Öykü Didem Aydın ile Hukuk Okulu (17): Siyasi partilerin kapatılma kriterleri nelerdir? | Venedik Komisyonu ve AİHM

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

“Yayın, Doç. Dr. Öykü Didem Aydın’ca hazırlanan ve yayına sunulmuş bir makaleye dayanmaktadır. Kaynak göstermeden alıntı yapmayınız.”

Çoğulcu bir demokrasinin işleyişinde siyasi partilerin temel rolünü dikkate alan Venedik Komisyonu, görüşlerinde siyasi partilerin yasaklanması veya kapatılmasına ilişkin üç temel ilkenin öneminin altını çizmektedir:

(1) Yasaklama veya kapatmanın istisnai doğası

(2) Kapatma veya yasağın izlenen meşru amaçla orantılılığı ve

(3) Usul güvenceleri: siyasi partilerin yasaklanması veya kapatılması prosedürü, adalet, usulüne uygun işlem (due process güvenceleri) ve şeffaflık ilkelerini güvence altına almalıdır. 

Usuli güvenceler siyasal partilerin kapatılması davalarının açılması bakımından keyfilik anlamına eren ve rakip çoğunluk partisinin etkisinin hissedildiği bir kapatma sürecinin söz konusu olamamasını, kapatmanın siyasal rekabet etkilerinden bağımsız şekilde başlatılan bir girişim olmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda yargı bağımsızlığının geçerli olduğu bir sürecin yürütülmesi elzemdir. Bu, özellikle, kapatma gerekçesi olarak gösterilen yargı süreçleri ve bu süreçlere ilişkin tüm bağlam açısından da geçerlidir.  

Venedik Komisyonu, görüşlerinde ayrıca, özellikle olası kapatma kriterleri ve farklı hukuk sistemlerinde oluşturulan kapatma veya yasaklama prosedürleri ile ilgili olarak, parti kapatma konusundaki ulusal düzenlemelere genel bir bakış sağlamıştır.

Komisyonun siyasi partiler alanında beş tane başlıca çalışmaları ve çeşitli ülkelerle ilgili raporları bulunmakta. Bu raporları derleyince ve özellikle AİHM kriterleri bağlamında birlikte değerlendirince kapatılma kriterleri açısından şu temel prensipler göze çarpıyor.

Siyasal parti kapatma, örgütlenme özgürlüğüne tüm müdahaleler gibi kanuni (Anayasal), meşru bir amaca yönelmiş, demokratik toplumda zorunlu ve ölçülü bir müdahale olmalıdır. 

En başta belirtmem gerekir ki kapatma kriterleri, tüm siyasal partiler bakımından eşit olarak düzenlenmeli ve parti kapatma müessesesinin özellikle hükümet eden siyasal partinin mücerret “tek parti” olarak kalması amacına hizmet etmemesi önemlidir. Zira her ne kadar demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelmiş ve demokratik düzeni ortadan kaldıracak eylemlerin odağı olan siyasal partilerin kapatılması müessesesi pek çok Avrupa ülkesince kabul edilse de kapatma eyleminin kendisinin tek-partileşme ve demokratik düzenin ortadan kaldırılması anlamına ermemesi zorunludur.  Meşru amaç kriteriyle bağlantılı bu saptama, herhangi bir siyasal partinin kapatılmasının çoğulcu demokrasiyi korumak amaçlı mı olduğu yoksa zedelemek amaçlı mı olduğunun değerlendirilmesi gereğine işaret eder.

Kanunilik kriteri bağlamında önemle vurgulanması gereken bir nokta, kapatma gerekçesi olarak sayılan eylemlerin varlığının ve örneğim siyasal partiyi bunların odağı kılacak derecede atfedilebilirliğinin demokratik hukuk devletinde kapatma gerekçesi olarak sayılabilecek eylemlerden olması ve bunlarla ilgili yargısal müdahalelerin kendilerinin de kanunilik, meşru amaç, demokratik toplumda zorunluluk ve ölçülülük kriterleri bağlamında değerlendirilmesi gereğidir. Siyasal partilerin Avrupa’da demokrasinin hukuk yoluyla gerçekleştirilmesi bakımından vazgeçilmez ve üstün konumu onların -benzer diğer sivil örgütleri kapatmaya ilişkin standartlardan- daha yüksek eşiklerle korunmasını gerektirir. Yine kanunilik kriteri açısından önemli bir husus, kapatma nedeni olabilecek eylemlerin tanımlarının objektif olmasını, belirli olmasını, kapatma girişimi anında eylemlerin tehlikeye attığı ciddi değerlere (örneğin kamu güvenliğine ve demokratik düzenin işlerliğine) yönelik tehlikenin süregeliyor olmasını, kapatma yaptırımının geçmişe yürütülmemesini (yani kapatmaya muhatap olmak bakımından kapatmaya yol açan eylemlerin işlendikleri tarihte de hukuk düzenince kapatma nedeni olarak kabul edilebilir olmasını) ve kapatma kararına -özellikle hükümet etkisinden bağımsız- ve tarafsız yargı organlarınca adil yargılama prensiplerine uyularak varılmasını gerektirir.  

Kapatma, demokratik toplumda zorunlu olmalıdır. Bu çerçevede kapatma yaptırımı ile korunması amaçlanan  -örneğin kamu güvenliği, devletin bütünlüğü vb. değerler  “demokratik devlette kamu güvenliği”, “demokratik devlette devletin bütünlüğü” olarak okunmalıdır.  Demokratik devlet, şekli olarak Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin çoğu tarafından kabul görmüş kurum ve kurallarıyla işleyen ve Avrupa Konseyi’nin kuruluş amacıyla ön belirlenen değerlere saygılı devlettir. Maddi olarak bu devlet, düzenli seçim prensibi (seçme ve seçilme hakları) ile kanun önünde eşitlik ilkesi ve temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan ve en başta demokrasi prensibinin yaşamasına hizmet eden düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğü vb. özgürlüklere saygılı Anayasal, çoğulcu ve yargı bağımsızlığına sahip bir devlettir. Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin hepsinde bir Anayasa Mahkemesi bulunduğu gibi AİHM 47 Konsey üyesinde 830 milyon Avrupalının temel hak ve özgürlüklerini en üst seviyede güvence altına tutar. Avrupa Konseyi’ne üye devletlerde siyasal partilerin kapatılması istisnadır ve özellikle ülkesinde hukuk yoluyla demokrasiyi ortadan kaldırmaya doğrudan yönelmiş siyasal partileri konu alır. 

Yine kapatma mümkün olan tek yol olmalı, başka alternatif düşünülememeli ve meşru amacı gerçekleştirmeye yetememelidir, akla gelen başka önlemler varsa, öncelikle onlar uygulanmalıdır. Siyasal parti, kapatma nedeni sayılabilecek eylemlerle suçlandığında adil bir süreçte yargılanmalı ve savunma hakkına sahip olmalıdır. 

Ayrıca siyasal partilerin, örneğin sistem içinde derneklerin, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin vb. tüm örgütlerin kapatılmasına ilişkin kriterlerden çok daha yüksek kriterlere uygun olarak kapatılabilir. Bir kapatma davası değerlendirilirken, ilgili ülkede sayılan örgütlerin kapatılması kriterleri de karşılaştırmalı olarak değerlendirilip bir sonuca varılabilir. Kapatma, her durumda, asgari olarak, örgütlenme özgürlüklerinin ihlali  oluşturmamalıdır. Aynı zamanda kapatma seçme ve seçilme özgürlüklerinin ihlali de oluşturmamalıdır. Hem örgütlenme özgürlüğü hem de seçme ve seçilme hakları bakımından birlikte değerlendirmede bulunulmalıdır. 

Yine, siyasal partinin, demokratik yarışmaya saygılı olması kapatılmasının önündeki engellerden en önemlisidir. Demokratik yarışma barışçıl ve siyasal propaganda ve meşru bir programın yürütülmesi yoluyla gerçekleştirilir. Yarışma demokratik değil de şiddet yoluyla yürütülüyorsa veya partinin amacı ve bu amaca yönelik fiili uygulamaları demokratik düzenin nihayete erdirilmesi ve hinihacette kendisinin devletle özdeşleşmesi (tek-partileşmesi)  ise kapatılması için ciddi bir neden var sayılabilir.   

Bu noktada, eski üyesi bulunduğum, Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu’nun (Venedik Komisyonu) 14 Aralık 2020 tarihli, 881/2017 sayılı raporuna özellikle ve daha yeni tarihli olması nedeniyle dikkat çekmek isterim.  

Rapor Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 1308 (2002) sayılı Kararına da sıklıkla vurgulamaktadır. Bu kararın “Avrupa Konseyi Üye Devletlerinde Siyasi Partilere İlişkin Kısıtlamalar” hakkındaki 11. paragrafında, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) siyasi partilerin sınırlandırılması veya kapatılmasının, istisnai tedbirler olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ancak partinin şiddete başvurması veya iç barışı ve ülkenin demokratik anayasal düzenini tehdit etmesi halinde ve “mümkün olduğunca, kapatmadan daha az radikal tedbirler uygulanmalıdır.” AKPM bu bağlamda AİHM’nin “siyasi partilerin demokrasinin düzgün işleyişi için gerekli bir örgütlenme biçimi olduğu” görüşüne atıfta bulunmuştur. Mahkeme ayrıca, “[s]iyasi partilerin oynadığı rolü vurgulayarak onlara karşı alınan herhangi bir önlemin hem örgütlenme özgürlüğünü hem de dolayısıyla ilgili Devlette demokrasinin işleyişini etkilediğine” karar vermiştir. Bu, Mahkemenin şu sonuca varmasına yol açmıştır: [AİHS’nin] 11. maddesinde belirtilen istisnalar, siyasi partiler söz konusu olduğunda katı bir şekilde yorumlanmalıdır; sadece ikna edici ve zorlayıcı nedenler bu tür partilerin örgütlenme özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaları haklı gösterebilir”. Dolayısıyla devlet makamlarının bir siyasi partiyi kapatma veya bir partinin kurulmasını yasaklama yetkisi istisnai durumlarla ilgili olmalı, dar bir şekilde uyarlanmalı ve yalnızca aşırı durumlarda uygulanmalıdır. Siyasi partilerin demokratik süreçteki temel rolü göz önüne alındığında5, siyasi partilerden başka birliklere kıyasla daha sıkı bir inceleme gerektiren böylesine yüksek bir koruma seviyesi uygundur. 

Siyasi partilerin ilke olarak yasaklanmaması gerektiği ve kapatılamayacağı konusunda net bir ortak Avrupa yaklaşımı bile vardır. Parti kapatma konusunda prima facie (ilk bakışta) geniş kuralları olan ülkelerde bile bu kuralların nasıl uygulanacağı konusunda “aşırı kısıtlama” vardır. Bu kuralları fiilen uygulamak (hatta gündeme getirmek) için eşik son derece yüksektir. Örneğin hükümet sisteminde köklü değişiklikler savunan veya çoğunluğun kabul edilemez bulduğu görüşleri savunan partilere izin verilmesi yolunda yaygın bir uygulama vardır. Siyasi görüşler ilgili partinin yasaklanması ve kapatılması yoluyla sansürlenemezken parti üyelerinin yasadışı faaliyetleri olağan ceza hukuku sistemi ile yaptırıma tabi tutulmaktadır. Bu, resmi olarak “militan demokrasi” ilkesine bağlı olan ancak daha yakından analiz edildiğinde oldukça liberal ve hoşgörülü olan Alman sistemi gibi anayasal sistemler için bile geçerlidir. 

Elbette, evrensel ve bölgesel insan hakları belgeleri örgütlenme özgürlüğü üzerinde ulusal güvenlik ve kamu güvenliği (terörizm ve aşırılıkla mücadeleye yönelik tedbirler dahil), kamu düzeninin korunması veya suçun önlenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla sınırlamalar getirebilmektedirler. Bu tür önlemler demokratik bir toplumda nesnel ve gerekli olmalıdır ve izin verilen kısıtlamalar öngörülen amaçlar dışında uygulanamamalıdır. Bu bağlamda bir siyasal partinin sayılan meşru sebeplere dayanılarak değil de öngörülen amaç dışında bir amacı gerçekleştirmek için (örneğin seçimlere yakın bir dönemde rekabeti ortadan kaldırmak için) kapatılması kabul edilemez.

Mevzuat, siyasi partilerin yasaklanmasına ve kapatılmasına izin verilen aşırı durumları tanımlayan, dar bir şekilde formüle edilmiş kriterleri belirlemelidir. Yasaklama veya kapatma için bu tür nedenler mevzuatta listelenmiş olsa bile, yasağın ancak yasallık, ikincillik ve orantılılık olarak tanımlanan katı standartları karşılaması durumunda haklı gösterilebileceğini belirtmek önemlidir. Mevcut kısıtlamaların en şiddetlisi olan yasaklama ve kapatma ancak daha az kısıtlayıcı tüm önlemlerin yetersiz olduğu düşünüldüğünde haklı görülmelidir. Ayrıca, mevzuat, siyasi partilerin yasaklanması ve kapatılmasının sonuçlarını, özellikle bir partinin malvarlığına ve varlıklarına ne olacağını düzenlemelidir. Partinin amaç ve faaliyetlerinin uluslararası standartlara veya bu standartlara uygun mevzuata uygun olmaması nedeniyle yasaklanması ve feshedilmesi halinde ilgili fon veya varlıkların devlete intikal etmesi kanunla öngörülebilir. Bu tür tedbirler her zaman bir mahkeme kararına dayanmalı, AİHS’de sağlanan asgari gereklilikler ve güvencelerle uyumlu olmalı ve orantılı olmalıdır.    

  1. Orantılılık

Bir partinin yasaklanmasının veya kapatılmasının haklı olup olmadığı belirlenirken orantılılık konusunda katı mülahazalar uygulanmalıdır. Bu gereklilik, yalnızca bu tür önlemlerin ima ettiği örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanmasının ciddiyeti nedeniyle değil aynı zamanda devletin nihai garantörü olduğu demokratik çoğulculuk ilkesi tarafından da dikte edilmektedir. Gerçekten AİHM’nin belirttiği gibi “çoğulculuk olmadan demokrasi olmaz.” AKPM’nin belirttiği gibi “mümkün olduğunca kapatmadan daha az radikal önlemler kullanılmalıdır”. Dolayısıyla, devlet tarafından daha az kısıtlayıcı hiçbir yolun yeterli olmayacağını gösterilmelidir. Özellikle asgari üye sayısı veya coğrafi temsil gerekliliklerine uyulmaması nedeniyle yeterli desteğe sahip olunmadığı iddiasıyla mevcut bir partinin kapatılması, bu tedbir, ulusal güvenlik, kargaşanın veya suçun önlenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması çıkarları doğrultusunda alınmış olsa bile AİHM tarafından orantısız bulunmuştur. 11. maddenin 2. fıkrası anlamında bir gerekliliğin var olup olmadığının belirlenmesinde ilgili devletin yalnızca sınırlı bir takdir marjı bulunmaktadır. Bu, bağımsız mahkemeler de dahil olmak üzere hem hukuku hem de onu uygulayan kararları kapsayan titiz bir Avrupa denetimine tabidir. Titiz bir inceleme, bir siyasi partinin tamamen kapatıldığı durumlarda daha da gereklidir. Bu bağlamda AİHM, önündeki davanın genel arka planını, özellikle terörle mücadeleyle ilgili zorlukları dikkate almaya hazırdır, ancak yalnızca ilgili partinin terörizmin yol açtığı sorunlar için herhangi bir sorumluluk taşıdığına dair kanıt bulunduğu ölçüde. Bu kriter sorun olarak belirlenen terörizmin kaynağının bu siyasal parti olup olmadığının incelenmesinin yanında partinin sorunun artışına katkısının son derece net bir şekilde ortaya konulmasını gerektirir.   

Venedik Komisyonuna göre AKPM 1308 (2002) sayılı Kararında şunları belirtmiştir: “Siyasi partilere getirilen kısıtlamalar sorunu, tüm demokrasilerin karşı karşıya olduğu ikilemi yansıtmaktadır: Bir yandan, bazı aşırılık yanlısı partilerin ideolojisi, demokratik ilkelere ve insan haklarına aykırıdır ve diğer yandan, her demokratik rejim, ifade özgürlüğü ile toplanma ve örgütlenme özgürlüğü için azami garantiler sağlamalıdır. Bu nedenle demokrasiler, bu tür partiler tarafından temsil edilen ülkedeki demokratik düzene yönelik tehdit düzeyini değerlendirerek ve güvenceler sağlayarak bir denge kurmalıdır.” 

Yukarıda belirtildiği gibi, bir siyasi partiyi kapatma veya yasaklama olasılığı, istisnai olarak dar bir şekilde tasarlanmalı ve yalnızca aşırı durumlarda uygulanmalıdır. Bu şartın karşılanıp karşılanmadığı nihai olarak Avrupa Konseyi üye devletleriyle ilgili olarak AİHM’nin incelemesi altındadır. Mahkeme incelemesini yaparken sadece ilgili devletin takdir yetkisini makul, dikkatli ve iyi niyetle kullanıp kullanmadığını tespit etmekle yetinmek zorunda değildir, aynı zamanda şikayet edilen müdahaleye bir bütün olarak davanın ışığında bakacak ve müdahalenin izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığını ve ulusal makamlar tarafından bunu haklı çıkarmak için ileri sürülen nedenlerin ilgili ve yeterli olup olmadığını belirleyecektir.   

Siyasi partilerin örgütlenme özgürlüğüne getirilen kısıtlamaların kesinlikle orantılı olması gerektiği “mümkün olduğunca, kapatmadan daha az radikal önlemlerin kullanılması gerektiği” anlamına gelir. Bu nedenle devlet tarafından daha az kısıtlayıcı hiçbir yöntemin uygulanmayacağı gösterilmelidir. Siyasi partiler, diğer ilgili ve yeterli koşulların yokluğunda, küçük idari veya operasyonel davranış ihlalleri nedeniyle veya yalnızca seçilen isim nedeniyle asla kapatılmamalıdır. Bu gibi durumlarda daha az yaptırım uygulanmalıdır. 

C. Amaçların ve Araçların Meşruiyeti

Bir siyasi parti bölgesel, dini veya azınlık partisi olduğu veya bir kimliği desteklediği için veya fikirleri olumsuz, popüler olmadığı veya saldırgan olduğu için yasaklanmamalı veya kapatılmamalıdır. Demokrasi ifade özgürlüğü üzerinde geliştiğinden “Bir siyasi grubu, yalnızca Devlet nüfusunun bir kısmının durumunu alenen tartışmak istediği için engellemenin hiçbir gerekçesi olamaz”.  İlgili taraf şiddet kullanmıyor veya şiddet çağrısı yapmıyorsa ve sivil barışı veya temel demokratik ilkeleri tehdit etmiyorsa o zaman ne yasaklama ne de kapatma meşrudur.

Sonuç olarak, bir partinin hükümet eylemlerini eleştirmesi, anayasal düzenin barışçıl bir şekilde değiştirilmesini savunması veya belirli bir kişinin kendi kaderini tayinini desteklemesi tek başına bir partin yasağını haklı çıkarmak için yeterli değildir.  AİHM, parti programlarının belirli bir devletin mevcut ilke ve yapılarıyla bağdaşmayabileceğini, ancak demokrasinin özü olarak “çeşitli siyasi programların önerilmesine ve tartışılmasına izin verme”ye hizmet edebileceği için demokrasinin kurallarıyla uyumlu olabileceğini belirtmiştir. Demokrasinin kendisine zarar vermemek kaydıyla bir Devletin mevcut örgütlenme biçimini sorgulayanlar bile yasaklanamaz.”  

Bu itibarla, bir siyasi partinin Devletin yasasında veya yasal veya anayasal yapılarında bir değişikliği teşvik edebilmesi için iki koşul gerçekleşmelidir: birincisi, bu amaçla kullanılan araçlar yasal ve demokratik olmalıdır; ikinci olarak, önerilen değişikliğin temel demokratik ilkelerle uyumlu olması gerekir. Bunun sonucu olarak, liderleri şiddeti teşvik eden veya demokrasiye saygı göstermeyen ya da demokrasiyi yok etmeyi amaçlayan bir politika ortaya koyan bir siyasi parti, zorunlu olarak, Sözleşme’nin hükümlerine karşı iddiada bulunamaz. Bu gerekçelerle verilen cezalara karşı koruma göremez. Şiddeti ve demokrasinin yok edilmesini destekleyen eylemlerin ve konuşmaların sürdürülmesi ve parti liderlerinin ve üyelerinin terör eylemlerinden ve inançlarından uzak durmayı reddetmeleri, belirli durumlarda kapatmayı haklı gösterebilir. Refah Partisi v. Türkiye davasında AİHM, bir partinin “demokrasiye saygı göstermeyen veya demokrasiyi yok etmeyi ve demokraside tanınan hak ve özgürlükleri çiğnemeyi amaçlayan” bir politika izlemesi halinde yasaklanabileceği görüşünü benimsemiştir. Bu, partinin amaçlarına ulaşmak için yasal yolları kullandığı durumlarda bile geçerlidir. 

  1. Sınırlı Etkiler, Tesadüfi Faaliyetler

 Bazı devletler, partilerin tüzüklerinin ve programatik faaliyetlerinin temel demokratik ilkeleri ihlal ettiği tespit edilse bile, bu tür partilerin sahip oldukları etki marjinal ise ve seçim kazanma ihtimalleri düşükse, partileri yasaklamaktan vazgeçerler; bu nedenle, bunların demokratik ilke ve değerlere yönelik yakın bir tehdit oluşturduğu düşünülemez. Aynı şekilde, bir partinin üyelerinin veya liderlerinin terörizme dolaylı destek olarak yorumlanabilecek eylem ve konuşmalarından açıkça uzaklaşmadığı gerekçesiyle ‘acil bir sosyal ihtiyacı’ karşılamak için kapatma kararı verilmesine rağmen partinin kamu düzeni üzerindeki sınırlı siyasi etkisi veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması dikkate alındığında, özel durumda böyle bir yaptırımın haksız olduğuna karar verilmiştir.

Siyasi partilerin, sadece şahıs olarak parti üyelerinin arızi faaliyetlerine dayandırılarak kapatılması, partilere en değerli örgütlenmeler olarak tanınan koruma ile bağdaşmaz. Bu uyumsuzluk, bu kişilerin bir bütün olarak partinin temsilcisi olarak hareket ettiklerinin kanıtlanabildiği durumlar dışında, parti liderliğinin bireysel eylemlerini de kapsar. Kapatmanın haklı olabilmesi için, eylemin kapatmayı gerektiren amaçlar belirleyen öznesinin partinin yasal organı olduğunun gösterilmesi gerekir, bireysel üyenin davranışı yetmez. Bir parti, üyelerinin münferit eylemlerinden özellikle de bu tür eylemler parti tüzüğüne veya parti faaliyetlerine aykırıysa sorumlu tutulamaz. Bu nedenle çevrimiçi veya çevrimdışı olarak üstlenilen eylemler veya ifade edilen sözler bir parti içindeki belirli kişiler tarafından, partiyi resmen temsil etmese de, yalnızca bu kişilere atfedilmelidir. Aynı durum, siyasi/kamusal ve parti faaliyetleri çerçevesinde parti tarafından yetkilendirilmemiş üyelerin bireysel davranışları için de geçerlidir. Bu gibi durumlarda, bu kişilere karşı uygun hukuki ve cezai yaptırımlar uygulanabilir.

Bununla birlikte, bir siyasi partinin resmi programının Sözleşme standartlarıyla uyumlu olmaması, partinin amaç ve niyetlerini belirlemede tek kriter değildir. Geçmiş, temel ilkelere aykırı bu tür amaçları olan siyasi partilerin, iktidarı ele geçirdikten sonra bunları genellikle resmi yayınlarında açıklamadıklarını göstermiştir. Bu nedenle programın içeriği, parti liderlerinin eylemleri ve savundukları pozisyonlarla karşılaştırılmalıdır, bunlar birlikte ele alındığında partinin gerçek amaçlarını ve niyetlerini ortaya çıkarabilir ve kapatılmasını haklı çıkarabilir.

 E. Ciddi, Yakın Tehdit (Açık ve Yakın Tehlike)

 Son olarak politikanın demokrasi açısından taşıdığı tehlike açık ve yakın olarak ortadaysa bir siyasi partinin iktidarı ele geçirmesi ve Sözleşme ve demokrasi standartlarıyla bağdaşmayan politikasını uygulama sürecinde olmasının gerekli olmadığı gözlemlenmelidir.  Mahkeme, “böyle bir tehlikenin varlığının ulusal mahkemeler tarafından, titiz bir Avrupa denetimine tabi olan ayrıntılı bir incelemeden sonra tespit edilmesi halinde, bir Devlet, Sözleşme hükümleriyle bağdaşmayan böyle bir politikanın uygulanmasını, sivil barışa ve ülkenin demokratik rejimine zarar verebilecek somut adımlarla hayata geçirilmesi için yapılan bir girişimi beklemeden kapatabilir.  Özetle, bir siyasi partinin yasaklanmasının veya kapatılmasının haklı olup olmadığına ilişkin genel inceleme, “aşağıdaki noktalara odaklanmalıdır: (i) var olduğunun kanıtlandığı varsayıldığında, demokrasiye yönelik riskin yeterince yakın olduğuna dair makul kanıtların bulunup bulunmadığı. ; (ii) siyasi parti liderlerinin ve üyelerinin eylem ve konuşmalarının, parti tarafından tasarlanan ve savunulan “demokratik toplum” kavramıyla bağdaşmayan bir toplum modelinin net bir resmini veren bir bütün oluşturup oluşturmadığı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus