İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Cumhur İttifakı’nın oyunun yüzde 40 civarında kaldığını söyledi. Çakır, AKP çevrelerinde üç muhafazakar partiyi birleştirme fikrinin konuşulduğunu aktardı.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Cumhur İttifakı’nın oyunun yüzde 40 civarında seyrettiğini ve bunun ciddi bir gerilemeye işaret ettiğini söyledi. AKP’nin bir dönem tek başına yüzde 50’ye ulaştığını hatırlatan Çakır, mevcut tabloda Erdoğan’ın MHP desteğiyle bile kazanamadığını vurguladı.
Çakır bu durumu şöyle özetledi:
“Erdoğan’ın oyu kazanmaya yetmiyor, MHP ile birlikte hareket ettiği zaman da yetmiyor.”
Çakır, Erdoğan’ın tek başına kazanamadığı seçimlerde yanına destek katmak zorunda kaldığını, bunu 2021’de Yeniden Refah Partisi’ni çekerek başardığını anlattı. Fatih Erbakan’ın yeterli imzayı toplamasına rağmen cumhurbaşkanlığı adaylığından çekildiğini ve AKP listelerinden kendi adaylarıyla seçime girdiğini aktardı.
Çakır, 2023’teki ikinci tur öncesinde ise Erdoğan’ın ilk turda üçüncü sırada kalan Sinan Oğan’ı yanına çektiğini hatırlattı:
“Bir yanına birinci turda birilerini alıyor, ikincisi de ikinci tura kaldığı zaman ilk turdaki adaylardan bazılarını alıyor.”

Çakır, Nuray Babacan’ın yazısına dikkat çekti
Çakır, gazeteci Nuray Babacan’ın Nefes gazetesinde yayımlanan yazısını önemli bulduğunu belirterek yazının esas vurgusunu aktardı. Babacan’ın iddiasına göre AKP çevrelerinde İslami muhafazakar kesimdeki üç partinin, yani DEVA, Yeniden Refah Partisi ve Saadet Partisi’nin birleşmesi konuşuluyor. Çakır, kendini fesheden Gelecek Partisi de dahil olsaydı bu sayının dörde çıkacağını, üstelik bu partiler arasında zaten yakınlık ve temas bulunduğunu söyledi.
Çakır, partilerin ayrı ayrı seçime girmesi durumunda muhalif seçmenin oyunun dağılabileceğini, bu yüzden bir seçim ittifakının gündemde olduğunu aktardı.
Söz konusu seçmenlerin şansı düşük adaylar yerine güçlü muhalefet partisine yönelebileceğini belirten Çakır, asıl hedefin Yeniden Refah Partisi’ne giden oyun önünü kesmek olduğunu değerlendirdi:
“Esas hedef, en güçlü olan muhalefet partisine, yani Yeniden Refah’a oy yönelmesinin önünü kesmek.”
Çakır, CHP ve DEM Parti’nin rolünü değerlendirdi
Çakır, CHP’nin kamuoyu araştırmalarında iktidarın umduğu oyu alamadığını, YENİ Parti’yle arasındaki farkın büyümesi durumunda YENİ Parti’nin güçlenebileceğini söyledi. DEM Parti’nin tabanının tutumunun Erdoğan için kritik olduğunu vurgulayan Çakır, cumhurbaşkanının yeniden seçilme hesabında bu partinin oylarına güvendiğini belirtti.
Çakır, Erdoğan’ın kendisine bağımlı yargı eliyle yeni partinin önüne engeller çıkardığını, Ekrem İmamoğlu hakkındaki süreçlerin ve açılan davaların bunun parçası olduğunu söyledi. Çakır sözlerini şöyle tamamladı:
“Dikkat ederseniz tek bir şeyle çözülebilecek bir sorun değil Erdoğan için, bütün bunların hepsini birlikte yapabilmesi gibi bir zorunluluk var.”
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Cumartesi akşamı Üsküdar mitinginde Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize’de sarf ettiği “bu seçimleri de atlatacağız inşallah” sözlerini bayağı diline dolamıştı. Tabii Erdoğan’ın ‘‘seçimleri atlatacağız’’ demiş olması irticalen de olsa çok manidar. Evet, işi zor, seçim kazanması zor ama çok kişi Erdoğan’ın seçimleri bir şekilde kazanacağını düşünüyor. Özellikle de ilginçtir, Erdoğan karşıtları buna çok fazla inanıyorlar ve bu bir anlamda da baştan kendileri açısından yenilgiyi kabul etmek gibi oluyor. Tabii bu arada çok ciddi bir şekilde seçimlerin adil olup olmayacağı meselesinde yıllardır olan kuşkular iyice artmış durumda. Sandık güvenliği meselesi çok daha fazla konuşulacak, ne zaman yapılacağı belli olmayan seçimlerde.
Ama her şey bir yana şunu biliyoruz ki Erdoğan’ın oyu kazanmaya yetmiyor. MHP ile birlikte hareket ettiği zaman da yetmiyor. Yani Cumhur İttifakı ki diğer bileşenlerinin çok fazla bir katkısı yok. DSP’nin ya da HÜDA PAR’ın çok fazla bir katkısı yok. AK Parti artı MHP’nin oyları %40’ın etrafında dolaşıyor ki bir zaman AKP’nin tek başına %50’ye ulaştığı düşünülürse çok ciddi bir gerileme var. Dolayısıyla Erdoğan’ın kendi kazanamayacağı, tek başına kazanmasının mümkün olmadığı seçimde yanına birilerini katması gerekiyor, destek alması gerekiyor. Geçen 2023 seçimlerinde bu anlamda Yeniden Refah Partisi’ni bir şekilde yanına çekmeyi başarmıştı. Fatih Erbakan yeterli imzayı toplamış olmasına rağmen cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilmişti ve AKP’de kendi listeleriyle seçime girmişti. Bunun bayağı bir etkisi olduğu muhakkak ama esas olarak da ikinci tur öncesinde Sinan Oğan’ı, yani seçimi ikinci tura bırakan adayı yanına çekmişti Erdoğan. Yani bir, yanına birinci turda birilerini alıyor, ikincisi de ikinci tura kaldığı zaman da ilk turdaki adaylardan bazılarını alıyor.
Dolayısıyla önümüzdeki seçimlerde de, ne zaman olacağı belli değil ama, yine benzer bir şey yapması gerekebilir. Ama 2023’ten bugüne çok şey değişti. Çok daha farklı birtakım yollar bulması lazım. Bu bağlamda dün Nefes Gazetesi’nde meslektaşımız Nuray Babacan’ın yazdığı yazı çok anlamlı, önemli. Orada şöyle bir hususu vurgulamış Nuray. Diyor ki, ‘‘AKP’lilerin kafasında İslami muhafazakâr kesimdeki üç partinin birleşmesi var.’’ Kim bunlar? DEVA, Yeniden Refah Partisi ve Saadet Partisi. Gelecek Partisi kendini feshetti biliyorsunuz. O da olsaydı dört parti olacaktı. Bu partilerin arasında zaten bayağı bir yakınlık var, temaslar var. Hatta birleşme ihtimalleri bile söz konusu olabilir. Özellikle Yeniden Refah ile Saadet Partisi’nin.
Ama Nuray Babacan’ın yazısında esas olarak bir seçim ittifakı yapmaları vurgusu var. Bu neden böyle bir şey? Çünkü eğer bu partilerin her biri kendi başına seçime girecek olursa ve her biri bir şekilde kendi cumhurbaşkanı adaylarıyla seçime girecek olursa, iktidara muhalif olan ama bu partilere oy vermeyi düşünen kişilerin eli bunlara oy vermeye gitmeyebilir. Yani ne diyecek? ‘‘Ya şimdi Fatih Erbakan’a oy vereceğim ama hiçbir şansı yok’’ ya da diyelim ki Mahmut Arıkan’a. Onun dışında Meclis seçimleri için de baraj tehdidi var ve bu partilerin kendi başlarına barajı aşma ihtimali olmayacağı için o zaman daha güçlü muhalefet partisine oy verme ihtimalleri çıkabilir endişesi ve bunların birleşmesi. Ve burada tabii ki esas hedef en güçlü olan muhalefet partisi. Kim o? Yeniden Refah Partisi. Ona oy yönelmesinin önünü kesmek için muhalefette bir birleşme. Bu çok akıllıca bir şey olur. Bir de tabii cumhurbaşkanlığı seçiminde de düşünürsek bunu, buradaki çıkacak olan aday, diyelim ki Fatih Erbakan, ikinci tura kalması durumunda Fatih Erbakan ya da bu ittifakın adayının kendileri lehine destek açıklamasını sağlamak için birtakım pazarlıklar söz konusu olabilir. Geçen seçimde ne olmuştu? Zafer Partisi’nin desteklediği Sinan Oğan Erdoğan’la anlaştı. Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ Kılıçdaroğlu ile anlaştı ve sonuçta Erdoğan kazandı.
Nuray Babacan’ın yazısına bir ekleme de ben yapmak istiyorum. O da benzer bir ittifakın Türk milliyetçisi partileri arasında da olabileceği. Şu anda üç parti var. Bunlar Anahtar Parti, İYİ Parti ve Zafer Partisi. Aslında üç lider de birlikte yapıyorlardı siyaseti yakın bir zamana kadar. MHP’de de birlikte yapıyorlardı, İYİ Parti’de de birlikte yaptılar ve sonra yollar ayrıldı. Yollar pekâlâ tekrar birleşebilir ama parti birleşmesi değil de seçim ittifakı şeklinde birleşme ihtimali hayli yüksek. Özellikle İYİ Parti ile Zafer Partisi’nin birleşmesi, ittifak yapması – birtakım küçük partiler de var, onlar da eklenebilir oraya — pekâlâ mümkün. Aynı şeyi burada da söz konusu edebiliriz. İYİ Parti’nin ya da Zafer Partisi’nin kendi başlarına Meclis seçimine girmesi ya da cumhurbaşkanlığı adayı göstermesi YENİ Parti’nin elini güçlendirir. Çünkü bunların yeterince oy alamayacağı, Meclis’te barajı geçemeyeceği, cumhurbaşkanlığı seçiminde de hiçbir şansları olmayacağı düşüncesinden hareketle YENİ Parti’nin oyları artabilir. Yani burada hani hep söylenen ‘‘böl, parçala, yönet’’ taktiğinin bir yeni versiyonu söz konusu sanki. Birleştirerek muhalefeti parçalama. Yani muhalefetin içerisindeki birtakım partileri ana muhalefetten, yani YENİ Parti’den uzak tutmak için kendi aralarında küçük ittifaklar kurmalarının önünü açmak.
Bu arada tabii geriye ne kalıyor? Cumhuriyet Halk Partisi kalıyor, CHP kalıyor ki CHP zaten Erdoğan’ın en çok güvendiği partilerden birisiydi. Ama ne oldu? CHP beklediği, iktidarın umduğu oyu alıyor gibi gözükmüyor kamuoyu araştırmalarında. YENİ Parti ile CHP arasında çok bariz bir fark var ve bu farkın iyice alenileşmesi durumunda YENİ Parti çok daha fazla güçlenebilir. Yani CHP kartı çok fazla Erdoğan’ın işine yaramayacak gibi. Tabii ki bir katkısı olur ama çok fazla yaramayacak gibi. Esas soru burada işte DEM Parti. DEM Parti ne yapacak? Süreçle alakalı bir şey, sürecin gelişmesiyle alakalı bir şey. Ama şunu özellikle vurgulamak lazım. Burada Kürt hareketinin yöneticileri, Abdullah Öcalan başta olmak üzere, ne söylerse söylesin, nasıl yönlendirirse yönlendirsin bu partinin tabanının Erdoğan’a doğrudan ya da ikinci turda mesela oy vermesi… Normalde beklenen, DEM Parti’nin cumhurbaşkanı adayı çıkarması ve ikinci turda bir tercih yapması. İkinci turda tercihini Erdoğan’dan yana yapsa bile eğer YENİ Parti’nin adayı Kürtler için belli cazibeler taşıyorsa o tabandan çok ciddi bir şekilde oy alma ihtimali var. Ama tabii ki Erdoğan’ın süreçle ilgili hesaplarında kendisinin yeniden seçilmesinde DEM Parti’nin oylarına güvenmek olduğunu da bir kenara yazmak lazım.
Tabii ki en son olarak da ‘‘İnşallah bu seçimi atlatacağız’’ derken Erdoğan en çok tabii ki kendisine bağımlı olan yargıya güveniyor; YENİ Parti’nin önüne çıkartılan engellere ve daha da çıkartılabilecek engellere. Her gün yeni bir haber duyuyoruz. En son nedir ? Yenilik Partisi miymiş, adını bile söyleyemiyorum. O parti işte başvurmuş, YENİ Parti’nin adının değiştirilmesini istiyormuş vesaire. Orada bir sorun çıkıyor. Süren davalar var, yeni açılabilecek davalar var, sürekli açılan davalar var. Zaten Ekrem İmamoğlu bir şekilde cumhurbaşkanı adayı olması imkansız hale getirildi. Diploma kararı tek başına yeterli. Ama daha da süreceğe benziyor ve muhtemelen önümüzdeki dönemde Meclis’in açılmasıyla birlikte tekrar dokunulmazlıklar meselesi gündemimize gelecek. Özgür Özel’in de adı tekrar zikredilecek. Yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne Üsküdar’da yapıldığına benzer bir operasyon, belediye meclis çoğunluğunu iktidarın kazanmasına yönelik birtakım transfer iddiaları, bunlar gündeme gelecek. Aklımıza gelmeyen birçok şeye tanık olabiliriz. Bütün bunların hepsi aslında birlikte Erdoğan’ın o ‘‘inşallah seçimi atlatma’’ olayının parçaları. Dikkat ederseniz tek bir şeyle yapılabilecek, çözülebilecek bir sorun değil Erdoğan için. Yani diyelim ki muhalefeti birbirine bölmek, küçük adalara dönüştürmek tek başına yetmiyor. YENİ Parti’ye vurmak, yargı eliyle vurmak tek başına yetmiyor. DEM Parti’yi yanına çekmeye çalışmak tek başına yetmiyor. Bütün bunların hepsini birlikte yapabilmesi gibi bir zorunluluk var. Çünkü Cumhur İttifakı seçmene bir şey söyleyemiyor, siyaset üretme imkânı yok. Ekonomiyi toparlama imkânı gözükmüyor ve sonuçta böyle bir yığın senaryonun birlikte gündeme geldiği bir süreçle karşı karşıya olacağız, o gözüküyor. Seçimin ne zaman yapılacağı bile belli değil. Ama şunu söyleyelim; bu stratejilerin ya da taktiklerin işe yarayacağına emin olduğu bir anda Erdoğan ülkeyi bir an önce seçime götürebilir.
Bugün geçmişte kalmış bir oyuncuya, büyük bir oyuncuya ithaf etmek istiyorum yayını. Dün bir sohbette adı geçince birden gözümün önünde canlandı, Yıldırım Önal. Sohbet neydi? Yıldırım Önal’ın Yılmaz Güney ile birlikte oynadığı “Zavallılar” filmi. 1974’te çekilmiş bir film. Orada üç kişinin öyküsü var; Yılmaz Güney, Yıldırım Önal ve Güven Şengil’in. Üç ayrı cezaevinde buluşan kişilerin öyküsü. Yıldırım Önal çok sayıda filmde oynadı ama esas olarak tiyatrocu ve seslendirmeci. TRT‘nin seslendirme yönetmenliğini de yaptı 70’li yıllarda. Çok acayip bir ses tonu vardı, çok etkileyiciydi. Ve bizim çocukluğumuzda ve gençliğimizde diyelim — çünkü kendisini 1982 yılında kaybettik, ben o sırada 20 yaşındaydım — Yıldırım Önal hep bir yerlerde karşımıza çıkan birisiydi. Çok etkileyici birisi, bir tiyatrocu. Ve nedense hep yaşlı bir adam olarak kaldı benim aklımda Yıldırım Önal. Onu genç hiç hatırlamıyorum. Fakat yayın için hazırlanırken baktım ki 1982’de öldüğünde 50 yaşındaymış. Çok şaşırdım. Ben onu çok daha ileri bir yaşta sanıyordum. Ölümü de bir beyin kanaması ve son yıllarında özellikle ekonomik anlamda zorluklar yaşamış bir büyük oyuncuydu Yıldırım Önal. Bildiğim kadarıyla Altın Portakal’da onun adına ödül veriliyor, Sinema Emekçisi Ödülü. Gerçek anlamda bir emekçiydi, büyük bir oyuncuydu ve insanların, çocukların korkarak saygı duyduğu bir isimdi. Çok filmlerde güldüğünü hatırlamıyorum. Komedilerde de oynamıştır illaki. Mesela “Ömercik”te oynadığını hatırlıyorum. Öyle rollerde de vardı ama genellikle karakter oyuncusu olarak çıkardı. Çok az filmde başrol oyuncusuydu. Evet, burada “Ömercik”te görüyoruz kendisini. Genellikle hüzünlü, dertli adam rolünde bir büyük oyuncuydu. Yıldırım Önal’ı rahmetle ve sevgiyle anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








