Medyascope okurları yazıyor | Suçun cinsiyeti üzerine: Fon yolsuzluğunda kadın olmak bir muafiyet sebebi olur mu?

Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Lütfiye Bozdağ, “Suçun cinsiyeti üzerine: Fon yolsuzluğunda kadın olmak bir muafiyet sebebi olur mu?” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Fon yolsuzluğunda kadın olmak
Fon yolsuzluğunda kadın olmak

Medyascope’ta yayınlanan “Fon skandalı: Muhafazakâr camia sarsıldı mı?” başlıklı açık oturumda Ayşe Baykal, fon yolsuzluğunda Fatma Betül Sayan Kaya’nın isminin öne çıkartılmasında bir erkek dayanışması gördüğünü ifade etti. Baykal “Birçok erkek suçlu varken neden bir kadın ismi öne atıldı? diye soruyor ve cevap olarak:

“Çünkü Fatma Betül misyon yüklenilen bir isimdi. Tayyip Bey’in parti içinde de misyon yüklediği bir insandı. Böyle şeylerde parti içinde de kıskançlıklar olabilir ama bunun dışında bir erkek dayanışması var, Fatma Betül’e en ağır ceza olarak WhatsApp grubundan atılma cezası verildi ve biz onu cezalandırdık denildi. Bu cezalandırma mıdır? Değil, dindar insanın bunu yapması gerçekten yaralayıcı. Çünkü kul hakkı denilen bir şeye riayet etmesi gerekiyor. Fatma Betül Sayan Kaya görevi olan, sorumluluğu olan, temsiliyet gücü olan bir isimdi ama ondan ibaret burada da bir erkek dayanışması var, siyasetin bir de bu yanı da var. Fatma Betül Hanım’ın öne çıkması biraz günah keçisi olmaya başladı.”

Bu argüman, ilk bakışta haklı bir eleştiri gibi görünmekte, fon skandalının birçok erkek faili varken, bir kadının isminin bu kadar öne çıkarılması dikkat çekmektedir. Ancak bu tespit, iki temel sorun içermektedir.

Birincisi, “erkek dayanışması” vurgusu, ister istemez Fatma Betül Sayan Kaya’ya yönelik bir muafiyet talebine dönüşme riski taşımaktadır. İkincisi, “günah keçisi” metaforu, onun suçunun hafifletilmesi veya görmezden gelinmesi gerektiği izlenimini yaratmaktadır.

Pozitif ayrımcılık, tarihsel olarak kadınlar, etnik azınlıklar, engelliler vb. dezavantajlı grupların toplumsal, ekonomik ve siyasal hayata eşit katılımını sağlamak için geliştirilmiş bir politika aracıdır. Amacı, geçmişten gelen eşitsizlikleri telafi etmek ve fırsat eşitliğini tesis etmektir.

Ancak bu politika, bireyin işlediği suçun sonuçlarından muaf tutulması anlamına gelmez. Pozitif ayrımcılık, kişinin kadın olması nedeniyle yolsuzluk, dolandırıcılık veya kamu kaynaklarını zimmete geçirme gibi suçlardan dolayı daha az sorumlu tutulmasını gerektirmez. Aksine, böyle bir yaklaşım hem pozitif ayrımcılığın özüne aykırıdır hem de kadınların eşit bireyler olarak görülmesi ilkesini zedeler.

Fatma Betül Sayan Kaya’nın isminin öne çıkarılmasında bir “erkek dayanışması” olduğu ve onun “günah keçisi” haline getirildiği tespiti, skandalın erkek faillerinin gölgede kaldığına dair haklı bir eleştiri içerebilir.

Ancak bu durum, Fatma Betül Sayan Kaya’nın suçunun hafifletilmesi veya ona pozitif ayrımcılık yapılması gerektiği anlamına gelmez. Bir haksızlığı (erkeklerin gizlenmesi) başka bir haksızlıkla (kadının suçunun görmezden gelinmesi) düzeltmek, adaleti sağlamaz; aksine yeni bir adaletsizlik yaratır.

Kaldı ki “günah keçisi” kavramı, masum birinin suçu üstlenmesi anlamına gelir. Oysa Fatma Betül Sayan Kaya’nın fonda birebir kendi adıyla hesap açtığı, eşiyle birlikte işlem yaptığı belgelerde açıkça görülmektedir. Bu durumda “günah keçisi” değil, suç ortağı olma ihtimali üzerinde durulmalıdır.

Feminist teori, kadınların fail olduğu durumlarda otomatik bir muafiyet talep etmez. Tam tersine, feminist hukuk ve etik anlayışı, kadınların da erkekler gibi sorumluluk sahibi özneler olduğunu vurgular.

Kadınları “zayıf”, “duygusal” veya “yönlendirilmeye açık” göstererek onları suçlarından muaf tutmak, ataerkil bir korumacılıktır ve kadınları tam ehliyetli bireyler olarak görmemek anlamına gelir. Oysa kadın olmak, suç işlediğinde ayrıcalık değil, aynı ölçüde sorumluluk getirmelidir. Aksi halde, kadınların eşit bireyler olduğu ilkesi zedelenir ve “kadınlar zaten zayıftır, korunmalıdır” gibi ataerkil bir söyleme hizmet eder.

Ahlaki açıdan, bir eylemin doğru veya yanlışlığı, failinin cinsiyetinden bağımsızdır. Yolsuzluk, kamu kaynaklarının çalınması, insanların mağdur edilmesi gibi eylemler, faili kadın da olsa erkek de olsa aynı derecede yanlıştır.

Evini, arabasını satan, çocuğunun okul parasını, kronik hastalık tedavi parasını bu fonlara yatıranların mağduriyeti, failin cinsiyetine göre hafifletilemez. Fatma Betül Sayan Kaya’nın bu mağduriyetteki rolü neyse, bir erkek failin rolü de aynıdır.

Suç bireyseldir ancak bu, kadının suçunu hafifletmez aksine, suçun bireyselliği, failin bireysel sorumluluğunu gerektirir. “Erkek dayanışması” argümanı, ister istemez “kadın dayanışması” beklentisine dönüşerek, kadınları suçlarından dolayı değil, cinsiyetlerinden dolayı savunma olasılığına itmektedir. Bu olasılık feminist mücadelenin özüne aykırıdır.


Lütfiye Bozdağ kimdir?

Çağdaş sanat eleştirisi alanında üniversitede dersler vermektedir. 1997-2000 yılları arasında Genç Sanat, Türkiyede Sanat, 2009-2012 yılları arasında Birgün gazetesi, Evrensel Kültür dergisinde sanat eleştirisi yazıları yazmıştır. Halen kolajart.com, Eleştirel Kültür, mikroscope dergilerinde sanat eleştirisi yazıları yazmaktadır. 12 Sanatçı 12 Söyleşi ve Mine Sanat Galerisi 30. Yıl Kitabının editörlerindendir. Birçok ulusal ve uluslararası sempozyum ve kongrelerde yayınlanmış bildirileri ve makaleleri bulunmaktadır. Barış İçin Akademisyenler bildirisi imzacılarındandır. 

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş