Ruşen Çakır ve Medyascope izleyicileri yorumladı: İmamoğlu neleri nasıl değiştirebilir?

Ruşen Çakır, Medyascope izleyicilerinden gelen sorular ve yorumlar üzerine Ekrem İmamoğlu’nun “Neleri nasıl değiştirebileceğini” değerlendirdi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İktidar İçin Değişim” adlı bir internet sitesi ile Cumhuriyet Halk Partisi’nde değişim için kıvılcımı yakmış oldu.

İmamoğlu’nun yeni internet sitesi bazıları tarafından başarılı, bazıları tarafından başarısız bulundu. Peki İmamoğlu önderliğinde CHP’de bir değişim ne kadar mümkün? İmamoğlu’nun siyasi geleceği nasıl şekillenebilir? 2024 Yerel Seçimleri’ne giderken CHP ve muhalefet nasıl bir pozisyon alacak?

Medyascope izleyicileri sordu, Ruşen Çakır yorumladı.

Keyifli seyirler!

Hazırlayanlar: Gamze Elvan, İrem Yavuz ve Cenk Narin

Merhaba, iyi günler. 

Bu hafta ikinci kez sizlerle ortak bir yayın yapıyoruz. Pazartesi günü ittifaklar konuştuk -bayağı iyi bir yayın olmuştu. Şimdi de Ekrem İmamoğlu konuşalım istiyorum. Medyascope‘un ve benim YouTube sayfalarında chat bölümüne sorularınızı, yorumlarınızı, eleştirilerinizi yazabilirsiniz. “İmamoğlu neleri, nasıl değiştirebilir?” Bunu konuşmak istiyoruz. Biliyorsunuz, seçimden sonra Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içerisinden ilk ses çıkaran İmamoğlu oldu ve “değişim” dedi. Ama bunu tam olarak açmadı, adım adım birtakım işaretler veriyor ve dün “İktidar İçin Değişim” diye bir web sayfasıyla çıktı İmamoğlu. Bu, İmamoğlu’nun yapacağı hamlelerin ilkiymiş, bunu öğrendik. Bu web sayfasında insanlara bir davetiye, yani bir çağrı yapıldı ve görüşlerini bildirmeleri istendi. Yani web sayfasına girdiğinizde bir metin görüyorsunuz ve sizden görüş bildirmeniz deniyor, o kadar, başka bir şey yok. 

Şimdi bazıları bunu bir manifesto olarak görmüşler. Çünkü Ekrem İmamoğlu’nun bir değişim manifestosu sunacağı söyleniyordu. Manifesto olarak görmüşler ve çok zayıf bulmuşlar. Zayıf bulmakta haklılar ama benim öğrendiğim kadarıyla manifesto bu değil. Bu sadece bir görüş bildirimi için çağrı metni. Ama İmamoğlu’nun ekibi bir manifesto üzerinde çalışıyor. Bu manifestoyu önümüzdeki günlerde açıklayacakmış ve anladığım kadarıyla da bu internet sitesine girecek olan görüşlerden de o manifesto için yararlanılacak. Dolayısıyla bu bir faaliyet başlatmış oldu. Buradan gelecek görüşlerle kendi görüşünü de iyice şekillendirecek anladığım kadarıyla. 

Bir soru var: “Halk neden hiçbir CHP’liye göstermediği sevgi ve ilgiyi Ekrem İmamoğlu’na gösteriyor? Bu soruya isabetli yanıt geleceğe dönük öngörüleri de sağlıklı kılabilir.”

Çakır: Evet, İmamoğlu’na ortalama CHP’liye gösterilenden fazla bir ilgi var. Çünkü her şeyden önce 25 yıl sonra Erdoğan’ın elinden İstanbul’u aldı ve hatta iki seçim birden kazandı. Bu çok önemli bir husus. Tabii ki bunu tek başına yapmadı. Bir kere onu oraya Kemal Kılıçdaroğlu aday olarak gösterdi -bunu unutmayalım. Ardından İstanbul örgütü, Canan Kaftancıoğlu’nun başkanlığında çok ciddi bir şekilde sahip çıkıldı. İYİ Parti ve HDP destek verdi -başkaları da vermiş olabilir. Kendisi de tabii bir çaba gösterdi. Bütün bunların sonucunda İmamoğlu Türkiye’de önemli bir siyasi aktör olarak çıktı karşımıza ve o günden bugüne kadar da baktığımız zaman çok büyük falso yapmadı diyelim. Bir Karadeniz gezisi ve bir takım gazetecileri oraya çağırmış olmasından hareketle bayağı bir eleştirildi. Hem o geziye çağırması hem de gelen eleştirilere verdiği cevaplar, üslup nedeniyle bir ciddi bir yıpranma yaşadı, onu biliyoruz -ama sonra onu telafi etti. Son seçimde de kampanyanın en aktif isimlerinden birisi oldu ama tabii ki bu yetmedi. Genç olmasının bir etkisi var. Belagatının, yani konuşmasının diğer birçok CHP’liye göre daha iyi olmasının da etkisi var, farklı kesimlere seslenebilen birisinin olma etkisi var. Mesela muhafazakâr kitlelere de hitap edebiliyor, Kürtlere de hitap edebiliyor, merkez seçmene de hitap edebiliyor vs. Bütün bunların bileşiminde, sadece CHP değil, Türkiye için de geleceğe damga basabilecek bir siyasetçi olarak karşımıza çıktığı muhakkak ama bütün bunlar tek başına yetmiyor tabii ki. Başka şeylerin de olması gerekiyor ve o da zaten “değişim” diye bir şey başlattı. 

Geçen İstanbul’u almasının yıldönümünde biz gazetecilere bir soru cevap yaptı. Orada da çok hazırlıklı gördük -onları da anlatmıştım. Birtakım adım adım bir şeyler yapacak belli ki. Adaylığını açıklayıp açıklamayacağı vs., bütün bunların hepsi zamanla ortaya çıkacak. Ama kimilerine göre zayıf olan bu web sayfasıyla -bana göre o kadar da zayıf değil- bir kıvılcımı yaktı, işi ciddiye aldığını gösteriyor. 

Bir izleyicimiz demiş ki, “Hemen parti kursun”.

Çakır: Web sayfasına da baktığınız zaman görüyorsunuz, olayı CHP içerisinde tarif ediyor. Ekrem İmamoğlu’nun parti kurmak gibi bir derdi olmadığını görüyoruz. En azından şu aşamada böyle bir derdi yok. Yarın olmayacak anlamına gelmez ama eğer kendisinde CHP önünde her şey tıkanırsa parti ihtimaliyle belki gündeme gelebilir ama ortada bir Muharrem İnce ve Memleket Partisi gerçeği var. Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu’nun tercihinin bir parti kurmak değil, CHP’nin başına geçmek ya da CHP’de çok etkili bir güç olmak gibi bir hesabı var anlaşıldığı kadarıyla. Bunun da Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığıyla olabileceğini artık düşünmüyor, gördüğümüz bu. Ya kendisi Kılıçdaroğlu’nun karşısına aday olacak ya da kendisinin destek vereceği bir ismin CHP’nin genel başkanı olması için çalışacak, öyle gözüküyor. 

Pınar Ekitir demiş ki, “Ekrem İmamoğlu’na açılan dava ve siyasi yasak tehlikesi onun önünde bir engel olarak duruyor maalesef. Bu tehlike varken nasıl olacak?”

Çakır: Evet, doğru ama unutmayalım bir Tayyip Erdoğan gerçeği de var. Tayyip Erdoğan siyasi yasaklı olmasına rağmen milletvekili olamadı ama AKP’nin genel başkanı oldu ve fiilen de ülke yönetimde etkili olabilmişti. Bunun hesaplarını kendilerince yapıyorlardır ama Erdoğan eğer gerçekten Ekrem İmamoğlu’nu karşısında bir rakip olarak görmek istemiyorsa bütün bu yasal şeylerin hepsini bir şekilde kullanacaktır, bunu hiç yabana atmamak lazım. Herhalde Ekrem İmamoğlu da buna yönelik bir takım stratejiler geliştiriyordur. Onları şu anda bilmiyoruz, çok da fazla konuşmak istemiyor. Bunu biz gazeteciler kendisine sorduğumuzda da çok fazla dile getirmek istemedi, o konularda böyle bir meydan okuyuş yaptı.

Bir izleyici demiş ki, “İYİ Parti’ye transfer olsun.”

Çakır: Evet İYİ Parti’den çok destek aldı, Meral Akşener’den çok destek aldı ama böyle bir niyeti olduğunu düşünmüyorum. Çünkü İYİ Parti’nin önü çok açık olan bir parti değil, Ekrem İmamoğlu’nun hesaplarını karşılayabilecek bir yer değil. Dolayısıyla “taş yerinde ağırdır diyecek” ve CHP’de ne yapmak istiyorsa yapmaya çalışacak. Ne derece başarılı olur? Onu kestirmek mümkün değil. 

Muharrem Palaz diyor ki, “İmamoğlu’nun CHP içerisinde ne kadar desteği var? Üye delege ve milletvekillerinden kimler destekliyor, belediye başkanlarından kimler yanında? Bunları bilmiyoruz. Sizce CHP’den çoğunluk desteği görür mü?”

Çakır: İmamoğlu çevresinden birtakım isimlerle konuştum bu konuda kendilerinden çok eminler ama çok da fazla açık etmek istemiyorlar anladığım kadarıyla. Şunu özellikle vurgulamak lazım: CHP’nin içerisinde birçok kişi, değişik kademelerdeki birçok kişi, artık Kılıçdaroğlu’yla gidilebilecek fazla bir yol olmadığı görüşünde. Ama Kılıçdaroğlu’nun şu anda parti içerisindeki gücünü de biliyorlar. Dolayısıyla böyle bir ikilem var. Mesela belediye başkanları diye sormuşsunuz; diyelim ki herhangi bir ilin belediye başkanı çıkacak ve diyecek ki “Kemal Kılıçdaroğlu gitmeli, yerine başkası gelmeli.” Bunu istediği kadar kibar bir şekilde söylesin, yerel seçimler öncesinde Kılıçdaroğlu o Parti Meclisi’nde o kişiyi aday göstermeyebilir. Bildiğim kadarıyla hemen hemen hepsi yeniden aday olmak istiyor; Adana, Mersin, Antalya, İzmir, Ankara. Yeniden aday olmak istiyorlar ve burada da parti yönetimi belirliyor adayları. Dolayısıyla hem Kılıçdaroğlu’na karşı çıkıp, açıkça tavır alıp hem de yeniden gösterilmeyi beklemek çok gerçekçi olmayacak. Dolayısıyla birçoğu kaçak güreşecek, kurultayı bekleyecek. Kurultay meselesinde de -bugün Murat Yetkin de yazdı- iki seçenek var: Şimdi ilçe ve il kurultayları, kongreleri oluyor, sonra da kurultay olacak. Ama bunun tarihine

Parti Meclisi, yani Kılıçdaroğlu karar verecek. Bir beklenen husus şu: Yerel seçimden önce kurultay olacak ve yeni yönetim yerel seçime götürecek, bir diğer seçenek -ki Kılıçdaroğlu’nun bunu tercih ettiği söyleniyor-, kurultayı yerel seçim sonrasına bırakacak parti yönetimi. Dolayısıyla yerel seçime yine Kılıçdaroğlu’yla girilecek. Dolayısıyla iş böyle olunca birçok kişi gerçek duruşunu, görüşünü sergilemekten çekiniyor olabilir. Ama İmamoğlu çevresi güçlerinin sanıldığından fazla olduğunu söylüyorlar. Bakalım, ne olur? 

Kemal Kılıç demiş ki, “İmamoğlu CHP Genel Başkanlığı’na aday olursa İstanbul’un kaybedilmesine sebep olan kişi olarak anılır mı?”

Çakır: Bu kritik bir mesele. Benim bildiğim kadarıyla İmamoğlu ikinci kez İstanbul’a aday olmak istiyor, bunu açıkça söylemedi. İmamoğlu’nun CHP Genel Başkanlığı’na adayı bu olup olmayacağını da bilmiyoruz, bu sorulara da cevap vermiyor, daha sonra cevap verecek. Dolayısıyla İmamoğlu’nun ikinci kez belediye başkan aday olacağı senaryonun daha geçerli olduğu kanısındayım. Ama ikinci kez aday olacak olması -eğer olursa kendisi ister ve Kılıçdaroğlu da onaylarsa- kazanacağı anlamına gelmiyor. Çünkü kazanması için tekrar beş yıl önceki o denklemin kurulabilmesi lazım. O denklem kurulabilecek mi? Çok büyük bir moral çöküntüsü var muhalefet kanadında ve iktidarda da psikolojik üstünlük var. Dolayısıyla CHP’nin İstanbul’u her halükârda kazanması çok zor -aday kim olursa olsun- olacak. Dolayısıyla biraz beklemek lazım bu konuyu.

Bünyamin Sarıkaya: “Zihniyet değişimine gitmeli, gençler partide daha fazla yer almalı. Yıllardır aynı kişiler ekran önünde. Sağ cenahtan da oy alabilecek bir dönüşüme gidilmeli”.

Ahmet Burak Turgut demiş ki, “Güçlü bir şekilde liderliğe cüret etmeyen, cumhurbaşkanlığı için aday olmayıp ‘Kılıçdaroğlu’nun arkasındayım’ açıklaması yapan İmamoğlu’nun geleceği gerçekten olabilir mi? CHP’nin klasik yüzde 25’ini geçebilir mi?” 

Çakır: Evet, bu İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığındaki tereddütü… Çok istediğini biliyorduk, çok istiyordu. Ama Kılıçdaroğlu’na rağmen olamayacağını da biliyordu. Kılıçdaroğlu’nun kendisini aday göstermesini umdu. Bunun için de bir anlamda Meral Akşener’in de bu konuda bir tazyik yapmasını, bir baskı uygulamasını da umdu. Ama sonuçta olmadı, olmayınca da Kılıçdaroğlu’nu destekledi. Bunun çok gönüllü bir destek olmadığını biliyorduk. Ama sonuçta yapacak bir şey yoktu ve destekledi. Bütün bunlar tabii ki Ahmet Burak Turgut’un dediği gibi İmamoğlu’na bugünkü bakışta soru işaretleri doğuruyor. “Niye zamanında yeterince cesur davranmadı?” sorusu gerçekten önemli bir soru.

“Erdoğan Erbakan gibi bir lidere baş kaldırdı. Ecevit’se İnönü’ye. İmamoğlu’nun bu iki örneğe göre cesareti de kapasitesi de pek gözükmüyor” demiş Ali Bey. 

Çakır: Evet geçmişteki örnekler çok çarpıcı. Erdoğan’ın Erbakan’a nasıl başkaldırdığını çok yakından takip ettim gazeteci olarak. Orada Erdoğan tek başına değildi. Bir ekip vardı, ekibin lideriydi ve o ekibin bir perspektifi vardı. İmamoğlu bakıldığı zaman tek tabanca gibi gözüküyor. Bir ekibi var ama bu ekip daha çok profesyonel bir ekip. Siyasetçilerden oluşan bir ekip değil. Mesela Erdoğan’ın yanında Abdüllatif Şener,

Mustafa Baş, Abdullah Gül, Azmi Ateş gibi isimler vardı. Onların her biri milletvekili, bakanlık yapmış isimlerdi. Şimdi İmamoğlu ortaya çıktığı zaman belki yanında CHP’den bildiğimiz isimler yer alacaklar ama şu haliyle İmamoğlu tek başına ve birtakım profesyonellerle, akademisyenlerle bir şeyler hazırlıyor görüntüsünde. Siyasi olarak ortaya çıkması henüz gerçekleşmiş değil.

Saniye Özbey, “Ekrem İmamoğlu değişim için proje yönetip strateji belirleyip yürütecek bir kişiliğe sahip” demiş.

Çakır: Olabilir. Bu web sayfasına, öğrendiğime göre ilk günde çok sayıda insan gelmiş ve görüş belirtmiş ve bu görüşlerin büyük bir kısmı da değişim fikrinin benimsenmiş olduğunu gösteriyor. En azından İmamoğlu değişim kavramını CHP’nin gündemine soktu. Bugün Kılıçdaroğlu da Canan Kaftancıoğlu da herkes ağzını açtığı zaman değişim üzerinden konuşuyor, şöyle ya da böyle, İmamoğlu’nu eleştirmek ya da İmamoğlu’nu desteklemek için. Sonuçta şu anda CHP içerisindeki tartışmayı Ekrem İmamoğlu’nun başlattığı ve tartışmanın ortasına değişim kavramını yerleştirdiği muhakkak, bunu kabul etmek lazım. Ama bu sonuç alacağı anlamına gelmez. Bu süreci iyi yönetebilmesi halinde sonuç alabilir. 

Hakan Mert şöyle bir yorum yapmış: “İmamoğlu seçilmesi kesin olmayan bir kurultayda aday olmayacak bence. Yerel seçimlerden sonra Ankara, İstanbul vesaire kaybedilince Kılıçdaroğlu’nun istifasıyla genel başkanlığa aday olacak”. 

Çakır: Olabilir ama o zaman da CHP’den geriye ne kalır? Yani İstanbul’u, Ankara’yı kaybetmiş bir CHP… Zaten CHP’de, büyük bir tabanında, seçmeninde, hatta kadrolarında çok büyük bir hayal kırıklığı ve yılgınlık var. Bir de üstüne yerel seçimlerde büyük bir başarısızlık yaşanırsa o zaman belki de orada bir şey yapmaya kimse gönüllü bile olmayabilir.

Soru: “CHP tabanındaki solcu, Kürt, Alevi, elli yaş üzeri parti ağaları, Kılıçdaroğlu’nun gitmesinden yana değil.”

Çakır: Yani böyle genellemelerin doğru olduğunu düşünmüyorum, solcu, Kürt, Alevi, elli yaş üstü falan. Bilemiyorum, bu tür insanlar da vardır ama başkaları da vardır. 

Kemal Kılıç soruyor: “Türkiye’yi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne tercih etmek ne kadar doğru?”

Çakır: Evet yani iyi bir soru. Ama mesela bir Erdoğan örneği var önümüzde. Erdoğan siyasi yasak getirilmeseydi İstanbul Belediye Başkanı olarak mı kalmak isteyecekti? Sanmıyorum, yine bugünkü yere gelmek isteyecekti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni bir tür atlama taşı olarak gördü ve başarıya ulaştı. Benzer şeyin İmamoğlu için de geçerli olduğu kanısındayım.

Murat Dündar’ın sorusu: “İmamoğlu’nun ortaya attığı bir siyaset olduğunu düşünüyor musunuz? Bir ideolojisi olduğundan bile emin değilim. Kişisel karizması üzerinden siyasetsiz siyaset yaptığı düşüncesine katılıyor musunuz?”

Çakır: Şimdi kim siyasetli siyaset yapıyor diye soralım. Genellikle mesela Kemal Kılıçdaroğlu’nun son seçim performansına baktığımız zaman bir bulamaç vardı.

Tabii ki bir helalleşme kavramı vardı, önemliydi. Bir de hesaplaşma kavramı vardı. Ama onun dışında mesela son anda Zafer Partisi’yle aynı çizgiyi savundu. Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu’nun çok net, politik bir duruşu olmayabilir ama siyaset yapmayı bildiğini kabul etmek lazım. O da büyük bir ihtimalle merkezde bir yerde bir şeyler yapmaya çalışacak ve her yerden alan, her yere seslenen bir siyasetçi olmaya çalışacak. Öyle görmek lazım. Onu yaparken de böyle çok katı bir takım ideolojik duruşlar sergilememeye çalışacak sanki. Bugüne kadar onu yaptı.

Ruken Kaya da tam bu konuda şöyle demiş: “İmamoğlu siyasi kimliği net olmayan bir siyasetçi. Değişim dediği şey Kılıçdaroğlu’nun yerine kendisinin gelmesi. Hiçbir somut önerisi olmadığı gibi öneride bulunacak siyasi derinliği de yok.”

Çakır: Olabilir ama şunu biliyorum: Bayağı bir bir süredir profesyonel ekiple çalışıyor, danışmanları var. Birtakım araştırma merkezleri oluşturdu ve oralardan gelen şeylerden çok ciddi bir şekilde istifade ediyor. Sonuçta yetersiz olabilir ama anladığım kadarıyla yetersizliğinin farkında olan ve bunları aşmaya çalışan birisi. Aşabilir mi bilemem. Ama bu konuda bayağı bir ekip çalıştırdığını biliyoruz, o da önceden beri vardı. Birtakım kurumlar oluşturduğunu biliyoruz. Yani bir anlamda baktığımız zaman Kılıçdaroğlu’nun danışmanlarıyla İmamoğlu’nun danışmanları arasında bir fark var profesyonellik anlamında. Mesela Kılıçdaroğlu’nun en son atadığı başdanışmanı şimdi üç isimli birisi, eski Zafer Partisi Gençlik Kolları Başkanı’ymış mesela. Kılıçdaroğlu ona ne danışacak? Açıkçası çok merak ediyorum. Ama öte yandan İmamoğlu’nun bildiğim birtakım akademisyen danışmanları var. Tabii ki akademisyenlerin gerçek siyaseti bilmelerinde bir sorun olabilir. İşte onlardan aldığı fikirlerle gerçek siyasetin gereklerini birleştirebilirse o zaman bir şeyler yapabilir.

Soru: “Kılıçdaroğlu’nun şu aşamada yerini korumak istiyor olmasının arkasındaki temel sebep İmamoğlu’nun birtakım olumsuz nitelikleri olabilir mi? Veya Kılıçdaroğlu çevresinde görevi layıkıyla yerine getirecek kimse olmadığı psikolojisine mi girdi?” 

Çakır: Yani bunlardan ziyade görevi bırakmak istemediğini kabul etmek lazım. Götürebildiği kadar götürmek istiyor Kılıçdaroğlu. Yani İmamoğlu’na bırakmamak için partinin başında kaldığını söylemek doğru olmaz. Partinin başında kalmak istiyor. 

Ahmet Avcıoğlu: “Ekrem İmamoğlu’nun içinden Tayyip Erdoğan çıkar mı? Bence çıkar, gücü eline alana kadar koltuk acayip bir şey.” 

Çakır: Aylar önce belki de yıl olmuştur, “İkinci Erdoğan mı?” diye bir yazı yazmıştım Medyascope’ta. Bu konuyu tartıştım. Çok benzerlikleri var ama farklılıkları da var. Bir kere üzerinde yükseldikleri partiler ya da mahalleler farklı ama birçok benzer yönleri de var. Bir güç elde edebilir mi? Zamanında Refah Partisi’nden çıkan bir partinin ülkede tek başına iktidara gelmesi çok gerçekçi gözükmüyordu ve ama oldu. Şimdi de CHP’nin tek başına iktidara gelmesi gerçekçi gözükmüyor. Ama İmamoğlu kendi tabiriyle yeni bir ittifak mimarisiyle iktidara gelme şansını ileride belki yakalayabilir. Bunun için çalışacaktır. Eğer iktidara gelirse o zaman ne olur? Otoriter bir lider mi olur? Bunları o zaman görürüz. Şu anda bunları tartışmak için erken.

Soru: “Ruşen Hocam sorgulamayan, araştırmayan, okumayan muhakeme yapmayan İç Anadolu nasıl ikna edilecek? İç Anadolu’nun tercihinin bedelini bütün ülke olarak biz ödüyoruz.” 

Çakır: Öyle değil. İç Anadolu’nun tabii ki bir şeyi var ama sonuç olarak seçmen suçlayarak siyaset yapılmaz. Eğer İç Anadolu’ya ulaşamıyorsanız ulaşmanın yollarını bulmanız gerekir. Bunun için çalışmanız gerekir. Bunlar zaten bize oy vermiyorlar diye bir kader yoktur. Dolayısıyla bunu dert etmesi lazım birilerinin. Benim düşüncem o. Şu ana kadar yapılan, CHP içerisinde “Buralardan bize zaten oy çıkmıyor” yaklaşımı nedeniyle oralarda CHP’nin oyu her geçen gün daha da azalıyor. Halbuki bu konuların üzerine düşünülse, çalışılsaydı zamanında, mesela buralara yönelik bir takım kadrolar, politikalar geliştirilmek istenseydi belki durum farklı olurdu.

Soru: “CHP’deki bu karışıklıktan İYİ Parti, TİP daha karlı çıkmayacak mı?

Çakır: TİP çıkabilir ama İYİ Parti ne kadar çıkar? Çok emin değilim. Seçimden sadece CHP yenik çıkmadı, İYİ Parti de yenik çıktı. Dolayısıyla İYİ Parti’nin bir cazibe merkezi oluşturabilmesi lazım. Şu haliyle, bugün itibarıyla öyle bir merkez değil. 

Soru: “CHP’nin delege yapısını düşündüğümüzde genel başkanlığı alması çok zor değil mi? Bin altı yüz delegeyi Kılıçdaroğlu seçiyor. O delegeler de Kılıçdaroğlu’nu seçiyor.”

Çakır: Zor ama imkansız değil. Bunları hep gördük. İnsanlar bir şekilde neyin değişmekte olduğunu, değişebileceğini, nerelerin cazip olduğunu görebiliyorlar. Bir bakıyorsunuz, Kılıçdaroğlu’nun en güvendiği isimler karşı tarafta yer alabilir -ki şimdiden bunun işaretlerini görüyoruz.

Saniye Özbey: “CHP’nin organizasyon yapısı çok hantal ve hiçbir yenilik ve çalışma yapılmıyor. Sandık güvenliği sırasında tüm ülkede gözlemledik. Ekrem İmamoğlu bunu değiştirip yenilenme sağlayabilir.”

Çakır: Olabilir ama unutmayalım ki bu konuda en büyük çabayı, performansı İstanbul örgütü göstermişti. Onlar da İmamoğlu’na karşılar. Ya da Canan Kaftancıoğlu ve ekibi. İmamoğlu bunu yapabilir, ama bunu başkaları yapmaz diye bir şey yok. Önemli olan bu iradeyi göstermek. Buna yoğunlaşmak. Sonuç olarak her kim gelirse gelsin öncelikle bu hantal yapıyı yıkmak için, değiştirmek için bir şeyler yapması gerekir. Bu İmamoğlu’nun ya da tekrar devam edecekse Kılıçdaroğlu’nun, hepsinin yapması gereken bir şey.

Nagihan Bilgin, “Kılıçdaroğlu’nun siyasi çok siyasi çizgisi çok mu net? En son eski Zafer Partili danışman tercihi hakkında ne düşünüyorsunuz” demiş. 

Çakır: Biraz önce bahsettim. Bana çok anlamsız geldi. Niye böyle bir şey yaptığını anlamadım. Belki bizim bilmediğimiz birtakım özellikleri vardır bu genç arkadaşın. Göreceğiz.

Soru: “Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’nu İstanbul Belediye Başkanlığı için aday göstermeme ihtimali var mı?”

Çakır: Pekala var. Sonuçta görüyoruz beklemediğimiz isimler aday oluyor. Yerine kimi göstereceğine bağlı olarak değişebilir ama her halükarda İmamoğlu gibi birisi potansiyel olarak varken, çok da fazla şansı olmayan birisini gösterirse, çok büyük kıyamet kopar. Bunu da biliyoruz.

Cenk Bey “İmamoğlu’nun Akşener’den, Kılıçdaroğlu’ndan da uzak durup kendine bir yol çizmesi gerekiyor. Popülist değil, gerçekçi ve net bir yol çizip başlamalı artık” demiş. 

Çakır: Anladığım kadarıyla ayrı bir parti söylüyorsunuz ama böyle bir eğilimi olmadığını biliyoruz. CHP içerisinde bunu yapar mı? Ne derece başarılı olur? Tabii ki işte esas sorun dönüp dolaşıp orada düğümleniyor. 

Galip Teker: “Kılıçdaroğlu’nun en güvendiği adam Mehmet Ağar’ın adamı Bülent Kuşoğlu, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Çakır: Vallahi çok bildiğim birisi değil. En güvendiği isim o mu, onu da bilmiyorum. Onun için çok fazla söyleyecek bir şeyim yok ama Bülent Kuşoğlu’nun Abdüllatif Şener’e yakın olduğunu da duydum. Çok bildiğim bir isim değil, şahsen de tanıştığımı hatırlamıyorum. Onun için ne söylesem yalan olur. 

Kemal Kılıç: “Mevcut siyasi konjonktür yani HDP ve İYİ Parti’nin aday çıkarma ihtimali CHP’nin İstanbul’u kazanmasını çok zorlaştırıyor. Bu durumda Kılıçdaroğlu’nun söylemleri ne kadar gerçekçi?”

Çakır: Çok gerçekçi değil açıkçası. İşinin çok zor olduğu muhakkak ama bir yerde umutsuz olmamak için hala seçim yenilgisiyle yüzleşmeye yanaşmıyor. Ben öyle görüyorum.

Ozan Baş: “İmamoğlu CHP’nin başına geçmezse AKP’ye geçer mi?”

Çakır: Niye AKP’ye geçsin canım? Öyle bir ihtimal yok. İlk defa duyuyorum. AKP’ye geçmez tabii ki. Ne yapar bilmiyorum ama partimi kurar, daha pasif bir durumda mı kalır ama AKP’ye geçmez. O zaman her şey bitmiş olur. 

Soru: Sorunları üreten siyaset kurumu son 10 yıldır çare üretememişken aynı söylemlerle nasıl çözülecek? Sizin muhaliflerin değişimine dair beklentiniz var mı?

Çakır: “Geçenlerde bir mucize yapabilir mi?” diye bir yayın yaptım. Pekâlâ olabilir. İşte burada birtakım dinamiklerin işlemesi lazım. Birtakım tartışmaların yapılması lazım

Bazı isimlerin etkisizleşip, bazı isimlerin, yeni isimlerin öne çıkması lazım. O süreç henüz tam olarak başlamış gibi gözükmüyor. İmamoğlu’nun başlattığı da tam o süreç midir, açıkçası emin değilim. Ama şu haliyle bakıldığı zaman, bir şey yapan, bir şeyleri değiştirme iddiasıyla yola çıkan tek kişi Ekrem İmamoğlu. Onu kabul etmek lazım. Buradan bir şey çıkıp çıkmayacağını bilmiyoruz ama benim bildiğim kadarıyla dünkü web sayfasına ilk günde olağanüstü bir ilgi gelmiş. İnsanlar içlerini dökmüşler, çok sayıda yorum gelmiş, görüş gelmiş, hayal kırıklıklarını anlatmışlar vs. Yani bir anlamda insanların en azından içini dökmelerini sağlayan bir hareket yapmış. Bu bile bir şeydir. CHP yönetimi böyle bir şeye girişmedi. 

Soru: “Her şeyi ve herkesi kapsayan bir siyasetin başarılı olma ihtimali olduğunu düşünüyor musunuz?”

Çakır: Pekâlâ olabilir. Burada işte özellikle bu siyaseti yapacak olan kişilerin mahareti önemli. Dünyada bu çok yaygın artık. Daha fazla öne çıkan bir yaklaşım bu. Eski büyük partilerin Batı’da etkilerinin azaldığını ve yerlerine yeni partilerin geldiğini görüyoruz. Bu partilerin bazıları çok uçlarda olabiliyor. Bazıları da çok ortalarda ve aslında o söylenen siyasetsiz siyaseti yapanlar. 

Fatma Sezgin: “Uzun süredir neden güçlü bir lider göremiyoruz? Sedat Peker parti liderlerinden daha umut verici oldu bir ara.”

Çakır: Ama sonra da Sedat Peker kayboldu. Ne zamandır yok. Hatta siz söylemeseniz aklımıza gelmeyecekti. Dolayısıyla Sedat Peker iyi bir örnek değil. Ama evet doğru. Güçlü lider üretme konusunda bir sorun var. Selahattin Demirtaş’ın bir iddiası olabilir. O da belli bir hareketin içerisinde ve zaten bu yüzden de cezaevinde tutuluyor. Onun dışında Ali Babacan’ın ilk partiyi kurduğunda bir iddiası olabilir diye düşünüldü ama kısa bir sürede olmadığı ortaya çıktı. “Meral Akşener’in böyle bir şansı var mı?” diye düşünüldü. Ama son seçim sonuçları pek de olmadığını gösterdi. Şu haliyle ortada pek fazla kişi kalmış gözükmüyor. 

Serhat Bozer: “İmamoğlu’nun aday olması gerektiğini düşünen biri olarak değişim cümlesinin altını hiç dolduramaması çok büyük eksi yazıyor diye düşünüyorum. Türkiye’nin kronik bu kadar sorunu varken bunlara değinmeli.”

Çakır: Evet birçok şeyde hâlâ kaçak güreşiyor, bunu biliyoruz. Bunları adım adım yapacağını söylüyor çevresi ve web sayfasını da bunun ilk adımı olarak söylüyorlar. Yani biraz şey diyorlar “Bekleyin, göreceksiniz”. Biz de bekliyoruz, görmeyi bekliyoruz. Mesela web sayfası aslında bir-iki gün sonra açıklanacaktı. Ama gündeme geldiği için apar topar devreye soktular. Bakalım başka neler hazırlıyorlar göreceğiz. Birtakım şeyleri açıkça dile getirecek anlaşıldığı kadarıyla. O “manifesto” denen metni esas olarak beklemek lazım. O henüz ortada yok. 

Soru: “Ekrem İmamoğlu’nun belediye başkanlığı kıyas yapılarak eleştiriliyor fakat hükümet baskısı hukuksuz müdahaleler ortada. Seçim sürecinde bu mağduriyet üzerine yoğunlaşmak yarışa geriden başlamak anlamına mı geliyor? 

Çakır: Yani bir yerden sonra, tabii ki mağduriyetin bir anlamı var ama bir yerden sonra çok daha net olarak savunma psikolojisi üzerinden değil de somut olarak bir şeyler söyleyebilmesi gerekiyor. Bunu yapabilecek birisi olduğunu daha önceki seçimde gördük.

Cem Bilici demiş ki “Bugünden görünen yerel seçimde Millet İttifakı ve HDP desteği olmayacak. Bu durumda İmamoğlu’nun kendi iradesiyle İstanbul adayı olmama durumu olabilir mi?” 

Çakır: Kazanamayacağını gördüğü için aday olmak istemeyebilir, olabilir ama anladığım kadarıyla kazanma ihtimalinin hayli yüksek olduğunu düşünüyor ve kendisinin tekrar bu destekleri bir şekilde alabileceği kanısında. Ne derece isabetlidir bu düşünce bilmiyorum ama sizin de dediğiniz gibi kazanamayacağını görürse aday olmak istemeyebilir. Bu siyaseten yapılabilecek bir şey, yenilgi yaşamak yerine. Çünkü yenilgi yaşadıktan sonra iddiası büyük ölçüde azalır. Şu anda bir iddiası var çünkü iki kere İstanbul’da Tayyip Erdoğan’ı yenmiş bir siyasetçi. Ama diyelim ki, girdi seçime kaybetti. Ondan sonra ben seçimi kaybettim ama diye başlayan cümleler kurması işini kolaylaştırmaz. 

Galip Toker: “AKP’nin 11 milyon, asırlık CHP’nin 1 milyon 300 bin üyesi var Bu bile CHP’nin başarısızlığını ortaya koymuyor mu?”

Çakır: Eh yani tabii ki ama bu 11 milyonu da biraz sorgulamak lazım. Bu iktidar üzerinden yapılan bir şey ama yine de CHP’nin 1 milyon 300 bin üyesi olması büyük bir eksiklik olduğu muhakkak.

Soru: “CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ni alma şansı nedir? Bunun için bir çalışma var mı?”

Çakır: Şu haliyle zor, geçen sefer de alamadılar. Şimdi alabilmeleri için bayağı bir çalışmaları lazım. Bugün seçim olsa belediye başkanlığı kazanması bile kolay olmayacak. Belediye Meclisi’ni kazanması hiç mümkün gözükmüyor. Ama bir dalga, bir rüzgâr yakalayıp bunu dönüştürme ihtimalleri çok çok zor olmakla birlikte tabii ki mümkün.

İlker Bey demiş ki, “Kılıçdaroğlu istifa etmeli, İmamoğlu’na destek verilmeli ama bir şartla İmamoğlu da ‘demokratım’ deyip başarısızlıkta koltuğa yapışmamalı”

Çakır: Bu tür şeyler olmuyor biliyorsunuz.

Soru: “İmamoğlu kitleleri ve seçmenleri CHP Genel Merkezi önünde eylem yapmaya çağırırsa bu CHP üst yönetimi ve Kılıçdaroğlu üzerinde baskı oluşturur mu? Kılıçdaroğlu bunun üzerine istifa eder mi?”

Çakır: Böyle bir çağrı yapacağını sanmam. Öyle bir organizasyonun ardından da Kılıçdaroğlu’nun istifa etmesi o hiç akıl kârı olmaz. Böyle senaryoların çok mümkün olacağı kanısında değilim. Daha çok pazarlıklarla yürüyecek kitlesel gövde gösterileriyle değil de, pazarlıklarla üreyecek bir süreç bekliyorum açıkçası. 

“Güçlü lider göremememizin sebebi muhalif partilerdeki yöneticilerin öne çıkanları yemesi olabilir demiş” bir izleyicimiz. 

Çakır: Olabilir.

Soru: “Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nu İstanbul için aday göstermezse, bağımsız aday olarak seçime girse, kazanma şansı daha yüksek olmaz mı? İttifak olayına da gerek kalmaz, seçmenler adaya oy vermiş olur.”

Çakır: Bunu düşünen başkaları da olduğunu gördüm. Bana çok olabilecek bir şeymiş gibi gelmiyor çünkü sonuçta CHP’nin bir seçmeni var. CHP’nin seçmeni kazanma şansı olsa da, olmasa bile büyük bir kesimi veriyor o partiye oyunu. Mesela HDP’nin de bir seçmeni var. İstanbul’da aday gösterse ki, daha önce oldu, kazanamayacağını bilmesine rağmen ona oy veriyor. Dolayısıyla “Bağımsız girsin bütün herkesten oy alsın” senaryosu bana çok akıl kârı gelmiyor. 

İzleyici yorumu: “‘Kürtler İmamoğlu’nu destekler’ düşüncesi büyük bir yanılgıdır. Özellikle Akşener’le yakınlığı biliniyorken demiş bir izleyicimiz.”

İzleyici yorumu: “Erdoğan’ın gitmesi istenirken alternatif olarak Erdoğan benzeri bir siyasetçinin çözüm olabileceğini düşünmek bir hatadır.”

Muhittin Ertuğrul Ertürk: “Az önce CHP tabanını ve delegelerine kadar az tanıdığınızı gösterdiniz.”

Çakır: Bunu ne anlamda söylediniz anlamıyorum ama bir ihtimal ‘Rüzgâra göre tavır değiştirebilirler’ dediğim için demiş olabilirsiniz. Değiştirirler. Kendi rahmetli babamdan biliyorum. Çok eski CHP’liydi ve İnönü’cüydü. İnönü’yü çok sevmesine rağmen Ecevit’e destek verdi. Yani bağrılarına taş basıp destekliyorlar ki, bugün zamanında İnönü’yü seven CHP’li gibi Kılıçdaroğlu seven CHP’li olduğunu çok fazla sanmıyorum. 

Hakan K.: “Bahsedilen değişim ülkedeki diğer parti seçmenlerini de heyecanlandırmadığı sürece çok bir şey değişmeyecektir. Bu kısır değişim ezberleri bunu sağlamayacak.”

Çakır: Evet, çok doğru söylüyorsunuz. Önemli olan bu söylediği şeyin, her kimse mesela İmamoğlu “değişim” diyor. CHP tabanına tabii ki esas sesleniyor ama CHP’li olmayan birileri de acaba bunu dikkatle dinliyor mu? “Acaba” diye bakıyor mu? “Neden olmasın” diyor mu? İlginç buluyor mu? Yoksa sadece CHP’lilerle yaptığınız bir değişim tartışması, sadece bir kısmını çekerek yapacağınız bir faaliyet sizi iktidara getiremez. Halbuki neydi? “İktidar için değişim” diyor web sayfası da onu söylüyor. Hedef iktidar. İktidar olabilmeniz için de kendi kabuğunuzu kırmanız lazım. Dolayısıyla önce kendi tabanınızı ikna edebilmeniz, en azından bir kısmını ama onlardan alacağınız destekle size oy vermeyen insanların da oyunu alabilmeniz gerekiyor ve bu anlamda Hakan Bey’in söylediği çok doğru. Onları yanınıza çekebilmeniz gerekiyor.

Soru: “İmamoğlu’nun Canan Hanım ile arasındaki mesafe CHP içindeki sol görüşe olan uzaklığına bir işaret midir?”

Çakır: Bunun sağcılık, solculukla alakası olduğunu sanmıyorum. Daha kişisel bir şey, üslup farklılıkları vs. Çok ideolojik bir çekişme olduğu düşüncesinde değilim. Tabii ki öyle yönleri vardır ama tek başına o değildir. 

“Tüzük değişikliği ve CHP’de ön seçim olmadıkça bize gün yüzü yok. İmamoğlu ve diğer potansiyel adaylar kesinlikle güven vermiyor” demiş bir izleyici. 

Çakır: Ben kendimi bildim bileli CHP’de bunlar tartışılır. Hep “tüzük değişikliği”, “ön seçim” denir. Bir ara ön seçim yapıldığı da oldu ama ön seçimin de ne kadar delegelerden bağımsız olduğu da çok tartışma yaşatmıştı zamanında. Dolayısıyla CHP, kendi kendini hapseden bir parti görünümünde. Bundan nasıl çıkar, açıkçası çok emin değilim. Çok zor bir iş.

“CHP’de kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar İmamoğlu’nu destekliyor” demiş bir izleyicimiz. 

Çakır: Evet, ilginç. 

Fatma Demiral: “Yeniden umut edebilmemiz için değişim gerekli Kemal Bey ile yeniden umut edebilmek maalesef mümkün değil. Kendisi dışında bir şeyleri ya da her şeyi değiştirmek bir heyecan ya da güven vermiyor demiş.”

Bir izleyicimiz de “Tam olarak neyi değiştirmek istiyor İmamoğlu? Bunun cevabını verebiliyor mu veya biz verebiliyor muyuz?” demiş.

Çakır: Bunları zamanla açacağını söylüyor. Onu bekleyeceğiz, göreceğiz. Bakalım gerçekten ne kadar köklü birtakım değişim talepleri var ya da yok. 

“Hem İstanbul’da hem de genel seçimde sandık güvenliği için gönüllü olarak çalıştım ve sahadaki duygu ve beklentinin tam olarak anlaşılmadığını görüyorum gerçek anlamda değişim gençler için önemli” demiş bir izleyicimiz. 

Çakır: Evet, “değişim” kavramı herkesin dilinde ama kimin, neyi kastettiği belli değil. Ama şu haliyle bakıldığı zaman “değişim” kavramının CHP’de patentinin en azından Ekrem İmamoğlu’nda olduğu gözüküyor. Ama onun neyi nasıl değiştirebileceği ki, yayınımızın başlığı bu, söyleyebilmek için henüz erken ama web sayfasıyla bir adım attı. Bundan sonra başka adımlar atmasını bekliyoruz. En son söyledikleri o manifesto açıklandığı zaman daha somut bir şeyler üzerinden konuşma imkanımız olacak. O zaman da tekrar yine sizlerle konuşuruz. 

Evet, burada noktayı koyalım. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.