Hızlı ve Kısa Yorum (15): Düellonun en büyük kaybedeni Süleyman Soylu

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasındaki sığınmacı tartışması giderek sertleşiyor.

Soylu, katıldığı canlı yayında Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ için, “Ben bu adamı adam yerine ve insan yerine koymam. Soros çocuğudur ve operasyon çocuğudur. İstihbarat elemanı olduğu apaçık bellidir” dedi.

Soylu’ya “Tek başıma İçişleri Bakanlığı’nın önüne gideceğim. Tek başıma, silahsız. Süleyman, zerre kadar erkeklik onurun varsa beni saat 11.00’de kapıda bekle. Seni bulacağım, erkeksen bekle” yanıtını veren Özdağ, bugün İçişleri Bakanlığı’nın önüne gitti.

Ruşen Çakır, Hızlı ve Kısa Yorum’da Özdağ-Soylu kavgasını ele aldı.

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı

Merhaba, iyi günler. Türkiye siyâsî târihinde ender rastlanan bir olay oldu. İçişleri Bakanlığı önüne gitmek isteyen Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Ümit Özdağ’a izin verilmedi. Bir düello çarısı yaptı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya ve tahmin edileceği gibi, İçişleri Bakanlığı’na gidilmesine izin verilmedi. İçişleri Bakanlığı’na bağlı polisler tarafından engellendi.

Olayın detaylarını anlatmaya çok fazla gerek yok, çünkü herkes biliyor. Bir televizyon yayınında Süleyman Soylu, canlı yayında Ümit Özdağ hakkında çok söz etti, hakaretâmiz sözler etti, suçlamalarda bulundu, istihbaratçı olmakla suçladı ve belki de en çok kızdıran hususlardan birisi, onu “Sorosçu” olmakla, yani George Soros’tan fon almakla suçladı ve bunun üzerine de Ümit Özdağ ona adıyla hitap ederek bir düello teklifinde bulundu ve yaşananları gördük.

Bundan sonra neler yaşanacak? Özdağ’ın deyişine göre, “ikisinden birisi ölene kadar” bu olay sürecek ve yine Özdağ’ın deyişine göre, Süleyman Soylu ona öteden beri komplo yapmaya çalışan bir isim. Normal şartlarda bu iki siyâsetçiye bakıldığında, aynı partide yan yana bulunmaları hiç de şaşırtmayacak iki kişiden bahsediyoruz. Tabii ki kişisel özellikleri farklıdır, birbirleriyle ilişkileri farklıdır; ama siyâsî duruş olarak baktığımızda, çok da birbirine yabancı, düşman duruşlarda değiller. Ama kader bir şekilde siyâsî olarak onları ayrı partilere yönlendirdi. 

Süleyman Soylu kendisi bir parti kurdu, sonra AKP’ye katıldı. Normalde merkez sağ profil çizerken, birdenbire daha aşırı bir sağ profile sâhip oldu ve MHP tarafından kendisine, Cumhur İttifakı’nda daha çok sâhip çıkılır oldu. Ümit Özdağ da ailecek Türkçü hareketin içerisinden, ülkücü hareketin içerisinden gelen birisi. MHP, ardından İYİ Parti ve nihâyet kendi partisi; ama Ümit Özdağ’ın çizgisinin çok da değiştiği söylenemez. Süleyman Soylu’da bir savrulma olduğu da muhakkak; ama bunlar tamâmen konjonktürlerin gerektirdiği şeyler. 

Bu ikisi pekâlâ birlikte olabilirdi ve ilginç bir şekilde, aslında kavga etmeleri çok da beklenmeyecek bir olayda, sığınmacılar meselesinde çıngar koptu. Süleyman Soylu, iktidar içerisinden sığınmacılar meselesini en açık ve en âmiyâne tâbirlerle savunmaya kalkan, örneğin bunların sigortasız çalıştığını ve işverenlerin sığınmacılardan çok memnun olduğunu canlı yayında söyleyebilecek kadar cüretkâr ve ölçüyü kaçırmış bir şekilde, bu olayda Ümit Özdağ ve ona yakın çevrelerin sığınmacı düşmanlığına ve karşıtlığına cevap vermeye kalktı. 

Buradaki neden tabii ki olayın doğrudan İçişleri Bakanlığı’nı ilgilendirmesi; fakat pekâlâ bu topa böyle girmeyebilirdi. Bu kadar cüretkâr bir çıkış yapmasını gerçekten şahsen anlayamıyorum. Yani daha sâkin bir şekilde, daha genelgeçer lâflarla yapabilirdi. Bir meydan okuyuş içerisine girdi ve cevâbını Ümit Özdağ’dan ânında aldı. Sonuç olarak “erkeklik” meselesinin öne çıktığı, tamamen maço bir dille karşı karşıyayız ve bir meydan okuyuş var, düello çağrısı var ve düelloya tabii ki beklendiği gibi riayet etmeyen, çağrıya riayet etmeyen bir Süleyman Soylu var.

Sonuçta, uzaktan baktığımızda iki tarafın da kaybettiği, anlamsız, ama aynı zamanda çok anlamlı bir sokak kavgasına tanık oluyoruz. Birisi ülkenin İçişleri Bakanı; normalde sokaktaki kavgaları engellemesi gereken kişi, diğeri de yeni kurulmuş bir partinin profesör olan genel başkanı ve sonuçta, aslında ikisinin de kaybettiği bir süreç oldu bu bence; ama en büyük kaybı Süleyman Soylu yaşıyor. Sedat Peker olayı daha yeni unutulurken, bunun da nasıl kapatılmış olduğunu herhalde ilerideki günlerde öğreneceğiz; Sedat Peker’in nasıl sustuğunu, neden susturulduğunu… 

Tam bu olay unutulmuş ve Süleyman Soylu birazcık rahatlamışken, şimdi tekrar ülke içerisinde yeni bir Sedat Peker yarattı ve bu sefer dokunulmazlığı olan, belli bir gücü olan ve her şeyden önce belli bir partisi ve destekçisi olan birisini yarattı ve dikkat edilirse Ümit Özdağ’ın Süleyman Soylu’ya meydan okurken hitâbıyla, Sedat Peker’in Süleyman Soylu’ya hitâbı arasında çok büyük benzerlikler var. Sonuçta, çok acı bir ülkede, tamâmen içi boşalan bir ülkede; ekonomik anlamda, siyâsî anlamda, ahlâkî anlamda değersizleşen bir ülkede yaşıyoruz ve bu son olay bunu gösteriyor. Ülke olarak hep birlikte kaybediyoruz; ama bu olayda en büyük kaybeden Süleyman Soylu. Bakalım bundan sonra durumu nasıl toparlayabilecek, Ümit Özdağ kolay kolay susacağa benzemiyor. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus