İSTANBUL (Medyascope) – İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün tutuklu yargılandığı “siyasal casusluk” davasının ikinci duruşmasında, bir önceki duruşmadaki tutanağı kopyalayıp yapıştırarak tutukluluk devam kararı verdi. Mahkeme, tutukluluk devam kararına, kuvvetli suç şüphesini gösteren delillerin olduğu, aynı zamanda delillerin tam olarak toplanmadığı iddialarını gerekçe gösterdi. Mahkeme, bir önceki duruşma tutanağını kopyala-yapıştır yapıp, olmayan adli tatili gerekçe göstererek de duruşmayı üç ay sonrasına erteledi.

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ile Hüseyin Gün’ün yargılandığı “siyasal casusluk” davasının üçüncü duruşması, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesi karşısındaki 4 No’lu salonda yapıldı.
Yeni heyetin atandığı İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce dün görülen duruşmada, 333 gündür hapishanede olan gazeteci Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün tutukluluğunun devamına karar verildi. Mahkeme, bir sonraki duruşmayı 23 Aralık’a erteledi.
Kopyala-yapıştır metinle tutukluluk devam kararı
Mahkeme kararına gerekçe olarak Millî İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) yazılan, sanıkların casusluk faaliyetinde bulunduğuna ilişkin herhangi bir rapor veya tespit bulunup bulunmadığına dair müzekkereye yanıt verilmemesini gösterdi.
Mahkeme, İmamoğlu, Yanardağ, Özkan ve Gün’ün siyasal ve askerî casusluk suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren delillerin olduğu, aynı zamanda delillerin tam olarak toplanmadığı iddiasıyla tutukluluk devam kararı verdi.
Mahkeme devamında, 6 Temmuz’da ikinci duruşmanın ara kararında yazılan “araya giren adli tatil gözetilerek” ifadelerini kopyalayarak duruşma tarihini 23 Aralık 2026 olarak belirledi. 6 Temmuz’daki ikinci duruşmada da tutukluluk devam kararları verilmiş, eylül ayında bitecek olan adli tatil nedeniyle üçüncü duruşma 28 Eylül’e ertelenmişti.


Duruşmada neler olmuştu?
Casusluk davası duruşmasına, tanıkların dinlenmesinden önce Ekrem İmamoğlu söz almıştı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in kariyerinden bahseden İmamoğlu, “31 Mart 2024 yerel seçimlerindeki ağır yenilgi sonrası, iktidarın seçim kaybetmesi sonrası alınan karar gereği bir kişi, bakan yardımcılığından, yani siyasi bir görevden kanuna aykırı bir biçimde tekrar bir yargı görevine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ataması yapılıyor. Bu kanuna aykırı bir durumdur, asla uygun değildir, denilmesine rağmen ısrarla bu uygulanıyor. Tebliğ edilen bu görev aslında sadece HSK’da belirlenmemiş, tümüyle siyasi bir talimatı yerine getirmek için talimatlandırılmış olduğu ve açıkçası yol haritası çizilmiş bir stratejiyi yerine getirmek amacıyla İstanbul’daki bu göreve getirildiği, fazla vakit geçmeden ortaya çıkıyor” demişti.
Fon vurgununda 2 milyar TL’ye yakın para çeken AKP’li Fatma Betül Kaya’yı işaret eden İmamoğlu, “Henüz müsait değilmiş. İfade bile vermiyormuş. Benim babam burada. Biz 35 yıldır ticaret yapıyoruz. 35 yıldır biriktiremediğimi karı koca dört ayda almışlar. Rezalete bakar mısınız?” diye konuşmuştu.
İmamoğlu’nun beyanlarının ardından davanın tanıkları dinlenmişti. İlk tanık Zeynep Şen, Hüseyin Gün’ün “manevi annem” dediği Seher Deniz Alaçam’ın sekreteri olduğunu, hâlen Alaçam’ın oğlu Ümit Deniz Alaçam’ın yanında çalıştığını belirtmişti. Seher Alaçam’ın oğlu Ümit Deniz Alaçam, SEGBİS aracılığıyla duruşmaya bağlanmıştı. Ümit Alaçam, Hüseyin Gün ile husumetli olduğunu belirtti. Alaçam’ın önündeki metinden anlatımda bulunması üzerine avukatlar, tanığın bildiklerini doğrudan anlatması gerektiğini belirterek itiraz etmişti. Mahkeme başkanı, Alaçam’dan önündeki kâğıdı kaldırmasını istemişti.
Ekrem İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan, beyanda bulunmuştu. Özkan, “Siz bana vatan haini diyorsunuz sayın iddia makamı. Lütfen dikkat. Bunların insani, vicdani, ahlaki ve cezai sorumluluğu var… Ortada gizlice temin edilmiş herhangi bir gizli bilgi yok, veri yok, böyle bir şeyin teminine çaba bile yok, Türkiye zararına bir faaliyet yok. Ortada tuhaf, absürt, devlet ve yargı sistemi için utanç verici bir iddianame var” demişti.
Gazeteci Merdan Yanardağ ise beyanında, tutukluluğun devamını talep eden savcılık makamının “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” suçunu işlediğini söylemişti. Dosyada casusluğa dair tek bir belgenin, gizli bir bilginin olmadığını söyleyen Yanardağ, “Bu dava siyasi bir davadır. Buradan Kemal Kılıçdaroğlu’na da selam gönderiyorum” demişti. Yanardağ, “Savcılık demokratik hak ve özgürlükleri kullanmayı suç sayıyor. Hukuk hiçbir zaman bu kadar ayaklar altına alınmadı. Anayasal düzeni ihlal suçu işlemiştir savcılık. Tele1’i kapattılar. Uydu yayınını kestiler. Atadığınız kayyum bir medya kuruluşunu yok etti. Suç işliyorsunuz” diye konuşmuştu.
Bağımsız haberciliğin bedelini ödediğini söyleyen Yanardağ, “Halkın doğru bilgi alma hakkını savunmak için burada bulunuyorum. Bizim boyun eğmemizi bekleyenler boşa bekleyeceklerdir. Bu ülkenin gazetecileri bu halkı terk etmiyor. 10 yazar sayın, tutuklanmamışı yok. Bu zulmün yüzde biri Batı’daki yazarlara yapılsa bir tanesi kalmamıştı belki. Türk halkı son derece şanslıdır” ifadelerini kullanmıştı.
İddianameden
İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianamede İmamoğlu, seçim kampanyalarının direktörü Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve iş insanı Hüseyin Gün’e “siyasi casusluk” suçlaması yöneltildi. Ancak casusluğun kim tarafından hangi devlete veya istihbarat örgütüne yapıldığına dair herhangi bir tespit yer almamıştı.
Casusluk davasında 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası talep eden savcılığın hazırladığı 162 sayfalık iddianamenin büyük bölümünü Hüseyin Gün’ün etkin pişmanlık ifadeleri, dijital materyaller ve not defterinde yazanlar oluşturmuştu.
Mahkeme, iddianamede geçen OSINT ve DARKWEB’deki verilerin atılı suç tarihi öncesinde internet ortamına sızmış veriler olup olmadığını, sızdıysa bu verilerin hangi tarihte ne şekilde internet ortamına sızdığının raporunun çıkarılmasına karar vermişti.
Mahkemenin kararı üzerine siber güvenlik ve adli bilişim alanında uzman bir isim tarafından bilirkişi raporu hazırlandı. Mahkemeye sunulan 2 Mart 2026 tarihli raporda iddianamede yer alan “İmamoğlu döneminde İBB verilerinin OSINT ve DARKWEB’e sızdırıldığı” iddiasının doğru olmadığı belirtilmişti.
“Sızıntı İmamoğlu öncesinde oldu” raporu
62 sayfalık raporun sonuç kısmında, iddianamede bahsi geçen verilerin ibb.gov.tr veri tabanından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin yapılan iş ve işlemlere dair tutanak, bilgi ya da belge olmadığından herhangi bir değerlendirme yapmanın mümkün olmadığı ifade edilmişti.
Raporda, sızdığı belirtilen verilerin kamuya açık alanlarda bulunduğu belirtildi ve “Söz konusu verilerin daha önce gerçekleşmiş veri ihlalleri kapsamında internete yansımış olabileceğini göstermektedir” denilmişti.
Yani bilirkişi raporunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın aksine, suçlamaya konu sızıntıların İmamoğlu döneminden önce yapıldığına dikkat çekilmişti.








