Transferler mi hatalı, altyapı sistemi mi yoksa başka konular mı? | Süper Lig’de neyi yanlış yapıyoruz?

Liglerde şampiyonlar, düşenler, yükselenler belli oldu. Medyascope Spor’dan Gencer Konur Süper Lig’in 2022/2023 sezonuna “yanlış yaptıklarımız” tarafından bakarak ışık tuttu.

Transferler mi hatalı, altyapı sistemi mi yoksa başka konular mı? | Süper Lig’de neyi yanlış yapıyoruz?

Kazananı, kaybedeni, sevineni, üzüleni derken tüm liglerde bir sezonu daha geride bıraktık. İtalya’da Napoli 89/90 sezonundaki Maradona’lı kadrosu ile kazandığı son şampiyonluk sonrası 33 yıllık hasrete son verirken, Almanya’da Borussia Dortmund, Jürgen Klopp sonrası ilk kez şampiyonluk şansını son haftaya taşımayı başardı. Ancak tek yapması gereken rakibini yenmekken, bunu başaramayıp 10 yıllık Bayern Münih egemenliğine son vermeyi başaramadılar ve bu yıl da üzülen taraf oldular.

Arkada bıraktığımız sezon sonrası, uzun yıllardır aklıma takılan ve bu yıl da takip ederek sağlamasını görmüş olduğum bazı noktaları sizler için derlemek istedim. Her ne kadar yabancı ligleri takip etsem de, bir Türk vatandaşı olarak ülkemizde oynanan futbolu görmezden gelemezdim. Dolayısıyla bu yazımda doğal olarak önceliğim yakından takip ettiğim Bundesliga olsa da bazı yurt dışı örneklerini ligimiz ile kıyaslayarak, Türkiye Süper Ligi’nin ve takımların neden istenilen şekilde gelişmediğine dair düşüncelerimi sizler için yazdım, iyi okumalar diliyorum…

Öncelikle futbolda takımları oluşturan ana öğe tabii ki doğal olarak futbolculardır. Futbolcuların da her biri kulüp içerisinde doğup ölmediğine göre, bu futbolcuların bir yerlerden gelmesi gerekir, yani bir transfer gerçeği vardır. Takımların da transfer için göz önünde bulundurması gereken pek çok kriter mevcuttur. Bu transferlerin ne kadar başarılı olacağı, takımların bu kriterlerin ne kadarına önem verdiği ile paraleldir. Çünkü futbol bir takım oyunudur ve bir oyuncunun ne kadar iyi olduğunu sadece yetenekleri, gücü, oyun bilgisi değil, etrafındaki oyuncularla uyumu ve o takımın oyun tarzı da belirler. Gayet vasat diye bakılan bir oyuncu doğru oyun ve takım arkadaşları ile futbol tarihine geçebilir, benzer şekilde çok yetenekli olduğu bilinen oyuncular ise yanlış tercihler sonrası futbol gerçeğinde kaybolmakta ve unutulup gitmektedir.

Ligimizden yakın zamanda örnek verecek olursam, 2021-2022 sezonu başında Fenerbahçe’ye transfer olan Mergim Berisha oldukça ses getirmişti. Sonuçta kâğıt üzerinde bakıldığı zaman kendisi, bir önceki sezon Borussia Dortmund’a transfer olan ve günümüzde hala Avrupa futbolunu sallayan Erling Haaland’ın veliahtı olarak Red Bull Salzburg takımında as bir oyuncuya dönüşmüş ve Adeyemi, Sesko gibi rakip isimlerin arasında ön plana çıkarak, o sezon çıktığı toplam 42 maçta 22 gol ve 14 asist ile çoğu büyük takımın dikkatini çekmişti. Buna rağmen sezon sonunda kendisi Fenerbahçe’ye transfer olmuş ve oyuncuyu takip eden futbol yorumcularına adından oldukça çok söz ettirmişti. Çoğu yorumcu Berisha’nın ligin dengesini değiştireceğini, takımını açık ara sırtlayacağını iddia etmişti. Ancak beklenen olmadı ve Berisha oynadığı ilk sezonda çıktığı 22 lig maçında sadece 4 gol ve 2 asist üretebilirken, aynı zamanda da oldukça zayıf bir görüntü çizdi. Kendisine de bir türlü bekleneni veremeyen bir santrafor muamelesi yapıldı. Halbuki burada yanlış olan şey, alında Berisha’nın tek santraforlu formatta yalnız başına pivot santrafor görevini yerine getirmesinin beklenmesiydi. Çünkü Berisha aslında bir önceki sezonda Salzburg forması altında hedef santrafor olarak değil, Daka ile tamamlayıcı bir forvet gibi görev yapmıştı ve bu rol için biçilmiş kaftandı. Ancak burada daha farklı bir beklenti olduğundan başarılı olamadı ve ertesi sezon, yani bu yılın başında, Augsburg forması giymeye başladı. Burada da Demirovic gibi güçlü bir santraforun yanında iyi bir tamamlayıcı oldu ve sezonu oynadığı toplam 24 maçta 10 gol, 4 asist ile tamamlayarak takımının sırtlayıcı güçlerinden biri oldu. Hatta son haftalara doğru çeşitli nedenlerden dolayı oynayamadığı dönemde takımı oldukça zorluk çekti ve Berisha’nın oynadığı dönemde toplanan puanlar ile ucu ucuna ligde kalmayı başardı.

Bunun gibi ligimizde başka örnekler de mevcut. Bunlardan bazıları yine Fenerbahçe’ye süper golcü diye getirilip de bir sezonda yalnızca 1 (yazıyla bir) gol atan Islam Slimani, geleceğin iyi beklerinden olarak gösterilip de Galatasaray’a getirilen, ancak doğasında bindirme yapmak varken savunmaya hapsedilerek köreltilen Martin Linnes ve daha pek çok isim… 

Bu beklentilerin altında kalınmasının sebeplerinin de başında yetersiz scout (oyuncu avcısı) tecrübesi geliyor. Ligimizde çoğu büyük takımın dahi scout ekibine baktığımız zaman, kadroda o kulübün eski futbolcularını görmekteyiz, hem de görece çok başarılı futbolculuk geçmişi olmayan isimleri. Ve maalesef bu yöntemle, biraz da futbol bilgisi yeterli olmayan kişilerce, oyuncuyu eldeki takıma sıradaki sezon oynanacak formata uygun seçilmemiş, daha çok bu oyuncu iyi diye videolardan izlenmiş biçimde transferler görmekteyiz. Bu da kulüplerimize ciddi anlamda maddi ve sportif kayıplar getiriyor.

Gelelim bir diğer hataya. Diyelim ki ilk kısımda konuşmuş olduğumuzun aksine doğru biçimde transferler yapıldı ve oyuncular uyum sağlayarak ciddi katkı verdiler. Bu aşamada, eğer ulusal çapta istikrarın yanı sıra uluslararası başarı da hedefliyorlarsa takımların yapması gereken bu oyuncuları elde tutmaktır. Ancak ligimizin kalite değeri düştükçe, maalesef bu da pek mümkün değil ve oyuncular genelde iyi bir sezonun ardından daha büyük liglerin ve takımların yolunu tutuyor. Sadece son birkaç sezondan örnekleyecek olursak, Kim Min Jae, Marcao, Rıdvan Yılmaz (ki genç yerlilerin artık çok genç yaşta yabancı liglere geçmesi çok daha ayrı bir konu), Cornelius, Sörloth, Eljif Elmas gibi pek çok isim geçirdiği iyi bir dönemin ardından büyük takımlara yelken açtı. Bu aşamada kulüplerin bu oyuncuları tutabilmek için yapması gereken, oyunculara gerçekten bir proje, uluslararası bir başarı vaat edebilmek. Ancak maalesef son yıllarda büyük kulüplerimiz de dahil Avrupa turnuvalarında dişe gelir bir başarı yakalanamadığından oyuncular da buna ikna olmamakta.

Şimdi iyi oyuncularımızı kaptırdığımız durumu ele alalım. Futbolda kadro mühendisliği eğitimlerinde ilk verilen derslerden biri şudur; iyi bir oyuncunu yüksek bir meblağ karşılığında satıp da, kadronda o mevkide ciddi bir gedik oluştuysa, ve eğer yüksek profilli bir takım değilsen veya ciddi anlamda maddi yatırım yapamıyorsan, yapman gereken o oyuncudan gelen gelirin yaklaşık yarısı ile o mevkiye ciddi bir alternatif alabilmektir. Takipçilerimizin de bildiği gibi yakından takip ettiğim Alman liginden örnek verecek olursam, geçtiğimiz sezon başında Bayern Münih 45 milyon euro karşılığında efsane golcüsü Robert Lewandowski’yi Barcelona’ya gönderdi ve ondan gelen paranın 32 milyon euro’su (yarısından da fazlası) ile Sadio Mane’yi kadrosuna kattı. Aynı katkıyı vermediği çok açık, ama Bayern yapması gereken yatırımı gerçekleştirdi. Bir diğer örnek ise Borussia Dortmund’dan Erling Haaland, Alman ligini kasıp kavuran Norveçli golcü sezon başında 60 milyon Euro bedelle Manchester City’nin yolunu tuttu, ve bu paranın yarısı ile Sebastian Haller kadroya katıldı. Bu oyuncuların katkısı tabi ki tartışılır, ama büyük takımların felsefesinde bu adımın uygulandığı gün gibi açıkça görülmektedir.

Bir de bizden örneklere bakalım. Sezon başında Fenerbahçe Kim Min Jae’yi 18 milyon Euro bedelle Napoli’ye gönderdi, ki Kim Min Jae’nin gösterdiği savunma performansı ile Napoli, 33 yıl sonra şampiyonluğa ulaştı ve bunu yaparken de yine son 34 yılda en az gol yediği sezonu yaşadı. Bu başarıda defansta yer alan kilit isimlerden biri olan Güney Kore’li oyuncunun hakkını teslim etmek lazım. Bu kayıptan sonra ise Fenerbahçe’nin yapması gereken, bu paranın yaklaşık yarısı ile aynı bölgeye tartışmasız bir alternatif almaktı. Ancak Fenerbahçe stoper mevkine iyi ve net tek bir oyuncu yerine, performansları hala tartışılan Gustavo Henrique, Samet Akaydın ve Luan Peres olmak üzere üç oyuncu aldı, yani bütçeyi üçe böldü ve hiç bir oyuncudan tam olarak istediği performansı alamadı. Galatasaray örneğine bakacak olursak, orada da 12 milyon Euro bedelle Marcao ile yollar ayırıldı ve bu bölgeye bu paranın sadece dörtte biri yatırılarak Abdülkerim Bardakçı transferi gerçekleştirildi ve aslında yine bütçe birkaç parçaya ayırılmış oldu. Bu noktada Galatasaray’ın şansı Abdülkerim’in yüksek performans göstermesi ve ciddi katkı sağlaması oldu, dolayısıyla bu noktada atılan zar düşeş geldi diyebiliriz. Trabzonspor ise 9,5 milyon euro karşılığında Ahmetcan Kaplan’ı göndermesinin ardından bu bölgeye neredeyse hiç para harcamadı ve sonuç olarak bir sezon önce açık ara şampiyonluğa yürüyen takımı bu sezon neredeyse hiç üst sıralarda göremedik. 

Demek ki büyük takımlar bu yatırımları yaparken, bu felsefenin altında ciddi bir gerçekçilik payı varmış. Ancak bu noktada takımlarımızın ekonomik durumunun iyi olmadığını ve pek çoğunun her sezon neredeyse yeni bir kadro kurmak zorunda kaldığını söylediğinizi duyar gibiyim, bu kısımda sizler de haklısınız…

O zaman bir adım daha ileri giderek şunu söyleyeyim. Madem ki iyi oyuncuları buraya getiremiyoruz, ya da oldu da es kaza getirdik, sonra elimizde tutamıyoruz. O zaman kaliteyi ve maddi gücü arttırabilmek için yapılması gereken, eldeki oyuncuları olabildiğince geliştirmek ve değerlerine değer katmak olacaktır. Ancak ligimizde gözle görülür biçimde üstüne koya koya ilerleyen, kalitesini ve yeteneklerini her anlamda geliştiren oyuncu sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bizzat izlediğim oyuncular üzerinden örnek verecek olursam, ciddi anlamda seviye atlayan ve her gün daha da geliştiğini çıplak gözle izlediğim oyuncuların başında Tuncay Şanlı gelir. Kendisi hakikaten yüksek potansiyelli bir oyuncu olarak getirilip, ligden giderken her şeyi yapabilen komple bir oyuncuya dönüşmüştü. Bir diğer benzer örnek Eljif Elmas. Bir diğeri hala ligimizde izliyor olduğumuz Kerem Aktürkoğlu ki belki onu da yakın zamanda yabancı takımlara kaptıracağız. Bir diğeri en yüksek bedelle ligden transfer olan yerli oyuncu ünvanı ile Cenk Tosun. 

Ancak bunların dışında baktığımız zaman, hele ki yabancı oyuncuları göz önünde bulundurunca neredeyse tüm oyuncular ligimize geldikten sonra gün gün gerilemekte. Hepsi ya buradaki tempoya ayak uydurup sıradan birer oyuncuya dönüşmekte ya da antreman yöntemlerinin yetersiz kalmasından dolayı kapasitelerinde kayıplar yaşamaktadır. Daha bu sezon başında Beşiktaş’a gelen ve önceki sezonlarda da Bundesliga’da ciddi anlamda güç gösteren Weghorst, ligin başında takımını sırtlamış, ancak ligin ortasına doğru ciddi anlamda performans olarak düşmüş ve gitmesine yakın yaptığı açıklamalarda antremanların kalitesinin çok yetersiz olduğundan söz edince Şenol Güneş ile arası bozulmuştu. Bu açıdan bakacak olursak da oyuncu geliştirme konusunda da yetersiz olduğumuz söylenebilir. Ciddi anlamda potansiyeli olup da kendini geliştiren ve burada parlamayı başarabilen oyunculara ise gerçekten şapka çıkartmak lazım.

Genel olarak bakmak gerekirse, doğru oyuncuları tercih edememek hataların başında geliyor. Oldu ki iyi bir tercih yapıldı ve uyum yakalayan, performans gösteren oyuncuları kadrolara kattık. Bu sefer de bunları elimizde tutamıyoruz. Üstüne üstlük elimizdekileri de parlatamazsak maalesef başarısızlık ve maddi kayıplar kaçınılmaz oluyor.

O zaman şapkamızı çıkarıp önümüze koymamız ve düşünmemiz lazım… NEYİ YANLIŞ YAPIYORUZ?.. 

Yazan: Gencer Konur

Editör: Doğa Üründül

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.