Ruşen Çakır yorumladı | Abdullah Öcalan ile kim(ler) nasıl konuşmalı ve neleri sormalı?

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Abdullah Öcalan’ın ekim ayında gazeteciler, akademisyenler ve sivil toplum temsilcileriyle görüşebileceği yönündeki açıklamaları değerlendirdi. Böyle bir görüşmenin gerçekleşmesi halinde farklı kesimleri temsil eden gazetecilerin sürece dahil edilmesi gerektiğini söyleyen Çakır, Abdullah Öcalan’a Türkiye’nin yaklaşık 50 yıllık çatışma geçmişine ilişkin sorular yöneltilmesinin ve geleceğe dair mesajlarının alınmasının önemli olduğunu belirtti.

Gazeteci Ruşen Çakır, “Öcalan ile kim(ler) nasıl konuşmalı ve neleri sormalı?” başlıklı yayınında, Abdullah Öcalan’ın gazetecilerle görüşme ihtimalinin yüksek olduğunu ancak sürecin diğer aşamalarında olduğu gibi bunun da sürekli ertelendiğini söyledi. Çerçeve yasanın yürürlüğe girmesine ilişkin takvimin de belirsizliğini koruduğunu belirten Çakır, Abdullah Öcalan’ın konuşmasının sürecin zeminini hazırlamak açısından artık önemli bir aşama haline geldiğini ifade etti.

“Kürt medyasından gazeteciler de olmalı”

Çakır, Abdullah Öcalan’la yapılacak görüşmede yalnızca iktidara yakın gazetecilerin yer almasının yeterli olmayacağını söyledi. Farklı görüşlerden ve farklı toplumsal kesimlerden gazetecilerin görüşmeye katılması gerektiğini belirten Çakır, özellikle Kürt medyasından gazetecilerin de bulunmasının önemli olduğunu vurguladı.

Görüşmenin yalnızca Kürt kamuoyuna değil, Abdullah Öcalan’a mesafeli duran Türk kamuoyuna da hitap etmesi gerektiğini belirten Çakır, bunun Abdullah Öcalan’ın vereceği mesajlar kadar görüşmenin hangi mecrada ve nasıl yapılacağıyla da ilgili olduğunu söyledi. Çakır’a göre yazılı bir röportajdan ziyade görüntülü bir görüşme daha etkili olabilir.

Çakır, gazetecilerin görüşmede “rol çalmaya” çalışmak yerine Abdullah Öcalan’ın farklı kesimlere mesaj verebilmesine imkân tanıması gerektiğini ifade etti. Görüşmenin ortak bir organizasyonla gerçekleştirilmesi ve gazetecilerin kendi mecralarında aynı anda yayın yapabilmesi gibi seçeneklerin değerlendirilebileceğini söyledi.

Öcalan ile kim(ler)
Ruşen Çakır yorumladı | Abdullah Öcalan ile kim(ler) nasıl konuşmalı ve neleri sormalı?

“50 yıllık çatışma tarihiyle yüzleşmek gerekiyor”

Öcalan’ın konuşmayı bilen ve uzun süre konuşabilen bir isim olduğunu belirten Çakır, yapılacak röportajın tamamen Abdullah Öcalan’ın yönlendireceği bir görüşmeye dönüşmemesi gerektiğini söyledi. Çakır, soruların sürecin geçmişi, bugün yaşananlar ve bundan sonra atılabilecek adımlar üzerine hazırlanması gerektiğini ifade etti.

Yaklaşık 50 yıllık PKK ve çatışma tarihinin de görüşmede ele alınması gerektiğini belirten Çakır, geçmişte yaşanan kritik olayların üzerinin örtülmemesi gerektiğini söyledi. Tek tek saldırılara ilişkin sorular yerine bütün sürecin muhasebesini yapmaya yönelik bir yaklaşımın daha anlamlı olacağını belirten Çakır, yakın ve orta vadeli geleceğe ilişkin soruların da gündeme getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Çakır, görüşmenin iyi hazırlanmadığı takdirde sürecin krize dönüşmesini isteyen çevrelerin bundan yararlanabileceğini belirterek, “Yeter ki bu iş olsun ve bu iş iyi çalışılarak, iyi hazırlanarak bir fırsat olarak değerlendirilsin” dedi.


Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.

Önce bir kitap reklamı yapayım. ‘‘Kedi Kitabı’’ Ursula K. Le Guin’in Metis’ten çıktı. Dün hatta Müge, Müge İplikçi yani, kitabın şiirlerini çevirenlerden Bülent Somay’la bir yayın yaptı. Kediye meraklıysanız ve Ursula K. Le Guin’i de biliyorsanız ve seviyorsanız size Metis’ten çıkan bu kitabı tanıtmış olayım.

Şimdi ağır konulara geçelim; Abdullah Öcalan. ‘‘Taktı bu da Abdullah Öcalan’a’’, evet. Şu anda bir gazeteci olarak en çok görüşmek istediğim kişi. Ve İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan’ın dediğine göre bu ay Öcalan gazetecilere konuşabilirmiş. Konuşma ihtimali yüksekmiş. Sadece gazetecilere değil, sivil toplum kuruluşu yöneticilerine, akademisyenlere vesaire. Beni esas ilgilendiren kısmı tabii ki gazeteciler kısmı. Bu süreç ilk başladığında, daha ilk günlerinde bir yayında, canlı yayında buna talip olduğumu söylemiştim. Birçok kez tekrarladım. Bu arada bu olayın gerçekleşeceği kesinleşti. Ama sürekli erteleniyor. Zaten bu sürecin en önemli özelliği, en önemli demeyeyim de en sık rastladığımız özelliği hep bir şeylerin ertelenmesi. Hep bir gecikme var. Hesapta Ekim ayında MGK toplanacak ve yasanın, çerçeve yasanın yürürlüğe girmesine karar verecekti. Bekliyoruz, belli ki olmayacak. Kasım’a, belki de Aralık’a, belki de Ocak’a kalacak, bilemiyoruz ama bunun zeminini hazırlamak için Öcalan’ın konuşmasının artık şart olduğu noktasına ülkeyi yönetenler de varmış anladığım kadarıyla. Daha doğrusu Devlet Bahçeli zaten bunu söylüyordu, birçok kez tekrarladı. Erdoğan da bunu bir şekilde kabul etmişe benziyor.

Peki kim ya da kimler gidecek? Nasıl olacak? Bunların hepsinin bu süreçte çok önemli olduğunu vurgulamak lazım. Muhtemelen birden fazla kişi gidecektir. Hep baştan beri öyle konuşuluyor. Birden fazla kişi gidecektir ve bu kişiler de birbirlerine benzemeyen kişiler olacaktır diye hem tahmin ediyorum hem de bunun doğru olacağını düşünüyorum. Yani siz sadece bir iktidar yanlısı gazeteciyle ya da Erdoğan’ın uçağındaki gibi üç ya da dört tane iktidar yanlısı gazeteciyle Öcalan’ı konuşturduğunuz zaman onun tabii ki bir anlamı olur ama bir yere kadar anlamı olur. Burada başkalarının da olması gerekiyor. Mesela şöyle bir soru var, önemli bir soru: Kürt medyasından diyelim, hani basitleştirerek, gazeteci olur mu? Bence olması lazım. Çünkü Öcalan’ın herkese hitap etmesini gerçekleştirmek lazım böyle bir olayda. Ama esas olanın Kürt olmayan kamuoyuna seslenmesi, onların birtakım kaygılarını giderecek bir şeyler söyleyebilmesi, anlatabilmesi gerekiyor. Çünkü Öcalan’ın imajı kötü, hatta berbat. Zamanla biraz daha yumuşadı belki ama hâlâ birçok yerde ‘‘bebek katili, bölücü başı, terörist başı’’ vesaire. Daha geçen Bursa’da millî maçta tribünlerin attığı o sloganı hatırlayın. Sırayla bir kelimesini birisi, ötekisini başka tribün söyledi. Organize bir işti yani ve küfrettiler. Ve de başlarına da bir şey gelmedi. Sıradan bir olaymış gibi yansıtıldı en azından.

Burada kritik olan husus Öcalan’ın Kürt olmayan kesimlere ya da kendisine sempatik bakmayan, hatta empatik bakmayan diyelim kesimlere vereceği mesajlar. Tabii burada hem vereceği mesajlar önemli hem de mecra önemli. Hangi mecralarda olacak? Yani siz şimdi Kürt medyasından bir yere Öcalan’ı konuşturup onun Türk kamuoyuna yönelik birtakım mesajlarını da verebilirsiniz ama çok fazla alıcısı olmaz ya da olmayabilir. Dolayısıyla karma bir şey olması gerekiyor. Fakat orada şöyle bir sorun var. Biz gazeteci milleti aslında çok da, ne denir, muteber insanlar değiliz. Diyelim ki dört gazeteci gitti. Orada rol çalmaya çalışmalar, şunlar bunlar olacaktır. Onlar nasıl engellenir bilemiyorum. İşi herhalde Öcalan’a bırakmaları gerekir diyeyim. Tabii ki nasıl olacağı da önemli. Yani bu yazılı bir röportaj mı olacak? O belli bir yere kadar etkili olur. Esas önemli olan görüntülü olması. Bunun için bir organizasyon olması lazım. Devlet herhalde bunu kolaylıkla halledebilir. Onun setup‘ı diyelim. Biz mesela Kandil’e gittiğimizde Kaya’yla bize hiçbir şey dokundurtmadılar. Kendileri bir setup hazırlamıştı. Bayağı da profesyonel bir iş çıkarttı örgüt üyeleri, öyle diyelim. Burada da devletin kuracağı bir düzende kayıt alınıp ondan sonra diyelim ki dört kişi gitti, dört kişinin kendi mecralarında bunu aynı zamanda vermeleri. Tabii bunların hepsi çok ince çalışmalar gerektiren ve güven gerektiren hususlar. Çok örnek yaşadık. Gazeteciler bir yere gidip, ‘‘ambargolu’’ denir; şu saate kadar kimse yayınlamasın, aynı anda yayınlansın ama bir bakarsınız birileri bir yerden önden bir şeyler yapar ya da yapmaya çalışır.

Ama esas önemli olan husus Öcalan’ın farklı kesimlere hitap edecek gazetecilerin karşısına çıkması, gazetecilerin, nasıl diyeyim, bağcı dövmek değil üzüm yemeye gitmeleri. Bu çok önemli bir husus. Şu da olabilir pekâlâ; Öcalan’a, tırnak içinde, sıkıştırma sorularıyla çıkmak isteyenler de olabilir. Onu da özellikle vurgulamak lazım. Ve tabii ki orada ne sormak gerekir? İşte en kritik nokta bu. Birincisi şunu biliyoruz, Öcalan konuşmayı bilen ve seven birisi. Mehmet Ali Birand’dan bu yana verdiği, yakalanmadan önce verdiği röportajlarda sonuna kadar konuşuyor. En son Fatih Altaylı ile yaptığı ama Türk medyasında yayınlanmayan röportajı gördük. Orada da her soruya verecek cevabı var, uzun uzun verecek cevabı var. Ama belli bir yerden sonra bunun, yapılacak röportajın Öcalan’ın şeyine bırakılmaması bence yararlı olur. Yani onun yönlendireceği bir röportaj değil; çalışılmış, birçok açıdan süreci, sürecin kendisini, yaşanan süreci ve süreçten sonra neler olabileceğini, neler olması gerektiğini anlatmasına imkân sağlayan. Ama tabii ki burada bir diğer önemli husus, bir tarih var. Bu tarihi kimse inkâr edemez. Yani yaklaşık 50 yıllık bir PKK tarihi var, çatışma tarihi var. Bununla da yüzleşmesini ya da yüzleşmeye giriş anlamında bazı konuların da gündeme getirilmesi elzem. Yani sıfırdan başlamış gibi, bugün bir hayat başlıyormuş gibi konuşmak hiçbir şekilde inandırıcı olmayacaktır.

Öcalan’ın daha önceki röportajlarına baktığımız zaman örgütün geçmişindeki birtakım kritik hususları birilerine mâl ettiğini çok görüyoruz. Birtakım önemli katliamları vesaireleri bunu yaptığını görüyoruz. Burada önemli olan tek tek olaylar değil, bir bütünü konuşabilmek. Yani bütün bu süreci konuşabilmek. Yani ‘‘Şu tarihteki saldırının emrini siz mi verdiniz?’’ gibi detaylar yerine onun ötesinde bu 40 yılın muhasebesini yapmaya yönelik sorular sorabilmek ve tabii ki yakın ve orta vadeli geleceğe yönelik sorular sorabilmek. Tabii ki şu önemli: ‘‘Sizi sevmeyenler size neden güvensin?’’ En kritik nokta bu. Böyle mi sorulur bilmiyorum ama bunun bir şekilde sorulması önemli. Muhtemelen Öcalan bu tür sorulara hazırlıklıdır. Onun vereceği cevaplar çok önemli olacak. Kim gider bilmiyorum. Umarım beni de katarlar. Katmasalar da olur tabii ki. Yeter ki bu iş olsun ve bu iş iyi çalışılarak, iyi hazırlanarak bir fırsat olarak değerlendirilsin. Aksi takdirde bunun bir krize dönüşmesi için sotaya yatmış çok sayıda kişi ve çevre var. Bakalım hayırlısı diyelim.

Bugün, yine bir ölüm… Artık yaşlandık ve yaşlandıkça hep bildiğimiz, tanıdığımız, sevdiğimiz insanların ölümüne tanık oluyoruz. Bu sefer yine Galatasaray Lisesi’nden bir kardeşim, benden küçük, Müge’nin babası Fidel Berber. Fidel adı, zaten adı yeter. Fidel benden küçük, benden 9 yaş küçük, bizim liseden. Tekstilci idi. Kendisinden bir dönem küçük Özlem’le evliydi. Evli diyelim hâlâ. Özlem, emekli amiral Atilla Kıyat’ın kızı. Bir de çocukları var, Müge. Bildiğim kadarıyla Müge yeni mezun oldu. Hasta olmasına rağmen, Toronto’daydı yanlış hatırlamıyorsam, Kanada’da mezuniyete gitti eşiyle beraber ve kısa bir süre sonra hayatını kaybetti. Hastalıkla uğraşıyordu. Maalesef yenildi. Kendisi bizim cemiyetin, Galatasaraylılar Cemiyeti, ki lisenin en önemli kurumlarından birisidir, onun başkanlığını yaptı. Galiba 3 dönem yaptı. Pandemi döneminde pilav yapılmıştı, evlere pilav gelmişti. Bu da pandemi döneminde bana Galatasaray ödülü vermişlerdi. Yine benim ayağıma gelmişti Fidel. Yanında o sırada cemiyet yönetiminde olan Medyascope programcısı Profesör Haluk Levent’le beraber gelmişlerdi. Çok düzgün bir kardeşimizdi. Cemiyet onun döneminde çok iyi işler yaptı ama her şeyden önce çok sıcak, sempatik, sevgi dolu, işini iyi bilen bir kardeşimizdi. Bugün kendisi Bodrum’da toprağa veriliyor. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Sevdiklerine, özellikle eşine ve kızına başsağlığı, ama tüm bizim mektep camiasına başsağlığı diliyorum.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş