İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Rasim Ozan Kütahyalı’nın yasadışı bahis soruşturması kapsamında tutuklanmasını değerlendirdi. “Rasim Ozan Kütahyalı için üzülmeli miyiz?” başlıklı yayında Çakır, Türkiye’deki hukuk sistemi, medya ve Kütahyalı’nın geçmişteki eylemleri bağlamındaki yankılarını değerlendirdi.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Rasim Ozan Kütahyalı, yasadışı bahis suçlamasıyla tutuklandı.
- Ruşen Çakır, Türkiye’deki hukuk sistemi ve medya hakkında eleştirilerde bulundu.
- Çakır, Kütahyalı’nın durumu için üzülüp üzülmemesi gerektiğini sorguladı.
- İktidar yanlısı medya, Kütahyalı hakkında olumsuz yorumlar yaptı ve Çakır bu durumu eleştirdi.
- Kütahyalı’nın geçmişteki eylemleri ve eleştirileri gündeme taşındı.
Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yasadışı bahis, nitelikli dolandırıcılık, rüşvet ve kara para aklama suçlamalarıyla başlattığı soruşturma kapsamında 14 Mayıs Perşembe günü gözaltına alınan televizyon yorumcusu Rasim Ozan Kütahyalı tutuklandı.
Rasim Ozan Kütahyalı’nın, kendi mahallesinden kişiler tarafından infaz edildiğini hatırlatan Ruşen Çakır, “Kurtlukta düşeni yemek kuraldır. En çok iktidar yanlısı medyada büyük bir iştahla hakkında yazılıp çizildiğini gördük. İktidar yanlısı medyanın hakkında yazdıkları ortada ve ekranlarda birtakım yorumcular anında sattılar. Belli ki kullanımı bitmiş” dedi.

“‘Rasim Ozan Kütahyalı için üzülmeli miyiz?’ diye soruyorum çünkü Türkiye’de hukuk sistemi diye bir şey kalmadı” diyen Çakır, her türlü olaya şüpheyle yaklaşmak gerektiğini hatırlattı.
- Halk TV, Rasim Ozan Kütahyalı röportajını kaldırdı
- “CHP’ye kayyum atanacak” diyen Rasim Ozan Kütahyalı hakkında soruşturma başlatıldı
- Rasim Ozan Kütahyalı kimdir?
Rasim Ozan Kütahyalı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) soruşturması kapsamında tutuklanan Murat Ongun hakkında söylediklerini hatırlatan Çakır, “Ne diyor Murat Ongun için? ‘Ya etkin pişmanlıktan yararlanacak ya da cezaevinden ölüsü çıkacak.’ Bunu diyebilmiş birisi ama hiçbirimiz şaşırmıyoruz. Çok kişiyi dün Ergenekon-Balyoz döneminde, bugün de, diyelim ki 19 Mart sürecinde özellikle, çok kolay bir şekilde hayatlarıyla, onların özgürlüklerini kaybetmesiyle bir şekilde alay etti, dalga geçti, onları damgaladı. Ve şimdi kendisi benzer bir olayı yaşıyor” diye konuştu.
Üzülmeli miyiz?
Ruşen Çakır şöyle devam etti:
“Haksız bir suçlama olabilir, belki doğrudur. Ama onun yöntemiyle bakarak şunu söylemeyeceğim, ‘tutuklandıysa suçludur’ demeyeceğim. Bakalım mahkeme nasıl sonuçlanacak? Mahkeme gerçekten adil davranacak mı? Kendisi hakkında aslında çok fazla bir şey söylemek istemiyordum. Fakat emniyete verdiği ifadenin son bölümü beni bu yayına teşvik etti. Onun için ‘Üzülmeli miyiz?’ diye sordum. Diyor ki ‘Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Eşim hamiledir ve her gün ağlamaktadır. Düşük yapması ihtimalinden korkuyorum. Ayrıca 12 yaşımda iki kızım da iki gündür akran zorbalığı yaşamaktadır ve tüm gün ağlamaktadırlar. Çünkü medya benim haberlerimi yapmaktadır.’ Bütün bu süreçleri yaşamış insanlar, Ergenekon, Balyoz, şimdi 19 Mart… Bu insanların eşleri, çocukları yok muydu? Hastanede hayatını kaybedenler var. Bunlara karşı en ufak bir empati gösterdi mi?”
- Yasadışı bahis operasyonu: Rasim Ozan Kütahyalı gözaltına alındı
- Ruşen Çakır yazdı: Nagehan Alçı yalnız mıdır, değil midir?
- Levent Gültekin’e kim, niçin saldırdı?
- Nagehan Alçı, eski eşi Rasim Ozan Kütahyalı’dan yıllar boyunca şiddet gördüğünü açıkladı
- Rasim Ozan Kütahyalı’nın avukatının adı “İBB Borsası”nda geçiyor
Video deşifresi
Ruşen Çakır yorumladı: Rasim Ozan Kütahyalı için üzülmeli miyiz?
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Öncelikle 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlamak istiyorum. Ve konumuz Rasim Ozan Kütahyalı’nın gözaltına alınması ve sonra tutuklanması. Kimileri kendisinden kısaltmayla bahsediyorlar, o kısaltmanın ona hak etmediği bir şey verdiğini düşünüyorum. Bir de satranç seven birisi olarak onun adının satrançtaki bir hareketten adlandırılmasını doğru bulmadığımı da vurgulamak isterim. Her neyse. Tutuklandı ve üzerine çok şey yazıldı, çizildi. Öncelikle tabii ki aynı mahalleden olduğu varsayılabilecek kişiler tarafından bir güzel infaz edildi. Ne denir? Kurtlukta düşeni yemek kuraldır. En çok iktidar yanlısı medyada büyük bir iştahla hakkında yazılıp çizildiğini gördük. İktidar yanlısı medyanın hakkında yazdıkları ve ekranlarda birtakım yorumcuların diyelim, gazeteci demiyorum, söyledikleri ortada. Yani sattılar, anında sattılar. Belli ki kullanımı bitmiş.
Niye ‘‘üzülmeli miyiz’’ diye soruyorum? Çünkü sonuçta Türkiye’de hukuk sistemi diye bir şey kalmadı. Bağımsız, tarafsız yargı diye bir şey kalmadı. Dolayısıyla her türlü bu tür olaylara şüpheyle yaklaşmakta yarar var. Bunun oluşmasında tabii ki Rasim Ozan Kütahyalı ve benzerlerinin çok büyük katkıları var. Dün Fethullahçılarla beraber yapıyordu. Daha sonra Fethullahçılarla son anda yolunu ayırıp paçayı kurtardı. Sonra tekrar iktidarın yanında herkese akıl vermeye, yol yordam göstermeye ve tabii ki örtülü ya da açık bir şekilde tehdit etmeye devam etti. En son Murat Ongun ile ilgili yaptığı videosunu gördüm. Bir insan bunu nasıl yapar, açıkçası anlamak mümkün değil. Ne diyor Murat Ongun için? ‘‘Ya etkin pişmanlıktan yararlanacak ya da cezaevinden ölüsü çıkacak.’’ Bunu diyebilmiş birisi.
Ama hiçbirimiz şaşırmıyoruz. Ben hiç şaşırmıyorum. Çünkü zamanında benim hakkımda Taraf Gazetesi‘nde yazdıklarını biliyorum. Beni o dönem Fethullahçı savcılar ve polis şefleriyle beraber içeri attırmak için bayağı bir çaba sarf etti, birçok kez hakkımda yazdı. Ama benim yine sonuçta başıma bir şey gelmedi. Çok kişiyle; dün Ergenekon, Balyoz döneminde, bugün de diyelim ki 19 Mart sürecinde özellikle çok kolay bir şekilde onların hayatlarıyla, onların özgürlüklerini kaybetmesiyle bir şekilde alay etti, dalga geçti, onları damgaladı ve şimdi kendisi benzer bir olayı yaşıyor. Bakın, ‘‘gazeteci’’ demiyorum. Hiçbir zaman gazeteci olmadı. Yorumculuk yaptı. Köşe yazdı. Spordan siyasete kadar her konuda ahkam kesti. Bir kere CHP ile ilgili yaptığı bir yorumdan dolayı bir gözaltı oldu ve bırakıldı.
Öyle bir durumda başına bir şey gelmesiyle şimdiki durum arasında bir kere çok büyük fark var. Onun olayını, bir yorumcunun başına gelen bir olay olarak göremeyiz. Çünkü yasa dışı bahis gibi bambaşka bir olaydan dolayı soruşturma içerisinde. Bu konudaki bir örgütün üyesi olmakla suçlandı ve tutuklandı. 2021-2024 arası 3 yıl içerisinde 35 milyon TL’lik para hareketi saptanmış MASAK raporuna göre. O kendince bunu bir şekilde izah ettiğini düşünüyor. Olabilir. Haksız bir suçlama olabilir. Belki doğrudur. Ama onun yöntemiyle bakarak şunu söylemeyeceğim; ‘‘Tutuklandıysa suçludur!’’ demeyeceğim. Bakalım mahkeme nasıl sonuçlanacak. Mahkeme gerçekten adil davranacak mı? Şu mu bu mu? Şimdi kendisi hakkında aslında çok fazla bir şey söylemek istemiyordum. Fakat emniyete verdiği ifadenin son bölümü beni bu yayına teşvik etti. Onun için ‘‘üzülmeli miyiz’’ diye sordum.
Diyor ki: ‘‘Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Eşim hamiledir ve her gün ağlamaktadır. Düşük yapması ihtimalinden korkuyorum. Ayrıca 12 yaşında iki kızım da iki gündür akran zorbalığı yaşamaktadır ve tüm gün ağlamaktadırlar. Çünkü medya benim haberlerimi yapmaktadır. (Medya, Rasim Ozan Kütahyalı haberleri yapıyormuş.) Çoğu uydurma haberdir. (Allah Allah! Yani Türkiye’de uydurma haber varmış.) Bir an evvel hamile olan eşime ve iki kızıma kavuşmak istiyorum. Onları yalnız bırakırsam yaşanacaklardan endişe ediyorum. Hamile olan eşimin ve iki kızımın üç gündür yaşadığı ızdırap beni mahvediyor.’’ Diyor ki, ‘‘bana acıyın, beni bırakın.’’
Şimdi bütün bu süreçleri yaşamış insanlar olarak: Ergenekon, Balyoz, şimdi 19 Mart; bu insanların eşleri, çocukları yok muydu? Hastanede hayatını kaybedenler var. Bunlara karşı en ufak bir empati gösterdi mi? Bunların eşleri, hamile eşler ki 19 Mart’ta birçok öyle olay görüyoruz. Cezaevinde evlenenler, fotoğrafları bile verilmeyenler, ta bilmem ne kadar mesafeden çocuklarını ya da eşlerini, kardeşlerini ziyarete gidenler. İstanbul’da yaşayıp İstanbul dışında cezaevlerine yatırılanlar; mesela Afyon’da yaşlı ana babalar saatlerce yol gidiyor vesaire. Nice insanlık dramı yaşandı Türkiye’de. Trajediler yaşandı ve bu dramların, trajedilerin bir şekilde parçası olmuş ve bundan hiçbir şekilde rahatsızlık duymamış; tam tersine buralardan kendine sermaye edinmiş birisinden bahsediyoruz.
Eşi hamileymiş. Umarım onun söylediği gibi düşük yapmaz. Sanmıyorum yapacağını. 12 yaşında iki kızı varmış. Tabii ki birtakım şeylere maruz kalıyor olabilirler, maalesef. Ama Rasim Ozan Kütahyalı gibi birisinin bunun üzerinden kendini kurtarmaya çalışması beni hiç şaşırtmadı. Hiç şaşırtmadı. Yani başka birisi olsa böyle şeyler söylemez. Yani, ‘‘Benim eşim hamile, çocuklarım var. Onlar çok mağdur oldu. Beni salın.’’ demek bambaşka bir kişilik profilini bize gösteriyor ki aslında bunu okuduğumuz zaman, ifadesinde böyle dediğini gördüğümüz zaman şaşırmıyoruz. Ben hiç şaşırmadım. Ama şunu söylüyorum; üzülmemiz gerekmiyor. Umarım adalet hak etmeyenler için de yerini bulur. Suçludur, suçsuzdur bilmiyorum. Bildiğim konular değil. Yasa dışı bahis, işte para hareketleri… Ama bakıyorum yani ayda yaklaşık 1 milyon liralık para hareketi. Yani nasıl olabilir? Bir iş insanı olsa falan bile bu çok çarpıcı bir rakam. Kendi halinde bir yorumcunun ayda 1 milyonluk para hareketi; ama dediğim gibi bilmiyorum, benim işim değil.
Fakat şunu söyleyeceğim; eğer gerçekten söylediği ettiğinden dolayı başına bunlar gelseydi o zaman daha temkinli bir dil kullanmayı belki de bu yayını yapmamayı tercih ederdim. Ama yasa dışı bahisten tutuklanmış, ayda 1 milyon, yaklaşık 1 milyonluk para hareketleri, şüpheli para hareketlerinden dolayı tutuklanmış birisinin kalkıp çocukları ve hamile eşi üzerinden bir şey istemesi, talepte bulunması… Yani bir şekilde bunu not etmek istedim. Sevinmeniz de gerekmiyor, üzülmeniz de gerekmiyor. Ama şunu da görüyoruz ki burası Türkiye. Herkese bir şekilde sıra gelebiliyor ve her an birilerinin üzerine kolaylıkla çarpı atılabiliyor. Zaten bu olayın, Rasim Ozan Kütahyalı olayının yarattığı en büyük etkinin birçok kişide çok ciddi bir panik olduğunu düşünüyorum. ‘‘Ya bugün onu satanlar yarın beni de satar mı acaba?’’ diye telaşa kapılan çok kişi vardır. Ne denir? Şeytan azapta gerek.
Bugünün ithafı bir romana; ‘‘Oblomov’’. Tembellik. Yıllar önce okudum. Yani tüylerim diken diken olarak büyük bir keyifle okudum. Ivan Gonçarov’un yıllarca üzerinde çalışıp 1859’da bitirdiği ikinci romanı. Ivan Gonçarov tıpkı Oblomov gibi zengin bir ailenin çocuğu olarak edebiyata girmiş. Bizim Oblomov da yatağından kalkmaya kıyamayan, hayata dahil olmamak için her şeyi yapan bir tembellik abidesi. Ve zaten bir dönem çok yaygındı, hâlâ var mı bilmiyorum; ‘‘Oblomovluk’’ diye bir terim de yerleşmiş o tarihten bu yana. Çok çarpıcı bir roman. Detayları çok fazla aklımda yok. Bakındım, ettim ama çok da önemli değil. Şunu biliyorum; Oblomov, İlya İlyiç Oblomov denen zengin adamın yatağından kalkmaya mecali yok. Bu da Nikita Mikhalkov’un çevirdiği, buradan hareketle çevirdiği filmden bir kare. Onu da seyretmiştim. O da çok iyi bir filmdi. Böyle yatağından kalkmayan birisinin başına gelenler, gözünün önünde yaşanan şeyler, kendisine kurulan kumpaslar, ona yardım etmeye çalışan arkadaşları, yatağında yaşadığı aşklar vesaire. Ama müthiş bir roman. Okumadıysanız muhakkak okuyun. Yani tembellik yapmayın. Oblomov’u mutlaka okuyun. Evet, tekrar 19 Mayıs’ı kutluyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








