İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın konuğu BAYETAV araştırma direktörü Dr. Serkan Turgut oldu. Turgut, İzmir Barometresi’nin Yaz 2026 sonuçlarını değerlendirdi. Kentte ekonomik memnuniyetsizliğin arttığını söyleyen Turgut, CHP’deki ayrışmanın ardından seçmen desteğinin büyük ölçüde yeni partiye yöneldiğini söyledi.
İzmirlilerin tercihi CHP mi, YENİ Parti mi? İzmir Barometresi’nin Yaz 2026 sonuçlarını Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a değerlendiren Dr. Serkan Turgut, kentte yaşayanların ekonomik koşullardan ve belediye hizmetlerinden duyduğu memnuniyetsizliğin yükseldiğini belirtti.
İzmir’de yaşayanların yüzde 79’nun ülke gidişatının kötüye gittiğini düşündüğünü belirten Turgut, “Muhalif bir şehirde bu olasıdır diyebiliriz ama AK Parti’ye oyunu verenlerin de yüzde 54’ü ülkenin kötüye gittiğini düşünüyor” diye konuştu.
Halkın yüzde 50’sinden fazlasının kazandığı gelirle geçinemediğini belirten Turgut, bu oranın barometre tarihinde ilk kez bu kadar yüksek görüldüğünü ifade etti. Serkan Turgut emeklilerde ise bu oranın %60’a çıktığını söyleyerek “İzmirlilerin yaklaşık yüzde 50’si sosyal yaşam, mutfak, sağlık ve eğitim harcamalarında kısıtlamaya gidiyor” dedi.
“CHP’nin oyu YENİ Parti’ye transfer oldu ancak umut artmadı”
Araştırmaya göre İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hizmetlerinden memnun olanların oranı yüzde 25’te kaldı. Cemil Tugay’a duyulan güven ise yüzde 16 olarak ölçüldü. İzmirlilerin yüzde 36’sı Tugay’ın bağımsız kalmasını isterken Turgut, bu tercihte belediye hizmetlerinden memnuniyetsizliğin ve Tugay’a yönelik güvensizliğin etkili olabileceğini söyledi.
Turgut, üç ay önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesi durumunda oy vereceğini söyleyenlerin oranının yüzde 14,7 olduğunu, son araştırmada CHP’nin yüzde 4’te kaldığını belirtti. YENİ Parti’nin oyunun yüzde 47’ye ulaştığını aktaran Turgut, “Oylar sadece yeni bir partiye transfer edilmiş ama inanç yükselmemiş, bir umut oluşmamış” dedi.
YENİ Parti’nin ülkenin sorunlarını çözebileceğine inananların oranı yüzde 36’da kalırken bir sonraki seçimde iktidarın değişeceğine ilişkin beklenti 11,5 puan geriledi.

Özel ve İmamoğlu yüzde 42’de eşitlendi
Serkan Turgut, araştırmada Özgür Özel’e duyulan güvenin yüzde sekiz arttığını ve Ekrem İmamoğlu ile yaklaşık yüzde 42 seviyesinde eşitlendiğini söyledi:
“Özgür Özel’in liderlik tartışmasını sona erdirmesi ve bunu kendi performansıyla yapabiliyor olması, günün sonunda iyi bir şey. Kılıçdaroğlu dönemine baktığımızda, partiyi yöneten liderden ziyade belediye başkanlarının gelecek vaat ettiğini ve parti başkanının Türkiye’ye onları önerdiğini görüyorduk. Bu aslında oldukça garip bir durumdu. Çünkü ‘Partimizi yöneten lider, ülkeyi yönetebilecek performansa sahip değil ama popüler belediye başkanlarımız var, onlardan biri lider olacak’ deniliyordu. Bu durum hem bir muğlaklık ve çoklu liderlik tartışması yaratıyor hem de parti içinde bir liderlik kavgası olduğu ya da olabileceği düşüncesini doğuruyordu. Aynı zamanda parti liderinin yetkinliğinin ve liderlik kapasitesinin sorgulanmasına yol açıyordu. Bu anlamda Özgür Özel’in, İmamoğlu sonrasında meydanlarda halkla kurduğu temas ve aldığı kararlarla zaman içinde liderliğini pekiştirmesinin uzun vadede güçlü ve olumlu bir gelişme olacağını düşünüyorum.”
Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal
Merhaba, iyi günler. Bir Arada Yaşarız Vakfı (BAYETAV), her mevsim yaptığı kamuoyu araştırmasıyla İzmir’in nabzını tutuyor ve ‘’İzmir Barometresi’’ olarak yayınlıyor. Biz de raporun sonuçlarını, araştırmayı hazırlayanlarla konuşuyoruz. Bugün, ‘’İzmir’in Türkiye siyasetine bakışı’’ konulu ‘2026 Yaz Barometresi’nin sonuçlarını, Araştırma Direktörü Dr. Serkan Turgut’la konuşacağız. Serkan merhaba.
Serkan Turgut: Merhabalar Ruşen Hocam.
2026 Yaz Barometresi’nde siyaset var. Tabii çok çarpıcı olan, bir anlamda sosyal demokratların ve dünkü CHP’nin kalesi olarak bilinen İzmir’de, mutlak butlan sonrası tercihlerin nasıl değiştiğiyle ilgili önemli bulgular var. Geçtiğimiz günlerde Kemal Kılıçdaroğlu İzmir’e bir çıkarma yaptı. O konuyu şimdilik bir kenara koyalım, öncelikle yaşamla ilgili bir iki soru sormak istiyorum. Malum, İzmir genellikle Türkiye’de hep daha müreffeh, sakin, daha mutlu bir şehir olarak görülür. Özellikle ülkenin değişik kesimleri, mesela İstanbul bile İzmir’e gıpta eder. İzmir’in böyle bir geleneği var. Hele Doğu, Güneydoğu için bu bambaşka bir algı olsa gerek. Ama bu araştırmada, insanların hayatlarından giderek daha az memnun olduğunu görüyorum. En önemli sorun da herhalde geçim sıkıntısı. Siz bunu bütün araştırmalarda soruyorsunuz. Anladığım kadarıyla bu son araştırmada memnuniyetsizlik oranı bayağı yükselmiş.
Serkan Turgut: Evet çok haklısın. İzmir’in kamuoyunda bir imajı vardı. Hatta insanların emekli olduğunda gidip yerleşmek istediği, manavlarında ya da pazar yerlerinde en iyi sebzenin ucuza alınabildiği varsayılan bir şehirdi. Geçmişte kısmen doğruydu bu, ama bugünlerde pek de öyle değil ne yazık ki. O detaylara biraz sonra geleceğim. Biz bu araştırmada genel olarak İzmir’e “Türkiye’nin genel gidişatından memnun musunuz?” diye sorduk. İzmir’de yaşayanların %79’u ülkenin kötüye gittiğini düşünüyor. Tamam, muhalif bir şehirde bu olasıdır diyebiliriz, ama Cumhur İttifakına, AK Parti’ye oy verenlerin de %54’ü ülkenin kötüye gittiğini düşünüyor. Bence burada, en azından partileri, parti aidiyetini aşan, ülkenin gidişatına ilişkin bir negatif düşüncenin hâkim olduğunu söylemek mümkün; bize bu veriyi veriyor.
Sizin de ifade ettiğiniz gibi, biz BAYETAV olarak, 3 ayda bir şehrin ekonomik durumunu, şehirden memnuniyeti gibi birçok meseleyi sorabiliyoruz. Genelde %40-45 bandında bulunan, “Kazandığım gelirle geçinebiliyorum” sorusu, ilk kez bu 9. Barometremizde %50’nin üzerinde “Geçinemiyorum”a bıraktı kendini. Burada kırılımlara baktığınız zaman özellikle 60 yaş üzerindeki emekli grubunun %60’lara çıktığını görüyorsunuz. Geri kalan yarısının da geçinebildiğini, ama aslında kıt kanaat geçinebildiğini görüyoruz. Neredeyse her barometremizde sadece %15’lik bir kesim “Rahat geçiniyorum ve birikim de yapabiliyorum” diyor. Geri kalan %35’lik kesim de “Geçinsem bile zor geçiniyorum” diyor. Bunu diğer baremlerden de anlıyoruz aslında. Biz her barometremizde İzmirlilere “Harcamalarınızda herhangi bir kısıtlamaya gidiyor musunuz?” sorusunu da yöneltiyoruz. Bu kez neredeyse %50’yi buldu. Yaz aylarında olmamıza rağmen sosyal yaşamda, mutfak harcamalarında, sağlıkta, eğitimde ve daha birçok alanda insanların kısıtlamaya gittiğini öğreniyoruz. Bu, neredeyse şehirde yaşayanların yarısına denk geliyor ve sonuçlarımızı ilk kez bu kadar yüksek bir oranda bulduk.
İzmir’deki hayat memnuniyeti konusu hep ele aldığınız bir konu. Orada da ilginç sonuçlar var ve ben de sizinle beraber hep takip eden birisi olarak, en çok ulaşım meselesinin dikkat çektiğini görüyordum. Ama bu sefer değişmiş; çevre ve temizlik konusu, kabaca söylersek çöp meselesi, insanların en çok şikâyet ettiği konu olmuş.
Serkan Turgut: Yaz aylarında özellikle çöpün etrafında gelişen koku önemli bir meseleye dönüşüyor. Bu çöp meselesi, aslında geçen sene hayatımıza yeni giren bir şeye dönüştü, bu sene de artarak devam ediyor maalesef. Bunu yerel yönetimdeki insanlara sorduğunuzda, çöp toplama alanlarının mevcut iktidar tarafından lisanslarının verilmediğini ve çöpleri, atıkları depolamak için alanlarının yetersiz olduğunu, hatta Manisa’yı kullanmak zorunda kaldıklarını ifade ediyorlar. Ama son kullanıcıya, yurttaşa bakacak olursanız, yurttaş açısından çevre ve temizlik meselesi oldukça büyük problem. Bu konu, İzmir’deki altyapı meselesiyle birlikte en büyük problem olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü İzmir gittikçe İstanbullaşıyor, şehrin kalbinde yükselen dikey yapılar artıyor, ama yollar aynı. Dolayısıyla trafik meselesi ortaya çıkıyor. Bir de eskimiş bir yapı stoğu söz konusu. Küfle uğraşılan, hâlâ doğalgazın var olmadığı yerler var. Köprüleri uygun değil, yollar kötü. İstanbul’dan gelenler çoğunlukta şehrin kalbindeki çeşitli yerlerde yolların ve kaldırımların bu şekilde olduğunu gördüğünde, “Burası köye benziyor gibi” kıyaslamalar yapabiliyorlar. İzmir’de altyapı problemi en büyük problem olarak önde gidiyor.
İkinci büyük problemimiz çevre ve temizlik meselesi. Bu da çöpün domine ettiği bir mesele. Bir sonraki sorun, bu dikey yapılanma ve yolların ona paralel gelişmemesi nedeniyle de bir trafik problemimiz var. Ulaşımla ilgili de İzmir kompakt bir yer. Zaten körfezin etrafında yapılaşmış bir alan. Metro ve vapur, insanların en azından toplu ulaşımında rahat bir şekilde bir yerlere gidebilmesine olanak veriyor. O yüzden orada mesela %50’ye yaklaşan bir memnuniyet gözlemek mümkün.
Şehirdeki memnuniyet meselesinden bahsedince, belediye başkanından memnuniyet konusuna da değinmek lazım. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, CHP’den seçildi. Sonra istifa etti, bağımsız kaldı. AK Parti’ye geçeceği lafları bile ediliyor ama beklenen, YENİ Partiye geçmesiydi, geçmedi; bağımsız devam edeceğini açıkladı. Sizin daha önceki araştırmanızda de pek parlak çıkmıyordu ama şimdi beğeni oranı iyice kötü. Yüzde 16 mıydı beğeni oranı?
Turgut: Büyükşehir Belediyesi’nin hizmetlerinden memnuniyet sorusuna insanlar %25 oranında olumlu yanıt veriyor. Bu şehri yöneten ve yarısının oyunu alan bir parti için yüksek bir oy değil tabii ki, sadece dört kişiden biri memnuniyet belirtiyor. Bu zaten düşük seyrediyor. Uzun dönemdir %20-30 bandında giden bir memnuniyet durumu var belediye ile ilgili. Bu sefer Cemil Tugay’ı bireysel olarak sorduk. Güven duyup duymama sorularında İmamoğlu, Özel, Kılıçdaroğlu gibi, Cemil Tugay’ı da bir aktör olarak koyduk. Araştırma sonucunda Cemil Tugay’a güven duygusu %16 çıktı. Bu, Cemil Tugay açısından gerçekten oldukça düşük bir güven oyu diyebiliriz.
Cemil Tugay’ın bundan sonra ne yapacağı, hangi partiye geçeceği meselesi İzmirlileri çok alâkadar ediyor mu?
Serkan Turgut: Şu anda zaten yerel medyada dolaşan haberler var. Mütemadiyen, ‘’AK Parti’ye geçti, geçiyor’’ haberleri çıkıyor. Bu bir kamuoyu hazırlığı mı, ondan çok emin değilim. Ama biz “Cemil Tugay şimdi ne yapmalı? Bağımsız mı kalmalı? Hangi partiye geçmeli?” diye sorduğumuzda, %36 oranında İzmirli, bağımsız kalmasını istiyor. Ama hangi motivasyonla en yüksek oran Cemil Tugay’ın bağımsız kalması yönünde diye buradaki motivasyonu yorumlamaya çalışıyoruz. Çünkü YENİ Partililerin sadece yarısı Cemil Tugay’ın YENİ Parti’ye geçmesini istiyor. Bunun beğeni düzeniyle ilişkili olma ihtimali çok yüksek. Çünkü güven oyu %16’da. O yüzden YENİ Parti’ye geçmesi konusunda konsensus yok. CHP’de de bu anlamda Cemil Tugay’ın kendi partisine geçme isteği %36’larda. Bu bir taraftan, Cemil Tugay’a yönelik güvensizlik ve belediye hizmetlerinden memnuniyetsizlikle açıklamamız gereken bir unsur.
Ama diğer taraftan da şöyle bir şey de var: Bir önceki barometremizde, o zamanki CHP ile ilgili “Muhalefetin en büyük problemi nedir?” diye sorduğumuzda, en azından oy verenlerin yarısına yakını buna “İktidar baskısı” demişti. Diğer partilere oy veren insanlar tarafından da CHP’ye yönelik iktidar baskısının, başarısızlığın arkasında önemli bir unsur, bir problem olduğu gösterilmişti. Dolayısıyla, bir grup İzmirli bunu da düşünüyor olabilir açıkçası. Çünkü diğer muhalif partilerin, Cemil Tugay’ın bağımsız kalmasını isteme oranı %40-45’leri buluyor. ‘’Bağımsız kalırsa, şehir, bu tartışmaların dışında kalabilir mi?’’ duygusunun da en azından faktörlerden biri olduğunu göz ardı etmeyelim. Ama diğer bir unsur da ne yazık ki Cemil Tugay’ın 3 yıllık performansının, İzmirli yurttaşta, seçmende bir güven ve başarı duygusunu oluşturmamış olması.
Buradan esas soruya geçiş yapabiliriz; Cemil Tugay bağımsız kalmayı tercih ederken, sizin araştırmanıza göre, İzmir’de mutlak butlan sonrasında ezici bir çoğunluk YENİ Parti’yi tercih etmişe benziyor. Bir diğer bulgunuz da YENİ Parti’nin, sadece bir önceki CHP’den destek almadığı yönünde. Bunu biraz açar mısın?
Serkan Turgut: Aslında bir Kılıçdaroğlu’nu parantezi açmak isterim burada. Çünkü biz 3 ay önce bir senaryo olarak İzmirliye “Kılıçdaroğlu CHP’nin başına geçerse oy verir misiniz?” demiştik Yüzde 14,7 oranında olumlu sonuç gelmişti. Bugün Kılıçdaroğlu CHP’nin başında ve İzmir’deki oy dağılımına baktığımız zaman, CHP %4’lük bir dilimde kalmış. Yani o gün ‘’ oy veririm’’ diyen dört kişiden üçü de vazgeçmiş görünüyor. Kılıçdaroğlu, neredeyse %90 güvenilmezlik oranına sahip bir aktör olarak, sanırım artık kapanmış bir defteri oluşturuyor.
Bir miras devredildi diyebiliriz Ruşen hocam, CHP %50 bandında oy alabiliyordu, 7-8 barometredir son araştırmalarımız böyleydi. Bu oyun %4’ü CHP’de kalmış, %47’si YENİ Parti’ye transfer olmuş gibi görünüyor. “YENİ Parti’nin kurulmasına nasıl bakıyorsunuz? YENİ Parti’den umut var mı bu noktada?” gibi çeşitli sorular da sorduk. Kopuşu herkes büyük oranda meşru buluyor. Yeni bir partinin kurulmasını meşru bulma %60’ın üzerine çıkıyor. Hatta bir adım öne geçiyor. İnsanlar CHP’ye tekrar geri dönme ihtimali olsa bile, YENİ Parti’ye devam etmeleri gerektiğini ifade ediyor. YENİ Parti’nin kalıcı bir aktör olabileceğine dair bir umut söz konusu. Aslında bir önceki senaryoda, İzmir’deki muhalif grubun oylarının ve ondan beklentinin YENİ Parti’ye transfer edildiğini görüyoruz. Ama burada altını çizmemiz gereken şöyle bir olumsuz durum var; YENİ Parti’nin ülkenin sorunlarını çözebileceğine yönelik inancı sorduğumuzda, %36’da kalıyor. YENİ Parti şehirde %47 bir oya sahip. Ama kalıcı olabileceğini de düşünüyor insanlar siyasette, devam edilmesi gerektiğini, meşru olduğunu ifade ediyor. Ama ‘’ülkenin geleceğine yönelik bir umut üretebildi mi?’’ sorusuna cevap, ‘’hayır,’’ mirası devralamadı.
Burada bir araya gireyim. Bir sonraki seçimde iktidarın değişeceğine ilişkin beklentinin gerilediğini tespit ettiniz. Bununla da alâkalı herhalde o.
Serkan Turgut: Evet, çok haklısın. Miras transfer ediliyor, meşru bulunuyor, umut vadediyor, kalıcı olabileceği düşünülüyor. Ama 3 ay önce ‘’CHP bu ülkenin sorunlarını çözebilir mi?’’ diye sorduğumuzda, %36’lık bir oran almıştık. Burada bir milim bile değişim gözlenmemiş durumda. Oylar sadece yeni bir partiye transfer edilmiş, ama inanç yükselmemiş, bir umut oluşmamış, fakat kayıp var. Tam da bahsettiğiniz şey kaybolmuş durumda. Bir önceki durumda katılımcılara “Bir sonraki seçimde iktidarın değişeceğini düşünüyor musunuz?” diye sormuştuk. Orada 11,5 puanlık bir kayıp söz konusu. Aslında CHP içindeki mutlak butlan sonrasındaki ayrışmanın bir maliyeti olmuş. Bu da gelecekte iktidarın değişebileceğine yönelik umudu %10 oranında ki bu da büyük bir oran, ortadan kaldırmış gibi duruyor.
Anladığım kadarıyla sizin İzmir’de saptadığınız şey, aslında Türkiye genelinde de ortaya çıkabilecek bir şey bence. Gerçekten oyları azalmasa da YENİ Parti’nin kurulması, CHP’nin böyle bölünmesi, atanmış bir CHP ile diğerlerinin ayrı parti kurmak zorunda kalması insanlardaki ‘’iktidarın güçlü olduğu ve kaybetmez, kaybedemez’’ duygusunu arttırmış. AK Parti’ye ya da iktidara oy vermeyi asla düşünmüyorlar, ama kendi partilerinin de böyle bir ortamda iktidara gelemeyeceğini düşünüyorlar. Bu çok acayip bir şey.
Serkan Turgut: Evet. Burada iktidarın bütün iktidar aygıtlarını kullanma sınırsızlığını da görüyorsunuz; bu konuda da kanıksanmış bir durum var ve bunun çok da mümkün olamayacağına yönelik duyguyu besliyor. Ama diğer taraftan da tabii muhalefetin kendi içinde, bir önceki dönemde aslında Erdoğan’ın yerine alternatif olmasını beklediğiniz kişinin bir rakip olduğunu ve partiyi, siyasi olduğu düşünülen bir mahkeme kararıyla ele geçirdiğini görüyorsunuz. Tabii bunlar tabii liderlere olan güveni de düşürüyor. ‘’Siyaset Türkiye’de bu şekilde yürüyor’’ düşüncesi, özellikle 30 yaş sonrası gruplarda kanıksanmış bir durum. Siyasi aidiyetler ve ideolojik yakınlıklar buradaki birçok meseleyi anlaşılır ve kabul edilebilir kılabiliyor. Ama mesela bana en garip gelen şeylerden birisi, 18-30 yaş grubunda, 3 ay içerisinde, bu gelişmeler sonrasında, İmamoğlu ve Yavaş’a yönelik güven duygusunun da yaklaşık %15’lere varan oranda düşmesini görmek oldu. Burada çok da önde olmayan aktörler aslında. Ama bir bütün olarak ve tabii eş zamanlı olarak da Erdoğan’ın liderliğine güven %5 oranında artmış durumda gençlerde. Gençler “Muhalif olarak görmüş olduğunuz liderler, aslında çok da güvenilir olmayabilir” diyorlar ve bu güven meselesini %30 seviyelerinde görüyorsunuz. Özgür Özel için pek bir değişim yok gençlerde; Özgür Özel yerinde sayıyor. Ama İzmir’de genel tabloda, bütün yaş grupları içerisinde baktığımızda, Özgür Özel’in liderliğine duyulan güveni %8 oranında arttırdığını görüyoruz. İmamoğlu biraz düşüyor. Aralarında 11,5’luk bir fark vardı, şu anda %42 seviyelerinde eşitlendiklerini görüyorsunuz.
Bu, ilginç bir husus, dikkatimi çekti. Tam onu soracaktım, sen anlattın. İmamoğlu ile Özgür Özel arasındaki mesafenin kapanması meselesi, ne zamandır zaten dile getirilen bir husus. Ben de birçok yayında bu meseleyi değerlendirmeye çalıştım. Bir diğer yandan da şu var tabii; İktidar yanlıları, mesela Abdulkadir Selvi iki günde bir, İmamoğlu’nun nasıl rahatsız olduğunu, nasıl etkisinin azaldığını yazıyor. Bugün de yazmış. Ama ortada, İmamoğlu’nun, sırf diploması olmadığı için bile cumhurbaşkanı adayı olamayacağı gibi bir netlik de var zaten. Bir yandan İmamoğlu’na yönelik ilginin azalması, bir diğer yandan da performansı nedeniyle genel olarak başarılı olan Özgür Özel’e ilginin artması gibi bir olay yaşıyoruz. Bu konulara hâkim birisi olarak, iki ismin aynı yere gelmiş olması YENİ Parti’nin aleyhine bir durum mu? Ne dersin?
Serkan Turgut: Özel’in o liderlik tartışmasını sona erdirmesi ve kendi performansıyla bunu yapabiliyor olması, günün sonunda aslında iyi bir şey. Kılıçdaroğlu dönemine de baktığınızda, partiyi yöneten kişi değil, aslında partinin belediye başkanları gelecek vadediyordu ve parti başkanı Türkiye’ye onları öneriyordu. Çok garip bir şey aslında. Bunun anlamı, ‘’partimizi yöneten esas liderimiz ülkeyi yönetebilme performansına sahip değil. Ama popüler olan belediye başkanlarımız var, onlardan biri olacak.’’ Orada hem bir muğlaklık hem çoklu liderlik tartışması var. Bunlar içerisinde bir liderlik kavgası olduğu ya da olabileceği düşüncesi ortaya çıkıyor. Hem de partinin liderinin bu konuda bir yetkinliğinin, liderlik kapasitesinin olmadığını açığa vuruyor. O anlamda Özgür Özel’in aslında zaman içerisinde, İmamoğlu sonrasında meydanlarda hakla temas hâlinde olarak ve almış olduğu kararlarda liderliğini pekiştiriyor olmasının, uzun vadede güçlü bir şey olacağını düşünüyorum açıkçası. Çünkü bir taraftan, İmamoğlu’nun içeride olması kanıksanan bir duruma da dönüşüyor. Ne yazık ki içeride olan unutuluyor ve etki gücü de ortadan kayboluyor. Bu kadar mahkeme ve soruşturmalar, siyasilere ve belediyelere güvenin çok düşük olduğu bir kültürel iklimde, insanların zihninde ‘’bunlar da kesin yapmışlardır’’ duygusunu besleyen bir durumda. O yüzden bilemiyorum, İmamoğlu ve Özel arasında çok büyük bir açıklık olduğunu düşünmüyorum. Yine ilişkilerini iyi yürütüyorlar, güçlü bir ilişkileri ve bir dostluk hukuklarının olduğunu düşünüyorum. Ama günün sonunda ibre sanki Özel’e doğru kayacakmış gibi de geliyor bana.
Son olarak İzmir’in çözüm sürecine bakışını sorayım. Bunu da sürekli takip ediyorsunuz ve süreçte de bayağı bir merhale katedildi zaten. İlginç bir eşiğe doğru geldik. Özel olarak gözlediğiniz herhangi bir fark var mı çözüm sürecine bakışta, algılamada?
Serkan Turgut: İzmir’de farklı sorularla çözüm sürecini anlamaya çalışıyoruz. Hatta 6 ay önce bir ‘’çözüm süreci özel sayısı’’ yaptık ve orada daha derinlemesine bilgiye ulaşmaya çalıştık. Bu sefer de güncel duruma baktığınız zaman, İzmir’de %50-50 olarak ikiye bölünmüş bir kamuoyu söz konusu. Ama böyle bir eşit yoğunluğa sahip bir kamuoyu değil aslında. Olumlu görüşe sahip olanların %28’lik kısmının ihtiyatlı, yani “Kısmen destekliyorum” tarafında olduğunu görüyorsunuz. Yüzde 22 “Çözüm sürecini tamamen destekliyorum” demiş, ama %28’i bir ihtiyat payı koyarak, kısmen desteklediğini ifade etmiş. Ama diğer tarafa baktığınız zaman, çok daha kategorik bir karşı çıkışın olduğunu giriyoruz aslında. Orada %43’lük bir kesim, çözüm sürecine kesinlikle karşı olduğunu ifade ediyor.
Biliyorsunuz bir önceki seçimde, “Çözüm sürecini yürüten kişi, aktör değişirse, çözüm sürecini CHP yürütse, destekler miydiniz?” diye sormuştuk. Çünkü Türkiye siyasetinde aktör bağımlılığının çok belirleyici bir unsur olduğunu da biliyoruz. Orada evet, CHP’lilerin sürece desteği artmıştı, ama eş zamanlı olarak AK Partililerin desteği ortadan kalkmıştı. Bir taraftan, diğerine geçen bir oyun, diğer taraftan kaybolduğunu görüyorsunuz ve o zaman da %55 bir destek bulmuştu. Şu anda, en azından kategorik karşı çıkışın yüksek olması durumu, sürecin daha böyle kırılgan bir halde devam etmesine neden olacak gibi görünüyor. Çünkü eğer olumsuz bir gidiş olursa, bu taraftan %28’lik bir kayıp olabilir; hızla diğer tarafa, karşıt cephesine geçebilir. Ama diğer taraftan alınacak %7’lik bir oy var aslında. Yani %43, böyle bir meselenin olmadığını düşünüyor. Bugün aslında çözüm süreci ile Kürt meselesi ve bunun toplumsallaşması konusunda en kırılgan zemin, toplumun belki de %40’lık bir kesiminin böyle bir sorunun olmadığına yönelik bir duyguya, düşünceye sahip olması. Bunu İzmir için çok rahat söyleyebilirim ve bu partileri kesen bir şey.
Bu, MHP’de de var, AK Parti’de de var ve yüksek oranda da CHP içerisinde bunu görüyorsunuz. Burada da öne çıkan bazı repertuarlar var. Cumhuriyetçi tandanstan gelen bir itiraz “Geçmişte böyle bir mesele yoktu zaten. Son dönemde AK Parti ve benzeri gruplar bunu çıkardı” diyebiliyor, bunun suni bir mesele olduğunu ifade ediyor. Bir grup ise, “Evet, geçmişte Kürt meselesi vardı ama artık böyle bir mesele yok. Hal yoluna konuldu” diyor. Bu iki taraf da ortada çözüm gerektirecek bir sorun olmadığında buluşuyor ve bu, %40’lık bir kesimi oluşturuyor. Dolayısıyla bu kesimi çözüm süreci konuşmaya ve çözüm süreci etrafında atılacak adımlara ikna etmek, aslında onların gözünde sorunu büyütmek anlamına geliyor. O yüzden biraz daha zor bir mesele gibi görünüyor.
Bu araştırmada yine ilginç birtakım sonuçlar, değişiklikler var, ama herhalde en çarpıcısı, mutlak butlan sonrasında İzmir’de, ezici bir çoğunluğun YENİ Parti’yi tercih etmesi ve Özgür Özel’e güven duygusunun ya da desteğin, Ekrem İmamoğlu’nu yakalaması. Böyle özetleyebilir miyiz?
Serkan Turgut: Biz aynı zamanda YENİ Parti’nin tabanına, şu anda hangi partiye oy verebileceğini sorduk. Burada üçte birlik kesim Zafer Partisi’ne oy verebileceğini ifade ediyor, öyle bir açıklık var. Üçte birinde de Türkiye İşçi Partisi çıkıyor. Bu bize, ortak bir gelecek tahayyülünde değil ama bir iktidar değişimi noktasında bir araya gelmiş bir taban olduğunu, bu işin en azından Özel açısından çok zorlu olduğunu gösteriyor. Bunu aşabilmek için birkaç strateji var. Biri, ‘’hem ona yaranayım hem buna yaranayım.’’ Bence Özgür Özel çerçeve yasada bunu yapmaya çalıştı. Kurmaylar, kendi tabanının içerisinde çok milliyetçi kesimler olduğunun farkında; DEM Parti’ye de oy verebilecek insanlar var. Dolayısıyla her ikisine yaranmaya çalıştı. İktidara yönelik bu kadar kutuplaştırıcı mesele varken, bu, çok da iyi götürülebilecek bir strateji gibi görülmüyor bence. Kılıçdaroğlu’nun bugüne kadar sürdürdüğü “İktidar zaten değişecek, biz hiçbir şey söylemeyelim ve görüş belirtmeyelim” tutumu vardı. Bunun da muhalefete bir şey getirmediğini gördük.
Bence Özel’in önünde farklı spektrumlardan (bunun içinde AK Parti de var) oy alabildiği bir senaryo, bir parti var. İzmir’de %50, bence Türkiye genelinde de %40’a yaklaşan bir oy tabanı var. Burada sanırım en uygun strateji, samimi bir şekilde bu farklı tabanları ortak bir gelecek, ortak ve tutarlı bir söylemle araya getirmek. Bu da herhaldeonun liderliğini perçinleyecek ve ülkede belki değişim arzusunu güçlendirecek bir şey olabilecektir.
Serkan, yayınımıza katıldığın için çok teşekkürler. Bir Arada Yaşarız Vakfı’nın (BAYETAV) her mevsim yaptığı İzmir Barometresi’nin Yaz 2026 Raporu’nu, araştırma direktörü Dr. Serkan Turgut’la konuştuk. İzmir Barometresi’nin ana ekseni, İzmirlilerin Türkiye siyasetine nasıl baktığı konusuydu. Serkan Turgut’a çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler. İyi günler.








