Seren Selvin Korkmaz yazdı: Millet İttifakı iktidarın tuzağına düşer mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

CHP ve İYİ Parti’nin liderlik ettiği Millet İttifakı şu günlerde en kuvvetli iktidar adayı olarak ön plana çıkıyor. Önümüzdeki süreçte DEVA ve Gelecek partilerinin katılımı ile genişlemesi beklenen ittifak, iktidar için en büyük tehdit. 2019’daki yerel seçim zaferinin ardından belediyelerdeki icraatları ile de “Biz Türkiye’yi böyle yönetiriz” mesajını verebiliyor, seçmenle doğrudan icraatları üzerinden buluşabiliyor. Millet İttifakı barındırdığı partiler itibarı ile de iktidar seçmeninin yönelmesi beklenen ittifak. Özellikle kararsız seçmenin adresi olabilecek konumda. Bu nedenle Millet İttifakı’ndaki her hata iktidar için cansuyu niteliğinde. Seçime giden yol, bu ittifak için tuzaklarla dolu.

Erken seçim tartışmaları bitmek bilmiyor ancak seçimler 2023’te yapılacak olsa bile 2022 artık seçim düdüğünün çalındığı yol olacak. Bu son düzlükte muhalefetin ittifak, adaylık, seçim güvenliği ve geçiş süreci stratejisi ile bunlar arasında kuracağı denge oldukça önemli olacak. Bu konudaki fikirlerimi “Muhalefet Rus ruleti oynar mı?” başlıklı yazımda paylaşmıştım. Bu stratejiler kadar, bunları çerçeveleyen iletişim stratejisi de önemli. Yani derdinizi halka nasıl anlattığınız, iktidarla nasıl bir dille mücadele ettiğiniz…

Seçim olmasa bile seçim havası iktidar için çok elverişli bir ortam. Miting meydanları ve kriz ortamı popülist liderleri besliyor. Kitlelerden güç alan lider, kitleler önündeki performansı ile var oluyor. Kendini milletin tek gerçek temsilcisi ilan edip, diğerlerini düşmanlaştırıyor. Popülizmin adeta kitabını yazan Erdoğan da her seferinde seçim meydanlarına, kitleler ile buluşmaya ihtiyaç duydu. Bu seçim atmosferi, muhalefeti tuzağa düşürmek için de elverişli bir ortam oluşturuyor.

İktidar partisi ve ortağı artık topluma vaat sunmaktan, çözüm üretmekten uzak. Algılara sarılmış “müjde” siyasetine ve “çılgın” politikalara bel bağlayarak yoluna devam ediyor. Bu süreçte de belli ki politikalarını anlatmak yerine “muhalefetin aslında ne olduğunu” anlatacak. Öyle ki Bahçeli seçim startını verdiği kasım ayında partililerini Anadolu’ya göndereceğini, “CHP’nin en çok oy aldığı yerlerde, CHP’nin HDP ile işbirliğini, Atatürk’ten kopuşunu, kimlere hizmet ettiğini anlatacağını” ifade etmişti. İktidar bir süredir enerjisini muhalefeti tanımlamaya ve muhalefet aktörlerini kriminalize etmeye harcıyor. Bunun en kuvvetli örneklerinden biri de İBB ve İmamoğlu’na yönelik ifadeler.

Burada bir rol değişikliği göze çarpıyor. Özellikle Baykal CHP’sinin, vaat ve çözümleri sıralamak yerine aslında AKP’nin ne olduğunu anlatmaya çalıştığı hikâye artık yer değiştirmiş durumda. Hal böyleyken bu çizgiden geri adım atan her hamle iktidarın işine geliyor. Bazı muhalefet kurmayları ve vekilleri hâlâ halka AKP’nin ne olduğunu anlatmaya çalışıyor. Ekmeğin, simidin fiyatının vurgulandığı kampanyalardan medet umuluyor. Toplum zaten iktidarı tanıyor, markete, fırına gittiğinde de krizin boyutunu görüyor. Haliyle, evi yanan vatandaşa “Bak görüyor musun evin nasıl yanıyor” demek oldukça anlamsız. Yangını söndürecek bir araç sunmak ve/ya sonrasında evi yeniden nasıl inşa edebileceğini anlatmanın zamanı artık. Bu noktada İYİ Parti’nin oldukça basit, yeni bir kampanyası var. “Biz Çözeriz”. İYİ Parti “projelerimiz ve kadrolarımızla hazırız, biz çözeriz” mesajını vermeye çalışıyor. AKP’yi andırırcasına “Ömer’in Yolu”nda yürümektense toplumun dertlerine çözüm sunan bu kampanya oldukça isabetli.

CHP’nin ise başta “Merkez Türkiye” ve “Aile Sigortası” olmak üzere pek çok projesi varken son dönemdeki iletişimi “aday kim?” sorusu çevresinde kilitleniyor. Akşener’in “Başbakanlığa adayım” çıkışı sadece ittifakı rahatlatmadı, İYİ Parti’yi de rahatlattı. İYİ Parti, projelerine ve çözümlere odaklanırken CHP, adaylık tartışmaları ile gündeme geliyor. Bu noktada yalnızca belediyelerin değil özellikle ekonomi kurmaylarının ön planda olacağı, etkin çözüm sunan kadroların daha görünür olması gerekiyor. Şüphesiz ki CHP’nin yükü daha ağır ama taşıyacak kapasitesi de var.

Yine Millet İttifakı üyeleriyle birlikte DEVA, Gelecek partilerinin de katılımıyla ilerleyen “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” önerisi, muhalefeti ortaklaştıran en önemli konu. Muhalefetin en büyük vaadi… Ancak, bunun da iletişim stratejisinin oluşturulması önem taşıyor. Bugünkü tartışmalar güçlendirilmiş parlamenter sistem önerisini elitler paktından öteye taşımıyor. Oysa bu sistemin vatandaşın yediği ekmeğin fiyatına nasıl etki ettiğini çok iyi anlatabilmek lazım. Üstelik bu durumu evvela parti örgütleri iyi anlamalı ki seçim meydanlarında halka aktarabilsinler. Tüm bu hazırlıklar için vakit daralıyor. Meral Akşener sistem krizinin ekonomi ile ilişkisini en etkili yürüten lider olarak ön plana çıkıyor. Ancak, ittifakın başta CHP olmak üzere tüm partilerinin ve kurmaylarının, bu konuda etkili bir söylem ve strateji geliştirmesi gerekiyor.

Popülist liderleri doğrudan hedef alan kampanyalar tam da onların istediği kişisel atışma zeminini körüklüyor. Lideri seven ve ona bağlı seçmeni ikna etmiyor, aksine kenetliyor. Kutuplaşma ve kişiselleşmeye hizmet ediyor. Kılıçdaroğlu, meslektaşım Edgar Şar’ın da son yazısında kaleme aldığı üzere “biz” dili yerine “ben” dilini benimsemeye başladıkça ittifakı bir arada tutan lider özelliğinden geri plana düşüyor. Bunun iletişim dili açısından da Erdoğan’a alan açtığını düşünüyorum. Oysa Kılıçdaroğlu doğrudan topluma seslenen, onların dertlerini kucaklayan lider olarak, helalleşme çıkışı ile ezber bozan, güven veren lider olarak Türkiye gündemini belirlemeye başlamıştı. Kılıçdaroğlu Erdoğan’ı hedef aldıkça Erdoğan vites yükseltiyor. Kılıçdaroğlu’nun toplumu kucaklayan, gündem açan sözleri yerine Erdoğan ile atışması gündem belirlemeye başlıyor. Yani popülist lidere aradığı malzeme veriliyor.

Seçmen pastasının önemli payı olan kararsızlara ulaşmak için kurulacak rekabet ve AKP’li seçmene göz kırpma gayreti ise İYİ Parti’nin ve ittifakın içindeki diğer sağ partilerin önünde büyük riskler oluşturuyor. Bu seçmene ulaşmak için yer yer ittifak içi rekabetin kontrolsüz biçimde artması bu risklerden biri. Bir diğeri ise AKP ile benzer mesajlar verme gayesi. Ancak, İYİ Parti, AKP seçmenine ulaşmak için de Ömer’in Yolu’na değil “Biz Çözeriz”e yaslanmalı. İYİ Parti’yi farklı kılan zaten bu çıkışı olacaktır.

Muhalefetin önündeki en büyük tuzak ise “her ne olursa olsun kazanırız” yaklaşımına sarılarak rehavete kapılması. Bu rehavet ise hem politikaların hem de iletişim stratejisinin sendelemesine yol açacaktır. Üstelik rehavet rekabeti de doğuruyor.

Millet İttifakı önümüzdeki süreçte Türkiye için kuvvetli bir iktidar alternatifi olarak yol yürüyecek. 2018’den farklı olarak ise artık daha kuvvetli bir ortaklık var. Yerel yönetimlerdeki iktidarı ve işbirliği var. Erdoğan ile yarışabilecek birden fazla cumhurbaşkanı adayı var… Son düzlükte çözüm öneren politikaların gücü ve bunları halka aktaracak iletişim stratejisi kritik. Bunlarla birlikte Millet İttifakı’nın iktidarın tuzağına düşmemesi sandıklar daha kurulmadan seçimin galibini belirleyecek.

Seren Selvin Korkmaz’ın önceki yazıları:

Muhalefet, Rus ruleti oynar mı?

Ülkenin çıkışı nerede?

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı muhalefetin geçiş süreci formülü mü?

Kadınların seçilme hakkı sahiden var mı?

İktidar ne zaman kaybeder, muhalefet ne zaman kazanır?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus