Levent Köker ile Hukuk ve Demokrasi (65): Muhalefetin geçiş dönemi neyi hedefliyor?

Geçtiğimiz günlerde, HDP dışında kalan altı siyasî parti, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem [GPS] Mutabakat Metni” imzaladıklarını ilân etti. Sistemin içeriği ise 28 Şubat’ta açıklanacak.

Altı partinin ortak açıklamasında ise, bazı hususlar dikkat çekiyor. Bunlardan ilki, hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir takım soyut kavramlarla ifâde edilen “güçlü, özgürlükçü, demokratik ve âdil bir sistem hedefi.

Sistemin özellikleri ise, (1) etkin ve katılımcı yasama, (2) şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim ve (3) tarafsız ve bağımsız yargı. Bu bağlamda, yapılan açıklamada olumlu gördüğüm bir diğer husus, Avrupa Konseyi (AK) ve Avrupa Birliği (AB) normlarına uygun bir biçimde temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı bir Türkiye vurgusu. Bunlarda sorun yok gibi görünüyor. Bunlara, Devlet Bahçeli dışında, kimse de zaten açıkça itiraz etmiyor. Sorun uygulamada, uygulama ise somut konular üzerinden gerçekleşiyor.

En yakın örnek, elektrik faturalarıyla ilgili. Aşırı, fahiş zamlara gelen tepkilere bir cevap olarak bazı kararlar almaya çalışan siyasî iktidar, “cemevleri”nin elektrik faturalarını “ticarethane”den “konut”a çevirme yolunu bulmuş, böylece cemevleri daha az elektrik ücreti ödeyecekler. Oysa, din ve vicdan hürriyetinin geçerli olduğu bir hukuk sisteminde, cemevlerinin de bir ibadet yeri olarak kabul edilmesi ve böylece diğer bütün ibadet yerleri gibi elektrik faturalarının devletçe ödenmesi gerekirdi. Ama Türkiye devleti, cemevlerine ibadet yeri statüsü vermemekte kararlı. Bu ve bunun gibi, Devlet’in toplumsal farklılıkların tanınması ile ilgili hak talepleri karşısındaki direncini gösteren sorunların önemi şurada: Türkiye Cumhuriyeti’nin hükûmet sistemi ne olursa olsun, asıl temel sorunlar devletin temelini oluşturan toplum anlayışında yatıyor.

Bu nedenle, ortak açıklamada yer verilen bir tesbitin yarısı doğru yarısı yanlış. Şöyle deniyor: “Cumhuriyet tarihinin en derin siyasî ve ekonomik krizlerinden birini yaşamaktayız”. Burası doğru. Yanlış olan ise, “[b]u krizin en önemli sebebi kuşkusuz ‘Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ adı altında uygulanan keyfî ve kural tanımaz yönetimdir.” Yanlışlık, bu derin krizin sebebinin uygulanan hükûmet sisteminde görülmesi. Unutmamak gerekir ki, bu sisteme yüzyıla yaklaşan bir parlâmenter sistem tecrübesi içinde çözülemeyen krizlerin sonucunda gelinmiş bulunuyor.

Bugünkü derin krizin ana sebebi, Türkiye devletinin kuruluşundan bu yana gelen ve toplumsal çoğulculuğu baskılamaya yönelik temel tercihleridir. Bugünkü tek-adam rejiminden parlâmenter sisteme geçiş tasavvur edilirken, geçilecek olan parlâmenter sistemin aslında Türkiye’nin demokratik ve çoğulcu bir temelde yeniden inşâsı için bir başlangıç olması gerektiği mutlaka vurgulanmalıdır. Bir diğer deyişle, “güçlendirilmiş parlâmenter sisteme geçiş” bir amaç değil, demokratik cumhuriyetin inşâsı için bir başlangıç olarak düşünülmelidir. Böyle bir düşüncede ortaklaşma olmadığı sürece, bugüne kadar olduğu gibi, sürgit “geçiş dönemleri” yaşamaya devam etmek kaçınılmaz olacaktır. 

Levent Köker, Hukuk ve Demokrasi’de yorumladı:

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus