Levent Köker ile Hukuk ve Demokrasi (58): Bir ideolojik örtü olarak “nas”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomide yaşanan “kur krizi”, bu bağlamda devreye giren “kur korumalı vadeli TL mevduatı” hamlesi, siyasi iktidar tarafından “yeni ekonomi programı” olarak takdim ediliyor. Bu program, anlayabildiğim kadarıyla, düşük faiz ve “kontrollü” yüksek döviz kuruna bağlı olarak ihracat, yatırım, üretim ve istihdam artışı silsilesini gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Sık sık bir “ekonomik kurtuluş savaşı” olarak da lanse edilen bu programın en önemli silahı “faiz indirimi”. Faiz indirimini de, örneğin Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, “nas” ile açıklıyor. Burada “nas”, Arapça “insan veya insaniyet” anlamında mı, yoksa “dini dogma” anlamında mı, açık değil gibi. Ancak, kastedilenin Kur’an’daki “faiz haramdır” hükmünde kendisini açığa vuran “nas”, yani “dogma” olduğu üzerinde neredeyse bir fikir birliği var. Böyle ise, burada bir teolojik tartışmaya işaret etmek isterim. Kur’an’daki ayette geçen terim “faiz” değil, “riba”dır ve bu terim, Elmalılı Hamdi Yazır ve Ömer Nasuhi Bilmen gibi önde gelen ilahiyatçı bilginlerin meallerinde kullanılmış, faize yer verilmemiştir. Keza, Kur’an’ın İngilizce meallerinde de faiz karşılığı olan “interest”in değil de, bizim tefecilik diye karşılayabileceğim “usury” terimi tercih edilmektedir. Demek ki, dini anlamda bir faiz yasağı “nas” olarak mevcut değildir veya en azından bu tartışmalı bir husustur diyebiliriz. Ancak, hemen eklemek isterim ki, sonuç olarak bir hukuk normu üreten ve bir hukuk pratiğine dönüşen politik kararların dini gerekçelerle verilemeyeceği “laik” devlet düzeninde bu tür bir tartışmanın aslında politik kamusal alanda hiç yapılmaması en doğrusudur. Bununla birlikte, böyle bir terminolojiyle karşı karşıya bulunduğumuza göre, durumu yeniden değerlendirebiliriz. Durum şu: Yeni ekonomik programının savunucusu olan siyasi iktidar, “nas” gereği düşük faiz politikası yürütmek istiyor ama faizleri düşüremiyor. Şu an TCMB politika faizi %14, kur korumalı TL mevduat faizi %14-17 arasında, normal vadeli TL mevduatında ise pek çok banka, düşük faiz politikasının başladığı %19 seviyesinin üzerinde, %20 faizle çalışmakta. Demek ki, “nas” ne olursa olsun, gerçek “nas”a aykırı ya da burada bir çelişki var. Sanırım bir çelişki söz konusu. Çünkü siyasi iktidar, “serbest piyasa ekonomisi kuralları” içinde kalarak “düşük faiz” politikasına yöneliyor. Ama, aynı zamanda, bu politikayla “kapitalizme karşı” çıktığını da vurguluyor. Açık çelişki şu: Serbest piyasa ekonomisi, kapitalizmden başka bir formasyonda zaten olamaz. Bu durumda, hem kapitalizme karşı olup hem de serbest piyasa ekonomisi kuralları içinde politika üretmek mümkün değil. Nitekim, olmuyor da. Politika faizinin düşmesine karşılık, serbest piyasada faiz düşmüyor, aksine artıyor -mevduat faizlerinin yanında kredi faizlerine hiç girmedim bile. İşte, kanımca “nas” kavramı üzerinde dini dogmalara müracaat, bu ve bunun gibi pek çok çelişkiyi gidermek üzere dinsel olana bir ideolojik örtü olarak müracaat etmek anlamına geliyor. AKP ve Erdoğan, bunu sık sık yapıyorlar. Geçmişte, iktidarının ilk döneminde “müesses nizam”a karşı mücadele ederken demokratik bir söylem inşa etmiş olan AKP, 2011’den sonra artan otoriterlik yönündeki tercihi doğrultusunda, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın müesses nizamına karşı da mücadele ettiğini (“Dünya beşten büyüktür!”) ileri sürerek, bugünküne benzer motifler kullanıyordu. Halen geçerli görünen bu motifler arasında, “monşer diplomasisinin reddi” ile eşzamanlı olarak “uluslararası hukukun ciddiye alınmaması”, bu bağlamda, “insan haklarına saygılı hukuk devleti” yerine “milli değerlerle uyumlu insan hakları” ve bu kapsamda örneğin AİHM kararlarının uygulanmamasını erdem sayan bir “hukuk devleti anlayışı” savunulabiliyor. Burada, dikkat ederseniz, milli egemenlik retoriğini elverişli kılan bir ideolojik yaklaşım öne çıkıyor. Bu ideolojinin dini ayağı, bu kez, “nas” kavramı üzerinden, ekonomik politika başarısızlıklarını ve çelişkilerini örten bir kılıf olarak devreye girmiş bulunuyor. Bu örtüyü kaldırmamız gerekiyor.

Levent Köker, Hukuk ve Demokrasi’de yorumladı:

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus