Tunay Şendal yazdı: Milenyumun ilk çeyreğinde Türkiye’de sınıf ve iktidar

Türkiye’nin siyasi yapısı, son yıllarda önemli dönüşümler geçirmiştir. Bu dönüşümler, partilerin sınıfsal tabanlarını ve toplumsal kesimlerle ilişkilerini şekillendirmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), iktidar yıllarında ekonomik kalkınma odaklı politikalar izlemiştir. Bu politikalar, sermaye birikimi süreçlerini hızlandırmış ve partiyi büyük ölçekli yatırımların destekçisi konumuna getirmiştir. Öte yandan, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), geleneksel olarak orta sınıfın değerlerini yansıtan bir yapı sergilemektedir. Ancak, iktidar olma hedefi doğrultusunda, CHP’nin bu tabanı korurken yoksul kesimlere de ulaşması gerekmektedir.

Türkiye’nin siyasi tarihi, sınıfsal dinamiklerin etkisi altında şekillenmiştir. 2000’li yılların başından itibaren AKP, neoliberal ekonomik reformlarla sermaye kesimlerini güçlendirmiştir. Bu süreç, inşaat, enerji ve finans sektörlerinde yoğunlaşan yatırımlarla belirginleşmiştir. AKP’nin bu yaklaşımı, partiyi sermayenin çıkarlarını temsil eden bir aktör haline getirmiştir. Buna karşılık, CHP, eğitimli orta sınıfın laiklik ve demokrasi taleplerini ön plana çıkarmaktadır. Ancak, yoksul kesimlerin ekonomik beklentilerini karşılamada sınırlı kalmıştır.

orta sınıf

AKP’nin sermaye odaklı yapısı

AKP, 2002’de iktidara geldiğinden beri, ekonomik büyümeyi temel politika aracı olarak benimsemiştir. Bu büyüme modeli, büyük ölçekli altyapı projeleriyle desteklenmiştir. Örneğin, İstanbul Havalimanı gibi mega projeler, sermaye birikimini hızlandırmış ve özel sektörün karlılığını artırmıştır. Bu projeler, neoliberal otoriteryanizm bağlamında değerlendirildiğinde, devletin sermaye ile iç içe geçtiğini göstermektedir. AKP’nin politikaları, yabancı sermayeyi çekmek amacıyla vergi teşvikleri ve özelleştirmeleri içermiştir. AKP, bu sayede sermaye kesimlerinin güvenini kazanmıştır.

AKP’nin sermaye ile ilişkisi, sadece ekonomik politikalarla sınırlı kalmamıştır. Parti, iş dünyası örgütleriyle yakın işbirliği geliştirmiştir. Bu işbirliği, sanayi ve ticaret odalarının desteğini sağlamış, ancak aynı zamanda gelir dağılımı eşitsizliklerini derinleştirmiştir. Araştırmalar, AKP dönemindeki ekonomik büyümenin, üst gelir gruplarını daha fazla yararlandırdığını ortaya koymuştur. Yoksul kesimler, sosyal yardım programlarıyla desteklenirken, sermaye kesimleri doğrudan yatırım fırsatlarından faydalanmıştır. Bu durum, partinin sınıfsal tabanını çeşitlendirmiş, ancak sermaye odaklı bir imaj yaratmıştır.

Ayrıca, AKP’nin dış politika hamleleri de sermaye çıkarlarını gözetmektedir. Örneğin, Ortadoğu ve Afrika’daki yatırımlar, Türk şirketlerinin pazarlarını genişletmiştir. Bu stratejiler, partinin ekonomik aktörlerle bütünleşmesini pekiştirmiştir. Ancak, bu süreçte yaşanan ekonomik dalgalanmalar, sermaye kesimlerinin sadakatini test etmiştir. Özellikle 2018 ve sonrası ekonomik krizler, AKP’nin sermaye dostu politikalarını sorgulatmıştır.

CHP’nin orta sınıf tabanı ve sınırlılıkları

CHP, Türkiye’nin en eski siyasi partisi olarak, orta sınıfın değerlerini temsil etmektedir. Parti; eğitimli, kentli ve laik kesimlerin taleplerini ön plana çıkarmıştır. Bu taban, demokrasi, hukuk üstünlüğü ve sosyal adalet gibi kavramlara önem vermektedir. CHP’nin programları, orta sınıfın yaşam standartlarını korumaya yönelik politikalar içermiştir. Örneğin, eğitim ve sağlık reformları, bu kesimin beklentilerini karşılamaktadır. Ancak, CHP’nin orta sınıf odaklı yapısı, yoksul kesimlerle bağ kurmada zorluklar yaratmıştır. Parti, geleneksel olarak kırsal ve düşük gelirli bölgelerde zayıf kalmıştır. Bu durum, seçim sonuçlarında belirginleşmiştir. Orta sınıfın desteğiyle büyük şehirlerde başarı elde eden CHP, Anadolu’nun yoksul ilçelerinde sınırlı etki göstermiştir. Bu sınırlılık, partinin iktidar olma şansını azaltmaktadır.

CHP’nin orta sınıf tabanı, clientelist bir perspektifle değerlendirilmektedir. Parti, sosyal yardımlardan ziyade kurumsal reformlara odaklanmıştır. Bu yaklaşım, orta sınıfın rasyonel tercihlerini yansıtırken, yoksul kesimlerin acil ihtiyaçlarını göz ardı etmiştir. Araştırmalar, CHP’nin oy tabanının büyük ölçüde orta ve üst orta sınıflardan oluştuğunu doğrulamıştır. Bu taban, ekonomik istikrar ve kültürel özgürlükler talep etmektedir, ancak yoksulluk sorununun derinleştiği bir ülkede bu yeterli olmamaktadır.

CHP’nin yoksul kesimleri kapsama stratejileri

CHP’nin iktidar olma hedefi, orta sınıf tabanını korurken yoksul kesimleri de kazanmayı gerektirmektedir. Bu süreç, partinin politika yelpazesini genişletmiştir. Son yıllarda CHP, sosyal yardım programlarını güçlendirme vaatleri sunmuştur. Örneğin, asgari ücret artırımı ve yoksulluk yardımları, yoksul kesimlere yönelik adımlar olarak değerlendirilmektedir. Bu stratejiler, partinin sınıfsal tabanını çeşitlendirme çabasını yansıtmaktadır.

Ayrıca, CHP yerel yönetimlerdeki başarılarını yoksul kesimlere ulaştırmıştır. Büyükşehir belediyeleri, sosyal hizmet projeleriyle düşük gelirli aileleri desteklemiştir. Bu projeler, eğitim bursları ve gıda yardımlarını içermiştir. Böylelikle, parti yoksul kesimlerin günlük ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadır. Ancak, bu çabalar ulusal ölçekte sınırlı kalmıştır. CHP’nin merkezi politikaları, hâlâ orta sınıf odaklıdır.

Yoksul kesimleri kazanma stratejisinde, CHP’nin ittifak politikaları önemli rol oynamıştır. Diğer muhalif partilerle işbirliği, farklı toplumsal kesimleri birleştirmiştir. Bu ittifaklar, yoksulluk ve işsizlik gibi sorunlara ortak çözümler üretmiştir. Araştırmalar, bu stratejilerin CHP’nin oy oranını artırdığını göstermektedir. Özellikle genç yoksullar arasında, partinin demokrasi vurgusu etkili olmaktadır.

Bununla birlikte, CHP’nin bu süreci yönetirken karşılaştığı zorluklar vardır. Yoksul kesimler, geleneksel olarak muhafazakâr partilere yönelmiştir. Bu yönelim, kültürel ve dini faktörlerle açıklanmıştır. CHP, laiklik ilkesini korurken, yoksul kesimlerin inançlarını dikkate alan politikalar geliştirmelidir. Bu denge, partinin iktidar yolundaki geleceğini belirleyecektir.

CHP’nin bu hassas dengeyi kurma çabası, yalnızca ideolojik bir mesele olmaktan çıkıp, toplumsal dokunun karmaşık dinamiklerini anlama ve buna uygun stratejiler geliştirme zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Partinin, laiklik ilkesini taviz vermeden savunurken, yoksul kesimlerin ekonomik kaygılarına ve kültürel hassasiyetlerine hitap eden kapsayıcı bir dil inşa etmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, CHP’nin tarihsel mirasından güç alarak, modern bir sosyal demokrat vizyonla hareket etmesi hem yerel hem de evrensel değerleri harmanlayan bir siyaset anlayışını benimsemesi elzemdir. Ancak bu şekilde, parti, farklı toplumsal kesimler arasında köprüler kurarak, uzun süredir muhafazakâr partilerin hegemonyasında olan yoksul seçmen tabanını yeniden kazanabilir ve sürdürülebilir bir iktidar alternatifi sunabilir.

Dolayısıyla Türkiye’nin siyasi arenasında, AKP sermaye kesimlerinin çıkarlarını temsil eden bir parti olarak konumlanırken bu konum, ekonomik büyüme politikalarıyla pekişmiştir. Öte yandan, CHP orta sınıfın partisi olarak kalmış, ancak iktidar için yoksul kesimleri de kapsaması gerektiğini fark etmiştir. Bu farkındalık, partinin stratejilerini dönüştürmüştür. Yoksul kesimleri kazanma çabaları, sosyal yardım ve yerel yönetim başarılarıyla ilerlemektedir.

CHP’nin bu süreci başarıyla yönetmesi, gelecekte Türkiye’nin siyasi doku ve demokratik dengesini etkileyecektir. CHP, orta sınıf tabanını korurken yoksul kesimlere ulaşmayı başardığında iktidar şansı artacaktır.

Özetle; önümüzdeki dönem, sermaye ile yoksulluk arasındaki mücadelenin tarafların hayatta kalma çabasıyla şekillenecek kritik ve belirleyici bir son raundu temsil edecektir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.