Levent Köker ile Hukuk ve Demokrasi (101): Terör mutlaka patlayan bir bombayla zuhur etmez!

“Terör” hayatımıza ne zaman girdi, kestirmek zor ama, bir türlü kurtulamıyoruz bu belâdan. En temel değer olan insan hayatını bitiriyor, hem maddeten hem de mânen. Canlar gidiyor, ateş düştüğü yeri yakıyor! Eskiden, terör sözcüğünün yerine “tedhiş” kullanılırdı, Arapça “dhş” kökünden, isim hâli dehşet, korkutma, sindirme, yıldırma gibi anlam yükleriyle dolu. Tam, Batı dillerinden ödünç alınan “terör” gibi. Acaba, diyorum, tedhiş yerine terör sözcüğünü geçirmiş olmamız ve bu kelimeyi sâdece devlet dışındaki kişi ve örgütlerin topluma korku salan şiddet eylemleri için kullanmamız anlam dünyamızda ve “terör” karşısındaki tepkilerimizde bir çarpıklığa, tedhişin devletten de, daha doğrusu devleti yönetenlerin eylemlerinden de
kaynaklanabileceğini göremememize neden olmuş olabilir mi? Hattâ, terörün görece sık tekrarlanması, hayatın normal seyrinin bozulması ile birlikte, devlet yönetiminin de normal – rutin- dışına çıkmasına gerekçe oluşturmasına ve böylece normal dışı yönetim usûllerinin “normalleşmesi”ne yol açmış olabilir mi?

Böyle bir tez, özellikle ABD’deki 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra yaygınlık kazandı. İngilizce “emerge”, yâni zuhur etmek anlamındaki fiilden türeme, birdenbire, âniden zuhur eden, beklenmedik olaylar karşısında, bu ârızî durumun gerektirdiği “normal dışı” uygulamalara izin vermek anlamını taşıyan “emergency”, Türkçe’de “fevkâlâde” veya “olağanüstü” hâl diye anılan durumu ifâde ediyor. Beklenmedik bir biçimde zuhur edip ortalığa dehşet saçan terör ya da tedhiş, sâdece toplumsal hayâtı değil, devlet yönetimini de alarma geçiriyor: “olağanüstü hâl”!

Olağanüstü hâl, tanımı gereği, olağanüstü -rutin dışı- bir biçimde zuhur etmiş şartları ortadan kaldırıp, normal düzene geri dönmeyi hedefliyor. Lâkin, böyle olmuyor. Sâdece 11 Eylül 2001’den bu yana değil, çok daha öncelerden başlayarak gelişen ve “kapitalist modernite” ile birleştirilen bir durum söz konusu: olağanüstü hâl yönetimleri, kapitalist modernite altında hukuk devletini ortadan kaldıran bir biçimde kalıcılaşmış vaziyette. Neocleus’un bu teziyle çatışmayan bir diğer yaklaşım ise, neoliberalizmin devleti ve toplumu kriz dolayımıyla yönetmesinin kalıcı bir tarz hâline gelmesini ileri süren bir başka tezle de birlikte düşünebiliriz. Sonuçta, farklı tezlerin ortak noktası olarak görülmesi gereken çok temel nokta, tedhişin ya da terörün bir olağanüstü hal gerekçesi olarak devlet tarafından da pekâlâ üretilip, devreye sokulabileceği
gerçeği.

Dünya üzerinde yaygınlaşan bir gerçeklik olarak olağanüstü hâlin olağanlaşması ve kalıcı hâle gelmesi, Türkiye’de bir hayli farklı bir biçimde tecrübe ediliyor. Türkiye’de, (1) olağanüstü hâl ilân edilmeden, ancak olağanüstü hâl altında alınabilecek kararlar alınıp uygulanabiliyor; (2) olağanüstü hâl ilân edildiği zaman da, olağanüstü hâlin Anayasa’da ve Olağanüstü Hâl Kânunu’ndaki sınırlamalara uyulmuyor, sanki olağanüstü hâl bir hukuk boşluğu hâli gibi yaşanıyor; (3) buna ek olarak tek kişilik yürütme organına yasama yetkisine eşdeğer yetkiler verilmek sûretiyle, devlet yönetiminin kuralla bağlı, öngörülebilir bir yönetim olmaktan çıkmasının yolu açılıyor. Bu durumun en önemli tezâhürü, kanımca, çağdaş hukuk devletlerinde temel bir karine olan hukuka uygunluğun bugünün Türkiye’sinde muazzam bir erozyona uğramış olmasıdır. Bu erozyonu şöyle ifâde edebiliriz: Devletin yasama, yürütme ve idare ve yargı alanlarındaki bütün eylem ve işlemlerinin hukuka uygun oldukları “karine” olarak kabul edilir. Yâni, devlet bir iş yaparsa bunu hukuka uygun olarak yapar. Aksi iddia ediliyorsa, bunun çözüm yeri adlî, idârî veyâ anayasal yargı mercileridir. Türkiye’de devlet yönetiminin bugün geldiği noktada, bu karine artık geçerliliğini kaybetmektedir. Soru şu: Bir eylemi veya işlemi devlet yapıyorsa, bunun hukuka uygun olduğunu peşinen ve gönül rahatlığıyla kabûl edebiliyor muyuz? Benim cevâbım “hayır” yönündedir ve toplumu bundan daha fazla dehşete düşüren, yâni terörize eden bir durumun da olmadığını söyleyebilirim. Terör her zaman bir bombanın patlaması ve insanların ölmesi şeklinde zuhur etmiyor, bunlardan daha kalıcı bir biçimde dehşet verici olan şey, devletin hukuk dışı davranabileceğinin kabûllenilmek zorunda olması.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus