Levent Köker ile Hukuk ve Demokrasi (69): Rusya taraftarlarının çelişkisi ve Erdoğan’ın kazanma şansı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ukrayna’da savaş devam ederken, Türkiye kamu oyunda dikkat çeken eğilimlerden biri de “Rusya taraftarlığı”. Beşerî tarihin binlerce yıllık tecrübesinin en değerli uğraklarından biri olan saldırı savaşı yasağını göstere göstere çiğneyen bir devletin “aslında haklı tabiî!” veya “Putin’i de anlamak gerek!” yaklaşımlarıyla mazûr görülmesi, gerçekten şaşırtıcı. Daha da şaşırtıcı olan, Rusya’yı haklı görenlerin, NATO ve ABD emperyalizmine karşı çıkış gibi bir siyasî pozisyonu benimsiyor görünmeleri. Özeti şu: NATO ve ABD, küresel yayılmacılıklarını ulus-devleti, ulusal egemenliği yok ederek gerçekleştirmekte, Rusya da Ukrayna’nın özel durumunda bu yayılmacılığı engellemekle ulus-devlet ve ulusal egemenlik esasını desteklemiş oluyor. Burada muazzam bir çelişki var. NATO ve ABD’nin küresel yayılmacılığında, egemen ulus-devletlerin rızası veya egemen ulus-devletlerden oluşan BM örgütünün (BM Güvenlik Konseyi’nin) kararı söz konusu. Rusya’nın Ukrayna öncesi yayılmacılığı da aynı kalıba uygundu. Buna karşılık, Kırım’ın ilhak girişimiyle başlayan ve saldırı savaşına varan son süreçte Rusya, ulus-devlet ve egemenlik kavramlarını tümüyle yerle bir eden bir yaklaşım içinde. Bu yaklaşım, Ukrayna halkının varlığını ve egemenlik haklarını inkâr etmeyi de içeriyor. Yayılmacılık bakımından NATO ve ABD ile aynı kefeye koymak mümkün gibi görünse de, Rusya’nın dünya barışına yönelik saldırısını ulusal egemenlik esasında haklı göstermeye çalışmak gerçekten izahı olmayan bir büyük çelişki. 

Bu çelişkiler ortamında gelişen savaş sürecinde bir yandan Ukrayna’nın ülke bütünlüğünü savunan, diğer yandan da Rusya’yı dışlamayarak davranmaya çalışan Erdoğan iktidarının uluslararası popülaritesi, özellikle de Batı nezdinde yeniden kabûl görmeye başlar gibi bir tablonun ortaya çıkması, Erdoğan’ın şansını artıran gelişmeler olarak yorumlandı. Bu yorumun yüzeysel ve dolayısıyla gelip geçici mi yoksa “gerçek” mi olduğunu zaman gösterecek. Ancak, Erdoğan iktidarı seçim ve siyasî partiler mevzuatında bazı değişiklikler yapmak istiyor ve tabiî bu değişikliklerin kendi iktidarını sürdürmeye yardımcı olacağını var sayıyor. Seçim barajının %7’ye indirilmesinden başlayıp il ve ilçe seçim kurulları, sandık kurulları, seçmen kütükleri, oy ve milletvekili sayılarının hesaplanmasında ittifak üyeliğini biraz da boşa çıkaran düzenlemeler, bir bütün olarak bakıldığında, iktidarın geleceğinden endişeli olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Bu endişe, “iktidarın Cumhurbaşkanlığını kaybetmeyi kabûllendiği, hiç olmazsa TBMM çoğunluğunu kurtarmaya çalıştığı” biçiminde yorumlanabilir mi? Biraz aceleci bir yorum olsa da, iktidarın önümüzdeki seçimleri kendi lehinde sonuçlanacak biçimde düzenlemeye ve kendisine avantaj sağlayacak bazı manipülâsyonlara da zemin hazırlamaya çalıştığı gözlerden saklanamayacak kadar net. Muhalefet ise, Ukrayna konusunda olduğu gibi, bu konuda da hayli sessiz ve pasif. 

Levent Köker, Hukuk ve Demokrasi’de yorumladı:

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus