Ruşen Çakır yorumluyor: Yeni çözüm süreci ve Cumhur İttifakı’nın geleceği

Ruşen Çakır, 19 Mart krizi sonrası çözüm sürecinin askıya alındığını ve Cumhur İttifakı’ndaki kırılganlıkların derinleştiğini söyledi. Erdoğan’ın çözüm olarak erken seçimi değerlendirebileceğini vurguladı.

Ruşen Çakır, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin hasta yatağında kaleme aldığı yazılarla ve AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cuma namazı sonrası yaptığı açıklamalarla Cumhur İttifakı’nın diri olduğunun vurgulandığını söyledi ancak bu açıklamaların bir krizin üzerini örtme çabası olduğunu savundu. “Cumhur İttifakı’nda bir şeyler oluyor bana göre” diyen Çakır’a göre, bu süreçte ittifak içindeki dengeler ciddi biçimde sarsıldı.

“Çözüm süreci askıda, kolay kolay o askıdan ineceğe benzemiyor”

Nevroz’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın mesajının okunmaması ve Kandil’den gelen sessizlik, çözüm sürecinin fiilen durduğuna işaret mi? Çakır, 19 Mart’tan bu yana yaşananların çözüm sürecini sürdürülemez hale getirdiğini söyledi ve “Çözüm süreci askıda, kolay kolay o askıdan ineceğe benzemiyor” ifadelerini kullandı.

“Bu kriz muhalefetin değil, iktidarın krizi haline dönüştü”

Çakır’a göre Erdoğan, 19 Mart’ta başlattığı operasyonlarla muhalefeti zayıflatmak isterken tersine kendi bloğunu krize soktu. “Bu kriz muhalefetin değil, iktidarın krizi haline dönüştü” diyen Çakır, muhalefeti dağıtma hesaplarının tutmadığını, iktidarın zayıflığının daha görünür hale geldiğini belirtti.

“Bu sürecin tek aktörü yok”

Sürecin yalnızca Erdoğan ve Bahçeli üzerinden yürütülemeyeceğini vurgulayan Çakır, “Bu sürecin tek aktörü yok” dedi. Kürt hareketinin tüm bileşenlerinin sürece dahil edilmeden ilerleme kaydedilemeyeceğini belirtti. Kandil’in sessizliğinin, iktidarın zayıflığını kendi lehine kullanmak isteyen bir stratejinin parçası olabileceğini söyledi.

İsrail’in Suriye’ye saldırıları ve Türkiye’nin bu konudaki tutumundaki değişimi hatırlatan Çakır, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “Suriye’de İsrail’le karşı karşıya olmak istemiyoruz” sözlerini aktardı. Türkiye’nin bölgedeki hassas dengeleri göz ardı ederek çözüm sürecini yürütemeyeceğini ifade etti.

“Bence en ideal seçenek erken seçim”

Çakır, Erdoğan’ın önünde çok az seçenek kaldığını belirtti ve “Bence en ideal seçenek erken seçim” dedi. Özellikle Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olacağı bir senaryonun Türkiye’de bir normalleşmenin önünü açabileceğini savundu. Aksi halde, hem çözüm süreci hem de demokratikleşme umutları “iyice rafa kalkacak” dedi.

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar ve iyi pazarlar diyeyim. Bugün aslında Türkiye’nin gündeminde Cumhuriyet Halk Partisi var. Cumhuriyet Halk Partisi olağanüstü kurultayını topluyor. Özgür Özel yeniden genel başkan seçilecek belli ki. Onları gün boyu canlı yayında Medyascope‘ta size aktarmaya çalışacağız konuklarla. Ve sahadan, yani kurultay ve kurultaydan sonra yapılacak olan mitingden, arkadaşlarımız Göksel Göksu ve Senem Görür Yücel oradan canlı olarak aktaracaklar. Ben ve Kemal Can da stüdyoda olacağız, başka konuklarla CHP’yi konuşacağız. Ama güne bir başka olayla, Cumhur İttifakı ile başlamak istiyorum, çünkü Cumhur İttifakı’nda bir şeyler oluyor bana göre ve bunun işaretini aslında Devlet Bahçeli hasta yatağında kaleme aldığı o üç günlük yazıda, özellikle ilk gününde dile getirdi. Cuma günü de Erdoğan, cuma namazı çıkışı söyledikleriyle aslında, şöyle söyleyeyim, ‘‘Dipdiri ayaktadır Türkiye’’ dedi ama aslında bir krizin bence işaretlerini verdi. ‘‘Türkiye dipdiri ayaktadır, dipdiri gündemi elinde tutmaktadır ve Cumhur İttifakı Türkiye’nin şu anda her şeyidir. Terörsüz bir Türkiye’yi Cumhur İttifakı zaten en güzel şekilde kurmakta ve yürütmektedir. Kimse buradan kendine olumsuz bir pay çıkarmasın, bunların hiçbirisi tutmaz, tutmayacaktır.’’ Yani Erdoğan diyor ki, ‘‘Her şey yolunda, aramızda sorun yok ve çözüm süreci de devam ediyor.’’ Ama biliyoruz ki 19 Mart itibarıyla çözüm süreci askıda. 21 Mart’ta Nevruz’da Abdullah Öcalan’ın mesajı okunmadı, çünkü mesaj verilmedi. Bir iddiaya göre devlet izin vermedi, bir iddiaya göre Öcalan bu karışık ortamda bir mesaj vererek kendini taraflar, çatışan taraflar arasında zor durumda bırakmak istemedi. 19 Mart krizi bize birçok açıdan çözüm sürecinin sıkıntıda olduğunu gösterdi. Öncelikle buraya iliştirilen kent uzlaşısı soruşturması, terör soruşturması, ki Ekrem İmamoğlu bundan tutuklanmadı ama Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve başkaları bu gerekçeyle tutuklandılar. Bu gerekçe ne? DEM Parti ile ittifak yapma gerekçesi ve burada PKK’nın devrede olduğu gerekçesi; ama diğer yandan siz PKK’nın kongre toplayıp silah bırakma ve kendini feshetme çağrısı yapmasını bekliyorsunuz. Hatta peş peşe çağrılarla – ki Savunma Bakanlığı da yaptı, Devlet Bahçeli de yaptı – bir an önce bunun olmasını istiyorsunuz. Hem bunu istiyorsunuz ama öte yandan da birilerini PKK ile iş birliği yaptı diye hapse atıyorsunuz, tutukluyorsunuz, yargılıyorsunuz. Olayın böyle bir boyutu var. Ama bir başka boyutu, en önemli boyutu şu: 19 Mart krizi zaten çok da güçlü olmayan iktidar bloğunu iyice zayıflattı. Muhtemelen Erdoğan bu krizle kendi krizini aşmayı düşünüyordu. Yani 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarını içeri atarak muhalefeti krize sürüklemek, kendisinin sorunlarını aşmasını bekliyordu. Ne bekliyordu? CHP dağılacak, Özgür Özel beceremeyecek, Kılıçdaroğlu tekrar ortaya çıkacak, kayyum atanacak, Büyükşehir’e de kayyum, CHP’ye de kayyum ve CHP’liler birbirine girip iyice dar bir alanda kalacaklar ve böyle bir ortamda iyice güçlenmiş olan ya da zayıflıklarından arınmış olan iktidar, Erdoğan ve Cumhur İttifakı daha güçlü bir şekilde ortaya çıkacak. Zaten Donald Trump da arkasında Erdoğan’ın ve Kürt hareketiyle çok daha güçlü bir şekilde ilişki kuracak, eli çok güçlü olan bir iktidar olarak. Ama tam tersi oldu. Bu kriz, muhalefetin değil, iktidarın krizi haline dönüştü. Daha doğrusu iktidarın var olan krizini iyice derinleştirdi. Ve şu haliyle bakıldığı zaman 19 Mart öncesi Kürt hareketiyle belli bir güçle konuşan iktidar yok ve ilginç bir şekilde Kandil’den 19 Mart’tan bu yana bir ses çıkmıyor, çıkmadı. Özellikle kongre toplama çağrısına yönelik hiçbir şey yok. Belli ki bu sürecin nasıl sonuçlanacağına bakıyorlar, acele etmiyorlar. Burada iktidarın zayıflamasının kendi ellerini güçlendirdiğini düşünüyor olsalar gerek ve dolayısıyla çok ilginç bir yerde, böyle kritik bir yerde kaldı. Bahçeli’nin de burada Erdoğan’ın bu yaptığı hamleyle, ülkeyi ve iktidarı düşürdüğü durumdan memnun olduğunu düşünmüyorum. Bu, olaylardan haberi yoktu anlamına gelmez. Yani Ekrem İmamoğlu operasyonunu Bahçeli’ye rağmen yapmış olamaz. Ama herhalde Erdoğan bu operasyonu yaparken bir başarı bekliyordu ve böyle ikna etti ortağını, başka ortakları varsa onları da. Ama sonuçta daha ilk günden iş tersine dönünce birçok hesap suya düştü. Bunlardan birisi de işte çözüm süreci. Ne olacak çözüm süreci? Siz şimdi Meclis’te demokratikleşme paketleri mi görüşeceksiniz, nasıl görüşeceksiniz? Yargının demokratikleşmesi, Bahçeli’nin yazısında var bunlar; ama biliyoruz ki burada tamamen politikleşmiş bir yargı var. Tamamen siyasi bir tutuklama furyası var, devamı da gelebilecek bir furya var ve böyle bir ortamda çözüm süreci askıda, kolay kolay o askıdan ineceğe benzemiyor. Tabii ki iktidar bunu indirmek istiyor. Muhtemelen Erdoğan bayram sonrası olacağı söylenen İmralı heyetiyle görüşmeyi önümüzdeki günlerde yapmak isteyecektir ve muhtemelen yapacaktır. Ama bunlar tek başına yeterli olmayacak, çünkü bu sürecin tek aktörü yok. Bazıları hep böyle sandı, bunu sadece ve sadece iktidar tarafından, Bahçeli ve Erdoğan tarafından yürütülen bir süreç olduğunu düşündü, böyle kabul etti. Ama bu sürecin bir diğer aktörü Kürt hareketi, hem İmralı hem Kandil ve kısmen de DEM Parti. Dolayısıyla onları dahil etmeden, onları seferber etmeden bu süreci tek başınıza yürütemiyorsunuz. Onun için sürekli ‘‘konferansınızı bir an önce toplayın’’ çağrısı yapılıyor. Arada Erdoğan söylüyor, bazı Erdoğan’a yakın gazeteciler de yazıyor, ‘‘Kongreyi toplarsanız toplayın, yoksa bedeline katlanırsınız’’ deniyor. Ama bunun Ortadoğu’daki şu konjonktürde çok da kolay olmadığı anlaşılıyor. Bakın, Suriye’de daha yeni İsrail çok ciddi bir saldırı düzenledi. Orada iddiaya göre Türkler de öldü, resmi açıklama yapılmadı. Orada bir inşaat faaliyetine, Suriye’nin kendini toparlama faaliyetine izin vermedi İsrail. Sonra ne oldu? Hakan Fidan, Reuters’e konuştu, dedi ki, ‘‘Suriye’de İsrail’le karşı karşıya olmak istemiyoruz’’ dedi ve bir diğer husus da, ‘‘Şam yönetimi, eğer İsrail’le birtakım konularda anlaşma yapmak isterse karışmayız’’ dedi. Bölgede çok hassas dengeler var. İç politikada İsrail karşıtlığı almış başını giderken, bölgede Ankara’nın İsrail’e yönelik söyleminde net bir değişiklik var. Dolayısıyla bölgesel dengeleri hesaba katarak baktığımızda, Türkiye’nin bu çözüm sürecini bir an önce PKK’nın kendini feshetmesi şeklinde sonlandırması gerekiyor, yani mutlu sona ulaşmak gerekiyor. Ama şu haliyle bakıldığı zaman çok fazla bir mesafe katedilebilmiş değil. Erdoğan diyor ya, ‘‘Devam ediyoruz, terörsüz Türkiye.’’ Nasıl yapacak? İmralı heyetini kabul edecek, İmralı heyeti tekrar Öcalan’a gidecek belki. Ama eğer Kandil bir şekilde konferansı şu ya da bu bahaneyle toplamazsa, kararı geciktirirse, ertelerse, Türkiye ya gerçekten o hareketi yok etmek için çok büyük bir askeri operasyona girişecek, ne derece mümkün ayrı bir tartışma konusu, ya da beklemek zorunda kalacak ve beklediği ölçüde de bölgedeki yeniden inşalarda geri planda kalacak. Bölgesel aktör olma iddiası çok ciddi bir şekilde sıkıntıya girecek. Dolayısıyla Türkiye’nin çözüm sürecini, 19 Mart krizini çözmeden çözebilmesi her geçen gün imkansızlaşıyor. 19 Mart krizini nasıl çözebilir? Bunu dün yaptığım yayında söyledim, tekrar söylüyorum. Şu anda Erdoğan’ın önündeki belki de tek seçenek… Başkaları başka şeyler söylüyorlar, iyice sertleşme falan, tabii ki bunlar olabilir ama bunlardan hiçbir sonuç alabileceğini düşünmüyorum. Bence en ideal seçenek erken seçim ve hatta Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olduğu bir erken seçim. Bu tür bir normalleşme olmadığı takdirde Türkiye birçok sorununu çözemez. Özellikle de bayağı bir hepimizi umutlandıran PKK ve Kürt sorunu… PKK sorununu çözmek ve Kürt sorununu çözme yolunda da çok önemli bir adım atmak, yani barışı tesis edip üzerine bir demokrasi inşa etme seçeneği iyice rafa kalkacak demektir.

Bitirmeden, sizlerden Medyascope‘a destek olmanızı, varsa destekleriniz bunları arttırmanızı rica ediyorum çünkü bağımsız, özgür gazetecilik yapmada sizlere güveniyoruz, sizlere ihtiyacımız var. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.