Öykü Didem Aydın ile Hukuk Okulu (13): Hayalimdeki Anayasa – 2


Merhaba Hukuk Okulu’ndasınız. Bugün geçen haftadan devam edeceğim ve Hayalimdeki Yeni Anayasayı konuşacağım. Türkiye Cumhuriyeti’nin genç, dinamik ve sanıldığından çok daha birikimli ancak katılım olanaklarından yoksun kılınmış halkı nasıl bir yeni Anayasaya layık olabilir? Türkiye Cumhuriyeti liyakati, eşitliği, insanı yaşatmayı ve hele hele son ekonomik sıkıntılara bakılırsa refahı neredeyse unuttuğu bir ortamda insanlarını üretici, yaratıcı ve aynı zamanda da mutlu etmek üzere nasıl bir temel hukuki çerçeve kurabilir?

Gelin konuya başlayalım: Günümüzde ülkeler neden yeni Anayasa arayışına girerler. Bir yandan dilerseniz bu soruya yanıt olabilecek bazı maddeler sıralayayım bir yandan da ama acaba bu sorular Türkiye de hâlâ yanıtlanmayı bekliyor mu beklemiyor mu yorum yapayım. Olağanüstü siyasal, ekonomik ve sosyal ortam ve koşullarda hazırlanan ve kanımca bugün Türkiye’de gerek Anayasal gerek yasal bağlamlarda yaşanan çoğu temel meselenin kaynağı olan gelişmeleri kasten itekleyen 1982 Anayasası’ndan dahi çok geriye gitmiş ve egemenliği sistematik olarak neredeyse yürütme organına bağışlamış bir Anayasa var artık. 2017 Anayasası ve bu Anayasayla gelen Başkancı sistem. Türkiye Başkancı sistemden dönebilir ve parlamenter rejimi tekrar geri getirebilir mi? Tartışılmalı. Çok ciddi tartışılmalı.

Peki Hayalimdeki Anayasa? Dilerseniz Başlangıç kısmıyla başlayayım: “BİZ, tarih boyunca yaşadığımız topraklar üzerinde özümsediğimiz ve geliştirdiğimiz uygarlıkların ve insanlığın ortak değerlerinin mirasçısı ve dünya milletler ailesinin şerefli bir üyesi olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kadın, erkek ve tüm çeşitlilikleri
içindeki yurttaşları; hakikatini insan onurunun oluşturduğu hak ve özgürlüklere dayalı, eşitlikçi ve barış içinde yaşayan bir toplumu birlikte kurmak; eşitlik, özgürlük, adalet içinde kardeşçe beraber yaşama kuvvetimizi ve irademizi, cennet vatanımızın güzel ve verimli tabiatı kadar heybetli olan ortak değerlerimizi, farklılıklarımızın adil ve hakça paylaştığımız zenginliklerimizin ayrılmaz parçası olduğu bilinci içinde gelecek kuşaklara emanet etmek amacıyla, bu Anayasayı hazırladık. İnsan onuruna sahip olmaktan kaynaklanan ve devletimizin amacı olan temel hak ve özgürlüklerimizin güvence altına alınması ve egemenliği adımıza kullanan erklerin kuvvetler ayrılığı ilkesi çerçevesindeki yetki ve görevlerinin düzenlenmesi, Bizlerin sadece hizmetkarı olan erklerin yetkilerini kötüye kullanmalarının istisnasız
önlenmesi, Anayasanın esasının çoğunlukçu demokrasi değil, çoğulcu demokrasi olduğunun öngörülmesi ve temsilcilerimizin her daim halka hesap verme zorunluluğu ile mutlak olarak tarafsız ve bağımsız bir yargı kudretince denetlenmesinin sağlanması daima sadakatle bağlı kalacağımız Anayasamızın amacıdır.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış Dünyada Barış” sözlerinde tecessüm eden kardeşlik ideali ile özgürlük, bağımsızlık ve dayanışma; engin tarihsel birikimi, Asya ve Avrupa’yı birleştiren müstesna konumu, çeşitli kökenlere ve kültür dünyasına mensup yurttaş ve bireylerinin çeşitliliği ve birliği içinde insanlığın her türlü kıymetli varlığına ve ortak mirasına sayısız armağanlar vermiş Türkiye’mizin kurucu değerleri ve ebediyete kadar var olacak milletimizin karakteridir.”

Başlangıç kısmıyla başladık. Bu benim vaktiyle TBMM Anayasa Komisyonu’na da sunduğum ve Hacettepe Anayasa Taslağını yazarken kaleme aldığım Başlangıç kısmı. Dikkat ederseniz 7 esaslı şey söylüyor: Biz muhteşem bir coğrafyayız. Dünyaya armağanlarımız oldu. Birlik düşüncemiz vardır. Kuruluşun esası ve ülkümüz barıştır. Demokrasimiz çoğunlukçu değil, çoğulcudur. Farklılıklarımız zenginliktir. Erkler yetkilerini asla kötüye kullanamaz, halka hesap verirler. Temel hak ve özgürlüklerle insan onuru esastır.
Olağanüstü siyasal, ekonomik ve sosyal ortam ve koşullarda hazırlanan 1982 Anayasası’nın yapıldığı tarihten günümüze dünyada önemli değişmeler ve gelişmeler yaşanmış; dünya pek çok yönden dönüşmüştür. Bu yeniliklerin küresel düzlemdeki ana çizgileri birazdan ortaya koyacağım başlıklar altında izlenebilmektedir. Bir taraftan da elimizin altında 1982 Anayasası’ndan dahi çok geriye gitmiş ve egemenliği sistematik olarak neredeyse yürütme organına bağışlamış bir Anayasa var artık. 2017 Anayasası ve bu Anayasayla gelen Başkancı sistem. Türkiye Başkancı sistemden dönebilir ve parlamenter
rejimi tekrar geri getirebilir mi? Tartışılmalı. Çok ciddi tartışılmalı. Türkiye’de eğer yeni bir Anayasa yapılması gerekiyorsa mutlak surette yürütmenin aşırılıklarının önlenmesi amacını taşıması gereği açıktır.

1) Anayasa tartışmaları bakımından demokratik ve hukuk devletine dayalı dünyada
gözetilmesi gereken parametreler şunlar:

2) Kamusal olanla özel olan ayrımının özellikle sivil toplum, demokratik kitle örgütleri ve benzerleri bağlamında ortadan kalkmaya başlaması. Devlet ile özel sektörün, hatta sivil toplumun ve demokratik kitle etkinliklerinin iç içe girmesi. Bu boyut iyi bir kamusallık özellik kuramı ve hatta çok iyi bir sivil toplum kuramı ortaya koymadan yeni Anayasacılık tartışmalarına girilmemesi gerekli olduğuna işaret eder. Zira Yeni bir Anayasa belki yeni devlet kurmaz ama çağcıl olarak Devlette neler olduğunun ve Devlet dışı özelde neler olduğunun ve ayrıca sivil veya demokratik kitlede nelerin değişip dönüştüğünün farkında bir Anayasacılık anlayışı ile yapılmalıdır. Bugün tarikatlerin sivil toplum olup olmadığı tartışması aldı yürüdü mesela. Tarikatler sivil toplum mudur? Cevap vermeden Yeni Anayasa yapamamalısınız. Siyasal partilerin
çeşitli örgütlerle ilişkilerinin çerçevesini yeniden gözden geçirmeden yeni Anayasa yapamazsınız.

3) Bir gelişme de devletin üstlendiği bir kısım ticari etkinlikler azalırken üstlenmesi gereken güvenlik, sağlık, adalet alanlarında etkili bir kamu hizmeti sunmasına yönelik reformların yapılması. Yeni Anayasadan önce yol temizlikleri gerekir. Öyle ki eğer devletin asli görevleri olan güvenlik, sağlık, adalet alanlarında kapsamlı reform çabaları Anayasal düzeni dönüştürmeye eşlik etmiyorsa, Anayasanın bir anlamı kalmaz. Anayasa sahaya inemez.

4) Devletin özel sektörle ilişkilerinin ve kamu ihale rejiminin yeniden yapılandırılarak, demokratikleştirilmesi, bu alanda rekabeti ciddi şekilde koruyucu, kayırmacılığı önleyen önlemlerin alınması gereği. Yolsuzlukla mücadele etmeden demokratik bir yeni Anayasa yapamazsınız.

5) Devlet egemenliğinin ve kamusal mülkiyetin önceki dönemlere oranla giderek zayıflaması bir diğer gelişme. Yeni Anayasa yapacak Devletin kafası, uhdesinde bulundurduğu toprak, deniz sahası, hazine malları ve benzerlerinin hukuki rejimlerindeki sıkıntılar konusunda karışık olmamalı. Akarsular kimlere
kullandırılacak, hazine arazileri ve imar, yatırım düzenlemeleri gibi konular da Yeni Anayasacının aklında olmalı.

6) Ayrıca demokratik ve hukuk devleti esasına dayanması umulan Yeni Anayasa yapılırken Devletin kafası uluslararası sistemdeki yeri ile ilgili karışık olmamalı. Hangi insan hakları mekanizmalarına tabisiniz, bölgesel işbirlikleriniz nedir, güvenlik konseptiniz sağlam mı, paktlarınız güvenilir mi? Dünyadaki yeriniz nedir, gerçekçi tahlillerle değerlendirmeden istediğiniz Anayasayı yapın kırılganlıklarınızı
aşamazsınız.

7) Uluslararası sistemde karşılıklı bağımlılığın ve etkileşimin artışı. Yeni para sisteminin, bölgesel bloklar ve bütünleşme ve çözülme süreçlerinin, yeni tek-pazarların doğuşunun ve bunların kendi kırılganlıklarının değerlendirilmesi. 2021 yılının son ayları paramızın kırılganlığını, hatta yönetim bir tarafa yurttaşın para ekonomisi karşısındaki kırılganlığını bize çok iyi gösterdi. Pandemi ile artan yoksulluğun üzerine
bir de para ekonomisinin istikrardan uzaklaşması geldi. Bir Anayasal sistemin en önemli saç ayağı halkın bütçenin kontrolünü elinde bulundurmasıdır. Yani Merkez Bankası sizin bankanız olmalı. Kamu bankaları belirli kesimlerin değil genel olarak tüm mudilerinin yararına işlemeli. Şeffaflık olmalı. Anayasacılık aynı zamanda milletin üretime sahip çıkmasının ve paylaşımda söz sahibi olmasının da bir aracı. Demek ki yeni Anayasa yoksulu daha yoksul zengini daha zengin yapacak bir sistemin Anayasal meşruiyet zemini olmamalı.

8) Egemenliğin; özellikle uluslararası ticaret bir yanda, insan hakları uygulamaları diğer yanda uluslar üstü kurum ve kuralların etkileşimi içinde şekillenmesi.

9) Temel hak ve özgürlüklerin uluslar üstü anayasallaşması ve insan haklarının korunmasının devlet aygıtının nesnel meşruiyet zemini hâline gelmesi. Türkiye’nin Anayasa Sorunu gibi temel hak ve özgürlükler sorunu da bitmedi. Yargı da yürütmeye bağlı hale gelince bunların mahkemeler önünde savunulması da güçleşiyor. Herhangi bir Yeni Anayasa tartışmasının merkezi konularından biri de temel hak ve özgürlükler tabii. Tüm bu bağlamda uluslararası hukukun salt kodifikasyonun ötesinde
kurumsal olarak hukuksallaşması ve sivil ve siyasal aktivizmin ve grup hakları kuram ve eylemciliğinin güçlenmesi olgularının değerlendirilmesi ve örgütlü toplumun korunmasına özel önem verilmesi gerekecek.

10) Yeni bir Anayasa artık Hukukun artık bir teknokrasi meselesi olmaktan çıktığı ve ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel analizlere tabi olduğu bir dünyada yapılacak. Hukukun üstünlüğü ibaresini dillere pelesenk etmek yetmiyor. Hukuk hukuk dediğimiz siyasal sosyal ve ekonomik anlamda ve realitede nedir, nasıl girdiler alıp nasıl çıktılar üretiyor. Yeni Anayasacı bunlara ilişkin fikir sahibi olmalı.

11) Orantılılık ilkesi ve amaç-araç ilişkilendirmesinin yoğunlaşması ve yorumsallık ile göreceliliğin artışı ile birlikte Anglo-Amerikan Ortak Hukuku’na dayanan sistemlerin Kıta Avrupası Hukuk Sistemleri ile iç içe geçmeye başlaması, yani dünya daha pragmatik bir yer haline geldi. Bunda Anglo-Amerikan etkisi büyük. Bu bir yandan olumlu bir yandan olumsuz.

12) Uluslararası ortamda çatışmaların artması ülkelerarası ilişkilerde istikrarın ve barışın korunması meselelerinin önümüzdeki dönemde son derece önemli olacağını gösteriyor. Ülkenizi olumsuz dış etkilerden nasıl kurtaracaksınız, Yeni demokratik anayasacılık bunu da dert eder.

13) Kültür ile tabiat, ruh ile beden, nesnellik ve öznellik sınırlarının bulanıklaşması (örneğin anneliğin “baba”yı da kapsaması; çocuğun bir yerde yetişkin, bir başka yerde çocuk olarak kabul edilmesi; eşcinsellerin evlenmesi vb. Yeni Anayasayı herhalde en azından iki yıldır resmi söylemlerce de kışkırtılan bir LGBTİQ+ düşmanlığı ortamında yapmayacaksınız değil mi?

14) Çevresel felaketler ve iklim değişikliği sorunlarının doğa bilimlerinin ilgi alanı dışına çıkıp hukukun ve anayasanın da konusunu oluşturmaya başlaması. Sağlıklı bir çevrede yaşama haklarının önemli bir hacim ve içerik kazanması.

15) Bilgi-iletişim teknolojilerinin baş döndürücü bir şekilde gelişmesi ve yaygınlaşması karşısında bilişim etiği ve hukuku sorunlarının artışı.

16) Sanayinin ileri ölçekte gelişmesine başat olarak tarım alanlarının azalması, su ve temel gıda maddelerinin ediniminde gitgide artan güçlüklerin doğması nedeniyle hukukun, su ve temel gıda edinimi ve hakça paylaşımı için temel hak korumacılığı sağlamasının gerekmesi: Yani Yeni Anayasada suya ve temel gıdalara erişim bir Anayasal hak olmalı.

17) Ulusal doğal kaynaklar üzerinde egemenliğin hayati derecede önemli hâle gelmesi ile hukuki olarak korumacılığa yönelimin artması.

18) Alternatif enerji kaynaklarının bulunmasının hayati derecede önemli ve öncelikli bir kaygı ve sorun hâline gelmesi ve hukukun alternatif enerji kaynakları kullanımını özendirici kural ve mekanizmalar geliştirmesi,

19) Biyoteknoloji, genom çalışmaları ve benzeri alanlardaki baş döndürücü gelişmeler karşısında biyo-etik sorunların artışı nedeniyle hukukun çözüm arayışı içine girmesi, bu yönü somut olarak pandeminin başından beri tecrübe ediyoruz örneğin.

20) Endemik bitki ve hayvan varlıklarının korunmasının öneminin artması nedeniyle bunların hukuki korumalarının geliştirilmesi gereksiniminin doğması.

21) Ekonomik ve çevre koruma alanında insan haklarının ulus-devletler-ötesi düzlemde düzenlenmesine karşın, ulus devletler içerisinde merkezî yapı karşısında yerel yönetimlerin giderek güçlenmesi.

22) Anayasacılıkta “Millet” kavramının geri plana geçerek “Halk” kavramının ön plana çıkması

23) “Yaşayan Anayasa” kavramının giderek önem arz etmesi

24) Yasama, yürütme, yargı ayrımında ifadesini bulan klasik kuvvetler ayrılığının hem dikey düzlemde (merkezi-bölgesel) hem de yatay düzlemde (yasama, yürütme- basın, sivil toplum, halk girişimleri) çeşitlenmesi ve bu sayede “anayasanın paradoksu” adı verilen yapısal sorundan doğan “anayasa krizleri” ile başa çıkmaya çalışılması,

25) Seçim demokrasisi ile yetinilmeden seçim öncesi, seçim sırası ve seçim sonrasında tam demokratik katılım ve denetimin kurum, kural ve mekanizmalarının geliştirilmesi,

26) Dinamik hak kuramcılığı ve eylemciliğinin yükselişi

27) Yargının siyasal etkilere açık hale gelmesi

28) Bu çerçevedeki gelişmeler içinde göze çarpan iki unsuru özellikle vurgulamakta yarar vardır:

(1) İnsan haklarının korunması, devletlerin rehber ilkeleri ve varlık nedenleri olarak “insanlığın ortak değerleri” hâline gelmiş ve (2) Anayasaların yapımında “insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti” ekseninin belirlediği tavır esas olmaya ve daha kuvvetle öne çıkmaya başlamıştır. Bu nedenle 1982 Anayasası’ndan günümüze kalanın ne olduğunun 1987’den bu yana gerçekleştirilen değişiklikler de göz önünde tutularak ortaya konulması çok önemlidir.

Aslında yepyeni bir Anayasanın küresel ve ulusal ölçekte meydana gelen bu ve benzeri gelişmeler göz önünde tutularak ve ihtiyaçlar düşünülerek hazırlanması gerekmektedir. Türkiye için “yeni anayasa” içerdiği ilkeler, öngördüğü organ ve kurumlar ile denetim ve denge mekanizmaları bakımından yürürlükteki metne göre daha özgürlükçü, daha eşitlikçi, daha demokratik ve daha sosyal bir “aşama” ve “gelişme” kaydederken birlik ve beraberliğimizi pekiştiriyor ve farklılıkları zenginlik olarak sayıyorsa yeni sayılabilir.

Yeni anayasa, 1982 Anayasası’nın, 2010 Anayasa Değişiklerinin ve hele hele 2017 Anayasa Değişikliklerinin paradigması ve programı terk edilerek hazırlanmalı, hazırlık öncesinde küresel ölçekte dikkati çeken anayasal deneyim ve normlardan yararlanılmalı, Türk siyasal hayatında nelerin sorun olduğunun teşhisi iyi konulmalı, ülkemizin ve toplumumuzun kurucu meseleleri ve temel sorunlarına anayasal ölçekte yanıt vermek üzere etraflı araştırma ve müzakerelere girişilmeli, deyim yerinde ise “anayasama” hiçbir zaman aceleye getirilmemelidir.

Hayalimdeki Anayasa ne peki? Dilerseniz hayalimdeki Aayasadan önce hayalimdeki yol
temizliğini anlatayım:
1) Devlet ve kurumlar içindeki başka tarikat yapılanmalarının temizlemesi
2) Şeriat isteyen çevrelerin kontrol altına alınması
3) TBMM’nin işler hale getirilmesi ve kanun yapma gücünün geri almasının sağlanması
4) Yargı bağımsızlığının sağlanması
5) Cumhuriyetin temel kuruluşuna sadakat gösterilmesi ve bunun için gereken adımların atılması
6) Yolsuzlukla mücadele edilmesi, bütçenin kontrolünün TBMM’ne geri verilmesi
7) Temel hak ve hürriyetler rejiminin kurulması
8) İstanbul Sözleşmesi’ne dönülmesi ve resmi ve çok açık cinsiyetçi, homofobik ve transfobik uygulamalara son verilmesi
9) Siyasal partiler, dernekler ve barolar da dahil her türlü demokratik kitle örgütleri üzerindeki baskıların kaldırılması
10) Tamamen siyasi baskı amacıyla (düşüncelerinden ve meşru eylemlerinden ötürü) hukuka aykırı olarak veya gayrimeşru tutuklanmış, yargılanmış, yargılanmakta, mahkum olmuş yurttaş ve bireylerin (örn. akademisyen, gazeteci, siyasi kişi, öğrenci yurttaş ve benzeri kişilerin) serbest bırakılması
11) Üniversiteler üzerindeki baskıların kalkması
12) Reis kültürüne, güce tapmaya ve otoriterden totalitere uzanan her türlü siyasal davranış tarzlarına son verilmesi
13) Halkın yönetime katılımı araçlarının çeşitlendirilmesi, kamu yönetiminde hesap verirlik, liyakat ve eşit temsilin güvence altına alınması
14) Laiklik ilkesinin tam olarak güvence altına alınması, yurttaş ve bireylerindeki çeşitliliğe saygılı, modern bir devletin geri kazanılmasının sağlanması
15) Demokratik kitle örgütlerine ve temel hak ve özgürlükler mücadelesi verenlere karşı nefret basınının ve linçlerin son bulması,
16) Türkiye Cumhuriyeti’ni dünya milletler ailesi içinde şerefli bir yere oturtacak uluslararası çabaların gösterilmeye başlanması ve “Soğuk Savaş” sonrasının mutlak- kaybedeni yapılan, eğer toparlanmazsa hızla çöküşe doğru sürüklenen milletin ve devletin uluslararası dünyadan alacaklarının peşine modern, eşitlikçi ve özgürlükçü bir devlet olarak düşülmesi gerekmektedir. Bu konu ile ilgili olarak ayrıca Bkz.: Aydın, Öykü Didem, (2011), Halk: Egemenliğin Sahibi: Halkın Kurucu Meclisi (Anayasa Konvansiyonu) ve Anayasa Yapımı, ABD ve Latin Amerika’nın Genel Çizgilerinden Türkiye İçin Bir Modele Doğru, 10. Baskı,
Ankara: Yetkin Yayınları.

Hayalimdeki Anayasa insan onurunu, temel hak ve özgürlükleri, sosyal hakları; demokrasiyi, hukuk devletini ve yetkilerde denge ve denetim esası ile birlikte halkın etkili demokratik katılımını -kurumsal olanakları da içerecek biçimde- geliştirip çeşitlendiren bir felsefeye dayanmalı.

1) Yepyeni Bir Başlangıç Kısmı Kaleme Alınmalıdır.

2) Yeni Anayasanın Dili Yetkin Olmalıdır;

3) Genel Esaslar İnsan Onuruna, Temel Hak ve Özgürlüklere Dayalı Demokratik, Sosyal ve Laik Devlet İlkesini Özlü ve Açık Olarak Öngörmeli, Eşitlik İlkesi ile Ayrımcılık Yasağını Ayrı Ayrı Düzenlemeli, Cinsiyetler, Cinsiyetsizlikler ve cinsel yönelimlerarası Eşitlik Bir Dizi Kural ve Mekanizma ile Daha Açık ve Etkili Bir Koruma Altına Alınmalı;

4) Halk Egemenliği Temel İlkesini Daha Katılımcı ve Doğrudan Olarak Kurumsallaştıracak Yenilikler Getirmelidir;

5) Tabiat ve Çevre Hakları ve Çevre Koruma Ödevi ile Su ve Temel Gıdalara Kalıcı Erişim Hakları Kapsamlı Olarak Düzenlenmelidir;

6) Kuvvetler Ayrılığı İlkesi Geliştirilmelidir. Seçmenler Topluluğu ve Halk Girişimlerinin Temel Kuvvet olduğu Anayasada açıkça yazmalıdır

7) Temsilcilerin Yatay Hesapverme Zorunlulukları; Sivil Toplum Denetimi, Sivil Toplum
Davaları, Kamu Denetçisi, Yurttaş Girişimleri, Yurttaş Toplantıları Talebi Gibi Kurumsal Olanaklarla Sağlanmalıdır;

8) Demokrasi Prensibi Daha da Güçlendirilmeli ve Etkili Kılınmalıdır;

9) Hukuk Devleti ve Hukukun Üstünlüğü İlkesi Daha Kuvvetli ve Elle Tutulur Şekilde Hayata Geçirilmedir;

10) Laiklik İlkesi Çağcıl Anayasal Kapsamı ile Etkili Olarak Korunmalıdır;

11) Temel Hak ve Özgürlükler İçin Yepyeni ve Çağcıl Bir Düzen Öngörülmelidir;

12) Siyasal Hak ve Özgürlükler Daha Etkili ve Çeşitlenmiş Kurumsal Olanaklarla Koruma Altına Alınmalıdır;

13) Suç ve Cezalara İlişkin Anayasal Kurallar Geliştirilip Çeşitlendirilmelidir;

14) Sosyal Devlet Güvencesi Geliştirilmeli ve Sosyal Devletin Kurumsal Araçları Çeşitlendirilmelidir;

15) Yeni Anayasa, Siyasal Hakların Somut Kullanımı Açısından Kayıtlı Seçmenlerin Yanında Yurttaşlara da Bazı Girişim Hakları Tanımalı, Yurttaşlar da Doğrudan Doğruya Anayasa Değişikliği Girişiminde Bulunabilmelidir;

16) Yeni Anayasada Yasa Yapma, Norm Koyma ve Anayasa Değişikliklerinde Halk Girişimi Müessesesine Yer Verilmesi İle Demokrasi Prensibini Daha Açık Olarak Koruyacak Hükümlerin Bulunması Gereklidir;

17) Yeni Anayasada da “Değiştirilemeyecek” İlkeler Bulunmalıdır;

18) Yeni Anayasa Hangi Yöntemle Değiştirileceğini Anayasacılığın Gerçek Anlamına Uygun Bir Hükümle Öngörmelidir: Anayasanın Değiştirilmesine İlişkin Kuralların Şekillenmesinde Bütünsel ve Kısmi Değişiklikler Arasında Ayrıma Gidilerek Bütünsel Değişikliklerin Ancak Demokratik Konvansiyon (Anayasa Meclisi) Yoluyla Mümkün Olabilmelidir. Yaşayan Bir “Yeni Anayasa” Yapılmalıdır: Yeni Anayasa; TBMM’nin, Cumhurbaşkanı’nın ve Yeterli Sayıda İmza Toplayan Halk Girişimlerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin Reşit Yurttaşlarına Yeni Bir Anayasa Yapılması İçin Anayasa Koyucu Meclis Kurulmasını Arzu Edip Etmediklerinin
Her 20 Yılda Bir Sorulmasını Öngören Bir “Kurucu Anayasa Referandumu” Müessesesi Öngörmelidir;

19) Üniversiteler Akademik, İdari ve Mali Bakımdan Özerk Olmalı, Tüm Üniversiteleri Çatısı Altına Toplayan bir “Sürekli Konferans” Örgütü, üniversitenin sesi olmalıdır;

20) Yeni Anayasada, Anayasal Düzeni Anayasanın Cebren Değiştirilmeye Kalkışmalara Karşı Güvenceler Bulunmalıdır;

21) Yeni Anayasada Değiştirilemez İlkeleri Değiştirmeye Kalkışmaya Karşı Güvenceler Bulunmalıdır;

22) Basın, İletişim, Telekomünikasyon, Bilişim ve Internet Teknolojilerinin Kuralsal, Kurumsal ve Özgürlükler Boyutlarının Yeni Bir Bölüm Altında Düzenlenmesi ve Bu Konuda Özgürlükçü Bir Anayasal Zeminin Ortaya Konulması İhtiyacı Bulunmaktadır.

Önümüzdeki haftalarda biraz daha somuta ineceğim ve olması gerekenlerle ilgili somut kuramsal önerilerde bulunacağım.

Hukuk Okulu’nda bu hafta Öykü Didem Aydın, hayalindeki Anayasa’yı anlatmaya devam etti.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus