Medyascope okurları yazıyor | Kânûn-i Esâsî’den bugüne: Tek tipçi devletten yeni bir toplumsal sözleşmeye

Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Doğan Özkan, “Kânûn-i Esâsî’den bugüne: Tek tipçi devletten yeni bir toplumsal sözleşmeye” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Tam 150 yıl önce, 23 Aralık 1876’da II. Abdülhamid döneminde ilan edilen Kânûn-ı Esâsî, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk ve son anayasası olarak tarih sahnesine çıktı. Bu metin, mutlak monarşiden meşruti monarşiye — yani Birinci Meşrutiyet’e — geçişin kapısını araladı. Ancak bu kapıdan girilen yol, imparatorluğun dağılma sürecini durdurmaya yetmedi.

Milliyetçilik akımlarının dalga dalga yayıldığı bir çağda parçalanan Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti, köklerini modernleşme döneminin üç büyük eğitim kurumundan alan bir kadro tarafından kuruldu: Mekteb-i Harbiye (1834), Mekteb-i Tıbbiye (1827) ve Mekteb-i Mülkiye (1859). Bu üç okulun mezunlarından oluşan kurucu elitler, imparatorluğun parçalanma travmasının ve yeni bir bölünme korkusunun etkisiyle, Anadolu’da kurdukları Cumhuriyet’i korumak adına tek tipçi ve homojen bir toplum ve ulus inşa etme stratejisini benimsediler.

Kânûn-i Esâsî'den bugüne
Doğan Özkan yazdı | Kânûn-i Esâsî’den bugüne: Tek tipçi devletten yeni bir toplumsal sözleşmeye

Ne var ki bu tercihin bedeli ağır oldu. 1915’te Ermeni soykırımıyla başlayan Türk ulus devletinin inşası süreci Dersim, Şeyh Said ve daha nice katliamın, ardından PKK ile süren 50 yıllık savaşın gölgesinde ilerledi. Yüz yılı aşan bu trajik bilanço, sonunda Türkiye Cumhuriyeti’ne tek tipçi devlet yapılanmasını sürdüremeyeceğini kabul ettirdi.

Bugün PKK’nin silahsızlanma süreci, yalnızca bir çatışmanın sona ermesi değil; aynı zamanda devletin kuruluşundan bu yana taşıdığı homojen toplum idealinin iflasının resmî kabulüdür.

150 yıl önce ilan edilen ilk anayasadan bugüne uzanan çizgide, Türkiye’nin gerçek sınavı artık tek tip bir ulus değil, farklılıklarıyla bir arada yaşayabilen bir toplumun hukuki ve siyasi çerçevesini kurmaktır. Kânûn-ı Esâsî’nin 150. yılında sorulması gereken soru belki de şudur: Bir imparatorluğun küllerinden doğan Cumhuriyet, nihayet kendi toplumsal sözleşmesini çoğulcu bir temelde yeniden yazabilecek mi?

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş