Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Ahmet Saymadi, “Erdoğan fon krizini küçük yaralarla atlatır” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi hayatı boyunca en çok zorlandığı dönemlerden birisini yaşıyor. 2028 seçimlerine yaklaşık bir buçuk yıl kalmış olmasına rağmen Erdoğan, seçimlere dair “Kazanacağız” veya “Alacağız” diyemiyor. Erdoğan -ki iddia sahibi bir siyasetçi olmasına rağmen- önümüzdeki seçimler için “Atlatacağız” diyor. AKP hükümetini yıllardır en çok zorlayan şey: Genç işsizliği, hayat pahalılığı, çalışanların maaşlarının düşmesi, dolayısıyla alım gücünün zayıflaması, geleceksizlik, güvencesizlik… Böylesi kritik toplumsal meselelere dair AKP’nin bulabildiği bir çözüm yok. AKP toplumdaki, “Ekonomik kriz de olsa yolsuzluk da olsa, bu krizi aşacak kapasitesi var” algısını kaybetti. Ya da artık sorunları çözecek gücü yok.
Erdoğan önümüzdeki seçimleri “atlatabilmek” için, uzun süredir bir seferberlik içerisine girmiş durumda. Devletin tüm imkanlarını kullanıyor. Bu seferberliğin en önemli adımı 2024 yerel seçimlerinden birinci parti olarak çıkan CHP’ye (ve devamında YENİ Parti’ye) operasyon dalgası başlatmak oldu. Arada CHP bölündü. 2024 yerel seçimlerinden sonraki iki yıllık dönemde İstanbul Büyükşehir Belediyesi dahil olmak üzere iktidara muhalif belediyelere, yapılan operasyonlar, aralıksız devam etti. Kimi yerlerde operasyona bile gerek kalmadan; şantajla, tehditle veya çeşitli zaaflarından ötürü bazı belediye başkanları partisinden istifa edip AKP’ye geçti. Kimi belediye başkanları partisinden istifa etti ve bağımsız kaldı. Muhalefetin en güçlü cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu tutuklu, Mansur Yavaş havlu attı. Buna rağmen Erdoğan, önümüzdeki seçimler için hâlâ tedirgin.
Erdoğan zor durumda, hem de çok zor durumda. Erdoğan’ın adeta siyasi seferberlik ilan ettiği, tüm tuşlara aynı anda bastığı, devletin tüm imkanlarını seferber ettiği böyle bir ortamda kendi cenahı içerisinde birilerinin sadece kendi çıkarını düşünmesi ve Erdoğan’ın zaten zorlandığı bu süreci daha da zora sokması Erdoğan açısından kabul edilebilir bir şey değil. Şahsi hesaplar içerisinde olan AKP’liler, Erdoğan’ın, dolaysısıyla AKP’nin bir varlık yokluk savaşı verdiğinin farkında değiller. Erdoğan böyle bir dönemde, kimsenin gözünün yaşına bakmayacak ağır cezalandıracaktır. Bunu zaten Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında şu sözlerle ifade etti:
“Kimileri yolunu şaşırdı, kimileri nefsinin esiri oldu, kimilerini şeytan aldattı, kimileri bu kutlu hareketi, bu aziz hareketi kirletmek için özellikle aramıza sızdı, sızdırıldı. (…) Bu konuda hiç kimseye tolerans göstermeyiz, partimize bu harekete emek vermiş hiç kimseye haksızlık etmeyiz; devletin, milletin malına el uzatanla da bizim işimiz olmaz, olamaz.”
Şüphesiz önümüzdeki günlerde çok sayıda eski ve yeni AKP’linin başına bir iş gelecektir. Bunları Erdoğan kendi usulüyle yapacaktır. İşler topluma bilgi vermeden, el altından ilerleyecektir. “Haksız kazanç sağlayanlar getirip şu hesaba para yatırsın” bunun en bariz örneği.
Ancak Erdoğan konuyu ne kadar partiyi yıpratmadan ilerletmeye çalışsa da basına sızacaktır. Çünkü partide Erdoğan’ın yaşından ötürü, Erdoğan sonrasına hazırlanan farklı farklı gruplar/hizipler var. Bunlar da birbirlerine karşı hamle üstüne hamle yapıyorlar, karşılıklı olarak muhalefete ve muhalif basına bilgi sızdırıyorlar. Sızan her bilgi toplumun yararına olsa da, kavga AKP içi hizipler savaşının arenasında geçekleşiyor. Ancak her hizbin bir kırmızı çizgisi var: Erdoğan ve ailesi. AKP içerisinde kılıcını çeken herkesin, kılıcının üzerinde, Erdoğan’a bağlılık bildiren Mushaflar var.
Bu bilgiler dışında şunu eklemek isterim. Türkiye toplumunda siyasi iktidarın veya siyasi iktidara bağlı çeşitli unsurların iktidar gücünü kullanarak zenginleşmesi alışılmış bir durum. Yani seçmenler oy kullanma pratiklerini yolsuzluk meselesi üzerinden değiştirmiyor. Hatta, ‘‘Bu konuda hangisi gelirse gelsin cebini doldurmaya çalışacak’’ algısı bile çok oturmuş bir algı. Örneğin 2013’teki 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen çeşitli ses kayıtları bile yayınlanmıştı. 17-25 Aralık skandalından sadece üç ay sonra gerçekleşen 2014 yerel seçimlerinde AKP, yeniden birinci parti olmuştu. Bu yerel seçimlerin akabindeki genel seçimde yani 7 Haziran 2014’te Erdoğan seçimleri kaybetti. Ama bunun da sebebi yolsuzluklar değildi, çözüm süreciydi.
Yine Türkiye toplumunu yakından etkileyen 2018 yılında yaşanan kur şokunda, Amerikan Doları 3,78 TL’den 7,23 TL’ye kadar çıkmış, piyasadaki tüm ürünlerin fiyat dengesi kaybolmuştu. Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı yaptığı 2019-2020 döneminde; bakanlık döviz kurunu ve faizleri belirli bir seviyede tutmak amacıyla, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) rezervlerinden kamu bankaları aracılığıyla ve arka kapı yöntemleriyle 128 milyar dolarlık bir rezervi eritmişti. Dolar kuru 2023 Haziran’ında 25 TL’yi aşmıştı. O dalgalanmalı dönemde yapılan 14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde AKP yine birinci parti olmuş, Erdoğan yine cumhurbaşkanı seçilmişti. Dolayısıyla yolsuzluklar tek başına AKP hükümetini düşürecek bir etki yaratmıyor.
Fon krizine dair Erdoğan’ın bir diğer şansı da şu: Fon krizinden etkilenen kitle, toplumun en yoksul kitlesi değil. Ellerinde küçük de olsa bir birikimi olmayan, zaten ay sonunu zor getiren, kredi kartlarına “takla attıran”, maaşında haciz olan, zor geçinen kitlelerin; kenarda bir yerde borsaya ya da fona yatıracak parası yok. Onlar olayları sadece izliyor. Hatta bunu zenginler arasındaki mesele olarak da değerlendiriyor olabilirler.
Fon meselesine dair bir başka algı ise şu:
“Borsanın ya da fonun size birkaç ay içerisinde yüzde 500 getiri sağlamasını makul buluyorsanız, birdenbire yüzde 500 kayıp yaşama riskini de kabul etmeniz gerekir.”
Bu algı da toplumda borsa ve fon yatırımlarına uzak duran kitlede hâkim. Bu da Erdoğan’ın bir şansı.
Erdoğan’ın arkasından iş mi çevrildi?
Fon meselesinde bir başka husus da şu: Erdoğan’ın arkasından iş çevrildiğine dair algı da güçleniyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 26 Şubat 2025’te SPK’ya, fonların araştırılmasına dair resmi bir müzekkere yazmış.
Medyascope’taki yayında Kerim Rota, fon meselesine dair ilk uyarının AKP’li Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından 4 Kasım 2025’te kamuoyuna yapıldığını söyledi. Şimşek, “bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını bildiklerini” belirtmiş. Siyaseti kendi kuralları içerisinde değerlendiren herkes, Mehmet Şimşek’in bunu kamuoyuna açıklamadan bir süre önce Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu’na ilettiğini bilir.
Mehmet Şimşek yurtdışı finans çevrelerinde yakından takip edilen bir isim. Fon krizine dair işaret fişeğini yurtdışı finans camiası çakmış. MSCI, 24 Haziran’da Türkiye piyasası için “kasım” uyarısı yapmış ve şöyle demiş:
“Türkiye hisse senedi piyasasında ortaklık yapılarının şeffaflığı ve olası koordineli işlemler konusunda daha fazla ilerleme bekliyoruz. Bazı küçük halka açık şirketlerle yakından bağlantılı fonların elindeki paylarda tekrarlanan koordineli işlem ihtimalleri var. Bu tür işlemler, şirketlerin fiili dolaşımdaki pay oranlarının yapay biçimde yüksek görünmesine yol açıyor. Kasım 2026 Endeks Değerlendirmesi ne kadar yeterli, somut ve güvenilir ilerleme sağlanmaması halinde Türkiye ve endekslere dahil edilebilecek menkul kıymetlerin nasıl ele alınacağına ilişkin istişare süreci başlatabiliriz.”
Finalde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 19 Ağustos’ta Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanlığına müzekkere yazarak Borsa İstanbul’da işlem gören hisselerde fonlar aracılığıyla manipülatif işlemler yapıldığını bildirerek, araştırılmasını istemiş.
Bu bilgiler başta Hazine ve Maliye Bakanlığı olmak üzere ekonomi bürokrasisinde bir grup insanın fon meselesine dair 2025 yılının başından beri çeşitli uyarılarda bulunduğunu gösteriyor. Ancak savcılık yazılarına, Bakan Şimşek’in açık uyarılarına rağmen bir şey yapılmamış.
Ortada savcılığın SPK’ya yazdığı yazının önünü kesecek kadar; Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yazdığı yazının önünü kesecek kadar güçlü bir lobi var. Bu lobi ekonomi alanında faaliyet gösteren AKP’li bir grup. Ama aynı zamanda AKP’li önemli siyasetçileri ve ekonomi kurumlarını etkisi altına alacak kadar da güçlü bir lobi. Nasıl etkiledikleri de açığa çıktı: Fonlardaki haksız kazanca ortak etmişler.
Bu lobinin ne kadarının açığa çıkacağını, ne düzeyde hesap vereceklerini birlikte göreceğiz. Fon meselesine dair Erdoğan’ın kararlı olduğu açık. Burada Erdoğan’ın tek handikabı; halkın parasını çalan ve kolay yoldan zenginleşen bu lobinin ve bu lobinin kontrol ettiği AKP’lilerin, bildikleri başka yolsuzlukları ifşa etmesi olur. Buna AKP içi hiziplerin birbirlerini zayıflatmak için muhalefete bilgi sızdırması eşlik ederse, işler Erdoğan açısından daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hale dönüşebilir. Azımsanacak bir ihtimal değil. Bu olmadığı takdirde Erdoğan fon krizini küçük yaralarla atlatır. Ayrıca mağdur sayısı fazla olsa da meselenin boyutu, 128 Milyar Dolarlık döviz satışından veya 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarından daha küçük.
Ahmet Saymadi kimdir?
1978’de Diyarbakır’da doğdu. Balıkesir Üniversitesi’nde Gümrük İşletme okudu. Ardından Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yüksek lisans yaptı. Bir süre Gümrük Müşavirliği yaptı. Uzun süredir yeme-içme sektöründe halen işletmecilik yapıyor. HDP’de ve DEM Parti’de çeşitli görevlerde bulundu. Halen Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi’nde (SYKP) Parti Meclisi üyesidir.








