İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, fon krizinin iktidar içinde ciddi sorunlara yol açabileceğini belirterek muhalefetin süreci yönetmekte zorlandığını söyledi. Çakır, denetim eksikliklerine ve fon batmadan önce para çekenlere dikkat çekti.
Gazeteci Ruşen Çakır, “Fon krizi muhalefete rağmen iktidarı sarsmaya devam ediyor” başlıklı yayınında, 17 Eylül’den bu yana gündemde olan fon krizinin iktidar açısından ciddi siyasi sonuçlar doğurma potansiyeli taşıdığını söyledi. Krizin 17-25 Aralık sürecinden farklı olduğunu belirten Çakır, “Burada sistemin kendi içerisinden çıkmış çok büyük bir vurgun var. Başından sonuna siyasi iktidar sorumlu” dedi. Çakır, muhalefetin ise kriz karşısında yakaladığı fırsatı değerlendirmekte zorlandığını savundu.
Çakır, geçen hafta yaptığı yayında YENİ Parti’nin fon krizi karşısındaki tutumunu eleştirdiği için tepki gördüğünü hatırlattı. Eleştirilerinin nedeninin, muhalefetin iktidarı zor durumda bırakabilecek bir konuda dikkatli hareket etmesi gerektiğini vurgulamak olduğunu söyledi.
“Muhalefet inisiyatifi elinden kaçırıyor”

Çakır, YENİ Parti’nin iki önemli hata yaptığını belirtti. Bunlardan ilkinin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın babasının fondan para kazandığı iddiası olduğunu söyledi. İsim benzerliği bulunduğunun açıklanmasının ardından YENİ Parti’nin iddiayı doğrulayamadığını belirten Çakır, ikinci hatanın ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’a fonlardan yararlananların listesini açıklaması için süre verilmesi olduğunu ifade etti.
Çakır, YENİ Parti’nin pazartesi gününe kadar liste açıklanmazsa kendisinin açıklayacağını duyurduğunu ancak daha sonra düzenlenen basın toplantısında konunun gündeme getirilmediğini söyledi. Çakır’a göre parti, 26 Eylül’de Fatma Betül Sayan Kaya’nın fondaki yatırımları üzerinden iktidarı zor durumda bırakan çıkışının ardından yakaladığı siyasi inisiyatifi kaybetmeye başladı.
“Vatandaşın cebinden alınan para var”
Fon krizini 17-25 Aralık sürecinden ayıran noktanın, olayın sistemin kendi içinden kaynaklanması olduğunu belirten Çakır, denetimlerin yapılmaması ve önceden yapılan uyarıların dikkate alınmamasının siyasi sorumluluk tartışmasını gündeme getirdiğini söyledi.
Çakır, asıl dikkat çekici noktanın, bazı yatırımcıların fonların batışından önce paralarını çekmiş olması iddiası olduğunu vurguladı. Yaklaşık 450 bin kişinin para yatırdığının söylendiğini belirten Çakır, devletin bu paraları çekenlerden geri ödeme talep ettiğine dikkat çekti.
Mağdurların önemli bir bölümünün iktidara yakın seçmenlerden oluşabileceğini söyleyen Çakır, zararların karşılanmaması durumunda toplumsal hareketlilik yaşanabileceğini ifade etti.
AKP içinden de tepkiler geliyor
Çakır, AKP’li bazı isimlerin de fon kriziyle ilgili açıklama yapılmasını istediğini belirtti. AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in “liste açıklansın” yönündeki sözlerini ve Metin Külünk’ün krizi “finansal bir 15 Temmuz” olarak nitelendirmesini hatırlattı.
Türkiye’deki ekonomik kriz ve iktidar partilerinin oy kaybının da dikkate alınması gerektiğini söyleyen Çakır, fon krizinin Erdoğan’ın önceki krizlerine kıyasla yönetilmesinin daha zor olabileceğini savundu. Çakır, önümüzdeki günlerde krizin iktidarı daha fazla sarsabilecek gelişmelerin yaşanabileceğini belirtti.
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Geçen hafta bir yayın yaptım biliyorsunuz, “YENİ Parti’nin fon krizi ile kötü sınavı” diye. İzleyicilerimizin önemli bir kesiminden, YENİ Parti’ye yakın olanlardan herhalde, çok sert tepkiler geldi. O yayını yapma nedenim esas olarak Ümit Özlale’nin yaptığı basın toplantısıydı. Perşembe günü onu yaptı. Ben de cuma sabahı yaptım bu yayını. Çok sert, beni yandaşlıkla suçlayanlar vesaire falan… Hâlbuki ben orada şunu söylemeye çalışmıştım: Bu konu çok ciddi bir konu, iktidarı çok ciddi rahatsız ediyor ve bu konuda muhalefetin elinde çok büyük fırsatlar var. Ama bu fırsatları değerlendireyim derken dikkatli olması gerekiyor ve Ümit Özlale de çok ciddi iki dikkatsizlik yaptı diyelim, iki büyük yanlış yaptı. Birisi hemen çıktı ortaya. Neydi o? Mahinur Göktaş’ın babasının da fondan para kazandığı iddiasıydı. İsim benzerliği olduğunu hızlı bir şekilde bakan açıkladı. YENİ Parti tarafı da “Hayır, öyle değil, gerçekten onun babası” diyemedi. Hatta Özgür Özel, “10 dakikalık bir olaydır” diyerek olayı geçiştirmeye çalıştı.
İkinci büyük hata bence, ki dün bunu gördük, Erdoğan’a ne dedi? “Listeyi açıklayın. Pazartesi gününe kadar süre veriyoruz, yoksa biz açıklayacağız” dedi. Ve Erdoğan tabii ki liste falan açıklamadı. Dün bekledik. Zeynel Emre bir basın toplantısı yaptı MYK sonrası. Orada açıklamasını bekledik. Hiçbir şekilde bunun lâfı bile edilmedi. Hatta bu soru kendisine sorulduğunda buna da tam anlaşılmayan bir cevap verdi. Hâlbuki Zeynel Emre, aynı Zeynel Emre 26 Eylül’deki basın toplantısında Fatma Betül Sayan Kaya’nın adını vererek, onun götürdüğü paraları, milyarları ifşa ederek iktidarı çok zor durumda bırakmıştı ve hâlâ herkesin aklında o var. Çünkü iki yönü var: Bir bakan, eski bakan; bir de genel başkan yardımcısı. Yani gözden düşmüş bir isim değil. Bir zamanlar bakanlık yapmış, sonra köşesine çekilmiş birisi değil. Bakanlıktan sonra çok üst düzeyde AK Parti’nin Sosyal İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı. Tabii sosyal işlerle uğraşmak yerine kendi bireysel şeylerine ağırlık vermiş. Ve ne oldu? İstifa etti vesaire ve partiden de ayrılmış ya da çıkarılmış.
Ama olayın sadece bundan ibaret olmadığı biliniyor. Birtakım isimlerin olduğu söyleniyor fakat bunlar iktidar tarafından lekelenmeme hakkı gerekçesiyle susturuluyor. Değişik tarihlerde değişik rakamlar söyleniyor. Özellikle Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklamalar var. Ve burada muhalefet, o ilk gün 26 Eylül’de yakaladığı inisiyatifi bir şekilde elinden kaçırıyor gibi. Muhalefet diyorum ama YENİ Parti’den bahsediyorum. Çünkü diğer muhalefet partileri ya da iktidarda olmayan diğer partilerin bu konuda pek bir şey yaptığı yok. Bir Ali Babacan, ki partisinin çok bir etkisi yok ama kendisi bir uzman gibi değişik kanallarda konuşarak bu konuda iktidarı sıkıştırmaya çalışıyor. Onun dışında Saadet Partisi’nin bir sosyal medya paylaşımı oldu. Farklı bir şey görmedik. Kemal Kılıçdaroğlu geçen bir televizyonda canlı yayına çıktı. Geride ne kaldı? Halk TV‘nin sahibi Cafer Mahiroğlu’nu ispiyonlaması kaldı. Fon kriziyle ilgili bir şey söylemiştir herhâlde ama hiçbir şekilde bir muhalefetmiş gibi şeyler söylemediğini düşünüyorum. En azından ben düşünüyorum.
Peki neden iktidarı sarsıyor? Çünkü bu olay 17-25 Aralık’tan farklı bir olay. 17-25 Aralık’ta Fethullahçıları suçluyordu komplo kurmakla Erdoğan iktidarı. Burada öyle bir şey yok. Burada sistemin kendi içerisinden çıkmış çok büyük bir vurgun var. Başından sonuna siyasi iktidar sorumlu. Neden? Diyelim ki kendilerinin doğrudan dahli olmasa bile gerekli denetimler yapılmamış, zamanında yapılan uyarılar dinlenmemiş. Ve burada en çarpıcı olay birtakım paraların toplanıp hep birlikte batılması değil; birtakım paraların toplanıp birilerinin batıştan önce kendi paralarını çekmiş olmaları. Yani 500.000’e yakın, 450.000 kişinin para yatırdığı söyleniyor ve sayıları diyelim ki 1.000 kişi, değişik rakamlar var ya da 300 kişi ya da 80 kişi, hiç fark etmez. Onlar birkaç gün önce gelecekleri öğrenip, öngörüp değil, öğrenip büyük bir kısmı, öngörüp çekmiş olanlar varsa tebrikler ama büyük bir kısmı gelecek olan felaketi öğrenip, o konuda bilgilendirilip paraları çektiler. Şimdi devlet bunları geri almaya çalışıyor ve “Lütfen paralarınızı iade edin” diyor. Çok büyük bir fatura var ortada bir yerde.
Ama burada dün ‘‘Hafta Başı’’nda Kadri’nin de isabetle belirttiği gibi doğrudan vatandaşın cebinden alınan para var. Yani devletin kasasından değil, vatandaşın cebinden alınan para var ve bu vatandaşın önemli bir bölümünün AKP’ye yakın seçmen olması hiç de şaşırtıcı olmayacak. Şu ana kadar fonda paralarını kaybedenler ya da işte mağdur olanlar diyelim bir eylemlilik içerisinde değiller. Muhtemelen paralarının devlet tarafından kendilerine geri ödenmesini bekliyorlar ama burada sorun çıkarsa birtakım toplumsal hareketlere de tanık olabiliriz. Burada iktidarı sarstığının işaretlerini ilk günden gördük. İktidarın içinden değişik kademelerden kişilerin doğrudan ya da örtülü bir şekilde bu konuda şikâyet ettiğini gördük. Birtakım köşe yazarlarıyla başladı. Grup Başkanvekili Özlem Zengin “Liste açıklansın” dedi, açık açık söyledi. Her ne kadar Özgür Özel sonra bunun AKP tarafından cezalandırıldığını iddia etse de o söz bir kere ağızdan çıktı. Değişik yerlerde, mesela Ankaralı gazeteci arkadaşlarımız milletvekillerinin, AKP’li milletvekillerinin çok şikâyetçi olduğunu söylüyorlar. Çünkü iddia o ki milletvekilleri sokakta, çok da sokağa çıktıklarını sanmıyorum ama öyle diyelim, onlar sorulara muhatap oluyorlarmış.
En son Metin Külünk’ün bir açıklamasını gördüm dün sosyal medyada. Metin Külünk AKP içerisinde biraz tabanın sesi olma iddiasındaki bir siyasetçidir, deneyimli bir siyasetçi. Ne kadar tabanın sesi olduğu ayrı ama en azından böyle bir iddiası var. Diyor ki “Bu finansal bir 15 Temmuz. Bir darbe” diyor. İktidara darbe. İşte bu konu, kilit olay bu. İktidarı zorlayan kısmı bu. Kendileri de bunun iktidarı sarstığını, Erdoğan’ı sarstığını, Erdoğan’a yönelik bir darbe olduğunu düşünüyorlar. Kimileri bunu Mossad’a filan bağladı. Öyle bir şey olmadığı açık, palavra. Öyle bir şey yok. Ama burada görüyoruz ki birileri açıktan dalarak üşüşmüşler ve kendilerini düşünerek devletin içerisinde farklı yerlerden destek de alarak bir yağmaya girişmişler.
Şimdi bununla iktidar nasıl yüzleşebilir? Bunu sürekli ertelemeye çalışıyor, sürekli geciktirmeye çalışıyor, zamana yaymaya çalışıyor ve muhalefetin önünde çok geniş bir alan var. Ama muhalefetin geçen hafta itibarıyla yaptığı ve sonrasına baktığımızda “Listeyi açıklayın, yoksa biz açıklarız” ya da birtakım gerçek çıkmayan isimleri dolaşıma sokmak gibi son günlerde yaşanan çok ciddi yanlışlar var. Bu yanlışlara rağmen iktidar olayı toparlamakta çok ciddi bir şekilde zorlanıyor. Şöyle de diyebiliriz: Kendi hâline bırakılsa bile bu olay iktidarın içerisinde çok ciddi sorunlar üretme potansiyeline sahip ve kontrol edilmesi Erdoğan’ın önceki yaşadığı krizlere göre daha zor. Bir de burada şöyle bir husus var: zaten ülkede bir ekonomik kriz var, zaten AKP başta olmak üzere iktidar partilerinin oylarında çok ciddi bir gerileme var; bunun üzerine bu geldi. 17-25 Aralık’ta mesela AKP hâlâ çok güçlüydü. Belli bir gücü vardı. Onları hesaba katmak lâzım ama 2026’da durum epey farklı. Ve önümüzdeki günlerde, çok geçmeden önümüzdeki günlerde bu krizle ilgili iktidarı yine çok ciddi sarsacak olaylar pekâlâ yaşanabilir. Bir şey bildiğimden söylemiyorum ama bu kadar ürkmeleri, bu kadar korkmaları çok daha kapıda iktidar için tehlikeler olduğunu bize gösteriyor.
Bugün iyi bir kötü adama ithaf etmek istiyorum yayını. 11 Ekim’de yani pazar günü Sidney’de Avustralya’da hayatını kaybetmiş 90 yaşında Nihat Ziyalan. Ben dün öğrendim. Kendisi bizim çocukluğumuzun en popüler kötü adamlarındandı. Yeşilçam filmlerinde, evet Yılmaz Güney’le görüyorsunuz. Aslında meğer Yılmaz Güney’in Adana’dan çok yakın arkadaşıymış Nihat Ziyalan ve 30’lu yaşlarında sinemada oynamaya başlıyor ama öncesinde şair. 1963’te ilk şiir kitabı çıkmış. Daha sonra 80’den itibaren sinemayı bırakıyor, Avustralya’ya yerleşiyor ve kendini esas olarak şiire ve öyküye veren değişik bir ‘‘kötü adam’’, öyle söyleyelim. Ben onun şiirlerini pek okumadım ama filmlerini çok iyi hatırlıyorum. Gözümün önüne geliyor. Ve biz Çağlayan’da sinemada üç film devamlı filmler oynardı. O üç filmden en az birinde Nihat Ziyalan muhakkak olurdu. Onu görür görmez kızardık. Biz çocuklar için bir nefret objesi gibiydi. Hiç iyi bir rolde oynadığını hatırlamıyorum. Hep başrol oyuncularına sorun çıkaran, kimi zaman mafya üyesi, kimi zaman işte her türlü kötülüğü yapan bir tipti. Türkiye’de, Yeşilçam’da kötü adam tiplemesi çok vardır ve ilk akla gelenlerden birisi de Erol Taş’tı biliyorsunuz ya da bilmiyorsanız da ben söylemiş olayım. Nihat Ziyalan bunlardan en farklılarından birisi. Yılmaz Güney’in hatırına sinemaya girmiş bir şair. Kendisi çok uzaklarda, 90 yaşında aramızdan ayrıldı. Kendisini sevgi ve saygıyla anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








