İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nu ve CHP’yi kullanım süresi dolmuşa benziyor” başlıklı yayınında Mersin’de üç belediye başkanının gözaltına alınmasıyla başlayan süreci ve Vahap Seçer’e yönelik operasyonun olası siyasi anlamlarını değerlendirdi.
Ruşen Çakır, Mersin Belediye Başkanı Vahap Seçer’in CHP–YENİ Parti ayrışmasında tercihini CHP’den yana yapmış olmasına dikkat çekerek kamuoyunda CHP’de kalan belediye başkanlarının operasyonlardan etkilenmeyeceğine yönelik oluşan algının, Vahap Seçer’in gözaltına alınmasıyla birlikte nasıl değişebileceğini ele aldı.
“CHP’yi seçenlere dokunulmayacak algısı vardı”
Ruşen Çakır, Vahap Seçer’in kurultay sürecinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediğini ve parti içi bölünmede CHP’de kaldığını hatırlattı. Kamuoyunda ve siyasi kulislerde “CHP’yi seçenlere dokunulmayacak, YENİ Parti’yi seçenlere operasyonlar sürecek” şeklinde yaygın bir inanış olduğunu belirten Çakır, yargının siyasi iktidardan bağımsız olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:
“Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan bir operasyonun siyasi iktidardan habersiz olma ihtimali yüzde sıfır. Dolayısıyla tercihini CHP’den yana yapmış önemli bir belediye başkanının gözaltına alınması aynı zamanda CHP’ye de bir mesaj. Vahap Seçer’in başına bir şey gelmesin diye CHP’yi tercih ettiğini kesinlikle söylemiyorum ama kamuoyunda böyle bir algı vardı. Mesela CHP’ye yanaşır gibi olan, ki sonra bunu alenileştiren isimler de olmuştu.”

İktidarın “CHP” hayal kırıklığı
İktidarın CHP içindeki bölünmeden medet umduğunu ancak YENİ Parti’nin anketlerde yüzde 20’leri aşarken CHP’nin yüzde 3 civarında kalmasının hesapları bozduğunu ifade eden Çakır, bu durumun iktidar cephesinde strateji değişikliğine yol açtığını savundu:
“Siyasi iktidar, partiyi CHP’ye hediye etti ve orada büyük bir kopuşun, oyların bölünmesinin olmasını bekledi. Fakat böyle olmadı. CHP’nin elinde bütün imkanlar, binalar, Hazine yardımları varken çok az bir kitlenin etrafında toparlanabildi. Kamuoyunda Kılıçdaroğlu’nun söylediklerinin hemen hemen hiçbir karşılığı olmadı. Buna mukabil YENİ Parti sıfırdan kurulup örgütlenmeye başladı. Benim anladığım kadarıyla iktidarda bir tür hayal kırıklığı var. Bu kadar erken bir şekilde CHP’nin etkisizleştiğini görmek ve bunun da faturası bir şekilde Vahap Seçer’e kesilmişe benziyor.”
“‘Kulübe hoş geldiniz’ oldular”
Çakır, Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargı süreçlerinde davanın siyasi olmadığını savunan Kılıçdaroğlu cephesinin şimdi benzer bir durumla karşılaştığını ifade etti:
“Kemal Kılıçdaroğlu uzun mesajlar yazdı, CHP önde gelenleri gözaltıları kınadı. Bir anlamda İngilizce tabirle ‘Welcome to the club’ (Kulübe hoş geldiniz) oldular. Daha önce YENİ Parti’den yana tercih yapan belediye başkanları için söylemiş oldukları ‘arınıp da gelin’ olayı birden kendi karşılarına çıktı. Ekrem İmamoğlu olayı siyasi ise, Vahap Seçer olayı da kesinlikle siyasidir. İktidar korkusuyla, ‘iktidardan bir sopa yemeyelim’ diyerek tercihini CHP’den yana yapmış olanların herhalde şimdi kalpleri güm güm atıyordur. Erdoğan’ın çok da fazla CHP’den medet ummayacağını bu yaşanan olaydan sonra anlamamız pekâlâ mümkün.”
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Dün Meclis yeniden açıldı, Erdoğan konuştu. Erdoğan konuşurken YENİ Parti salonu terk etti. Bu arada bazı partiler Genel Kurulu da protesto ettiler, bazıları da akşamki resepsiyonu protesto edecekler. Erdoğan’ın konuşmasını okudum, izlemedim ama okudum; kutuplaşmaya son verilmesi gibi tespitleri gülümsetti diyeceğim. Sanki başka bir ülkede yaşıyormuşuz gibi, sanki bu yaşananların birinci derecede sorumlusu kendisi değilmiş gibi bir tablo çizdi. Bu arada fon krizini çözmekte olduklarını söylemesi bana biraz abartılı geldi ama umarım öyledir, çünkü yüz binlerce mağdur söz konusu. Öte yandan çözüm sürecinde ısrar etti, bu iyi bir şey ama görünürde pek de bir gelişme yaşanmıyor. Ama bütün bunları gölgede bırakan dün sabah çok önemli bir olay oldu, Mersin’de üç belediye başkanı gözaltına alındı. Bunlardan birisi de Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer. Vahap Seçer şu ana kadar dokunulmamış bir belediye başkanıydı. CHP’nin önemli büyükşehirlerden birisinin başkanı, ikinci kez seçiliyor ama şöyle bir ilginçliği var olayın, Vahap Seçer tercihini Cumhuriyet Halk Partisi’nden yana yaptı. YENİ Parti’ye ve Özgür Özel’e çok karşı bir duruş sergilemedi ama sonuçta CHP’den yana yaptı. Bu aslında çok da şaşırtıcı değil çünkü Vahap Seçer o kurultay sürecinde de tıpkı Adana’daki belediye başkanı gibi o da Kılıçdaroğlu’nu desteklemişti, yani Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekibine karşı pozisyon alan, daha doğrusu Kılıçdaroğlu’nu destekleyen birisiydi ama aralarında bir sorun da çıkmadı. Tekrar aday gösterildi, çok açık farkla kazandı yeniden Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığını.
Burada önemli olan husus şu, başlığa da koyduğum mesele; Vahap Seçer’in CHP’den yana tercih yapmış bir belediye başkanı olmasına rağmen gözaltına alınmış olması. Şunu kesinlikle söylemiyorum, “Vahap Seçer başına bir şey gelmesin diye CHP’yi tercih etti”, böyle bir iddiam kesinlikle yok ama şu da bir gerçek ki kamuoyunda, özellikle CHP, YENİ Parti çevrelerinde yaygın inanış, kabul şu: “CHP’yi seçenlere dokunulmayacak, YENİ Parti’yi seçenlere operasyonlar sürecek,” böyle bir algı vardı. Mesela CHP’ye yanaşır gibi olan, ki sonra bunu alenileştirdi, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney de tahliye edilmişti biliyorsunuz ve sonra CHP’den yana açık tavrını aldı. Evet, bu bence önemli bir şey. Yargının siyasi iktidardan bağımsız olmadığını biliyoruz. Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan bir operasyonun siyasi iktidardan habersiz olma ihtimali yüzde sıfır. Dolayısıyla tercihini CHP’den yana yapmış bir önemli belediye başkanının gözaltına alınması aynı zamanda CHP’ye de bir mesaj. Bu mesaj ne olabilir? Birtakım akıllar yürütebiliriz ama şunu söylemek lazım, bu Erdoğan’ın ilk kez yaptığı bir şey değil. Erdoğan mesela 15 Temmuz’dan sonra, 15 Temmuz’un ardından o dönemki HDP hariç tüm partilere çağrı yapmıştı ve Kılıçdaroğlu CHP’si de bu çağrıya uymuştu, Yenikapı mitinginde “Yenikapı ruhu” diye bir araya geldiler ama aradan bir hafta bile geçmeden Erdoğan Kılıçdaroğlu’na aynı şekilde eskisi gibi tekrar saldırmaya, hatta Fethullahçılarla işbirliği yapmakla suçlamaya başlamıştı. Ya da 2024 yerel seçimlerinin ardından CHP ile yaşanan normalleşme sürecini hatırlayın. O normalleşme süreci özellikle CHP tabanında çok tepki toplamıştı, Erdoğan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezini bile ziyaret etmişti. Ama sonra ne oldu, 19 Mart oldu. Yani bunu pekala, özellikle CHP ya da devamı partiler söz konusu olduğunda çok kolay yapabilen birisi Erdoğan.
Şimdi burada mutlak butlan kararıyla partiyi CHP’ye hediye etti siyasi iktidar ve orada büyük bir kopuşun olmasını yani partinin allak bullak olmasını bekledi, ortadan yarılmasını bekledi. İki ayrı parti olması tabii ki en yüksek ihtimaldi ya da aynı parti içerisinde bitmek bilmeyen bir kavga olmasını bekledi. En önemlisi oyların bölünmesini bekledi fakat böyle olmadı. CHP’nin elinde bütün imkanlar, binalar, hazine yardımları vesaire varken CHP çok az bir milletvekilini etrafında toparlayabildi ve kamuoyunda Kılıçdaroğlu’nun söylediklerinin hemen hemen hiçbir karşılığı olmadı. Buna mukabil YENİ Parti sıfırdan örgütlenmeye başladı, parti kuruldu, örgütlenmeye başladı, halktan paralar toplandı, mitingler yapılmaya devam edildi. Özellikle Özgür Özel’in çarşı esnaf ziyaretleri, kadınlarla buluşmaları bütün bunlar çok ciddi bir toplumsal hareketliliği de beraberinde getirdi ve baktığımızda kamuoyu araştırmalarında da CHP ile YENİ Parti arasında çok ciddi bir uçurum olduğunu gördük.
Dün Hatem Ete ile bir yayın yaptım, izlemediyseniz izlemenizi öneririm. Orada CHP’nin %3 civarında bir oyu gözüküyor Eylül ayı araştırmalarında; yeni kurulmuş olmasına rağmen YENİ Parti’nin oyu %20’nin üzerinde. Yani en azından şu anlaşılıyor; CHP oylarının ezici bir çoğunluğu YENİ Parti’ye transfer olmuş durumda. Bu arada CHP içerisinde yaşanan bu kopuş, YENİ Parti’nin ortaya çıkması, bu parti seçmeninin bir kısmında büyük bir hayal kırıklığı, moral bozukluğu yaratmış olma ihtimali de çok yüksek ve onların da büyük ölçüde çekimser ya da oy kullanmayacağını ifade eden kişilerin olduğunu ya da o kişilerin arasında sayılarının hayli yüksek olduğunu tahmin edebiliriz. Tabii süreç içerisinde tekrar tercihleri şekillenebilir. Ama o günden bugüne, Mayıs ayından bu yana yaşanan, 21 Mayıs’tı yanlış hatırlamıyorsam, süreçte bakıldı ki CHP üzerine çok da yatırım yapılacak bir parti değil, yani bir tür hayal kırıklığı var benim anladığım kadarıyla iktidarda. Bu kadar erken bir şekilde CHP’nin etkisizleştiğini görmek ve bunun da faturası bir şekilde Vahap Seçer’e kesilmişe benziyor. Bu zamana kadar kendisine dokunulmamış birisi, aynı zamanda Türkiye’deki Belediyeler Birliği’nin Ekrem İmamoğlu’nun içeri girmesinden sonra başkanı olan kişi, başarılı bir belediye başkanı. Zaten ikinci seçimi hatırladığım kadarıyla %60 civarı oyla kazanmış olması da bunun bir kanıtı, çok halkla iç içe olan birisi ve onu da gözaltına aldılar. Ve ne oldu? Kemal Kılıçdaroğlu uzun uzun mesajlar yazdı, sosyal medyada paylaşıldı, CHP sözcüsü ve diğer önde gelen isimler duydukları hayal kırıklığını dile getirdiler, gözaltına alınmayı kınadılar, şu oldu, bu oldu. Ama bir anlamda, buna hani İngilizce ne deniyor, “welcome to the club”, “kulübe hoş geldiniz” oldular ve daha önce söylemiş oldukları YENİ Parti’den yana tercih yapan belediye başkanları için söylemiş oldukları “arınıp da gelin” olayı birden kendi karşılarına çıktı.
Tekrar söylüyorum, Vahap Seçer’in hakkında ileri sürülen iddialardan sorumlu olduğunu düşünmüyorum, bilmiyorum, eğer tarafsız ve bağımsız bir yargı olsaydı bu konuda bize net bir cevap verebilirdi. Bu operasyon da tıpkı diğerleri gibi siyasi bir operasyon. Hani Ekrem İmamoğlu’nun alınmasına Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Bunun siyasetle ilişkisi yok” demesi gibi, “siyasi bir dava değil” demesini buraya taşıması mümkün olamayacak. Ekrem İmamoğlu olayı siyasiyse Vahap Seçer olayı da kesinlikle siyasi. Ve burada tabii ki şöyle bir husus olacak, bunu özellikle vurgulamak istiyorum; önlerinde YENİ Parti ile CHP arasında seçenek olup iktidar korkusuyla, esas olarak iktidar korkusuyla diyelim, iktidardan bir şey gelmesi, yani bir sopa yemek korkusuyla CHP’yi tercih etmiş olanların herhalde şimdi kalpleri güm güm atıyordur. Şunu kesinlikle ayırmak lazım, hakikaten Kemal Kılıçdaroğlu’nu seven, ona inanan, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’ndan hazzetmeyip CHP’de kalanlar muhakkak vardır ama çok sayıda kişinin de kendini garantiye almak için tercihini CHP’den yana yaptığını söylesek herhalde abartmış olmayız. İşte dün bu operasyon onlara tam bir kabus gibi gelmiş olsa gerek. Siyasi iktidar, Erdoğan bugüne kadar çok kişiyi kullandı ve belli bir süre sonra kenara koydu, hatta karşısına aldı. Şu anda CHP’yi karşısına almış değil ama çok da fazla CHP’den medet ummayacağını bu yaşanan olaydan sonra anlamamız pekâlâ mümkün.
Bugün ithaf, çok sevdiğim ama adını söylemekte hep zorlandığım Arjantinli büyük bir sanatçıya, Atahualpa Yupanqui. İnşallah doğru okumuşumdur. İlk kez onu ne zaman gördüm, gördüm değil dinledim, evet 1983 falan olsa gerek. Cezaevinden çıktıktan sonra, felsefe hocamız Galatasaray Lisesi’nde Olivia Abel’in evinde plakları vardı Yupanqui’nin, orada dinledim. Çok etkileyici bir sesi var. Akla hemen Ruhi Su geliyor bizler için. Ruhi Su’ya benzeyen ama çok farklılaşan yönü de var ama benzeyen başka bir yönü de onun da Ruhi Su gibi siyasi bir sanatçı olması. Uzun bir süre Arjantin’de Komünist Partisi üyesi olarak sanatını yapmış ve başına çok iş gelmiş, hapislerde yatmış, sürgüne gitmiş ama sonra dönmüş ülkesine, partiyle ilişkisini kesmiş, duruşunu büyük ölçüde değiştirmemiş ama parti üyesi olmayıp önündeki engeller de biraz azalmış diyelim. Hayatı boyunca çalıp söyleyen diyelim, çok büyük şairlerin şiirlerini besteleyen bir şarkıcı, besteci, söz yazarı ve gitarist. Her şeyi olan komple bir sanatçı. 1992 yılında 84 yaşında Fransa’da hayatını kaybetti Yupanqui. Eğer bilmiyorsanız en azından bir iki parçasını dinleyin diyeyim. Bilenlere zaten söylenecek bir şey yok, onlar herhalde Yupanqui’nin ne kadar büyük bir sanatçı olduğunu biliyorlardır. Kendisini saygıyla anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








