Ruşen Çakır yorumladı: Tek adam rejimi bağlamında fon krizini anlamak

İSTANBUL (Medyascope) – Tek adam rejimi bağlamında fon krizini nasıl anlarız? Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, fon krizinin Erdoğan ve iktidar üzerindeki etkisini, krizin neden zamanında önlenemediğini ve yatırımcıların mağduriyetlerinin giderilip giderilemeyeceğini değerlendirdi.

Ruşen Çakır, Fatma Betül Sayan Kaya üzerinden gündeme gelen tartışmaları ve yüz binlerce yatırımcının yaşayacağı kayıpların siyasi sonuçlarını ele aldı. Fon krizinin ortaya çıkmasından önce yapılan uyarılara rağmen sürecin neden engellenemediği, iktidarın krizi nasıl yönetmeye çalıştığı ve muhalefetin yaşananlar karşısındaki performansı yayının temel başlıkları arasında yer aldı.

“Erdoğan her şeyi kontrol ediyorsa, bu büyük operasyon nasıl yapılabildi?”

ktidar destekçilerinin fon krizini Erdoğan’a bağlamamaya, hatta krizin Erdoğan’ı zor durumda bırakmak için kurgulandığını savunmaya çalıştıklarını belirten Çakır, sistemin işleyişine dair şöyle konuştu:

“Erdoğan bu olayı hiçbir şekilde bilmiyor ve önünde böyle büyük bir faturayla karşılaşmış olabilir. Ama o zaman şöyle bir soru sormak gerekiyor: Her şeyi Erdoğan’ın denetlediği, kontrol ettiği bir ülkede böyle büyük bir krize yol açan bu fon olayı nasıl gerçekleşir? Bunu ülkenin tek adamı nasıl atlamış olabilir? Tek adam sistemi olabilir, her şeyi kontrol edebilir ama birileri isterlerse bu sistemin açıklarını kullanarak böyle büyük operasyonlar pekâlâ yapabilir mi?”

Tek adam rejimi
Ruşen Çakır yorumladı: Tek adam rejimi bağlamında fon krizini anlamak

“Krizin üzeri örtülmeye çalışılıyor”

Ekonomi yönetiminin en az 10 ay önceden tehlikeli durumu fark etmesine rağmen krizin üzerine gidilmediğini veya birilerinin bunu engellediğini söyleyen Çakır, şok atlatıldıktan sonra iktidarın krizi sönümlemeye çalıştığını vurguladı:

“Bu krizin ilk atlatılan şoktan sonra üzerinin örtülmeye çalışılması ve zamana bırakılmış olması bize siyasi iktidarın bundan ne derece rahatsız olduğunu gösteriyor. İktidar algıyı yönetmede çok da başarısız değil, çünkü ülkenin medyasının büyük bir kısmı ellerinde. Erdoğan şoku atlattıktan sonra kontrolü eline aldı ve krizi sönümlemeye yönlendirdi. Bu da bize ‘ucu nereye varırsa varsın’ çizgisinin pek sürdürülmeyeceğini gösteriyor.”

“Vahap Seçer gözaltında, Sayan Kaya’ya bir şey yapılmadı”

Muhalefete yönelik yargı operasyonları ile iktidar mensupları hakkındaki iddiaların farklı ele alındığını belirten Çakır, çifte standardı şu sözlerle özetledi:

“Bir yanda siz Mersin Büyükşehir Belediye Başkanını sabahın köründe evinden, gözaltına alıyorsunuz. Ortada söz konusu olan para iddiaya göre 300 milyon lira, kamu zararı diyorlar. Bir yanda da tek bir kişinin dört ayda 2 milyar 200 milyon lirayı cebine attığı bir durum var ve kendisine yapılan hiçbir şey yok. Bir tek ‘affını istedi’ ve Erdoğan bunu kabul etti. Bu olay, büyük ölçüde Erdoğan’ın iktidarını koruma için seferberlik hâli anlamına geliyor. Normal bir hukuk devletinde bu fon olayı siyasi anlamda çok büyük depremlere yol açardı.”

“YENİ Parti büyük bir fırsatı kaçırıyor”

Fon krizinin muhalefet için önemli bir zemin sunduğunu ancak iyi değerlendirilemediğini savunan Çakır, YENİ Parti’nin performansına yönelik şunları söyledi:

“Ana muhalefet partisinin, YENİ Parti’nin performansı çok önemli. İlk gündeki çıkışın ardından YENİ Parti’nin iktidarı bu konuda çok fazla sıkıştırmadığını ya da sıkıştıramadığını görüyorum. Beceriksizlik mi, başka bir şey mi bilemiyorum ama iktidara aday olduğunu söyleyen YENİ Parti’nin yakaladığı çok büyük bir fırsat olabilirdi. Şu haliyle bakıldığı zaman iktidarın bunu olabildiğince az kazayla atlatabileceğine dair işaretler daha fazla.”


Deşifreyi yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

“Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları.

Fon krizi… İktidar çok fazla konuşulmasını istemiyor, biliyoruz ve bu konuda konuşan, iktidarı rahatsız eden seslere tahammül gösteremiyor ve sosyal medyada özellikle bu seslere karşı çok büyük bir yıldırma kampanyası var. Hesaplar engelleniyor, şu bu… Peki neden böyle oluyor? Çünkü bu kriz başka krizlerden farklı bir kriz. Bir kere 450 bin kişiyi doğrudan ilgilendiriyor ve dolaylı yaşanan bir olay değil. Bir diğer husus da tabii ilk andan itibaren, krizin ortaya çıkmasının hemen ardından Fatma Betül Sayan Kaya AK Parti’nin eski bakanı ve genel başkan yardımcısının adının muhalefet tarafından dile getirilmesi, iktidarın bunu yalanlayamaması olayın politik yönünü de bize gösterdi. Ardı pek gelmedi açıkçası. Hayati Yazıcı’nın oğluyla ilgili bir mal varlığına tedbir koyma olayı söz konusu oldu ama kısa sürede o tedbir kaldırıldı. Şimdi şöyle bir soru var ortada: Bu olay ne kadar mevcut tek adam rejimini ilgilendiriyor ya da ondan kaynaklanıyor? Şunu gördük; ilk andan itibaren iktidar içerisinden, iktidar destekçileri içerisinden bu krizle ilgili yorum yapanların önemli bir kısmı duydukları öfkeyi dile getirdiler. “Ne var yani bunda?” diyen çıkmadı. Sessiz kalan çok oldu ama sesini çıkaranlar şunu özellikle yaptılar; olayı hiçbir şekilde Erdoğan’a bağlamamaya çalıştılar. Hatta tam tersine bu krizin Erdoğan’ı zor durumda bıraktığını söylediler. Hatta bazıları daha da ileri giderek, Erdoğan’ı zor durumda bırakmak için bu krizin yaratıldığını söyleyenler de oldu. Yani şöyle bir hava var; Erdoğan bu olayın tamamen dışında. Olabilir. Erdoğan bu olayı hiçbir şekilde bilmiyor olabilir ve sonunda önünde böyle büyük bir faturayla karşılaşmış olabilir. Ama o zaman şöyle bir soru sormak gerekiyor: Her şeyi Erdoğan’ın denetlediği, Erdoğan’ın kontrol ettiği bir ülkede böyle büyük bir krize yol açan olay, bu fon olayı nasıl gerçekleşir? Bunu ülkenin tek adamı nasıl atlamış olabilir? Ya da birileri bütün bunu ondan nasıl gizlemiş olabilir?

Biliyorsunuz, başta Bakan Mehmet Şimşek olmak üzere birçok kişi krizin öncesinde, en az 10 ay öncesinde ortadaki garip durumun, tehlikeli durumun altını çizdiler ama üzerine hiç gidilmedi ya da kimilerinin iddiasına göre gidilmek istendi fakat birileri bunu engelledi. İşte bütün bu sorular bizim önümüze şöyle bir şey çıkartıyor; tek adam sistemi olabilir, her şeyi kontrol edebilir ama birileri isterlerse bu sistemin açıklarını kullanarak böyle büyük operasyonlar pekâlâ yapabilir mi? Gerçekten çok önemli bir soru bu. Bu soruyu Türkiye’de özgürce bütün boyutlarıyla tartışabilme imkanlarına sahip değiliz. Bunu özellikle vurgulamak lazım. İkincisi bu olayın, bu krizin ilk atlatılan şoktan sonra üzerinin örtülmeye çalışılması, öneminin azaltılmaya çalışılması ve zamana, akışa bırakılmış olması bize siyasi iktidarın bundan ne derece rahatsız olduğunu da gösteriyor. Her halükarda Türkiye’de zaten Erdoğan iktidarını sarsan çok şey yaşandı. Deprem de böyle bir şeydi, uzun zamandır yaşadığımız enflasyon da böyle bir şey. Ekonomik kriz de böyle bir şey. Birçok konuda Erdoğan’ın halk nezdindeki gücünün, iktidarının gücünün azaldığını biliyoruz. Fakat bütün bu krizlerin Erdoğan tarafından bir şekilde denetlenebildiği bir yerde, yani krizleri saf dışı bırakmasa da krizleri yenemese de krizlerin algısını yönetmede çok da başarısız değil. Aslında bu çok da zor değil. Çünkü ülkenin medyasının büyük bir kısmı iktidarın kontrolünde. Geri kalan medyanın, özellikle dijital alanda faaliyet gösterenlerin etkisi belli bir yerde sınırlı ve üzerlerinde çok büyük bir baskı var. Şu ana kadar yaşanan birçok şeyde bu algıyı yönetmede siyasi iktidar başarılı oldu genel olarak, öyle diyelim. Ama burada iş sanki biraz daha farklı başladı ilk başta. Ama o şok atlatıldıktan sonra Erdoğan’ın kontrolü eline aldığı ve krizi sönümlemeye yönlendirdiği söylenebilir. Bu da bize aslında o başta söylediği, “Nereye giderse gitsin, ucu nereye varırsa varsın” çizgisini pek sürdürmeyeceğini gösteriyor. En azından ben böyle düşünüyorum.

Bu olay, ucu nereye varırsa varsın takip edilecek bir olay gibi gözükmüyor. İktidar bu konuda çok da hevesli değil. Mesela Fatma Betül Sayan Kaya hakkında şu ana kadar pek bir şey yapılmadı. Bir yanda siz Mersin Büyükşehir Belediye Başkanını sabahın köründe evinden alıyorsunuz, gözaltına alıyorsunuz. Ortada söz konusu olan para iddiaya göre 300 milyon diye gördüm, kamu zararı diyorlar ve bir yanda da tek bir kişinin 4 ayda 2 milyar 200 milyon lirayı cebine attığı bir durum var ve kendisine yapılan hiçbir şey yok. Bir tek istifa etti. Affını istedi. Erdoğan da bunu kabul etti. Zaten dikkat edin, bütün olaylarda böyleydi, bu son krizde de yapılan açıklamaların hepsi bakanların, bürokratların, siyasetçilerin hepsi özel olarak Erdoğan’a birtakım övgü sözleri, Erdoğan’ın rolünün, yani tek adam rolünün altını çizen açıklamalar yapıyorlar ve ondan sonra bizlere sesleniyorlar. Bizleri haberdar ediyorlar. Böyle bir durum ve şimdi anladığım kadarıyla bu olay büyük ölçüde Erdoğan’ın iktidarını koruma için seferberlik hâli anlamına geliyor. Fon olayının normal akışında gitmesi, normal bir ülkede, hukuk devletinin olduğu bir ülkede bu fon olayının normal akışta seyretmesi durumunda siyasi anlamda çok büyük depremlere tanık olunur. Ama bizde o deprem bir ilk baştaki eski bakan sayılmazsa pek yaşanmadı. Bundan sonra da yaşanacağa benzemiyor. Burada tabii ki özellikle muhalefetin ya da iktidarda olmayan partilerin ve özellikle de ana muhalefet partisinin, YENİ Parti’nin performansı çok önemli. İlk gündeki çıkışın ardından YENİ Parti’nin iktidarı bu konuda çok fazla sıkıştırmadığını ya da sıkıştıramadığını ben görüyorum. Niye böyle oluyor? Beceriksizlik mi, başka bir şey mi bilemiyorum ama normal şartlarda aslında bu muhalefetin, hele iktidara aday olduğunu söyleyen YENİ Parti’nin yakaladığı çok büyük bir fırsat olabilir, olabilirdi ama şu haliyle bakıldığı zaman iktidarın, Erdoğan’ın bunu olabildiğince az kazayla atlatabileceğine dair işaretler daha fazla var. Ama tekrar şunu soralım: Erdoğan bu ülkenin her şeyini kontrol ediyorsa neden bu krizi öngörmedi, bundan haberdar olmadı, neden önüne geçemedi, geçmedi? Ve şimdi bir diğer soru da bu aşamadan sonra, krizin bu aşamasından sonra gerçekten 450 bin olarak söylenen para yatırmış kişileri tatmin edebilecek mi? Onların mağduriyetlerini giderebilecek mi devlet? Gideremezse bundan Erdoğan nasıl etkilenecek?

Bugün bir aşıktan söz etmek istiyorum, Âşık Mahzuni Şerif. Yani “Ruşen Çakır, Mahzuni’yi nereden biliyor? ” diyenler olabilir. Çok iyi biliyorum. Gerçek adı Şerif Cırık’mış. İlk defa öğrendim. Ben onu hep Mahzuni olarak bildim. Bizim solculuk yıllarımızın, 70’li yılların sonlarının en popüler isimlerinden birisiydi. O dönemlerde, 76-80 yılları arasında sürekli birtakım “Gece” adını verdiğimiz faaliyetler olurdu, siyasi faaliyetler. Oralarda siyasi konuşmalar olurdu ama aynı zamanda birtakım sanatçılar da çıkardı. Ve en çok da âşıklar çıkardı. Âşıkların da en popülerleri Âşık Mahzuni’ydi, Âşık İhsani’ydi. Ama Mahzuni daha farklıydı. Nitekim Mahzuni sadece belli bir çevreye hitap eden bir sanatçı olmanın ötesinde tüm Türkiye’ye hitap eden bir âşık olarak kendini kanıtladı. Onun bestelerini birçok popüler sanatçı, ülkenin önde gelen isimleri kendileri de seslendirdiler. Daha fazla dolaşmasını sağladılar. Şimdi baktım Mahzuni’nin eserlerine. “Katil Amerika”yı gördüm. Evet, bu bizim en çok dinlediğimiz ve en çok tabii o tarihte sevdiğimiz parçalardan birisiydi. “Dom Dom Kurşunu” da çok popülerdi ama benim hâlâ dilimin ucuna gelen bir şeyi vardır: “Mevlam gör diyerek iki göz vermiş, bilmem ağlasam mı, ağlamasam mı?” Bu bugüne kadar benim zihnimde hep yaşayan bir Mahzuni deyişi diyelim. Bir Aleviydi Mahzuni. Alevi kimliğine sonuna kadar sahip çıkan birisiydi. Zaten Alevi kültürünün önde gelen bir taşıyıcısıydı ve bu kültürü tüm Türkiye’ye sevdirmeyi başarmış birisiydi. 2002 yılında Almanya’da Köln’de hayatını kaybetti Mahzuni. 63 yaşında hayatını kaybetti. Ben şu anda 64 yaşındayım. Yani demek ki benim o tarihlerde en azından, büyük bir hayranlıkla izlediğim Mahzuni 63 yaşında. Belli ki çok çekti. Onu da özellikle vurgulayalım. Bu tür sanatçıların en büyük özelliği, maddi anlamda da sorun yaşarlar, siyasi anlamda da sorun yaşarlar. Onun bir “Erim Erim Eriyesin” diye bir türküsü vardır. Bir dönemin başbakanı, 12 Mart döneminin başbakanı Nihat Erim’e yöneliktir. O yüzden başına bayağı bir bela geldiğini hayal meyal hatırlıyorum. Çileler çekti, hep söyledi, çaldı ve geride sekiz çocuk bırakmış. Birden fazla evliliği var. Ve Mahzuni hâlâ Mahzuni Şerif olarak söyleniyor. Çünkü o tarihte başka bir Mahzuni daha vardı sanki. Hayal meyal onu da hatırlıyorum. Mahzuni Şerif daha bilinen, saygı gören isimdi. Kendisini saygıyla ve sevgiyle anıyorum.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.“

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş