Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. “Eviniz yanarken ne yapardınız?” başlıklı yazıyı, okuyucumuz İbrahim Özdemir kaleme aldı.
Türkiye bir kez daha orman yangınlarıyla sarsılıyor.
Binlerce hektar ormanlar küle dönerken, ağaçlar, kuşlar, arılar, kirpiler, sincaplar ve daha niceleri yok oluyor. Orman söndürmeye çalışan vatandaşlarımız hayatlarını kaybediyor.
Gökyüzü dumanla kaplanıyor, ciğerlerimiz yanıyor.
Acı üstüne acı! Keder üstüne keder! Psikologlar buna eko keder diyor.
Biz, ekran başında bu görüntülere alışıyor muyuz?
İşte tam burada sormalıyız: Eviniz yanıyor olsaydı ne yapardınız?
Amerikalı çevre filozofu meslektaşım Kathleen Dean Moore bu soruyu şöyle anlatıyor:
“Eviniz alevler içindeyken, yangının doğa mı insan kaynaklı olduğunu tartışmazsınız. Su kovasını alır ve elinizden geleni yaparsınız. Çünkü o evin içinde insanlar vardır.”
Bugün Türkiye’nin ormanları da dağları da dereleri de bizim evimizdir.
O ev şu anda yanıyor.
Yangının sorumlusu kim?
Bazıları iklim değişikliğinden, bazıları sabotajdan söz ediyor. Ama yangının sebebi kadar, yangına karşı takındığımız tutum da önemli. Moore’un işaret ettiği gibi, bu sadece bilimsel bir mesele değil; aynı zamanda ahlaki bir meseledir.
Evet, bizler bu dünyayı miras almadık, emanet aldık.
Ama ne yaptık?
Yollar yaptık, beton döktük, ağaçları kestik, fosil yakıtlar yaktık, suyu, toprağı kirlettik…
Sonra da “doğal felaket” deyip kenara çekildik.
Oysa bu bir doğal felaket değil; bu bir insani ihmalin sonucudur.
Burada asıl sorulması gereken soru şudur: “Bu çocuklarımıza havası, suyu, toprakları temiz ve sağlıklı bir dünya bırakmak istiyor muyuz, yoksa onlara yalnızca bir yangın haritası mı miras bırakacağız?”
Eviniz yanarken ne yapardınız? Ahlaki bir uyanışa ihtiyacımız var
Kathleen Dean Moore’un ifadesiyle: “Fedakârlık yapmak istemediğimizi düşünüyoruz. Ama aslında sürekli fedakârlık yapıyoruz. Geçici konforlar uğruna kalıcı değerlerden vazgeçiyoruz. Çocuklarımızın geleceğini feda ediyoruz.”
Bu yüzden mesele sadece “yangınları söndürmek” değil. Asıl mesele yangınlara neden olan yaşam tarzını değiştirmek.
- İklim krizine karşı bireysel ve toplumsal duyarlılık geliştirmek,
- Tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirmek,
- Sürdürülebilir tarım, ulaşım ve enerji politikalarını desteklemek,
- Doğayı sadece “kullanılacak bir kaynak” değil, “korunacak bir emanet” olarak görmek…
Bunların hepsi birer ahlaki eylemdir. Bunları yapmak için kimseden emir almamız gerekmez. Vicdanımızı kulak vermemiz yeterlidir.
Bunların hepsi birer ahlaki eylemdir. Bunları yapmak için kimseden emir almamız gerekmez. Vicdanımızı kulak vermemiz yeterlidir.
Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.
Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.
Çocuklarımıza karşı sorumluluğumuz var
“Çocuklarımıza sevgimizi nasıl gösteriyoruz?”
Futbol turnuvasına doğru ayakkabıyı alarak mı?
Yoksa onların geleceğinde nefes alabilecekleri bir orman, yüzebilecekleri; balık tutabilecekleri temiz nehirler, göller, denizler, gölgelenebilecekleri bir ağaç bırakmak için mücadele ederek mi?
Moore’un dediği gibi: “Birini sevmek, onu korumak için kutsal bir yükümlülüğe sahip olmaktır.”
Bugün Türkiye yanarken, bu söz daha fazla yankı bulmalı.
Sadece itfaiyecilere, belediyelere, devlete değil — hepimize düşen bir sorumluluk bu.
Çünkü bu ev hepimizin.
Eğer bu yazıyı okurken kalbinizde bir şeyler kıpırdadıysa, bilin ki hâlâ geç değil.
Bir karar verin:
Bugün neyi değiştirebilirim?
Neye “hayır” diyerek dünyaya “evet” diyebilirim?
Çünkü hayatımız sadece başımıza gelen şeylerden ibaret değil; verdiğimiz kararlarla, yaptığımız seçimlerle, yapmayı reddettiğimiz eylemlerle şekillenir.
Ve unutmayın: Ağaçlar susar, ama yanarken çığlık çığlığa konuşurlar.
Buna tanık oldum. Ağaçları ve içerisindeki binlerce canlının ölüm çığlıkları günlerce kulağımda çınladı; uykuları kaçırdı.
Onları duymak bizim ahlaki görevimizdir.
Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Üsküdar Üniversitesi, Çevre Ahlakı Platformu Direktörü