Reha Ruhavioğlu ile söyleşi: Kürtlerde Öcalan ve Demirtaş algısı 

kürtlerde öcalan ve demirtaş algısı

Ruşen Çakır’ın konuğu Kürt Çalışmaları Merkezi Direktörü Reha Ruhavioğlu, Kürtlerde Abdullah Öcalan ve Selahattin Demirtaş algısını değerlendirdi. Ruhavioğlu, Kürt kamuoyunda Demirtaş ve Öcalan arasında bir rekabet değil, rol paylaşımı söz konusu olduğunu söyledi.

Ruşen Çakır’a konuk olan Kürt Çalışmaları Merkezi Direktörü Reha Ruhavioğlu, medyada ve siyaset çevrelerinde sıkça dile getirilen “İmralı–Edirne” ayrımının toplumun gerçek algısını yansıtmadığını vurguladı

“Kürt toplumunda elitlerin kaygı dolu tartışmalarında olduğu gibi bir Öcalan–Demirtaş ikiliği yok. Öcalan da var, Demirtaş da var ve toplum bu iki ismi doğru pozisyonlarda konumlandırıyor. Hiçbir zaman Kürt toplumu Abdullah Öcalan’ın hapisten çıkıp Dem Parti’nin başına geçeceğini düşünmedi. Aynı şekilde Demirtaş’ın da Öcalan’ı aşmak, onun liderliğine soyunmak gibi bir planı olduğunu sanmıyor. Bu iki pozisyon birbirini tamamlayan pozisyonlar.”  

Ruhavioğlu, Öcalan’ın, siyasetin üzerinde etki sahibi, daha çok elitler ve karar vericililer üzerinde gücü olan bir liderken, Demirtaş’ın doğrudan halkla, özellikle gençlerle iletişim kurabilen sivil bir lider olduğunu öne sürdü: 

“Öcalan siyasi elitlerle konuşan, onlar üzerinde etkisi olan bir liderdir. Demirtaş ise doğrudan halkla konuşur. İkisinin çizgisi yöntem olarak farklıdır ama sonuçta Kürt hak ve özgürlükleri konusunda tabanları neredeyse aynıdır. 

“Demirtaş’ın artan popülaritesi meşruiyeti güçlendiriyor”

Ruhavioğlu, Demirtaş’ın artan popülaritesinin Öcalan’a zarar vermediğini, aksine Kürt siyasetinde meşruiyeti güçlendirdiğini belirterek, “Demirtaş sivil bir siyasi lider olarak popülerleştikçe bu, Öcalan’a da pozitif yansır. Çünkü taban ortak, mücadele ortak, hedef ortak. Bu nedenle İmralı–Edirne ikiliği yapay bir ayrımdır” diye konuştu.

Demirtaş’ın yükselişinin Kürt siyasetinin bütününe dinamizm kattığını savunan Ruhavioğlu, “Kürt siyasetinde çok fazla Demirtaş’ın olması, toplamda Kürt siyasetinin popüleritesini artırır. Belki de Öcalan’a giden yolların daha yumuşak geçilmesini sağlar” dedi.

Ruhavioğlu, iki liderin etki alanlarını şöyle ayırdı:

“Öcalan, siyasetin üzerinde güç sahibi olan, Kürt hareketinin tüm ayaklarında etkisi bulunan ama doğrudan halkla konuşmayan bir liderdir. Demirtaş ise Türkiye sathında sivil siyasetin inşa ettiği bir liderdir. Halkın gözünde samimi, anlaşılır ve ulaşılabilir biri.”

Bu farkın rekabet yaratmadığını, birbirini tamamlayan bir ilişki olduğunu vurgulayan Ruhavioğlu, “Birinin gücü diğerinin zayıflığı anlamına gelmez. Tam tersine, birbirlerinin varlığı toplamda daha büyük bir enerji yaratıyor” dedi.  

Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Merhaba iyi günler. Çözüm sürecinin geldiği aşama ile ilgili değerlendirmelerimize devam ediyoruz. Diyarbakır’a bağlanarak, Kürt Çalışmaları Merkezi Direktörü Reha Ruhavioglu’yla konuşuyoruz. Reha merhaba.

Reha Ruhavioğlu: Merhaba Ruşen Bey, iyi yayınlar.  

Devlet Bahçeli’nin Öcalan’a sahip çıktığına çok tanık olmuştuk.  Ama bugün çok vurgulu bir şekilde Selahattin Demirtaş’a da sahip çıktığını gördük. Bu seni şaşırttı mı?

Ruhavioğlu: Pek şaşırtmadı aslında. Çünkü özellikle Demirtaş’la ilgili AİHM kararı çıktığından bu yana, MHP’nin tutumunun o AİHM kararına itiraz etmemek olduğunu biliyorduk. Kamuoyunun büyük bir kısmı, hükümetin son güne kadar o itirazı yapmamasından dolayı, hükümetin, MHP’nin tutumuna uyacağı şeklinde bir beklentiye girdi. Ama buradaki esas problem, hükümetin son gün o itirazı yapmış olması. Aslında Bahçeli açıktan böyle söylemese bile, biz, MHP cenahının Demirtaş’ın tahliyesini beklediğini ve buna olumlu bir kapı açtığını biliyorduk. Bu konuda hükümetle, AK Parti ile ya da Erdoğan ile Bahçeli, Erdoğan ile MHP arasında bir makas açıklığı olduğunu da bilenler biliyor. Buradaki kastım şu: O açıklık ya da o anlaşmazlık, üç ay taşınabilir bir anlaşmazlık. Ancak bundan sonra üç ay daha taşınabilir mi, ondan emin değilim. Çünkü Devlet Bahçeli, daha önce MHP’nin kulislerde bilinen tutumunu bu sefer güçlü bir şekilde tekrarlamış oldu. Yanlış hatırlamıyorsam 2 Mart günüydü, Selahattin Demirtaş, bir gün öncesinde Bahçeli, Erdoğan ve Öcalan’a uzun ömürler dileyen bir yazı yazmıştı ve Devlet Bahçeli o gün Selahattin Demirtaş’ı ya da avukatını aramıştı. 2 Mart 2025 gününden bahsediyorum. O gün bir yerde bir çalıştaydaydık ve o mesele gelince “Demirtaş’ın hapisten çıkmasıyla, özgürlüğüne kavuşmasıyla ilgili geri sayımın başladığını varsayabiliriz” dediğimi hatırlıyorum.  Ben uzadığını düşünüyorum. Mart’tan itibaren, Devlet Bahçeli’nin, Selahattin Demirtaş’ın tahliyesiyle ilgili kanaatinin pozitif olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, Mart’tan Kasım’a, yani yaklaşık 7 ay ötelenmiş bir şeyden bahsediyoruz aslında. O sebeple, geç kaldığını düşünmüyorum. Bilakis geciktirilmiş bir meseleye daha güçlü bir müdahale olarak algılıyorum. O nedenle, Demirtaş’ın tahliyesi dünden ya da 1-2 ay öncesinden daha güçlü bir ihtimal gibi görünüyor.

Tabii burada esas karar verici olan kişinin Erdoğan olduğu muhakkak. Bahçeli’nin hem grup konuşmasındaki bu son çıkışı hem de sonra gazetecilerin sorularını cevaplandırırken çok vurgulu bir şekilde Demirtaş’ın tahliyesini istemesi, bir anlamda Erdoğan’ı zorlamak olarak okunabilir.

Ruhavioğlu: Ben öyle okuyorum. Erdoğan’ın Demirtaş’ın tahliyesine tamamen karşı olduğunu düşünmüyorum. Erdoğan, sürecin bir yerinde Demirtaş’ın tahliye edilmesi gerektiğini, bunun olacağını ve bunu kendisinin yapmak zorunda olduğunu da biliyor.  Benden önce Mümtaz’er Türköne ile yayın yaptınız. O da kabaca “Eğer Türkiye’de bir süreç yürütüyorsanız, AİHM kararlarına rağmen Selahattin Demirtaş’ı tahliye etmeyip, Öcalan’a umut hakkı tanımanın, sürecin gidişatı bakımından toplumla yanlış biçimde konuşmak olduğunu bilirsiniz” diyordu. Fakat ben Erdoğan’ın bunu geciktirebildiği kadar geciktirmek şeklinde bir siyaset yürüttüğünü, çünkü Kürt tarafının taleplerini mümkün olduğunca sınırlandırmak ve o adımları birden fazla parçaya bölerek yavaş yavaş ilerlemek, bir çeşit ayak sürümek, sürüncemede bırakmak gibi bir tutumu olduğunu düşünüyorum. Diyeli ki Demirtaş bu süreç kapsamında 1 yıl önce tahliye olacaktı, 1 yıl sonra tahliye olsun. Ama Erdoğan nihayetinde bu tahliyenin geleceğini biliyordu ve gördüğüm kadarıyla Bahçeli, “Artık bu tahliyenin zamanıdır, bunu daha fazla geciktirme” diyor. En azından benim kişisel okumam böyle. Dolayısıyla önümüzdeki birkaç gün çok kritik olacak. Yani biz Demirtaş’ın tahliyesini aylarca konuşmayacağız. Önümüzdeki üç beş gün içinde bu tahliyeyle ilgili pozitif ya da negatif bir karar verilecek, bunun etkilerini konuşacağız. Ben pozitif bir karar verilme ihtimalinin çok güçlü olduğunu düşünen tarafta yer alıyorum. 

Bugün Bahçeli’nin konuşmasında dikkat çekici bir husus var. Bahçeli, Öcalan’la Demirtaş arasında sorun olmadığını, birilerinin sorun çıkartmak istediğini söyledi ve bunu bir tür, süreci engelleme çabası olarak tanımladı. Siz Kürt Çalışmaları Merkezi olarak araştırmalar yapıyorsunuz, kardeş kuruluşlar da benzer çalışmalar yapıyor, bazen birlikte de yapıyorsunuz bu çalışmaları. Kürtlerdeki Demirtaş ve Öcalan algıları üzerine, özel olarak da Kürt gençlerindeki algı üzerine çok çalışma yaptığınızı da biliyorum. Buradaki denge nasıl bir denge?  Bahçeli ikisi arasında ayrım gözetmiyor ama ikisi arasında bir ayrım, bir çatışma olduğunu söyleyen, hatta Demirtaş’ı hapisten Öcalan’ın çıkartmadığını söyleyenler bile var. Kürt kamuoyunda Öcalan-Demirtaş ilişkisi nasıl yaşanıyor?  

Ruhavioğlu: Öcalan-Demirtaş ilişkisinin, en doğru olarak Öcalan ve Demirtaş’ın birbirleriyle güçlü iletişim kurdukları zaman anlaşılacağını biliyoruz. Bu netleşmediği sürece, anlatılardan, menkıbelerden, kulislerden öteye yorum yapmak çok zor olacak. Bu, işin bir tarafı. Diğer taraftan, Kürt kamuoyu ya da Türkiye kamuoyu için, Demirtaş’la ilgili algıları ölçmek ve çalışmakla, Öcalan hakkındaki algıları ve yaklaşımları çalışmak aynı ölçüde mümkün değil. Bir kere Öcalan, devlet nezdinde bir silahlı örgütün lideri olarak konumlanıyor. Siz birisine Öcalan’ın itibarını sorduğunuzda size güvenip cevap vermesi lazım. O sebeple, bu tarz riskli olabilecek ya da muhatabın cevap vermekten çekineceği durumları doğrudan anket yoluyla ölçmemeyi tercih ediyoruz. Ama elbette ki daha nitel, daha dolaylı yöntemlerle ölçüyoruz. Bu uzun metodolojik girizgahtan sonra şunu söyleyebilirim: Kürt toplumunda, elitlerin kaygı dolu tartışmalarında olduğu gibi bir Öcalan-Demirtaş ikiliği yok. Öcalan da var, Demirtaş da var ve toplum, bu iki ismi doğru pozisyonlarda konumlandırıyor. Bazı siyasi çevrelerin, başka faktörlerin devreye girerek, Bahçeli’nin kastettiği kimlerse, ikilik yaratmak gibi bir derdi olanların ötesinde, toplum, bu insanları doğru konumlandırıyor. 

Peki bu konumlar nedir? Kürt toplumu hiçbir zaman, Abdullah Öcalan’ın hapisten çıkıp DEM Parti’nin başında bir genel başkan olacağını öngörmüyor. Yani Demirtaş’la bir rekabet ilişkisi içinde olmayacağını düşünüyor. Aynı şekilde, Demirtaş’ın da Öcalan’ı aşmak, Öcalan dahil bütün örgütün liderliğine soyunmak gibi bir planının olmadığını da, böyle bir şeyin gerçekçi olmadığını da biliyor. Kesişim noktaları olmakla birlikte, birbirleri arasındaki ilişkinin farklı pozisyonlar olduğunu biliyor. Öcalan, siyasetin üzerinde güç sahibi olan ve Öcalan çizgisindeki Kürt hareketinin bütün ayaklarında etki gücü olan, ancak elitler, yöneticiler ve aktörler üzerinde etki gücü olan bir lider.  Ama Selahattin Demirtaş, Türkiye sathında sivil siyasetin çok özgün koşullar içinde yarattığı ve kendi kendini inşa eden bir sivil lider. Dolayısıyla ikisinin çizgisi birbiriyle çelişmiyor. Selahattin Demirtaş ile Öcalan’ın çizgileri yöntem olarak farklı olabilir, ama sonuç olarak Kürt hak ve hürriyetleri bağlamında ikisinin tabanları neredeyse aynı taban.  Toplumsal tabanlar birbiriyle fazlaca örtüşüyor. 

Selahattin Demirtaş sivil bir siyasi lider olarak popülerleştikçe, bunun mutlaka Öcalan’ın algılanmasına pozitif etkileri olacaktır. Öcalan’ın, pozisyonu itibarıyla Kürt toplumuyla da Türkiye kamuoyuyla da doğrudan konuşmak gibi bir durumu söz konusu değil ya da daha rasyonel seçenek bu değil. Öcalan, daha siyasi elitlerle konuşabilen, onlar üzerinde etkisi veya gücü olabilen biri. Ama Selahattin Demirtaş, her iki toplumla konuşabilen bir isim. Dolayısıyla, popülarite açısından da oy bakımından da bir siyasi güç olduğunu söyleyebiliriz. Ben bu bağlamda, İmralı-Edirne ikiliklerinin yapay ikilikler olduğunu ve bu iki insanın, birbirlerine rakip değil, birbirlerini destekleyen pozisyonlar olduklarını, tabiatı ve yapısı gereği de rakip pozisyonda olamayacaklarını düşünüyorum. 

Biliyorsunuz bizim, Demirtaş’ın bu popülaritesini ve trendini anlamaya dönük bir araştırmamız da bu şekilde tartışılmış ve “Neden Demirtaş popülerleştiriliyor?” denmişti. Kürt siyasetinde Demirtaş’ın çok fazla olması, totalde Kürt siyasetinin popülaritesini ve belki de Öcalan’a giden yolların daha yumuşak geçilmesini sağlayacak bir şey olabilir. Demirtaş ne kadar popüler olursa olsun, ne Suriye’de SDG üzerinde bir siyasi yaptırım gücü var ne de Kandil’de PKK üzerinde bir askeri gücü var. Bu insanların güç ve popülaritelerinin alanlarının hatırı sayılır bir parçasının özgün ve ayrı olduğunu, ancak, kesişim alanlarının da çok güçlü olduğunu, birinin diğerini desteklemesinin totalde büyük bir enerji ortaya çıkaracağını bilmek lazım. Bu soru vesilesiyle bununla ilgili kanaatimi paylaşmış olmaktan da memnuniyet duyuyorum. Çünkü bu mesele çok fazla tartışılan ve gördüğüm kadarıyla yanlış tartışılan bir mesele. 

Ben de bir süredir, özellikle Selahattin Demirtaş’ın, Öcalan’a rağmen, hatta Öcalan’a karşı bir şey yapmadığını anlatmaya çalışıyorum. İnsanlar bana çok kızıyorlar. Çünkü birçok insanın ‘’Demirtaş iyi, Öcalan kötü gibi bir algısı var. Bir de, sürece karşı çıkmanın bir yolu olarak “Öcalan’la olmaz Demirtaş’la olur” gibi, ikisini birbirinin alternatifi gören bir yaklaşım var. Bununla çok alâkalı bir diğer husus, Komisyon’dan bir heyetin İmralı’ya gitmesi meselesi. Öcalan istiyor, DEM Parti istiyor, MHP istiyor. Bahçeli bugün tekrar söyledi. Şimdi en son Erdoğan da kabul etti gibi bir hava yayıldı ama Bahçeli’nin bugün tekrar söylemesi, orada hâlâ bir sorun olduğunu gösteriyor.  Mümtaz’er Türköne’yle konuşurken bunu da sordum kendisine. Burada en önemli husus, görüşmenin içeriğinden çok, görüşmenin yapılacak olması herhalde. Meclis’te, milletin seçtiği farklı partilerden vekillerin, Öcalan’a gidip, onu muhatap almaları, ona bir meşruiyet vermeleri; hem devletin hem milletin meşruiyeti.  Aslında bu tarihi anlamda çok sembolik bir şey olacak. Tabii ilginç olan, buna en çok itiraz edeceği varsayılan partinin, bunu en çok savunan olması. Bahçeli bugün açık açık “Bizim partimizden vekiller olacak” dedi.  

Ruhavioğlu: Bahçeli’nin son bir yıldır süreç bağlamında yürüttüğü siyaset nedeniyle buna karşı çıkmasını beklemeyiz. Hatta bu işin lokomotifi olduğunu biliyoruz. Ancak bu meselenin sembolik değeri çok önemli ve geride bırakacağı kavşak çok hayati bir kavşak. Öcalan’ı, Türkiye toplumu nezdinde daha resmî ve açık şekilde muhatap almak, süreçteki rolünü güçlendirmek, ama aynı zamanda, kendisini Türkiye toplumunun gözündeki konumlandırmasını da değiştirmek gibi bir murat içerecek. Dolayısıyla, S-stratejik olarak hem Öcalan’a hem de sürece büyük faydalar olacak bir şeyden bahsediyoruz. Ancak aynı zamanda siyasi riski yüksek bir şeyden de bahsediyoruz. Benim gördüğüm kadarıyla AK Parti esas olarak CHP’nin bu konudaki tutumunu yokluyor. CHP de esas olarak İYİ Parti ve Zafer Partisi gibi partilerin ne yapacağını tahmin etmeye çalışıyor. Bu öyle bir mesele ki, ortada bir yük var ve bunun başka birisine faydası olmaması için, birilerinin bu yükten kaçarak kârlı çıkmaması için, herkesin aynı anda bu yükü taşıması gerekiyor. Kanaatimce, CHP bu konuda açık bir irade göstermeden, AK Parti’nin böyle bir konuya girmesi zor olur. Çünkü böyle bir durumda, örneğin İmralı’ya gidişten rahatsız olan AK Parti tabanının kaçacağı bir yer olacak. Mesela Komisyon’un kendisi de böyleydi. Hatta çıkacak Silahsızlanma Yasası’nın kendisi de böyle. Bu tarz, toplum nezdinde netameli ama süreç bakımından hayati önemi olan adımlar atılırken, herkesin aynı anda dahil olması gerekiyor ki, kimse dahil olanları kınayarak onların tabanını kendisine çekemesin. AK Parti Silahsızlanma Yasası’nı CHP olmaksızın çıkaramaz. CHP olmaksızın İmralı’ya gitmek gibi bir karar almak, AK Parti açısından stratejik olarak mantıklı değil. Bazen ‘’Komisyon’da CHP’siz 3/2 bir çoğunluk olur ve gidilir’’ gibi yorumlar görüyorum. Ama böyle bir durumda da herkesin çekindiği şey neyse, onu yapanlar var ve yapmayan bir CHP olacak. Bu durumda, CHP süreçten rahatsız olanların kaçabileceği bir yer olacak. CHP ise kendisi buna dahil olur ve giderse, ‘’acaba İYİ Parti ve Zafer Partisi, gidenlerin tamamının karşısında nasıl bir pozisyon alır, bu pozisyonu ne kadar güçlü savunabilir ve sıçrama yapabilirler?’’ kaygısı taşıyor. Yoksa CHP’nin kurumsal olarak İmralı’ya gitmenin gerekliliğiyle ilgili bir belirsizliği, bir netlik sorunu olduğunu düşünmüyorum. CHP İmralı’ya neden gidilmesi gerektiğini ve gidilmesinin gerekli olduğunu da biliyor. Çünkü bu illa süreçte stratejik bir sonuç yaratmak zorunda olmayabilir. Bu, süreci daha hızlı ve stratejik olarak daha sağlıklı yürütmek için, muhatabın bir beklentisi de olabilir. Ancak bunun herkesin birlikte kaldırdığı bir yük olması gerekiyor ki kimsenin üzerine devrilmesin, bu netameli mesele. 

O sebeple ben, İmralı’ya gitme meselesinin biraz CHP’yi ikna etmeye kalacağını düşünüyorum. Ya da başka formüller aramak zorunda kalırlar. Ancak, CHP’nin onay vermediği, CHP’den herhangi bir kimsenin yer almadığı bir heyetin, İmralı’ya gitmesi biraz zor görünüyor. CHP’nin de kendi içinde buna bir karar vermesi gerekiyor. Bunun toplumda nasıl algılanacağı bir mesele. Ama bu algıyı nasıl yöneteceğiniz de siyasi bir mesele. MHP nasıl ki kendi tabanının tam zıttı bir biçimde, İmralı’ya gidilmesi gerekliliğini savunuyor, kararlılıkla buraya doğru gidiyor ve giderken de anlamlı bir oy ve destek kaybı yaşamıyorsa, Türkiye toplumuna bunu bir ihtiyaç, bir gereklilik olarak anlatabiliyorsa, CHP’nin de bu stratejik müdahaleyi yapabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla İmralı’ya gidilmeli, insanlar muhatapla ne konuşacaklarsa konuşmalılar ve dönüp Türkiye’ye “Biz gittik, görüştük, şöyle bir manzara gördük” gibi bir şey söylemeliler. Ondan sonra süreç hızlanmaya başlayacak. Gördüğüm kadarıyla Komisyon’un son dinlemesinin, Öcalan olma ihtimali çok yüksek. Sonra da muhtemelen örgütün silah bıraktığına dair teyit mekanizması biraz daha işleyerek, yasal sürece geçilecek. Bu adımların gecikmemesi Türkiye’nin hayrına olacak bir süreç ve bu süreci hızlandırmak da bazı siyasi riskler almak ve bu riski kendi toplumuna anlatabilmekten geçtiği kanaatindeyim. Bunun hayati bir sonuçları olmasa bile, sembolik ve stratejik olarak çok yüksek anlamı olduğu için bu kavşaktan geçmemiz gerekiyor ve buna bir çözüm bulunması gerektiğini düşünüyorum.  

Ben en son Diyarbakır’da bir toplantıya gitmiştim, o toplantıyı sen de izlemiştin. Orada da böyle birtakım sesler çıkmıştı, Öcalan’ı, PKK’yı ve DEM Parti’yi, bir anlamda Kürtleri satmakla suçlayan bir eğilim de var biliyorsun. Daha çok yurt dışında var ama Türkiye’de de var.  O tür eleştirilerde bir yoğunlaşma ya da azalma gözlüyor musun?  Yoksa ‘’Öcalan Kürtleri satıyor’’ meselesi kapanıyor mu? 

Ruhavioğlu: Selahattin Demirtaş’ın T24‘e son yazdığı yazı vesilesiyle bu eleştiriler çok fazla yükseldi. Selahattin Demirtaş da o eleştirilere cevaben “Ben bir kar küreme makinesi işlevi gördüm, yani bir yol açtım.  Siz bu yolu açma biçimini beğenmeyebilirsiniz, ama sonuçta bu yoldan da siz yürüyeceksiniz. Siz o yoldan yürümenize bakın” minvalinde bir açıklama yaptı. O, bu eleştirilerin yoğunlaşmasıyla alâkalı bir şeydi. Bu eleştirilerin Türkiye dışından yapıldığını ve bu insanların Türkiye dışında bulunmalarının çok haklı ve çok meşru gerekçeleri olduğunu da düşünüyorum. Sonuçta bu insanlar Türkiye’de rahatça kendilerini ifade edemedikleri için sürgün hayatı yaşıyorlar. Yani keyfi bir biçimde yurt dışına gitmiş değiller. Oradaki sıkıntıyı da görmek lazım. Fakat yine de, Türkiye dışında olmanın şöyle bir kolaylığı var: Türkiye’deki koşullarla sınırlı hareket etmek, Türkiye’deki sosyolojiye değmek zorunluluğunu gözetmek zorunda değilsiniz. 

Kürtler Erbil’de bir bağımsızlık referandumu yaptı ama bağımsızlık elde edemediler. Bunu neden elde edemediler? Bugün neden Irak’la daha iyi ilişkiler kurmaya çalışıyorlar? Suriye’deki Kürtler federasyon talep etmiyorlar. Bu, federasyonu sevmedikleri için değil, federasyondan daha küçük bir şeye razı geliyorlar. Her iki ülkede de buna razı gelmelerinin sebebi güç asimetrisi ve koşulların imkân verdiği maksimum siyaseti yapmak. Türkiye’de de bir güç asimetrisi var ve koşullar bunu yapmaya müsait. Hem Türkiye hem Kürt sosyolojisi büyük ölçüde değişti ve dönüştü.  Kabul edelim etmeyelim, sevelim sevmeyelim, bu bizi memnun etsin etmesin, Türkiye’deki Kürt toplumu Türkiyelileşti. Bunun 80 yılını asimilasyonun etkisi olarak kabul edelim, son 20-30 yılını modernleşme ve kentleşmenin dönüşümünün sonucu kabul edelim. Ama bugün, Türkiyeli bir Kürt toplumu var ve bir entegrasyon istiyorlar. Bu entegrasyonda, kendi toplumsal kolektif haklarının tanınması, anadili gibi, kayyumların gitmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, siyasete katılım haklarının özgürce kullanılması gibi talepleri var. Talepler bunlarla sınırlı. Son 40 yıl, silahlı ve sivil mücadele bir sürü aşamadan geçti ve geldiğimiz noktada böyle bir aşamadayız. İnsanlar mümkün olanın en iyisini elde etmeye çalışıyorlar. Bugün Türkiye’de mümkün olanın en iyisi, Kürt toplumunun kendisini eşit hissederek Türkiye’ye entegre olma hikâyesi. Bunun ötesinde bir şey elde etmek mümkün mü? Tamam, konuşulsun, eleştirilsin, ama bunu yapmayarak mümkün müydü? İki yıl önce böyle bir şey mümkün müydü de elde edilmiyordu?  Değildi, bunun imkânları çeşitli yöntemlerle denendi. Bu arada toplumlar, halklar, çeşitli acılar ve sıkıntılar çektiler. Herkes pozisyonlarını gözden geçirip başka bir formatla yeniden barışmanın yolunu deniyor.  

O sebeple ben, Demirtaş’ın son yazısı ve yazısı vesilesiyle yaptığı açıklamayı güçlü bir liderlik örneği olarak görüyorum. Çünkü güçlü liderler böyle inisiyatifler alabilirler. Kendi tabanlarından ve toplumlarından da reaksiyon almayı göze alan, ama aynı zamanda orada bir şeylerin değiştiğini, dönüşmekte olduğunu gösteren ve orayı da dönüştürmeye çalışan bir çaba bu. Bu bir liderlik performansı. Siz bu liderlik performansını beğenmeyebilirsiniz, ama bu aynı zamanda, kişinin lider olduğunun da teyidi anlamına geliyor. Selahattin Demirtaş’ın bu kadar çok eleştirilmesinin sebeplerinden bir tanesi bu çıkış. Ama gördüğüm kadarıyla Türkiye ve Kürtlerin sosyolojisinde en uygun söylemi ve en uygun siyaseti de bu insanlar yapıyorlar. Türkiye dışında ya da Türkiye içinde olsun, daha maksimalist taleplerle masaya gelen ve belki bundan 10-20-30 yıl öncesinin jargonu ve kavram setiyle düşünen, konuşan ve talepte bulunan insanlar, bunu gerçekleştirme kudretine sahip değiller. Bunu gerçekleştirme kabiliyetine, potansiyeline ve imkânına sahip olanlar, ancak bu koşullar içinde yapabiliyorlar ve toplumların dönüşümünü gözeterek ortaklık gözetiyorlar. Yani Türkiye’de Kürtlerle Türkler arasında bir ortaklık, Suriye’de bir ortalık ve Irak’ta bölgesel bir ortaklıkla, kendilerinin ve Türkiye toplumunun ve Türklerin çıkarlarının ortaklaşacağı bir mekanizmayı hayata geçirmeye çalışıyorlar. Selahattin Demirtaş’ın o yazısındaki çok minör gibi görünen, detaya ve teferruata odaklanmış görünen hikâye aslında üç ülkedeki büyük bağlamın imkânını da bize gösteren yol. O sebeple o eleştiriler devam edecek. Ancak o eleştirilerin de özgürce yapılabilmesinin ortamını, bugün yürüyen süreç mümkün kılacak gibi görünüyor.

Çok teşekkürler Reha, yayına katıldığın için. Evet, Kürt Çalışmaları Merkezi Direktörü Reha Ruhavioğlu ile, Kürt kamuoyunda Öcalan ve Demirtaş algısını konuştuk. Kendisine teşekkürler, sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler. 

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.