı zaten. Dış yatırımcılar çıktığı için içeride biz piyasadaki kamu bankalarının ellerindeki doları 2-3 milyar dolarlık, birazcık da iç piyasadaki iç talebin etkilemesiyle 2-3 milyar dolarla %20, 30, 40’lık dalgalanmalara gidebilen bir Türkiye ekonomisi var şu anda. Dolayısıyla teknik açıklaması bu. Normalde böyle bir şeyin sağlam bir ekonomide, dünyadaki G20 ekonomileri içinde olmaması gerekir. Fakat Türkiye son 4-5 aydır öylesine koptu ki dünya piyasalarından ve bu Erdoğan’ın uyguladığı düşük fâiz modeli zaten sıcak parayı o kadar Türkiye dışına itti ki, Türkiye’de iç kurdaki, içerideki dalgalanma, bütünüyle yerel piyasalardan, yani içerideki piyasadan kaynaklanıyor. O nedenle bu kadar rahat inip çıkabiliyor. Şu anda da bir yere oturmuş durumda. Eğer böyle devam ederse birazcık daha sakinleşir ve en son kriz öncesi gördüğümüz 11’e doğru gider. Yani biraz daha oturur. Fakat dediğim gibi, Erdoğan virajlarında o kadar hızlı hareket ediyor ki, bütün bir sistem arkasından gelmek zorunda. Şimdi yeni ekonomik model oldu, yani eğer Türk Lirası değer kazanmaya devam ederse ve 10 seviyesine gelirse, o bahsettiğimiz büyük ihracat hamlesi, yok turizmden gelecek rakamlar da gerçekleşmeyebilir. Yani bütün pazarlama, doların bir şekilde 18-19’a doğru gitmesi, Türk Lirası’nın bütün değerini kaybetmesi üzerine kuruluydu. Bu devam ettirilemez deniyordu, ama bal gibi devam ettirebiliriz diyordu herkes. Piyasadaki AK Parti’nin kendi aparatçikleri, bunu rasyonalize eden kesim, devam ettirilebilir diyordu. Devam ettirilemeyeceğini gördük; fakat şu anda bir inandırıcılık sorunu var Türk ekonomisinin. Öngöremiyor ve içerideki yatırımcıların, Odalar Birliği’nin, Rıfat Hisarcıklıoğlu‘nun açıklamalarında da etkili oldu bence burada. Yani bir yerde, kendi tabanındaki orta ölçek şirketler de, “İş yapamıyoruz, iflasa doğru gidiyoruz” dediklerinde, geri adım atmasına neden oldu. Ben buna pragmatizm olarak bakıyorum. Yani Erdoğan sonuçta dinî bir ideolojiyle hareket ediyormuş gibi davranıyor. Nas’tan bahsediyor filan, ama bunların ciddiye alınmadığı da ortada. Yani birazcık ekonomiden anlayan birisi, Erdoğan’ın aslında son derece Makyavelist bir adam olduğunu ve hata yaptığında, hatayı gördüğünde ve ülkeyi uçuruma doğru götürdüğünde bir şekilde geri adım atabildiğini de görüyor. Bu nedenle, buradan bir seçim kazanabilir mi bunu görmek gerekecek. Benim bu konuyla ilgili son olarak söyleyeceğim şey: Muhalefet ciddi bir şans kaçırıyor. Yani muhalefet şu anda yeterince bu ekonomi konularında halkın anlayacağı bir şekilde eleştiriler getirmiyor. Gündemi belirleyemiyor. Eskiden, birkaç ay önce gündemi belirleyebiliyordu; ama şu anda gündemi tekrar Erdoğan belirliyor durumda. Muhalefet ise seyrediyor. Seyirci durumuna düşmüş durumda ve ne olacağına henüz karar veremiyor. Sanki seçim yokmuş gibi davranıyor. Halbuki bir an evvel artık seçime doğru gitmesi gerek ve bunun için adayının belirlenmesi lâzım. Şu açılardan baktığımızda, benim son okuduğum Financial Times’daki makaleler veya burada piyasadakilerle konuştum, Erdoğan’ın bu pragmatizmiyle ve muhalefetin bugünkü haliyle bir seçim daha kazanabileceği yönünde.

Ruşen Çakır: Evet, burada noktayı koyalım Ömer. Yılın son “Transatlantik”ini haftaya yapacağız. Umarım Gönül de olur, yılı birlikte kapatırız. Çok zor bir yıldı. Artık her yaşadığımız yıl bir öncekine göre daha zor ve daha beter oluyor. Bakalım inşallah 2022’de birazcık gün yüzü görürüz diyorum. Ama çok teşekkürler. Gönül’e ve Kerem’e de selamlar, geçen hafta çok meşhur oldu biliyorsun.

Ömer Taşpınar: Evet, evet, teşekkürler.

Ruşen Çakır: İzleyicilerimize de teşekkür edelim, haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus