Ruşen Çakır yazdı: Edirne-Kandil-İmralı hattı

PKK’nın başlattığı ve genellikle “Kürt siyasi hareketi” olarak tanımlanan hareketin, Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından dört ayrı (ve tabii ki birbirleriyle bağlantılı) merkezi oldu: Öncelikle tabii ki Öcalan’ın tutuklu bulunduğu İmralı Adası, ardından PKK/KCK yöneticilerinin üslendiği Kandil, daha sonra adı sürekli değişen yasal partinin genel merkezinin bulunduğu Ankara ve daha çok hareketin diplomatik faaliyetlerinin sürdürüldüğü Avrupa (esas olarak da Brüksel).

Bir süredir hareketin merkezlerinin ve her bir merkezin özgül ağırlığının değiştiğini görüyoruz.

Öncelikle diplomasinin artık iyice geri planda kalması nedeniyle Avrupa’nın pek bir etkisi kalmamış gibi. Esas ağırlığını Suriye’ye veren, Türkiye ve Irak’ta daha çok savunma durumunda olan, İran’da da genel bir eylemsizliği benimseyen Kandil’in de (galiba bilinçli bir şekilde) epey geri planda kaldığı söylenebilir. Ankara, yani HDP ise bütün baskılara rağmen örgütsel varlığını ve taban desteğini korumakla birlikte hareketin siyasi güzergahını şekillendirmekte belirleyici bir rol oyna(ya)mıyor. En önemlisi devlet tarafından tecrit edilmiş olan Öcalan’ın hareketin tamamını kontrol edip yönlendirebilmesi, her şey bir yana teknik olarak mümkün değil.

“Sahici lider”

Geriye Selahattin Demirtaş kalıyor. Bir süredir içeride ve dışarıda “Kürt siyasi hareketi” denince ilk olarak akla Demirtaş geliyor. Bu durumda tabii ki kendisinin rolü çok önemli. Demirtaş şu ana kadar “baskılara boyun eğmeyen”, “direnen” ve en önemlisi siyaseten bir şeyler söyleyen ve söyledikleri gerek hareketin tabanında, gerekse harekete uzak kesimlerde (olumlu/olumsuz) karşılık bulan birisi haline geldi. Özellikle kadroları açıkça dile getirmeseler de hareketin “sahici lideri”nin bir süredir Demirtaş olduğu muhakkak.

Bunda başta Erdoğan olmak üzere devletin rolü çok ama çok önemli, yer yer belirleyici olduğu bile söylenebilir. Öncelikle Demirtaş ve diğer HDP kadrolarının hapse atılması, belediyelere kayyum atanması, sandıklarının aksine Kürt hareketinin yasal ayağını etkisizleştirmek yerine daha güçlü kıldı ve onu hareketin merkezine taşıdı. Devletin bu süreçte Öcalan’ı tecrit etmesinin de sonuçta Demirtaş’ın işini kolaylaştırdığı anlaşılıyor. Burada en bilinmeyen husus Kandil’in tavrının ne olduğu. Gerek Öcalan, gerekse PKK yönetiminin yasal ayağın (HDP) hareketin kumandasını ele almasına herhalde rıza göstermeyeceklerdir. Fakat gerek bölgede, gerekse dünyada yaşananlar nedeniyle ne Öcalan eski Öcalan, ne PKK eski PKK. Tabii Kürtler de eskisi gibi değil. Dolayısıyla Kandil’in Demirtaş’ı bariz bir şekilde karşısına alıp taban nezdinde prestij kaybetmeyi göze alacağını sanmıyorum.

Öcalan ne yapar?

Aynı şeyi Öcalan için de söyleyebiliriz. Erdoğan’ın aktardığı gibi Öcalan pekala Demirtaş’tan rahatsız olabilir. Eninde sonunda hareketin tabiriyle “önderlik” onun için paylaşılacak bir şey değil. Fakat Öcalan’ın, Erdoğan’ın umduğu ve belli ki uğraştığı gibi, alenen Demirtaş’ı hedef alması da pek akıl kârı değil gibi. Böyle bir şey yapar ve taban büyük ölçüde Demirtaş’ı sahiplenirse Kürt siyasi hareketinde bir devir kapanmış olur. Yine Öcalan’ın son yerel seçimlerinde kendisine yaptırılmak istendiği gibi HDP seçmenini muhalefetten koparmak için aleni bir şekilde tavır almasını beklemek de pek inandırıcı olmaz.

Bütün bu söylediklerime rağmen, daha önce yaşananlardan hareketle ülkeyi yönetenlerin iktidarı kaybetmemek için her türlü örtülü temas ve faaliyeti yürütüyor olması kuvvetle muhtemel. Tecritte olmasına rağmen Öcalan ile düzenli olarak görüştükleri ve pazarlık ettikleri ortada. Benzer bir şekilde, bir yandan örgüte yönelik operasyonlar yoğun bir şekilde sürse de PKK ile de bazı temaslar olduğu söylentileri var. Daha önce çözüm süreçlerinde tanık olduğumuz gibi Öcalan, HDP’yi çok önemsemese de Kandil’e rağmen adım atmamaya, siyaset belirlememeye dikkat ederdi. Öcalan bugün de dikkat çekici adımlar atacaksa Kandil’in onayını arayacaktır ve bu diyaloğu da muhtemelen devletin imkanlarıyla kuracaktır.

Gelinen noktada İmralı+Kandil’in Edirne’yi tasfiye etmesi bana mümkün gözükmüyor. Herhalde gerek İmralı, gerekse Kandil de bunu görüyordur.

Bu konuyu daha çok konuşup tartışacağa benzeriz.

Ruşen Çakır’ın önceki yazıları:

Dün, bugün, yarın – Yedi soruda Türkiye’de cemaat-siyaset ilişkileri

Sezen Aksu olayı – Hedef alınan hepimizin dilleridir

On soruda Türkiye’de cemaatler

“Kendimden başkası için bir şey istiyorsam namerdim”

Sürdürülebilir sürdürülemezlik – Erdoğan’ın altı yöntemi

“Erken seçim” isteyip “baskın seçim”den ürkmek

En son ateş eden yine (büyük) burjuvazimiz oldu ve silahı tabii ki (yine) kurusıkıydı

Muhalifin muhalife propagandası ya da “Bana duymak istediğim şeyleri söyle”

Otoriter rejimlerde direnerek ayakta kalabilmek için -Sürdürülebilir cesaret

Yazmasam olmazdı

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus