Begüm Başdaş ile Yollarda (32): Doç. Dr. Cenk Saraçoğlu ile Suriyeli mülteciler, şehir ve biyopolitika

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yollarda’nın bu haftaki bölümünde Begüm Başdaş, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cenk Saraçoğlu ile gündelik hayatta Suriyeli mültecilere yönelik ayrımcılığın dayandığı politikaları, kaygıları ve bunların mülteci hayatları nasıl etkilediğini konuştu.

Saraçoğlu, “Yeni bir siyasal program, yeni bir yurttaşlık anlayışı geliştirmek, önermek ve mülteci meselesini de topluma bütüncül olarak önerilen bu program içinde bir başlık olarak sunmak gerekiyor. Genel bir toplumsal dönüşüm çerçevesinde konuşmalıyız” dedi.

Saraçoğlu, Kanadalı akademisyen Danièle Bélanger ile birlikte İzmir’de Suriyeli mültecilere yönelik ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı üzerine yürüttüğü araştırmanın bulgularına dayanarak, Suriye’den gelenlerin gündelik hayatta karşılaştıkları sorunları şöyle değerlendirdi:

Yoksulluğu, sömürüyü, güvencesizliği ve ayrımcılığı Türkiye yurttaşlarından daha fazla deneyimliyorlar ama bunu daha katmerli deneyimlemekle kalmıyorlar, başka bir rejime tabi olarak deneyimliyorlar. Peki, nedir bu rejim? Bu sorunları bir Türkiyeli yurttaş yaşarken bunların ne derece en üst sınırının ne olabileceğine dair, hukuki, ahlaki ve siyasal sınırlar oluşabiliyor. Fakat Suriyeli mülteciler sorunların en fazla ne kadar yaşanabileceğine dair bir üst sınır olmaksızın bunları deneyimliyor. Bir şiddet girişimi ortaya çıktığında bunu önleyebilecek belirli bir öngörülebilir, hukuki, ahlaki sınır yok. O yüzden daha fazla yoksulluk ya da daha fazla sömürü yaşamıyorlar, aynı zamanda dizginsiz bir yoksulluk, sınırsız bir sömürü ile karşı karşıya kalacak şekilde yaşıyorlar. Bu biyopolitik rejimin ikinci özelliği, burada Suriyeli mültecilerin yönetimi sadece devletin çizdiği bir formel çerçeve içerisinde gerçekleşmiyor, buna ihtiyaç duymaksızın, bizzat Türkiyeli yurttaşlar onların yönetimine eşlik ediyor. İşyerlerinde bir Suriyeli’nin çalışma koşulları bir iş hukukuna ya da Türkiyeli işçilerle sermaye arasındaki tarihsel mücadelelerle oluşmuş bir zımni dengeye bağlı olarak sürmüyor. Doğrudan Türkiyeli sermaye sahibi Suriyeli mültecilerin hayatını yönetebiliyor. Son olarak, bu rejimin yarattığı sorunlara karşılık Suriyeli mültecilerin bir itiraz kanalı ya da iradesini mümkün kılabilecek tüm kanallar belki de Türkiyeli yurttaşlarda hiç olmadığı kadar kapatılmış durumda. Bu neye yol açıyor? 10 senedir Türkiye’de kentlerin tam merkezinde Türkiyeli yurttaşlarla iç içe yaşayan fakat bambaşka bir biyopolitik rejime ve bambaşka bir yeniden üretim süreçlerine tabi bir grubun olduğundan bahsediyoruz.”

Mülteci ve göçmenlere karşı yabancı düşmanlığının ardında neredeyse evrenselleşmiş bazı önyargılar, kaygılar ve varsayımlar olduğunu belirten Saraçoğlu, yaptıkları araştırmada da Suriye’den gelenlere dair bu ve benzeri korkuları çok güçlü bir “kayıp hissi” üzerinden anlattı. Saraçoğlu, “Kayıp hissinin gerçek bir temeli var. İnsanlar birlikte yaşamı mümkün kılacak ortak değerlerden yoksun hissediyorlar. Yurttaşlık bilincinden ve duygusundan, eşit yurttaşlık duygusundan uzak uzak hissediyorlar. Bunlar doğru, fakat yanlış olan bütün bunların sorumlusunun ve başlangıcının mültecilerin gelmesi ile söz konusu olması. Yapılması gereken bu doğrunun kurtarılması ve bu hat üzerinden insanlara seslenmek” dedi.

Kentlerde yaşayan mülteci ve göçmenlerin tepkilerden kaçmak için nasıl kendi gündelik rutinlerini ve bedenlerini kontrol ettiklerini, yani disipline ettiklerini aktaran Saraçoğlu, “Suriyeliler’in gündelik yaşamda nereden ne zaman geleceği öngörülemeyen bir şiddet sarmalının parçası olduğundan bahsedebiliriz. Mültecilerin uğradığı şiddet sadece şiddete uğrayanlarla ve o anla sınırlı kalmıyor. Sonrasında bir Suriyeli bu şiddete doğrudan maruz kalmasa bile, bunun yaşanmışlığı ve hafızası onların kent hayatındaki varoluşlarını disipline etmeye, sınırlamaya ve görünürlüklerini gizlemeye yöneltiyor. Bütün varoluşlarını yerleşik nüfusun tepkisini çekmeme üzerine ayarlamaya çalışıyorlar. Bir yandan da o kadar kör bir şiddet ki bu, nereden ne zaman geleceği de belli olmadığı için en mikro düzeyde yaşamın en küçük alanlarını bile düzenlemeye kadar itiyor” diye konuştu.

Doç. Dr. Cenk Saraçoğlu, Ankara Üniversitesi, İletişim Fakültesi’nde öğretim üyesi. 2002 yılında Bilkent Üniversitesi’nden Uluslararası ilişkiler alanındaki lisans derecesini aldı. Sosyoloji yüksek lisans (2003) ve doktora derecesini (2008) Kanada’daki University of Western Ontario’da tamamladı. Göç, milliyetçilik, kentsel dönüşüm ve Türkiye’nin siyasal ve toplumsal dinamikleri üzerine kitap ve makaleleri var. Son beş senedir de Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin emek piyasasındaki koşulları ve onlara yönelik ayrımcılık/yabancı düşmanlığı üzerine çalışmalar yürütüyor. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus